
Ana Sayfa » Haber Arşivi »» ''Sınır ötesi''nden''sınır içi''ne kürd ( sorunu )
:>> ''Sınır ötesi''nden''sınır içi''ne kürd ( sorunu )
''Sınır ötesi''nden''sınır içi''ne kürd ( sorunu )

Şemdinli’yi anlamak için bir kaç ay öncesine gidelim ve süreci biraz daha iyi
okumaya çalısalım isterseniz.
Ağustos ayı başında Türk devletinden iki önemli açıklama gelmişti. Genel Kurmay
İkinci Başkanı ve Başbakan, artan PKK terör eylemlerine karşı gerekirse sınır
ötesi operasyona gidileceğini açıkladılar. Her türlü kırmızı çizgiyi bırakmış
bir devletin böylesi sert açıklamalara girişmesinin bir nedeni olmalıydı.
Hemen ardından Başbakanımız "sınır ötesine" değil "sınır içine" bir gezi yaptı:
Diyarbakır’a! PKK yandaşı ya da en azından destekçisi bir kısım Kürtçü aydını
makamında kabul eden Başbakan, hemen Diyarbakır’a giderek Kürt sorununu
tanıdıklarını, devletin geçmişte yaptığı hataları için özür dilediğini açıkladı!
Enteresandır Başbakan’ın Diyarbakır gezisini topu topu üç yüz kadar kişi
dinlemeye gelmişti!
Hemen ardından PKK tek yanlı ateşkesi iki ay daha uzattığını açıkladı. Bu iki
aylık sürenin Türk devletine Kürt sorunu için demokratikleşme yolunda adımlar
atması için taninmiş bir fırsat olduğunu da açıkladı.
İki aylık süre içinde devlet PKK'ya yönelik yaz başında başlattığı
operasyonların yoğunluğunu düşürürken PKK Ekim ayında yeniden hareketlenmeye
başladı. Özellikle askeri hedeflere düzenlenen saldırılar tüm bölgeye yayılmaya
başlandı. En son Hakkari'de bombalar patlamaya başladı.
Enteresandır, Şemdinli’de son bombalamadan sonra bir kaç dakika içinde birkaç
bin Kürt meydana dökülmüştü! Başbakan’ın üç ay önce duyurulmuş Diyarbakır
mitingine üç yüz kişiyle katılan masum ve PKK'dan ayrı hareket eden bir kaç bin
duyarlı Kürt nasıl olmuştu da birden toplanabilmişti?!
Şemdinli’nin hemen ardından Başbakan yine "sınır içi" geziye çıktı. Bombalar
patlarken bir kaç bin kişiyle sokağa dökülen masum Kürtler ne hikmetse yine
ortalıkta yoktu: Başbakanı yine iki yüz kadar insan dinliyordu!
Diyarbakır’da Kürt sorununu kabul eden Başbakanımız bu sefer sorunun Türklerden
kaynaklandığını ve Kürt kimliğini tanıdığını, Türkiye'de ancak anayasal bir
vatandaşlık bağı olduğunu açıklayıverdi!
Apo mu Barzani mi?
Olayların bu noktaya geleceği aslında ilk sinir ötesi açıklaması ile belliydi.
Nitekim TÜRKSOLU'nun bu köşesinde daha sonra etrafında büyük fırtınalar
koparılan yazı dizimizi başlatmıştık: 1 Ağustos tarihli ilk yazımızın başlığı
"PKK sınırın ötesinde mi!"ydi.
PKK terörünün her türlü yasallaşmasına hiç ses çıkartmayan, hatta onun
yasallaşması için her tür yasal düzenlemeyi yapan bir devletin, tutup da sınır
ötesinden bahsetmesi oldukça düşündürücüydü. Sınır ötesine bile gitmeyi göze
alan bir devletin, PKK ile öncelikle sınır içinde mücadele etmesi gerekirdi
mantıken. Ama bu yapılmadığına göre, ortada bir mantıksızlık değil başka bur
tuzak olmalıydı!
Türkiye'ye Kuzey Irak'taki Kürt devletini kabul ettiren ABD, PKK’yı kabul
ettirmek için bir operasyona girişmişti. Önce Kuzey Irak'taki Kürt aşiretlerini
Türk devletine efelendirerek sınır ötesine doğru bir eğilim oluşturdular. Sınır
ötesi eğilimin arttırılması ABD açısından sınır ötesinin kapatılması için
gerekliydi. Bu nedenle önce devleti sinir ötesi açıklamalarına zorladılar.
Devlet bu açıklamaları yaptığı anda sınır içindeki PKK organizasyonunu harekete
geçirerek Türkiye'ye sınır içinde bile rahat olmadığını göstermiş oldular.
Nitekim bugün Kuzey Irak aşiret reislerinin, Türkiye'nin önce kendi Kürt
sorununu çözmesi gerektiği yollu açıklamaları boşuna değildir.Sınır ötesi ile
Türkiye'yi korkutan ABD Türkiye'yi sınır içinde PKK’yı tanımaya doğru
yönlendirmektedir. Şemdinli’den sonra yeniden tüm okların sınır ötesine Kuzey
Irak aşiretlerine, özellikle de Barzani'ye yönelmesi boşuna değildir. Barzani
bugün, Türk devletine Apo'yu kabullendirmenin aracıdır.
Derin devlete değil yüksek devlete suçüstü!
Bu noktada Şemdinli olayı Türk devletinin teröre karşı mücadele perspektifi
içinde bir yere oturmaktadır.
Son üç aylık gelişmelerden sonra, erken sınır ötesi çıkışı ile Türk devletinin
sınır ötesine yönelecek bir terörle mücadele kararlılığına girişmesinin önü
kesilmiştir. Erken öten horozun başı kesilir derler ama bu defa horozların erken
ötmesinin nedeninin ABD'ye operasyonu başlat işareti olduğu gözükmektedir! O
nedenle o gün o sınır ötesi açıklamaları üzerine bir ünlem koymuştuk!
O açıklamalardan bugün Şemdinli’ye geldiğimizde, Türk devletinin gerek sınır
içinde gerekse sınır ötesinde PKK'yla mücadele eden biriminin pusuya düşürüldüğü
görülmektedir. PKK’nın Şemdinli sorumlusu ile irtibat halinde olan bir ekip,
bubi tuzağını kurmuş ve kendi görevlilerini de oraya göndermiştir! Olayın
arkasında kimileri derin devlet arıyorlar ama her şey çok açık. Devletin kendi
kolluk güçlerine o gün oraya gitme emrini verenler ya da bu emirden haberdar
olanlar ya da böyle bir emir verilmesi için önceden düzenleme yapanlar her kimse
derin kişiler olamaz.
Duralım ve şu sorunun yanıtını ariyalım: PKK kanadı, bu olaydan sonra kimlere
saldırıyor? Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Genel
Komutanı! Komutanlar içinde Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın olmamasını
anlayabiliriz ne de olsa Şemdinli’nin denize kıyısı yok ama ya Genel Kurmay
Başkanı? Siz, Türk Ordusu'na savaş açmış bir terör örgütünün, neden Kuvvet
Komutanlarına saldırı başlatmışken Genel Kurmay Başkanı’na hiç ses etmediğini
düşündünüz mü?
Türk Ordusu'nun, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın, Jandarma’nın, özel
birliklerimizin tüm harekat planları terör örgütünün gazetesinde açık açık
yayınlanırken, bir Allahın kulu çıkıp bize bu bilgilerin hangi derin ya da
yüksek rütbeli şahıslar tarafından PKK'ya verildiğini söylesin!
Ya da söyle bir soru atalım ortaya: Acaba Türk devletinin teröre karşı aşırı
müsamahakar tavrının biteceği 2006 sonbaharı gelirken, hatta PKK'ya ve Kuzey
Irak'taki oluşuma yönelik belli planlamalar yapılırken, bu hazırlıkları yapanlar
arkadan mi hançerlendi?
Şimdi hapiste iki astsubay var. Suçları: Bölücülükmüş!
İki astsubayı hapse atıp, yüksek rütbelilere ders veren ve onları pasifize
ettiğini düşünen PKK’nın, ABD'den yönetilen bir tarikatın güvenilir ve güler
yüzü belki tüm bu alt-üst oluş içinde görevini yaptığını ve hatta başarılı
olduğunu düşünüyor olabilir.
Ama bizce derin devlet denilen şeyin nasıl bir tezgah olduğunu herkes
anlamıştır.
Sanmıyoruz, bu sonbahardan sonra bir ikinci bahar gelsin...
Bugün iki astsubayı feda edenler, yarın o hapishanede kendilerini bulacaklardır.
Çünkü terörle mücadele edenler düştükleri bu pusuda gerçek düşmanlarını görmüş
oldular.
O nedenle kılıçlar çekilecektir.
İki astsubaya gelince, bu ülke Boğazlıyan Kaymakamı’nı da feda etmişti.
Boğazlıyan Kaymakamı’nı Divan-i Harb-i Örfi'de yargılayıp idam kararı alan
paşaları ve sonlarının ne olduğun hangimiz hatırlıyoruz acaba...
Gökçe FIRAT/TÜRKSOLU
GökBörü Turancı Düşünce ve Eğitim Derneği
İçerik:
Üye MenüsüKayıt olmak için dokunun
Üye iseniz giriş yapınız.

Hun Galeri
Şiirler
Son Tartışılan Konular
Güncel Forumdan
Çevrimiçi Durum
Anlık Ziyaretçi:170 kişi
Şuan çevrimiçi üye yok

