Arama: Detaylı

Ana Sayfa » Haber Arşivi »» Büyük güçlerin mücadele sahası:Kafkaslar

:>> Büyük güçlerin mücadele sahası:Kafkaslar

Büyük güçlerin mücadele sahası:Kafkaslar

Soğuk Savaş'ın sona ermesi Batı Bloku'nun Türkiye'ye bakışını ve gereksinim
düzeyini değiştirmiştir.





Türkiye de çevresindeki yeni oluşumlarla kendisinibir bakıma daha güvende
hissederek komşularına ve varlığını keşfettiği dışarıdaki soydaşlarına,
duygusallık ve realitenin karıştığı başka gözlerle bakmaya başladı. Her şeyden
önce, tepesinde bir Sovyetler Birliği tehdidi kalmamıştı. Soydaşlarına eziyet
eden, sırtını Sovyetler Birliği'ne dayamış Bulgarlara bile gerekli tepkiyi
koyamamışken şimdi bu tür durumlarda daha çok refleks gösterebileceği
düşünülebilirdi. Çevresinde birden ortaya çıkan bir Türk dünyası ve bu dünyanın
Türkiye'den maddi, manevi beklentileri vardı. Türkiye, yeni ufuklar açacağını
düşündüğü bu yeni dünyaya büyük laf ve rüyalarla bir an yöneldiyse de sonradan
hızı kesildi. Yeni Türk Cumhuriyetlerine en güçlü diplomatik kadroları
gönderebilecek, bu yeni dünyanın halkının özelliklerini öğrenebilecek, bilgi
toplayabilecekken ortam ve kararlı bir kadronun eksikliği buna izin vermedi.
Türkiye'nin yerine,ABD, Türk Cumhuriyetleri'ne 1990'ların başında yüzlerce
"Barış Gönüllüsü" göndererek buradaki ekonomik, kültürel, sosyolojik altyapı
hakkında bütün bilgileri toplayıp CIA ve Dış İşleri bilgisayarına depoladı.
Bununla da kalmadı. Bunları son 10 yılda hızla değerlendirmeye başladı. Şimdi de
iktidarları değiştirerek ve üsler kurarak bölgeye hızla yerleşiyor.






BÜYÜK GÜÇLERİN MÜCADELE SAHASI: KAFKASLAR

Ancak, Türkiye ne yazık ki Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
Teşkilatı (TİKA), Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) gibi ekonomik kalkınma ve
girişimleri destekleme çizgisinde çok yararlı olabilecek kuruluşları etkin bir
şekilde kullanamadığı için, yeni bir dünya yaratma yolunda akılcı bir seçenek
olabilecek Orta Asya'da artık Türkiye'nin adı etkin aktörler arasında geçmiyor.
Arada Ermenistan, İran gibi Türkiye'nin Avrasya coğrafyasında güçlenmesini
istemeyen ülkelerin bulunmasından dolayı Türkiye bölgeyle fiziki ilişkilerini
tam olarak sağlayamadı. Türkiye, özellikle Azerbaycan-Ermenistan Savaşı'na
müdahale etmeyerek bağlantı kurulmasını sağlayacak bir koridor açma fırsatını
kaçırdı. Bu durumda Türkiye'nin, belki de bu coğrafyaya tekrar hitap edecek
yaklaşımlar için soğukkanlılıkla tekrar düşünüp, daha gerçekçi şekilde tekrar
harekete geçmesi gerekiyor. Bu bakımdan en önemli davranış ve siyaset, önce
yakın çevresindeki yaşam alanları olan Balkanlar ve Kafkasya'da gücünü artırması
olacaktır. Bu bakımdan yakında faaliyete geçecek olan, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol
Boru Hattı ve 2008 yılı sonunda bitirilmesi planlanan Kars-Ahalkalaki-Tiflis-Bakü
Demiryolu projesiyle dolaylı yollardan da olsa Azerbaycan ile daha güçlü
ilişkilere girilirken, Türkiye'ye düşmanlığının dozunu sürekli arttıran
Ermenistan'ı da izole edebilecektir. Bu tür politikaların sürekliliği bölgede
Türkiye'yi küçük ama sağlam adımlarla güçlendirecek ve etkinliğini daha gerçekçi
yaklaşımlarla arttıracaktır.



Türkiye, ilk olarak Rusya ve ABD'nin mücadele alanı olan Balkanlar ve özellikle
Kafkaslar'daki politikalarını gözden geçirmelidir. En azından bölgedeki
varlığını sağlama almalıdır. Ancak bugünkü hükümetin siyasal yaklaşımları ve
konuya olan ilgisizliği yakın gelecekte bu coğrafyada da esamimizin
okunmayacağının habercisidir. Ermenistan'a Rus Ordusu'nun giderek yerleşmesi,
Gürcistan'dan Ermenistan'a bir kısmı sofistike ciddi miktarda silah getirmiş
olması ve bu silahların bir kısmının Ruslar tarafından Ermenilere devredilmiş
olması hususunda ne düşünüldüğü Başbakan Erdoğan'a sorulduğunda, "Bu konu
Rusların tasarrufudur" cevabını vermesi üzerinde durulması gereken bir olgudur.
Söz konusu yaklaşım Türkiye'nin bölgeye olan ilgisizliğinin en açık
göstergesidir.



Dış İşleri Bakanlığı'nın on yıl önce Türkiye'nin yakın çevresi için hedeflediği
"Balkanlar, Kafkaslar, Karadeniz çevresi ve Doğu Akdeniz'de denge ve istikrar
yerleştirme" politikasının Türkiye için hassasiyetle sürdürülmesi gereken bir
nirengi noktası olması gerekir. Böyle bir politika sonucu kazanılacak güçlü
konum Türkiye'nin AB ve ABD nezdinde önemini artıracağı gibi, bu ülkeler
tarafından yapılan baskıları da azaltacaktır. Ancak bunun, bugünkü, rüzgar gülü
gibi durmadan dönen dış politika anlayışıyla gerçekleşmeyeceği de bir gerçektir.




KAFKASLAR'DAKİ TÜRKİYE

Türkiye'nin Kafkaslar'daki, 1992'de KEİ ile başlayan ve bundan sonra 1995'te
Bişkek'te devam eden, bölgenin kalkınmasında etkin rol alma ve siyasal bir
birliğe adım olabilecek girişimleri her seferinde Rusya'nın etkisiyle kırıldı.
Rusya faktörü, bölgedeki ülkelerin Türkiye ile ciddi, siyasal, ekonomik
birlikteliklerini yaratabilecek oluşumları engelledi. Burada eski Sovyet
yöneticilerinin bu ülkelerde iş başında olmalarının etkisinin de göz ardı
edilemez bir olgu olması önemlidir. Yine Kafkaslar ve Orta Asya'da deneyimi
bulunmayan ABD'nin 1990'ların başında Türkiye'yi bu bölgeye nüfuz edebilmek
için, özellikle İran İslam Cumhuriyeti ve Rusya'ya karşı kullanmış olması, bu
yeni Cumhuriyetlerin hala belli ölçülerde eski anlayışı devam ettiren
yöneticilerinde Türkiye'ye karşı hep bir şüphecilik ve yeni bir "Ağabey"
kompleksinin belirtilerini de içeren tepkiler yarattı. Sonradan bölgede
Türkiye'siz hareket edebilecek potansiyel ve taban bulan ABD, Kafkaslar ve Orta
Asya'da ciddi atılımlar yapıp, sağlam edinimlere kavuştu.



Önce Türkiye'nin Orta Asya'daki aktörlerden biri olması giderek engellendi ve
şimdilerde Kafkaslar, Rusya ve ABD'nin ciddi bir siyasi manevra alanı haline
geldi. Ancak şimdiki hükümetin Kafkaslar'a çok önem vermeyen politikalarına
karşın Türkiye'nin, kültürel, etnik, dini, ekonomik, tarihi ve askeri ilgi ve
dolayısıyla yaşam alanı olan Kafkaslar ve özellikle Azerbaycan her durumda şu
veya bu şekilde bölgede Türkiye'nin ciddi bir aktör olmasını arzulayacaktır. Bu
nedenle, Türkiye'nin bugüne kadar birçok bölgede sürdürdüğü yanlış politikaları
burada kesinlikle tekrarlamaması gerekir. Bu bağlamda, Ermenistan'a kesinlikle
ve AB'ye aldırmadan tavır konulmalı, Ermenistan sınırının açılmasına izin
verilmemeli, öte yandan başlamış olan İstanbul-Erivan uçak seferleri de
durdurulmalıdır. Her durumda ve kararlılıkla Türkiye'nin Karabağ sorununda
Bakü'nün yanında olduğu gösterilmelidir. Türkiye, İran'ın Hazar Denizi'nde
karasuları konusunda Azerbaycan'ı zorladığında nasıl kararlı bir şekilde
Azerbaycan'ın yanında yer aldıysa, her konuda Azerbaycan ile birlikte olduğunu
bölge ülkelerine karşı göstermesi gerekir.



KAFKASLAR'DAKİ SİYASAL- ASKERİ GELİŞMELER

Kırgızistan ve Özbekistan'daki son siyasal gelişmeler Kafkaslar ve Orta Asya'da
ciddi gelişmelerin oluşabileceğinin işaretidir. Bu arada gözlemlenen en ciddi
gelişme Amerikan üslerinin Hazar'ın her iki tarafında da çoğaldığıdır. ABD'nin
üst düzey yöneticilerinin son aylarda özellikle Azerbaycan'a olan ziyaretlerini
sıklaştırmaları, Gürcistan'dan sonra Azerbaycan'ın da giderek ABD eksenine
kayacağını gösteriyor. Bu eğilim beklenen Kasım 2005 seçimlerine kadar kendini
artarak belli edecek.



Yine özellikle bu günlerde, ABD'nin Özbekistan'da kapatmaya zorlandığı Khanabad
Askeri Havaalanı'nındaki F-15 ve F-16 uçaklarının Azerbaycan'da tesis edilecek
bir üsse nakli gündemde. Bütün bu gelişmelerden ötürü ABD'nin bölgedeki artan
etkinliğinden rahatsız olan Rusya'nın Orta Asya'da istikrarı tehdit eden
unsurlara karşı acil müdahale gücü oluşturulmasını önermesi ve İran'ın buna
olumlu yaklaştığı haberleri de ilginç gelişmeler. Bunlara paralel olarak da
İran'ın, bölgede bir ABD askeri gücü oluşmasını engellemek için 16 Mayıs 2005'te
Azerbaycan ile imzaladığı söylenen, üçüncü ülkelere üs verilmemesini öngören
anlaşma da önemli bir gelişme. 2003 sonunda Bakü'ye açık bir mesaj vermek
isteyen İran İran Azerbaycan'ında askeri manevralar yapmıştı.



Bundaki amaç, ABD'nin nükleer ve balistik füze geliştirme programları
bahanesiyle Azerbaycan üzerinden gelebilecek bir saldırısına karşı hazırlıklı
olduğunu göstermekti. Kafkaslar'da son zamanlarda tedirginliği giderek artan
İran ve Rusya'nın bu güç denemelerine paralel olarak da ABD'nin bölgedeki
etkinlik arayışları arttı ve Gürcistan'dan çekilen Rus güçlerinin Ermenistan'a
yerleşmesi, Azerbaycan'da ABD'ye yakınlaşma gereğini doğurdu. Bu yakınlaşmanın
bir diğer nedeninin, terör ve askeri açılardan Ermeni tehdidi altında olabilecek
Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattını koruma amacı olduğu da söylenebilir.
Yine, ABD'nin 100 milyon dolara Hazar Denizi'nde Azerbaycan ve Kazakistan'a
kurmayı taahhüt ettiği, deniz

gözetleme, kontrol ve acil müdahale yeteneğinin Rus-İran karşıtı bir güvenlik
bloğu ve İran'a karşı başlatılacak bir harekatın habercisi olabilirliği de bir
Rus-İran işbirliğinin nedeni olarak ortaya çıkmaktadır. Her şeye karşın yılmayan
İran'ın Azerbaycan ile yakınlaşma çabaları ve hatta olası gizli bir askeri
işbirliği teklifi de ABD'yi Hazar havzasından uzaklaştırma çabalarının bir
parçası olabilir.



İran, Rusya ve Azerbaycan ile yakınlaşma siyasetiyle Hazar'dan ABD'yi politik
açıdan uzak tutarak bu yönden gelecek tehlikeye karşı korunma niyetinin ötesinde
burada ciddi bir silahlanma çabasını da sürdürmektedir.Bu bağlamda, bölgedeki
deniz ve hava savunma güçlerini de artırma ve modernize etme çabasındadır. Basra
Körfezi'nin yanı sıra Hazar Denizi'ne de yerleştireceği Ghaidr sınıfı cüce deniz
altılarla, asker nakli, torpido ve füze atma gibi yeteneklere de kavuşacaktır.
Yine Çin ve Rusya'dan alacağı ek konvansiyonel silahlarla Hazar'daki üs
kapasitesini ABD'ye karşı koymak amacıyla geliştirecektir.



Bu kadar çok karmaşık ilişkilerin yaşandığı bölgedeki ülkelerin siyasal ve
askeri bütün bu çabaları, Savunma Bakanı Rumsfeld ve diğer üst düzey Amerikan
yetkililerin son günlerde sıklaşan Azerbaycan ziyaretlerinin arkasındaki
nedenleri de büyük ölçüde açıklayabilir.



VAZGEÇİLMEYECEK YAŞAM ALANI

Bütün bu gelişmelerin süregeldiği, büyük güçlerin çekişme alanı Kafkasya
geçmişte de petrol rezervleri sebebiyle II. Dünya Savaşı'nın odak noktalarından
biri olmuştu. Adolf Hitler'in hedefleri arasında, Kafkasya'daki üç petrol
merkezi, Maikop, Grozny ve Bakü yer almakta idi. 1942'de, Almanlar, Rostov ve
Maikop'u almışlar; ancak Ruslar şehri terk ederken petrol tesislerini tahrip
etmişlerdi. Hitler'in, Mareşal von Manstein'a söylediği, "Bakü petrolünü ele
geçirmedikçe savaşta yenilmiş sayılırız" sözü gerçekleşmiş ve Almanya 1943
başında Kafkas cephesinden çekilmişti. Brezezinski'nin de ABD için 21. yüzyılın
en önemli bölgelerin başında geleceğini söylediği Hazar havzası Türkiye'nin
birincil derecede yaşam alanıdır. Hazar'ın çevresinin hemen tamamı etnik olarak
Türk'tür ve Hazar'ın yakın çevresinde Türk düşmanı veya düşmanlığını çeşitli
derecelerde kışkırtan, destekleyen ülkeler vardır. Ayrıca Hazar'ın çevresi
Türkiye için potansiyel olarak birincil enerji tedarik bölgesidir. Bu
nedenlerden dolayı bu bölgenin Türkiye'nin bu güne dek ihmal ettiği bir çok
konudaki gibi hafife alınması geleceği ciddi şekilde etkileyecektir. Büyük bir
kısmı yaşam alanı olan Balkanlar ve Kafkaslar'da Türkiye'nin daha aktif olması
gereklidir. Türkiye'nin, Balkanlar'da ağırlıklı olarak kültür ve eğitim alanında
bayrak dalgalandırması gerekirken, Kafkaslar'da ve özellikle Hazar'ın çevresinde
askeri alanda da söz sahibi olması ve Orta Asya'ya erişecek yolu açık tutması
gerekecektir.



HAZAR'DA BİR TÜRK DENİZ ÜSSÜ

Türk Deniz Kuvvetleri, dünyanın sayılı deniz güçlerinden biridir. İran ve Rusya
deniz güçleri kuvvetlendirilmeye başlamışken, Azerbaycan'ın mevcut deniz gücü
ise ancak 9 kadar hücumbottan ibarettir. Bu noktada İran ve Rusya'nın Hazar'da
varolan veya geliştirecekleri deniz gücüne karşı, Türkiye'nin desteğine
duydukları gereksinimi ortaya çıkıyor. Nasıl ki İran'ın Hazar tehdidine karşı
Türk Yıldızları Filosu Bakü'de uçurularak mesaj verildiyse, Hazar Denizi'nde
kurulacak bir müşterek deniz üssüyle ve tedarik edilecek, Hazar'a uygun cüce
denizaltılarla yine bir çok açıdan Orta Asya'ya giden yolda, Azerbaycan'a yardım
edilebilir.



GÜRCİSTAN'IN ÖNEMİ

Bağımsızlığına kavuştuğu günden bu yana Türkiye'nin üst düzey ilgi alanlarından
biri olan Gürcistan, bu önemini askeri, ekonomik, etnik, tarihi ve stratejik
özelliklerinden dolayı kazanmıştır. Gürcistan aynı zamanda, Türkiye'nin
Kafkaslar ve Orta Asya'ya açılan birincil kapısı durumundadır. Dolayısıyla Türk
Cumhuriyetleri'ni petrol boru hatları, ticaret, lojistik, kültürel ve askeri
açıdan Türkiye'ye bağlıyan bir köprüdür. Türkiye'nin Gürcistan'la ilgili olarak,
Kars-Gümrü anlaşmasıyla Acaristan'ın statüsü üzerinde garantörlük hakkı da
bulunmaktadır. Kalkınmış ve toprak bütünlüğü sağlanmış bir Gürcistan Türkiye
için büyük bir önem arz ediyor.Türkiye'nin Orta Asya ile arasında bir köprü
niteliğinde olan bu ülkenin güvenliği konusunda Türkiye'nin göstereceği
hassasiyet, yiğit dava adamı Ebulfeyz Elçibey ve Türkmenbaşı'nın Türklüğün
beraberliği yolunda dile getirdikleri gibi, "Bir millet, iki (veya beş) devlet"
anlayışına hizmet edecektir. AB yolunda boşuna kaybedilen zaman ve egemenlik
haklarından verilen tavizler düşünülürse, Türkiye'nin yaşam alanlarında
Türkiye'yi ve diğer Türk Cumhuriyetleri'ni bekleyen ve hala kaçırılmamış olan
fırsatlar için Kafkaslar'dan başlayarak yapılabilecek birçok atılım bütün Türk
topluluklarının mutlu ve güçlü geleceği açısından gereklidir.



Ali KÜLEBİ

 



Kinimizin Şiddetiyle gebereceksiniz !.. Hüseyin Nihal Atsız

GökBörü Turancı Düşünce ve Eğitim Derneği


Türk Bayrakları - 26 fotografları

İçerik:

Üye Menüsü
Kayıt olmak için dokunun
Üye iseniz giriş yapınız.
Türkçüler

Hun Galeri

Atatürk Resimleri - 42 fotografları

Şiirler

Çevrimiçi Durum
Anlık Ziyaretçi:134 kişi
Şuan çevrimiçi üye yok

Kanına İsyan Etme Küçüğüm..!

www yok