Arama: Detaylı

Ana Sayfa » Haber Arşivi »» DENKTAŞ HÂLÂ GİTMEDİ Mİ

:>> DENKTAŞ HÂLÂ GİTMEDİ Mİ

DENKTAŞ HÂLÂ GİTMEDİ Mİ



DENKTAŞ HÂLÂ GİTMEDİ Mİ?





18 Haziran 2005 günü, Kocaeli’nde, Kamu-Sen’e bağlı Türk Eğitim Sendikası’nın
Kocaeli şubesinin kuruluş yıldönümü münasebetiyle bir kutlama programı
düzenlenmişti. Yıldönümü gecesine konuk olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin
kurucusu ve birinci cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, çoğunluğu öğretmenlerden oluşan
büyük topluluğun ilgisi ve coşkun sevgisi ile karşılandı. Yoğun ilgiden dolayı




Rauf Denktaş’ın duygulandığı gözlenirken, katılımın çokluğu sebebiyle oturacak
sandalye bulamayan çok sayıda davetli Rauf Denktaş’ı ayakta dinledi.





Kocaeli Fuarındaki Çağlayan Restoran’da düzenlenen gecenin ev sahipliğini yapan
Türk Eğitim Sendikası Kocaeli Şubesi Başkanı Süleyman Pekin yaptığı açılış
konuşmasında şunları söyledi: “Büyük Atatürk, İzmit’e ilk kez 18 Haziran’da
gelmişti. O bir devlet ve istiklâl kurucusuydu. Onun kurduğu devlet beş bin
yıllık Türk devlet geleneğinin küllerinden doğan ve hâlâ yanan ateştir. Yine 18
Haziran, Rauf Denktaş’ın da İzmit’e ilk gelişi oldu. O Denktaş ki, Kıbrıs’ın
Atatürk’üdür. Türk Mukavemet Teşkilâtı’nın Bozkurtu, 22 yıllık kurucu
cumhurbaşkanıdır. Denktaş’ın bir mücadele belgeseli olan ömrü, her şeye sıfırdan
başlamaya hazır olan azmi, son 40 yıl Amerika ve Avrupa’ya direne direne dosta
düşmana parmak ısırtan inatçılığı ile Türk milletinin yaşayan kahramanıdır.
Siyaseti tasfiye için boşluğu dizayn edenler, toplum mühendisleri, sivil direnç
noktalarını iyi hesap edemedi. Bir gün Kamu-Sen çıkar, bir gün ATO çıkar, bir
gün Türk Metal. Tıpkı Anadolu’nun çoban ateşleri gibi. Buna millet mayası denir.
Türkler her zaman bir süper güçtür. Bunu Türkler hariç herkes bilir”



Süleyman Pekin’in açılış konuşmasının ardından Bozkurt Denktaş, dinleyicilerin
ayakta alkışları ve sloganları eşliğinde kürsüdeki yerini aldı. Sözlerine;
“Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır” şeklinde başlayan Bozkurt Denktaş: “Vatana
sahip çıkmak, eğitimcilerimizin görevidir. Allah bu çalışmayı yapan
öğretmenlerden razı olsun. Öğretmenlerimizi yabancı ideolojilere teslim eden
anlayış, milliyetini kaybetmiştir. Öğretmen sadece mesleğini icra etmiyor, vatan
ve Ata sevgisini de öğrencilere aşılıyor. Şartlar ne olursa olsun öğrencilere
bunu anlatmak zorundadır. Bir yıl öğretmenliğim oldu, babamın vasiyeti üzerine
avukat oldum ve öğretmenliği bıraktım” diyerek öğretmenlerimizin yüklenmiş
olduğu kutlu vazifeyi övdü.







Amerikan işgali altındaki MEB Talim Terbiye Kurulunun ve Avrupa Birliği
kontrolündeki Kopernik, Erasmus, Leonardo vs. programlarının, millî kimliğinden
uzaklaştırmaya çalıştığı Türk Eğitim ordusunun neferlerine hitap eden Rauf
Denktaş sözlerine şöyle devam etti: “Her duraklama, Rumlar için yeni bir
saldırının başlangıcıdır. Türkiye bütün zorluklar karşısında Kıbrıs namusumdur
dedi ve garantörlüğünü ortaya koydu. Şimdi Kıbrıs’ı Yunan adası yapmaya
çalışıyorlar. Kıbrıs sırat köprüsünün üzerindedir. Avrupa, Türk milletinin
kararlılığını görmelidir. Türk insanı Türk askerinin adadan çıkarılmasını
hazmedemez. ABD, İngiltere ve Rusya Türk askerini adadan çıkarmak için çaba sarf
ediyor. ”







Konuşmasında Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine de değinen Bozkurt Denktaş
şunları söyledi: “Türkiye’deki ulusal basın, Türk milletinden gerçekleri
saklıyor. Türkiye’yi AB’ye alacaklarını söyleyerek oyalıyor. Aslında Türkiye’yi
kaz gibi yolmaya çalışıyorlar. AB sürecini ucu açık 15 yıla yayıp, her yıl
Türkiye’den bir şeyler koparmayı amaçlıyorlar. Ben de Kıbrıs’ın ucunu açık
bırakıyorum, namusumu ve şerefimi çiğnetmeyeceğim.”







Bozkurt Denktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türk askeri adada olduğu müddetçe
şehitlerin türbedarıyız. Türkiye için yere düşmeye, şehit olmaya hazırım. Hamasi
nutuklarla sorun halledilmez deniliyor. Herkes nemelazımcı olursa vatan yok
olur, insanlar onun bunun kölesi olur. Türkiye darmadağın edilmeye çalışılıyor.
AB’ye girme uğruna bu kadar eziyete katlanmaya değer mi? Kıbrıs elden giderse
Türkiye denizlere nereden açılacak? Oyun büyüktür, şehitlerin kemiklerini
sızlatmaya kimsenin hakkı yoktur.”







Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Türk Eğitim Sendikası Kocaeli Şubesi’nin kuruluş yıldönümü gecesinde yaptığı
konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye Cumhuriyeti’ni bölme girişimleri
1930 yıllarındaki Şeyh Said İsyanı ile başlar. Tarihi iyi tahlil edin. Dün
Atatürk olmasaydı bugün Türkiye’de çan sesleri yükseliyor olacaktı. Elimizden
her şeyi birer birer almak istiyorlar. Herkes vatanına sahip çıkmalıdır. “Ben
Türküm” diyen herkes, çocuklarına vatan sevgisini aşılamalıdır.”







Buraya kadar her şey normal seyrinde devam etti. Gece, Rauf Denktaş’a ve Türk
Eğitim Sendikasına emeği geçen bazı kişilere teşekkür plaketi verilmesiyle son
buldu. Davetliler evlerine, Rauf Denktaş da geceyi geçireceği otele gitti.
“Denktaş burada, siz neredesiniz” dediğimiz olay ise 19 Haziran sabahı
gerçekleşti. Bozkurt Denktaş, saat 8’de kahvaltı yapmak için yanındaki heyetle
birlikte otelin lokantasına indi. Kahvaltı sırasında günün programı ve ülke
meseleleri hakkında sohbet etti.







Geceyi tesadüfen Denktaş’la aynı otelde geçiren Pepe Osman, [Yalova’da çevreye
yaydığı zehirli atıklar sebebiyle pek çok kişinin kansere yakalanmasına sebep
olan ve hakkında İsrail için kimyasal silah ürettiği iddiaları bulunan Aksa
fabrikasına ÇEVRE ÖDÜLÜ veren şahâne bakan] otelin lobi diye tabir edilen giriş
kısmında Hüseyin Çelik [Babam Arap anam Kürd ben neyim diyen Fetullahçı zat] ve
Atilla Koç [Nâm-ı diğer uyuyan güzel] ile buluştu. Otel görevlilerinden
Denktaş’ın kahvaltı salonunda olduğunu öğrenen muhteşem üçlü bu bilgi üzerine
otel girişinde oturmayı tercih etmiş. Korkak olmasanız, kendinize birazcık
güveniniz olsa, eyyamcılık ruhunuza işlemiş olmasa; medeni bir şekilde kahvaltı
salonuna çıkarsınız, merhaba dersiniz sonra da geçer bir masaya oturur
kahvaltınızı yaparsınız. Denktaş’ın zaten sizinle görüşmek gibi bir niyeti yok,
nursuz yüzünüze de hasret kalmadı çok şükür. Allah’ın selamını kuldan esirgemek
sizin dininizde caiz olduğundan, kahvaltı salonuna çıkmak yerine lobide aç kalıp
beklemeyi tercih ettiniz değil mi? Öyle olsun bakalım…







Pepe Osman’la Hüseyin Çelik’i anlayabiliyorum ama bu uyuyan güzeli anlayabilmek
mümkün değil. Hadi diğer ikisi, etnik ve tarikat bağlantılarıyla bir yerlere
geldiler. Atilla Koç etnik bağla ya da tarikat bağı sayesinde yükselmedi ki…
Hükümette devlet tecrübesi olan az sayıdaki kişiden biri; kaymakamlık, emniyet
müdürlüğü, valilik, başbakanlık müsteşarlığı gibi görevler üstlenmiş vaktiyle.
Şimdiyse özgeçmişiyle zerre kadar alâkası olmayan Kültür ve Turizm Bakanlığı
görevini yürütüyor. Daha doğrusu bakan uyuyor, bakanlık kendiliğinden yürüyor.
Pekiyi, devlet terbiyesi içerisinde yetişmiş olan Şakşuka Efesi neden Pepe ile
Çelik’e uydu? Bakan olduğu gün, adet üzerine sorulan “Bakan olacağınızdan
haberiniz var mıydı” sorusuna, “Hiç haberim yoktu, sürpriz oldu. Başbakanın
lûtfu” diyen Şakşuka, başvekil hazretlerinin kendisine lütfettiği bakanlık
koltuğuna daha sıkı yapışabilmek için diğer ikisinin aklına uydu herhalde…







Pekiyi şuna ne demeli kıymetli okuyucu; Pepe Osman, açlık başına vurmuş olacak
ki, lobideki pek çok kişinin şahitliğinde, yanındaki görevlilere “Denktaş hâlâ
gitmedi mi” diye sormuş. Ne demek ya, Denktaş hâlâ gitmedi mi diye sormak. Sen
kimsin be adam? Denktaş gitmedi mi diye sormak senin haddine mi düşmüş? Bakanlık
koltuğunda oturmak, seni dev aynasına bakan bir cüce olmaktan kurtardı mı
sanıyorsun? Yanılıyorsun…







Ah Denktaş Beğ’im ah, ne vardı erken kalkacak? Kahvaltı salonunda 12’ye 1’e
kadar otursaydın keşke, bakalım ne yapacaktı Pepe Osman ve ekürileri… Açlıktan
kıvranıp dursalardı otelin lobisinde…







Terbiyesizlik bu kadarla da kalmamış sevgili okuyucu, Denktaş kahvaltısını
bitirip otelden ayrılırken,lobide oturan muhteşem üçlü kafalarını çevirerek
Denktaş’ı görmezlikten gelmişler. Denktaş ömrünce Rumlar ve Yunanlılarla
savaştı, 80 yaşından sonra şimdi de “anavatan” dediği, “uğruna ölürüm” dediği
Türkiye’nin yönetimini elinde bulunduran ampulcülerle savaşmak zorunda kalıyor.
Ne acı! Türklük için bir ömür mücadele ettikten ve 22 yıllık bir Türk
Cumhuriyeti’ni kurup yönettikten sonra siyasi kimliğini kenara bırakmış olan
Denktaş, şahsına yapılan onca hakarete ve karalama kampanyalarına rağmen
yıkılmadı. Türk’e yaraşır bir şekilde dik durdu. Rum’un, Yunan’ın, Rus’un,
İngiliz’in, Amerikalının, Karen Fogg’un, Weston’un, De Soto’nun, Kofi Annan’ın
kurdukları diplomatik tezgahları tek-tek dağıtmasını bildi. Ampul gibi on
tanesini cebinden çıkartır Denktaş… Kafalarını çevirmişler, ne gam!







Rauf Denktaş babanızı mı öldürdü, annenize bir fenalığı mı dokundu? Sizdeki bu
Denktaş düşmanlığının sebebi nedir? Pepe Osman, Fetullahçı melez Hüseyin ve
şakşuka efesi Koç tafra yapıp akıllarınca Rauf Denktaş’a düşmanlık edecekler.
Yaptıkları bu terbiyesizlik, ne garip ki şahsi tercihleri bile değil. Avrupalı
ve Amerikalı efendilerine yaranmak için gerçekleştirilen bir tür “durumdan
vazife çıkarma” operasyonu sadece… Yoksa, Denktaş’ı görmezden gelmek onlara bir
şey kazandıracağından değil. Türkiye, maalesef bir felaket ortamının içindedir.
Türkiye böyle terbiyesiz kişilerin koltuk sahibi olduğu bir ülke olmamalıydı,
Türkiye böyle güdük bir hükümeti hiç hak etmemişti, kader utansın…





Ampulcüler, Denktaş otelden ayrıldıktan sonra kahvaltı salonuna geçebilmişler.
Kocaeli’nin yerel basınından öğreniyoruz ki; Ampulün İl Başkanı Kandıra ve
Gebze’deki öğretmen açığının fazlalığından yakınmış ama konu Hüseyin Çelik’in
ilgisini çekmemiş. Kabahat il başkanında, maklube tarifi verseydi bakanın daha
çok ilgisini çekerdi. Kahvaltı toplantısında Kartepe yolunun iyileştirilmesi
için Turizm Bakanı Koç’tan maddi yardım istenmiş. Uyuyan Güzel’in cevabı ise
gayet manîdar: “Verdim gitti, sizden kıymetli mi!” Sanırsınız, babasının malını
veriyor. Bu, devlet tecrübesi olanı kıymetli okuyucu, varın diğerlerini siz
hesap edin…







Kahvaltı sonrasında üç bakan helikopterle Sakarya Pamukova’ya gitmişler. Niye
gitmişler? Uzan’lardan alınarak TMSF’nin yönetimine geçen mâlum çiftliğin Milli
Eğitim Bakanlığı’na devri için yapılan törene katılmak için… TMSF o çiftliği
satıp gelirini hazineye vermekle yükümlü değil miydi? Oysa bu yapılan resmen
kamulaştırma… Cem Uzan ve ailesi hâlen Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı,
vatandaşın devlete olan borcuna karşılık malını-mülkünü kamulaştırma yetkisinin
TMSF’ye verildiğini hiç sanmıyorum ama ampulün devr-i iktidarında hiçbir şeye
şaşırmamak gerekiyor.



Oğuz KARAHAN



oguz@turan.tc



Tanrı Türk’ü Korusun!






Her iman ahlaka yürüyeceğine göre, Türkçülük’de de sağlam bir ahlakın bulunması birinci şarttır. Hüseyin Nihâl Atsız 

GökBörü Turancı Düşünce ve Eğitim Derneği


Türk Bayrakları - 34 fotografları

İçerik:

Üye Menüsü
Kayıt olmak için dokunun
Üye iseniz giriş yapınız.
Türkçüler

Hun Galeri

Atatürk Resimleri - 107 fotografları

Şiirler

Çevrimiçi Durum
Anlık Ziyaretçi:158 kişi
Şuan çevrimiçi üye yok

Kanına İsyan Etme Küçüğüm..!

www yok