Arama: Detaylı

Ana Sayfa » Haber Arşivi »» MUHTELİF CEPHELERDE SELAMET VAR!

:>> MUHTELİF CEPHELERDE SELAMET VAR!

MUHTELİF CEPHELERDE SELAMET VAR!

Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü 1914-1918 yılları arasında, Türk Ordusu 10
cephede birden savaşmak durumunda kalmıştı. Eskilerin deyişiyle “seferberlik”;
iki milyon dokuz yüz bin kişilik koskoca bir ordunun 10 ayrı cephede eriyip
tükenişinin hikayesidir. Bu hikayenin en acıklı satırları yaşanırken, Türk
ordusu bütün cephelerde geri düşüp muhkem mevkilere çekilmek zorunda kalırken
resmî tebliğler ve Istanbul matbuatı memleketin felaketini “Muhtelif Cephelerde
Selamet Var” cümlesi altında örtmeye çalışırmış. Tek sütun üzerine dizilmiş bu
haberlerde; bir yığın karakol çarpışmalarının sonunda bir şehrin düştüğünün
haberi verilirmiş. Savaşın orta yerinde milletin maneviyatını çökertecek yenilgi
haberlerini, her biri zehirden acı hapları yani, çikolata ambalajına sarmaktan
başka çare bulunamamıştı…





İkinci savaşta Londra’nın üzerine Alman zeplinleri bomba yağdırırken İngilizler,
geçilmez denilen Majino Hattı Barbarossa harekatıyla yolgeçen hanına dönüşürken
Fransızlar, o yıllarda Stalingrad namıyla anılan Sen Petersburg şehri 1090 gün
boyunca Alman taarruzu altındayken Ruslar ve dört koldan müttefik kuşatması
altına girmişken de Almanlar, kendi milletlerine acı haberi “muhtelif cephelerde
selamet var” başlığıyla veriyorlardı. Makyaj malzemesinin boyaları kan ve
gözyaşı ile yıkanıp akınca, gerçeklik yani yenilginin çirkin yüzü gözler önüne
seriliyordu.




17 Aralık 2004 bayramının etkisi geçmeden şimdi de 3 Ekim 2005 bayramı ile karşı
karşıyayız. Avrupa Birliği’ne girebilmek için millî devletimizden, millî
menfaatlerimizden, iç ve dış işlerimizden, hukukumuzdan ve üniter toplum
yapımızdan ve hepsinden mühimi millî şeref ve haysiyetimizden ardı ardına
verilen tavizlere, gelecek 10-20 yıllık süreçte yenilerini eklemek için 3 Ekim’i
bayram edip kutluyoruz. Ey millet, aptal yerine konuyoruz! Başvekil ve saz
arkadaşları zil takıp oynuyorlar. Kolay mı; siyasetçilerimiz, 40 yıldır dilleri
bir karış dışarıda kovalayıp durdukları A.B trenine nihayet biniyorlar. Yeri
geldikçe bol bol Atatürk ve muasır medeniyet sömürüsüyle, On iki Havarili Avrupa
bayrağı ve Beethoven’in dokuzuncu senfonisi harmanlanarak önümüze servis
ediliyor. Biz de afiyetle yiyoruz. Zehir-zıkkım olup boğazımızın orta yerine
takılıp kalacağını bilmeden hem de…





Geçen günlerde, Gamze Özçelik’in pornosu ve Hülya Avşar’ın boşanmasının ardından
basında en çok yer bulan konu Tüpraş yolsuzluğu ile Galataport’un satışı
meselesiydi. Niye Galataport diyoruz, onu da anlayabilmiş değilim. Port kelimesi
İngilizce’de “liman” manasına geliyor. İsrailli tefeci çıfıt Sami Ofer’e satılan
Galata liman bölgesinin Galataport adıyla adlandırılması bile Türk dilinin
hiçleştirilmesiyle irtibatlı değil mi?



Davos toplantılarında, kuytu otel köşelerinde iş bitiricilik yaptığını zanneden
Başvekil ve maliye nazırı, memleket servetlerini “babalar gibi” satıyorlar. Bu
işi fisebilillah yapmadıkları gayet açıktır. Yurtdışındaki otomobil fabrikası
ziyaretinde bile dilenci gibi “iki-üç tanesi de sizin hediyeniz olsun” diyebilen
bir kişi, milyar dolarlık ihale yolsuzluklarında babasının hayrına aracılık
yapacak değil ya…





Keser dönecek, sap dönecek, gün gelip hesap dönecek.. İşte o gün, Türk
adaletinden yakalarını kurtaramayacaklar. Lakin çok geç olmasından endişe
ediyorum.





Muhalefet partilerinin erken seçim taleplerini ciddiye almayan başvekil,
2007’nin son baharından önce seçime yanaşmayacağa benziyor. O vakte kadar daha
nice servetimiz, millî iktisadi işletmelerimiz haraç mezat satılacak. Yılda 3
milyon dolardan 40 yılda geri ödemeli daha nice tesisimizi yitireceğiz.





Uluslararası Tahkim en baştan kabul edilip Türk yargısı işlemez hale getirildiği
için, günü geldiğinde bu tesislerimizi tekrar millileştirmek amacıyla el
koyduğumuzda, altından kalkılmaz yaptırımlarla karşılaşacağız.





Her sorun ve konuda kafaları karıştırma becerisine sahip olan Ampulcüler, Tüpraş
ve Galata yolsuzluklarını da oldubittiye getirmeyi başaracaklar. Bakın işte,
“komünist kafalılar”, “sermaye ırkçıları” deyip işin içinden sıyrıldılar
bile…Yetim hakkı yiyorlar, kul hakkı yiyorlar ve hiç bir şey olmamış gibi
sırıtabiliyorlar. Yüzlerine tükürsen, “yağmur yağdı” diyecekler…





Dubai’nin melânet suratlı prensi üç kuruşluk yatırım yapacak diye, önünde
el-pençe divan durup akla hayale gelmez kırk türlü taklayı tek seferde atabilen
ampulcüler, yalakalık uğruna tarihî eser kaçakçılığına bile tenezzül ettiler ya,
daha bunun üzerine söylenebilecek söz var mı? Dün “minareler süngü, kubbeler
miğfer, camiler kışla” diyen adamlar bugün tarihî eser kabul edilen İslam
Peygamberi’ne ait sakalı, yağmadan mal kaçırırcasına Dubai prensi adına
kaçırmaya çalışıyorlar. Kültür Bakanı uyuyan güzel, havaalanında suçüstü
yakalanınca da, “çok göresim geldi, onun için getirttim” yalanını, dinen günah
olduğu halde, söylemekten utanmıyor. Tesadüf, aynı saatlerde, Erzincan’da
misyonerler Türkçe İncil dağıtıyordu.Sakalı görmek istediysen cami orada, sakal
orada, gider görürsün. Görmene yasak koyan mı var? Sen kimsin bre adam,
peygamber sakalını ayağına getirtiyorsun… Bu cesareti nereden alıyorsun? Önceki
yazılarımdan birinde belirtmiş olduğum gibi; bu zat vaktiyle emniyet müdürlüğü,
kaymakamlık ve hatta valilik görevlerinde bulunmuştur. Sözün özü, devlet
terbiyesi almıştır. Ampulcünün devlet terbiyesi almış olanı böyle, varın
terbiyesizlerin yüzsüzlük katsayısını siz hesap edin…





Malum, şu günlerin bir diğer önemli gündem maddesi, “kuş gribi” adıyla anılan
hastalık… Kanatlılardan insanlara geçebilen ve kitle halinde ölümlere neden olan
hastalıkla ilgili olarak bilgilenmeye ihtiyacı olan halkın kafası, ampulcüler
sayesinde bir kez daha karıştı. Dedik ya, bunlar her sorun ve konuda kafa
karıştırma becerisine sahipler. Tarım ve Köy İşleri bakanı Mehdi Eker, katıldığı
televizyon yayınında: “vatandaşlar rahatlıkla beyaz et yiyebilirler. Entegre
tesislerde veteriner kontrolünde üretildiği sürece beyaz etin tüketilmesinde
hiçbir sakınca yoktur” dedi. Kürd Mehdi; Türkçe’yi bilmediğinden hayvan
besiciliğine “üretmek” diyor ya, mühim değil. Yaptığı açıklama sağlıklı değil.
Hele inandırıcı, katiyen değil. Bakan hazretlerine sormak lazım; madem sakınca
yok, meclis lokantasından tavuk ve hindi etiyle yapılan yemekleri niçin
çıkardınız? Avrupa ülkeleri niçin Türkiye’den tavuk ve hindi eti ithalatını
durdurdular? Onlar mı çok titiz, siz mi çok lakaytsınız? Edep ya hu…



Kürd terör örgütü PKK, son olarak 3 Ekim’e kadar uzattığını duyurduğu “ateşkes”i
tekrar bozduğunu açıklayarak, “ses getirecek eylemlerde bulunacağı” tehdidini
savurmuştu. Katılım müzakerelerinin resmen başlamasından sonra PKK tarafından
yapılan ilk açıklama, Başvekil’in Diyarbakır nutkuna atıfta bulunuyor. 3 Ekim’in
ardından, merkezi Almanya’da bulunan, terör örgütünün paravan kuruluşlarından
Mezopotamya Haber Ajansı; Türkiye’nin resmî ağızdan kabul ettiği Kürd Sorununun
3 Ekim sonrasında artık sadece Türklerin değil, Avrupa Birliği’nin de sorunu
olduğunu iddia etti. Açıklamada, “aktif savunma ve demokratik direnişi” meşru
hakkı olarak gördüğünü belirten PKK, Türkiye için hazırlanan müzakere
çerçevesinde “Kürd sorununun çözümüne” işaret edilmemesini de eleştiriyor. Bir
deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış diye buna derler.



PKK, yeniden toparlanma süreci içerisinde olduğundan henüz ses getirecek
eylemler yapabilecek potansiyelde değil. Fakat sembolik değer taşıyan eylemler
yapabilecek güce eriştiğini gösterdi. Şırnak’ın İdil ilçesi ile Mardin’in Midyat
ilçesi arasındaki Mağara köyü yakınlarında gece bir grup terörist, yolu keserek
araçları durduruyorlar. Araçlarda bulunanları indirip arama yapıyorlar, araç
sahiplerinden geçim ücreti adıyla haraç alınıyor. Yıllık izinden döndüğü
istihbaratını aldıkları yolculardan Cizre Emniyet Müdürlüğünde görevli polis
memuru Hakan Açıl’ı kaçırıyorlar. İki gün sonra Tunceli’de 4 askerimiz şehit
ediliyor.



3 Ekim bayramı sebebiyle basında gereğince yer bulmayan olaylar, egemenliğimize
indirilmiş ağır bir darbedir. Bir gün asker, ertesi gün polis kaçırılan,
teröristin yol kontrolü yaptığı bir ortamda terörle mücadele değil eyyamcılık
yapılıyor demektir. Vebâli başvekilin boynunadır.



Mütareke basınının “muhtelif cephelerde selamet var” demesine sakın aldanmayın,
“muhtelif cephelerde felaket var.” Tanrı Türk’ü Korusun!


OĞUZ KARAHAN



oguz@turan.tc

 



Millî benliğimize inanalım. Milletimize tapalım. Hüseyin Nihal Atsız

GökBörü Turancı Düşünce ve Eğitim Derneği


Türk Bayrakları - 64 fotografları

İçerik:

Üye Menüsü
Kayıt olmak için dokunun
Üye iseniz giriş yapınız.
Türkçüler

Hun Galeri

Bozkurt Resimleri - 36 fotografları

Şiirler

Çevrimiçi Durum
Anlık Ziyaretçi:160 kişi
Şuan çevrimiçi üye yok

Kanına İsyan Etme Küçüğüm..!

www yok