Gönderen Konu: ENVER PAŞA'NIN TURAN'A ADANMIŞ HAYATI VE ŞEHADETİ!  (Okunma sayısı 23321 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Fatih

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 373
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: ENVER PAŞA'NIN TURAN'A ADANMIŞ HAYATI VE ŞEHADETİ!
« Yanıtla #20 : 24 Ekim 2014, 15:29:09 »
Savaşçı Şairler Gibiydin Enver Bey!

Şiir gibi yaşadı, şair savaşçılar gibi vuruştu, ölümü de şiirleştirdi...

Enver Bey'in şehit düştüğü Çeğen Tepesi'nde üzeri ve cepleri aranır. Naaşının üzerinden bir dünya haritası, bir Kur'an-ı Kerim ve birkaç kuruş çıkar.

Bedeninde ise teki kalbinde olmak üzere yedi kurşun vardır...

Onun için maceraperest dediler; parça parçaydık, yetmedi; zerrelerimize ayırmak istiyorlardı, nefes almanın mümkün olmadığı topraklarda teneffüsgahlar aradı; olmadı. Hiç olmazsa Anadolu'da Mustafa Kemal'in verdiği mücadeleyi rahatlattı.
 
Sarıkamış Harekâtı'nı yapmasaydık, Ruslar soluğu Üsküdar önlerinde alırlardı, müsaade edemezdi, etmedi. 
 
Askerlerine ölmeyi emrettin, öldüler, şehit oldular. Sarıkamış'ın arkasında kalanları Ruslar çırılçıplak yakalamasın diye, çıplak askerlerinle beraber ölüme yürüdün.
 
Her askerinle sende üşüdün, ayakların donmuştu, zor kurtardılar. Karargâhtan savaşı idare etmek seçeneği varken, cephenin en önünde vuruştun, kaçmak, gitmek imkânı varken; sen bir de dönüp kaçanlara sıktın. 
 
90 bin Mehmetçiği dondurdun dediler, oysa harekâta katılan toplam mevcudumuz 76 bindi. Yine Genelkurmay kaynaklarımıza göre şehit sayımız 23 bin olarak kayıt edilmiş.

Mehmet Niyazi, "Donma olayı Erzurum'un Şenkaya ilçesine bağlı Baldız Köyü'nden Sarıkamış'a hareket eden 25 bin kişilik piyade birliğinde gerçekleşiyor. Bunlardan 10 bininin Sarıkamış'a ulaştığı kesin. Hangi sihirbaz, nasıl bir maharetle kalan 15 bin kişiden 90 bin insanı dondurabiliyor?" sorusunu yöneltiyor ve ekliyor "Bu 15 binin kaçı çarpışmalarda vuruldu, kaçı dondu bilmiyoruz..."

Rusların kaynaklarında kendi kayıpları 34 bin kişi olarak geçiyor. Ruslar gibi bizde kayıp sayımızı azaltmış olabiliriz ama 23 bin şehit, zaten az mı? 23 vatan evladının kaybı bile çoktur benim için; insan için.
 
90 bin kişi bile kaybetmişsek 9 milyonun selameti içindi; değil ki 90 bin, Enver Bey 900 bin kişi de kurban ederdi, geride kalanların namusları payimal olmasın diye.
 
Sarıkamış Harekâtı, Çanakkale Savaşı ile beraber, Rus İmparatorluğunun yıkılmasına yol açmıştır. Yoksa İngilizler Çanakkale'den, Ruslar ise Kuzey hattından geçerek Üsküdar önlerine kadar gelebilecekti.

Belki o zaman Kurtuluş Savaşı'na bile lüzum kalmayacaktı; kurtarılacak bir şey kalmayacaktı elde; elden ne gelir; sen yüreğini de koydun el yetmez, hayal ulaşmaz zirvelere, Enver Bey. 
 
Çanakkale'de, tayınsız ekmeklerle öğün geçiren askerimizin fedakârlığı hakkında nutuklar atacaksın, 250 bin şehitle gurur duyacaksın, Sarıkamış'ta benzer şartlara ve 23 bin şehide katliam gibi bakacaksın!

Ki Genelkurmay kaynaklarında Çanakkale deki şehit sayımız 57 bin civarındadır. Keşke daha da az olabilseydi şehitlerimiz. Genelkurmay kayıtlarında tek tek bütün şehitlerimiz künyeleriyle kayıtlıdır.
 
Enver Bey'in Türkistan Harekâtı olmasaydı, Anadolu'da tutunabilir miydik? 
 
Enver Bey'in arkadaşlarının bir kısmı İran'da, bir kısmı Mısır'da, bir kısmı Hindistan'da, dünyanın dört köşesinde ihtilal aramasalar, Anadolu ihtilalı başarılı olabilir miydi? 
 
Enteresandır Abdülhamitçiler de, Atatürkçüler de sevmezler Enver Beyi.

Trablusgarp gibi kaybedilmiş bir savaşta Enver Bey ne arıyorsa Türkistan Seferinde de onu arıyordu. Enver Bey, kaybedilmiş  bir savaşa, Trablusgarp Cephesine neden gittiğini şöyle açıklıyor “…Vazifem bu sefer beni, hiçbir maddi netice alamayacağım bir amaca doğru götürüyor. … Peki, o zaman niye gidiyorum? İslam dünyasının bizden beklediği bir ahlaki görevi yerine getirmek için.”
 
Enver Bey, masa başında çay kahve içimleri arasında hayaller kurmadı. Askerleri ile beraber vuruşarak şehit düştü.

Türkistan Harekâtı içinde şöyle söyler Enver Bey:
“Uzun zamanlardan beri Türkistan Türklüğü ile Osmanlı Türklüğü arasındaki irtibat kopmuştur. Ben, Osmanlı Ordularının Başkomutanı ve İslam Halifesinin Damadı olarak oraya gelir ve Türkistan’ın bağımsızlığı uğruna ölürsem, bu köprüyü kurmuş oluruz.”
 
Şahadeti de şiirleştirdi. Önce atı vuruldu, alkanlara boyandı, elinde kılıcıyla hücuma devam etti mitralyözlere doğru. Yedinci kurşun kalbine isabet etti, alkanlara boyandı. Bir Kurban Bayramında şehit verdik Enver Beyi. Yanındaki 25 süvariyle beraber.

Şevket Süreyya bu şahadeti şöyle nakleder: "Bir kumandanın, bir başkumandanın, bir baskın müfrezesine karşı en önde ve atla, kılıçla karşı çıkışı, askeri savaş usullerine sığmaz. Ama burada artık askerlik değil, yolun sonu, son hamle ve beklenen sonu arayış konuşacaktır. Bu son ise, ölüm ve şahadettir… " Zaten bu sefere şahadet arayışı ile çıkmamış mıydı?   

Çeğen Tepesi’nde geceler,
Uzun, yorgun ve yeniktir...
Her bayram sabahı uyurken kuşlar,
Emer hürriyetin parmaklarını bir yılan.
Kızların parmakları inceciktir...
 
Kızların parmakları inceciktir,
Uzar gider o güzelim saçları;
Daha söylenmemiş Türkülere...
Gözlerine koyu gölgeler indirmiş,
Buhara’nın ağaçları...

...
 
Şiir gibi yaşadın, şair savaşçılar gibi vuruştun, ölümü de şiirleştirdin...



Derne'de soldan ikinci  Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), soldan üçüncü Enver Paşa..

Kaynak : Yrd. Doç Dr. Ayhan ERALP / Gaziantep Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Çevrimdışı Fatih

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 373
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: ENVER PAŞA'NIN TURAN'A ADANMIŞ HAYATI VE ŞEHADETİ!
« Yanıtla #21 : 24 Ekim 2014, 15:57:26 »
Çeğen Tepesi

Bir ceviz ağacı, bir duru pınar,
Ve gökte gümüş bilmeceler...
Vurur kutlu toprağın bağrında iki yürek,
Koşan bir atın soluğudur
Çeğen Tepesi’nde geceler...

Çeğen Tepesi’nde geceler,
Uzun, yorgun ve yeniktir...
Her bayram sabahı uyurken kuşlar,
Emer hürriyetin parmaklarını bir yılan.
Kızların parmakları inceciktir...

Kızların parmakları inceciktir,
Uzar gider o güzelim saçları;
Daha söylenmemiş Türkülere...
Gözlerine koyu gölgeler indirmiş,
Buhara’nın ağaçları...

Buhara’nın ağaçları,
Ve göğe dua andıran bacalar...
Nerdesin ey dokuz şavklı yıldızım!
Sabrın sınırlarına dayandı,
Çeğen Tepesi’nde geceler...


Dilaver CEBECİ

(Şair Dilaver CEBECİ Çeğen Tepesi adlı bu şiiri şehit Enver Paşa'ya ithafen yazmıştır.)

Bu köprüde Çeğen Tepesi şiiri merhun Dilaver Cebeci'nin kendi sesinden okunmuştur.

https://www.facebook.com/video.php?v=654846804598832

Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.

Çevrimdışı Fatih

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 373
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: ENVER PAŞA'NIN TURAN'A ADANMIŞ HAYATI VE ŞEHADETİ!
« Yanıtla #22 : 24 Ekim 2014, 16:05:19 »
Büyük Mağlup: Enver Paşa



Bilge Kral Aliya: “Mağluplara, kaybedenlere karşı duyduğumuz sempati asla aklımızdan kaynaklanmamaktadır. Bu, sadece öldükten sonra anlayabileceğimiz yani bu dünyaya ait olmayan bir duygudur” diyerek mağlupların, yenilmişlerin, kaybedenlerin öykülerinin neden galiplerin, yenenlerin, kazananların öykülerinden daha çok ilgi çektiğini, akılda ve gönülde kaldığını sanırım açıklıyor. Evet, hep yenilmişlerin hayat hikâyeleri sarıp sarmalar bizi. Kendimizi daha çok onlara yakın hissederiz. Hep mağlupların, mazlumların menkıbeleri değer yüreğimizin, gönlümüzün en sızılı yerlerine. En çok ta onların hatıraları sızlatır burun direklerimizi. Onların menkıbeleriyle büyür içimizdeki çocuklar. Onların saflıklarıyla, masumiyetleriyle çocuk kalır içimizdeki çocuklar. Bir tarih yazılır, bir tarihe yazılır bütün mağlubiyetler. Kabil’in ılık ılık kanı akarken, Hamza’nın ciğeri lime lime çiğnenirken, Ali arkadan hançerlenirken, bir cenk masalında vurulurken bütün atlar, Hüseyin’in kanı sularken Kerbela Çölü’nü, İmam-ı Âzam’ın ahı sinerken sağır duvarlara, Çeğen Tepesi’nde Enver’in kanı karışırken Kurban kanına…

“Bir ceviz ağacı, bir duru pınar/Ve gökte gümüş bilmeceler/…” diyordu Dilaver Cebeci Çeğen Tepesi şiirinde.
1922 yılı Kurban Bayramı arifesinde Enver ve arkadaşları upuzun bir yorgunlukla, uçsuz bucaksız bir özlemle oturmuşlardı o ulu ağaçların gölgesine, duru pınarların başına. Pamir dağlarına yaslamışlardı omuzlarını. Yücelere… Derin bir sessizliği hasbıhal etmişlerdi, derin bir sessizlikle… Adanmışlığın şarkısını mırıldanıyordu gökyüzünde yıldızlar. Ay mağlubiyetin şiirini… Paramparça bir ayın şavkı düşüyordu Buhara’ya. Paramparça bir menkıbe… Yelelerinden yangınlar yükselen atlarla ağlıyordu Türkistan. Herkesi kavuşturan, ırakları yakın bayram bir veda havası gibiydi Çeğen’de. Sabah birbirlerinden ayrılacaklarını hissetmişler gibi vedalaşıyorlardı, helalleşiyorlardı Enver ve arkadaşları. Hatıra olarak geriye bırakacakları hiç bir şeyleri yoktu, yüreklerinden ve adanmışlıklarından başka. Bir büyük idealin, namusun ve imanın ve aşkın erleriydi onlar. Siyasetin, stratejilerin labirentlerinde yollarını ve yönlerini kaybedenlerden değillerdi. Ne çil çil altınları vardı geride bırakacakları ne de mal mülkleri. Ne sığınacakları büyük yalanları vardı ne de istismar edecek sahte dindarlık. Baştan ayağa samimiyet ve fedakârlıktı geride kalan.

4 Ağustos 1922… Sabahtı, bayram sabahı… Bayramlaşmak için toplanmıştı cümle halk. Bir hayın baskın vardı. Bir hayın… Bolşevik Ruslar’ın mitralyözleri ölüm saçıyordu Ümmeti Muhammed’in üzerine. Buhara kan revan. Sımsıcak kurban kanlarına karışıyordu Türkistan’ın kanları. Ölüm yağıyordu göklerden. Ölüm… Yalınkılıç atına bindi Enver. Yalınkılıç… Sürdü Derviş’i düşmanın üzerine. Bir sonsuz sefere sürdü. Bir sonsuza… Düştü büyük kahraman Çeğen Tepesi’ne. Düştü hayaller yere. Umutlar darmadağın. Kederden bir gergef zaman, durmadan örülüp duran.   

Şehit düştüğünde kırk bir yaşındadır Enver. Kimine göre maceraperest, hayalci, akılsızın biridir. Kimine göre Alman hayranı bir şovenist. Kimine göre koca imparatorluğu batıran bir hain. Hiçbiridir oysa. Direne direne mağlupluğumuzdur O. Emperyalist vahşilere bedel ödeten yanımız. Yıkılışımızın görkemi. Görkemli bir direnişin kumandanı. Türkistan’ı toparlamak ve yeniden ayağa kaldırmak için düşmüştü yollara. İngiliz’e ve Rus’a çöküşümüzün ve çözülüşümüzün hesabını ödetmekti bütün ceht. Kendi kendini bitirmiş bir imparatorluğun son çırpınışları…

Enver Paşa siyasal ikbal, güç, makam, para peşinde değildi. Yalanla dolanla siyaset yapan simsarların anlamayacağı bir dürüstlük… Alınteri, çile… Mertlik, yiğitlik… Bütün bunların toplamı. Evet, Enver bütün bunların toplamıydı. Çürüyen bir hanedanlığın yok olmayan iradesiydi. Edirne’nin geri alınmasında Bulgarlara, Çanakkale’de bütün dünyaya, Kut-ul Amare’de İngilizlere, Duşanbe’de Ruslara verilen cevabımızdı Enver ve arkadaşları.

“Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer” Bizim zaferlerimiz hep yenilgilerimizin rahminden doğar, yenilgilerimiz zaferlerimizden. Başlarımız bir ekin tanesi gibi düşerken toprağa, menkıbelerimizden doğar yiğitler. Enver, Pamir Dağlarının eteklerindeki Çeğen Tepe’sinde hüzünlü bir destan yazdı. Birliğinin önünde, yalınkılıç… Yolun sonu… Uçup gitmek ötelere… Son Vuruş… Son hamle… Ve en güzel son: Şahadet şerbetini nûş etmek...

Selam olsun Enver’e! Binlerce selam!...   

Kaynak : Muaz ERGÜ-Büyük Mağlup: Enver Paşa