Gönderen Konu: ERGENEKON'DAN ÇIKIŞIMIZ ve YENİGÜN TÜRK BUDUNU'NA KUTLU OLSUN!  (Okunma sayısı 52727 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2140
Arşivlemek isteyen arkadaşlar için kolaylık olması düşüncesiyle yazının tamamını tek ileti olarak da ekliyorum.

TTK.


Alıntı yapılan: Erk YURTSEVER- www.tonyukuk.net
12 HAYVANLI TÜRK YILLIĞI / Erk YURTSEVER
 
TÂRÎHÇE:
 
12 hayvanlı Türk yıllığı, bir Ay-Güneş yıllığıdır. Çinliler Türk’lerden aldıkları bu yıllığı doğumdan önceki (D.Ö.) 1437nci yılın 31 Ocak günü, saat 18:13den bu yana yazılı kaynaklarında kullana gelmişlerdir. Buna ek olarak, Yazılı Çin Târîhi'nin öncesindeki 1200 yıllık Sözlü Çin Târîhi'nin de bu yıllık ile târîhlendirildiği göz önüne alınırsa, yıllığın yalnız Çin’de (D.Ö.) 2637nci yılın 7 Şubat günü, saat 18:10dan beri kullanılmakta olduğu gerçeği ortaya çıkar.*
 
YILLIK NEDEN ÇİN KÖKENLİ DEĞİLDİR?
 
Türk yıllığı, matematikçi ve gök bilgini Fatin GÖKMEN Hoca’nın 1936 yılında ileri sürdüğü görüşe göre en az 10000 yıllıktır (100 asır). Hoca, 1936 yılında yazdığı ve Târîh Cemiyeti’ne Tez olarak sunduğu “Eski Türklerde Hey’et ve Takvim” adlı eserde (Yayın Târîhi 1937 yılıdır) kısaca şöyle demektedir:
“Doğu’nun en büyük gökbilimcilerinden Nâsireddîn-i Tûsî (1201-1274),  Zîc-i İlhânî adlı eserinde Hıtay (Kıtay) ve Türk Takvimi adıyla Mogulların kullandıkları bir ay-güneş  takviminden bahsetmektedir. Tûsî, bu takvimin usullerini ve dayandığı yıldız topluluğu esaslarını açıklamasız ve dayanaksız  olarak sadece nakletmişti. Ben bu esasları îzâha çalışırken gördüm ki Tûsî'nin bize aktardığı takvim, Batlamyus hey’eti adını verdiğimiz (Hâmil-i merkez) topluluğundan önce yaşayan bir hey’et esâsı üzerine kurulmuştur; ve kuruluşun zamânı da 206 yüzyıl kadar öncedir. Kuvvetli bir varsayım ile kuruluşta, geometrinin ana teoremi olan Pisagor teoreminin de dâhil olduğu bir düzlem geometrisi ve oldukça ilerlemiş bir hesap usûlü kullanılmıştır.
Eski Çin yıldız toplulukları bilimine dair yazılan ve incelememden geçen batı eserlerinde, 206 yüzyıl önce kurulmuş olduğu kanaatine vardığım, yıldız topluluklarının esaslarına dâir bir ize rastlamadım. Çin yıldız toplulukları ve takvimi olarak ileri sürülen bilgilerin, batı kaynaklarına, perâkende ve yetersiz olarak aktarılmış olduklarını gördüm; ve şu neticeye vardım:
Kuvvetle muhtemeldir ki bu matematik ve yıldız toplulukları bilgileri, eski Orta Asya (Türk) ilimlerinin bir parçacığıdır.
Konu ile ilgili yararlandığım doğu eserleri şunlardır
Nâsireddîn-i Tûsî  (1201-1274)    Zîc-i İlhânî
Nizâmeddîn-i Nişâbûrî    Zîc-i İlhânî şerhi (Keşfülhakâyık)
Uluğ Bey  (1394-1449)    Zîc-i Gürgânî
Ali Kuşcu  (?-1474)    Zîc-i Gürgânî şerhi
Bercendî    Zîc-i Gürgânî şerhi
Miren (Mirân) Çelebi    Zîc-i Gürgânî şerhi
Abbas Vesim  (?-1759, 1761?)    Zîc-i Gürgânî şerhi
İbn-i Ebilfethissûfî    Risâletün fî Târîh il Hita vel' Uygur
İbn-i Ebilfeth’in bu risâlesi Marâga Rasathânesinde Tûsî'nin çalışma arkadaşı olan Muhiddîn-i İbn-i Ebî Şükrülmağribî'nin Türk takvimi hakkındaki Takvîm-ül edvâr adlı eserine dayanmaktadır. Takvim hakkındaki mâlûmâtı Tûsî gibi asıl kaynağından aktarmış olan bu yazarın eserine üzgünüm ki rast gelemedim. Istanbul kütüphânelerinde yok. Fakat Ebilfeth'in risâlesinde, Tûsî'nin verdiği bilgileri doğruladığını gördüm.“
* * *
Yukarıdaki kısaltılmış yazının özü de şöyledir:
Tûsî bir eserinde, Mogulların (Çingizli’lerin), Kıtay ve Türk Takvimi adlı bir ay-güneş takvimi kullandıklarını bildirmektedir.
Eseri inceleyen Fatin Hoca, bu takvimin, 3üncü yüzyılda Batlamyus’un düzenlediği (merkeze yüklü) sistemin 206 yüzyıl öncesine dayandığına kânî olmuştur.
Hoca, Çin yıldız bilimlerini toplayan batı kaynaklarını incelediğinde bu bilgilerin derme çatma ve yetersiz olduğunu görmüştür.
Çin kaynaklarında da takvimin çalışma sisteminin ne olduğunu, gök cisimlerinin hangi hareketlerine dayandığını bildiren bir açıklama ve anlatım yoktur.
Buna karşılık konu ile ilgili pek çok Türk kaynağı bulunmaktadır.
   
NEDEN D.Ö.Kİ 2637 YILI?
 
Türk takvimi günümüzde de Asya ülkelerinde kullanılmaktadır. Takvim bugün de Türk topluluklarından Türkmen’ler, Kazak’lar, Kırgız’lar, Kıpçak’lar, Uygur’lar, Saka’lar (Yakut?), Tıba’lar (Tuba, Tuva), Altay’lar, Şor’lar ve Teleüt’ler… Çingizli topluluğu ve buna bağlı olan Buryat’lar ve Mançu’lar… Çinli’ler… Koralı’lar… Vietnamlı’lar ve Japon’lar tarafından bilinmekte, bâzıları tarafından kısmen de olsa kullanılmaya devâm edilmektedir. Bu saydıklarımız kullandıkları takvimin ilk yılının D.Ö.ki 2637nci mîlâdî yıl olduğu konusunda mutâbıktırlar.
Takvimin başlangıç yılı olarak küçük bir topluluk D.Ö.ki 2649 yılını, Tibetli’ler D.Ö.ki 127 yılını, türlü boyların  mensûbları olan Budist’ler ise D.Ö.ki 543 yılını kabûl etmektedirler.
Son zamanlarda yayılan bir söylentiye göre ön Türk’ler D.Ö.ki 2637 yılına rastlayan bir Sıçan yılının yenigününde 400 yıldır yaşayıp çoğaldıkları Ergenekon’dan çıkmışlar, bu çıkışın anısına da yüzyıllardır kullanageldikleri takvimlerini 1 sayısı ile adlandırmışlardır. Her ne kadar Ergenekon bir Kök Türk destanı ise de destanların türlü zamanlarda yaşanmış benzer olaylar için kullanılmalarının da mümkünlüğü göz ardı edilmemelidir. Sonuç olarak;
1-D.Ö.ki 2637 yılından daha eski çağlarda mâdene ya da taşa kazınmış bir târîhin bulunmasının imkansızlığı,
2-Söylenti de olsa Türk’lerin Ergenekon’dan çıkışlarının D.Ö.ki 2637 yılına denk düşürülmeye çalışılması, düşünülmesi,
3-Günümüzde Türk takvimini kullanmayı sürdüren Asya topluluklarının, büyük oranda takvimin başlangıç yılında hem-fikir olmaları
12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıç yılının, D.Ö.ki 2637nci mîlâdî yıla rastladığı inancını desteklemektedir.
 
YILBAŞI:
 
12 hayvanlı Türk yıllığında yeni yıl, Güneş'in Kova Burcu'na girmesinden sonra görünen ilk hilâl ile başlar. O andan i'tibâren yeni yılın birinci ayının birinci günü başlamış olur. Dolayısı ile, Türk yıllığı yılbaşısı mîlâdî yıllığa göre 21 Ocak gününün gün batımı saati ile 20 Şubat gününün gün batımı saati arasındaki herhangi bir güne isâbet edebilir.
Konunun îzâhı şöyledir:
20 Ocak gününün akşamında görünen hilâl, yeni Türk yılının başlangıcı olarak kabûl edilemez. Çünkü o gün Güneş henüz kova burcuna girmemiştir.
21 Ocak gününün akşamında görünen hilâl, yeni Türk yılının başlangıcıdır. 22 Ocak gününün gündüzü ise Türk yılının birinçayının birinci gündüzüdür.
21 Ocak günü başlayan ve 29 gün süren bir ay ayından sonra;
19 Şubat gününün akşamında görünen hilâl, o Türk yılının ikinçayının başlangıcıdır. 20 Şubat gününün gündüzü ise ikinçayın birinci gündüzüdür.
21 Ocak günü başlayan ve 30 gün süren bir ay ayından sonra;
20 Şubat gününün akşamında görünen hilâl, o Türk yılının ikinçayının başlangıcıdır. 21 Şubat gününün gündüzü ise ikinçayın birinci gündüzüdür.
 
YIL SÜRESİ:
 
Güneş yılı süresi 365.24218979 gündür. Bu süre içine 12 adet Türk ayı girer. Birinci Güneş yılı, 13üncü ay ayının yaklaşık 11inci, ikinci Güneş yılı, 25inci ay ayının yaklaşık 22nci ve üçüncü Güneş yılı ise 38inci Ay Ayı'nın yaklaşık 3üncü günlerinde tamamlanırlar. Kısacası 3 Güneş ıılı süresi içerisine 37 ay ayı ve yaklaşık 3 gün girer. İşte bu sebepten ötürü Türk yılı süresi, bâzen 12 bâzen de 13 ay ayı olur. Gün sayısı olarak Türk yılı bâzen 354 veyâ 355 bâzen de 384 gün olabilir.
Hilâl, yer yüzünün her noktasından mutlakâ aynı gün görünmeyebilir. Bu bakımdan herhangi bir Türk yılı yer yüzünün batısında 355 gün çekerken doğusunda 354 gün çekebilir. Bir başka deyimle, herhangi bir Türk yılı yer yüzünün batısında, Güneş yılı'nın farazâ 32nci gününde başlarken, doğusunda 33üncü gününde başlayabilir.
 
AY SÜRESİ:
 
Ay süresi, o ayı başlatan hilâli tâkîb eden ilk hilâlin görünümünde biter. Yeni hilâlin göründüğü ân, süren ayın son gününün ve son gündüzünün bittiği, yeni ayın ilk gününün ilk akşamının başladığı ândır.
Ay, Yer çevresini 29.5305845830903 günde dolaşır. Bu sebepten Türk ayları bâzen 29, bâzen de 30 gün çekerler. 
Hilâl, yer yüzünün her noktasından mutlakâ aynı gün görülemeyeceğinden herhangi bir Türk takvim ayı, yer yüzünün batısında 30 gün çekerken doğusunda 29 gün çekebilir. Bir başka deyimle, herhangi bir Türk takvim ayı yer yüzünün batısında, Güneş yılının farazâ 175inci gününde başlarken, doğusunda 176ncı gününde başlayabilir.
 
GÜN SÜRESİ:
 
Hilâlin göründüğü andan itibaren başlayan yeni ayın birinci günü, ertesi günün Güneş batımına kadar devâm eder. Güneş batımından i'tibâren ayın ikinci günü başlar ki o gün de ertesi günkü Güneş batımına kadar devâm eder ve bu böylece yeni ayın hilâli görününceye kadar sürer gider. Burada Güneş'in batması demek, deniz ufkuna göre Güneş'in tepe noktasının ufukta tamâmen kaybolması demektir.
 
TÜRK YILLIĞI'NIN ÇALIŞMASI:
 
Türk yıllığında 12 yıllık bir süre içerisindeki her bir yıl bir hayvan adı ile anılır. Hayvanlar sırasıyla, SIÇAN, SIĞIR, BARS, TABŞAN, ULU, YILAN, YUNT, KOYUN, BİÇİN, TAĞUK, İT ve TONGUZ'dur.
12 yıllık sürenin birinci hayvanı sıçandır. 12 yıllık sürenin 12nci yılı olan tonguz yılı bittiğinde 12 yıllık yeni bir süre başlar ki bu sürenin de birinci yılı yine sıçan adını alır ve bu böylece sürer gider.
Türkler hayvan adlarıyla andıkları yıllarına sayı vermemişlerdir. Yıllara hem sayı ve hem de ayrıca ad vermek gereksizdir. Ancak sistemin mantıklı görünmesine rağmen, 12 yıl bir küme sayılmalı idi, bundan sonra sayılmalıdır. Bu kümelere de 1., 2.,...., 25., 26. v.b.g. sayılar verilmeli idi, bundan sonra verilmelidir.
Bu hesâba göre farazâ 1974 mîlâdî yılının özel hesaplama isteyen Ocak ve Şubat aylarının dışındaki bir ayının hangi Türk yılına karşılık geldiği şöyle bulunur:
(1974+2637=4611); Demek ki 1974 mîlâdî yılı, 4611inci Türk yılına karşılık gelmektedir.
(4611/12=384,25); Bölme sonucunun yüzdelikli çıkması sebebiyle, 384e 1 eklenir. Demek ki 4611inci Türk yılı, 385inci 12 yıllık kümeye âit bir yıldır.
4611inci Türk yılı, 385inci kümenin kaçıncı yılıdır ve adı nedir?
Bölme sonucunun yüzdelik sayısına bakılır: (384,25-384=0,25)… 0,25= 3üncü Türk yılıdır, adı Pars (Bars) yılıdır.
Yıl nasıl söylenmeli, nasıl yazılmalıdır?
385. PARS veyâ 4611. PARS olarak söylenmeli ve yazılmalıdır.
Yılın sayısını ve adını bulan yüzdelikler nelerdir? Hangi yüzdelik hangi yıl adına karşılık gelir?
0,08= 1. yıl= Sıçan; 0,17= 2. yıl= Sığır;  0,25= 3. yıl= Pars;    0,33= 4. yıl= Tabşan; 0,42= 5. yıl= Ulu;  0,50= 6. yıl= Yılan;
0,58= 7. yıl= Yunt;  0,67= 8. yıl= Koyun; 0,75= 9. yıl= Biçin; 0,83= 10. yıl= Tağuk; 0,92= 11. yıl = İt; 0,00= 12. yıl= Tonguz…
Çinliler, Türk’lerin yapmadıkları ya da yaptıkları hâlde bizlerce bilinmeyen bu kümelendirme işlemini, sözlü târîhlerine âit süreyi içine alan zamân dilimi için de yapmışlardır. 12 yılın oluşturduğu zamânı bir küme saymışlar, beş kümeyi de (yâni 60 yılı da) bir araya getirmek sûretiyle bir bağ meydana getirmişlerdir.
Çinliler kümeleme işine, iddiâlarına göre sözlü târîhlerinin başlangıcı olan M.Ö. ki 2637 yılından i’tibâren başlamışlardır.
Başka bir deyim ile Türk yıllığı, Çinli’lerce M.Ö.ki 2637 yılından başlatılarak, 12 yılı bir küme, 5 kümesi bir bağ yapılarak günümüze kadar kullanılmıştır.
 
TÜRK AYLARI'NIN ADLARI:
 
Türk Ayları sırası ile Birinçay, İkinçay, Üçünçay, Dörtünçay, Beşinçay, Altınçay, Yedinçay, Sekizinçay, Dokuzunçay, Onunçay, Onbirinçay, Onikinçay ve anılan yıl içine giren bir 13üncü ay var ise Onüçünçay diye adlandırılmalıdır. Bugüne kadar bulunmuş olan Türk Abaçalı yazılı taşların üzerlerinde "Birinçay" ve "Onüçünçay" adlı aylara rastlanmamıştır. Bilindiği gibi bu aylar kış aylarıdır. Muhtemelen bu aylarda, atalarımızın târîhe geçecek ehemmîyette bir faalîyet göstermeleri, belki de iklim şartlarının elverişsizlikleri sebebiyle mümkün olamamıştır.
Orkun yazıtlarından Köl Tigin bengü taşının kuzeydoğu yüzünün birinci dizisi şöyle başlamaktadır: “Köl Tigin Koyun yılının onyedisinde uçtu.”
Buradan anlaşılan şudur ki, yeni bir Türk yılının başladığı ay içindeki bir olayın târîhlendirilmesi için “--- yılının, birinci ayının, (meselâ) sekizinde” yerine “--- yılının sekizinde” demek de mümkündür. Yukarıdaki ifâdenin Yoluğ (Yolluğ) Tigin’in keskisinden çıkmış olması, bu şeklin de münâkaşasız kullanılabilirliğinin kanıtıdır.
Uygur Abaçası ile yazılmış, Uygur Vesîkaları'nda da "Birinçay" ve "Onüçünçay" adlı aylar yoktur. Bunlardan "Birinçay" yerine Farsça’dan geçmiş olabilecek "Ârâm", 13 aylı yılların 13üncü ayının adı için de muhtemelen Soğdça’dan alınmış olduğunu sandığımız "Çakşabut" kelimeleri vardır. Ancak kanaatimizce Türk takviminin tanzîminde bu tür keleçilerin kullanılmaları doğru bir tercîh değildir.
 
TÜRK GÜNLERİ'NiN ADLARI:
 
Türk’lerde ve Türk yıllığında günlerin adları yoktur. Günler, bir, iki, üç, ..........., yirmidokuz (aslı dokuzotuz), otuz veyâ birinde, ikisinde, üçünde, .........,  yirmidokuzunda (aslı dokuzotuzunda), otuzunda diye sıralanırlar.
 
TÜRK GÜNLERİ'NİN ÇAĞLARI:
Türk'lerin bir günü çağ adıyla 12'ye böldükleri bilinmektedir. Zaten çağ, Türkçe ya da yarı Türkçe konuşan topluluklarda zaman, süre, vakit, devir, süreç, saat anlamlarına karşılıktır. Çingizli'ler bugün bile kol veyâ duvar saatine çağ demektedirler. Bizim "kilovat saat" dediğimiz elektrik ölçüsü, Çingizlice'de "kilovat çağ"dır.
Türk'lerin günü böldükleri 12 çağın bâzıları bugün de kullanılmaktadır. Zannımız odur ki bu çağların 4'ü günün gece süresinin, 8'i ise gündüz süresinin çağlarını bildirmektedir.  Ancak bu çağlara âit adlar bugün unutulmuş, kullanılanların ardındaki çağ sözcüğü de yerini Arab'ın vakt sözüne bırakmıştır. (Bk.: 2nci teklif)

Asya'nın Merkezi, Tıba Eli'nin başkenti Kızıl'ın ve Uluğ Kem Irmağı'nın güney yakasındadır.

AÇIKLAMALAR, TEKLİFLER:
* Türk takviminin başlama târîhinin tesbîti hesapları, Kızıl kentinin koordinatlarında, Güneş’in batış zamânına (yerel saat) göre yapılmıştır. Kızıl,    51º.42´.45 K. ; 94º.24´.26 D. koordinatlarındadır. 
1inci teklif: Tıba Özerk Cumhuriyeti’nin başkent’i Kızıl'ın, Tıba Türkleri’nce Asya kıt'asının merkezi olduğuna inanılmaktadır. Tıba’lıların bu inançlarına    hayranlık ve saygı duyuyor, Kızıl’ın, Türk takvimini kullanan topluluklarca bu takvimin başlama yeri olarak kabûl edilmesini teklîf ediyoruz.
2nci teklif: Türk'lerin günü böldükleri çağlar (saatler) için günümüzde kullandığımız saat ölçüsüne göre teklîfimiz şöyledir: Saat:
02:00 vakti için Uykortası çağı  1
04:00 vakti için Tan çağı  *
06:00 vakti için Kün çağı  *
08:00 vakti için Mün çağı  2
10:00 vakti için Kuşluk çağı  *
12:00 vakti için Öğle çağı  *
14:00 vakti için Birindi (Bir indi) çağı
16:00 vakti için İkindi (İki indi) çağı  *
18:00 vakti için Künbatımı çağı  *
20:00 vakti için Sağım çağı
22:00 vakti için Yatsı (Yatası) çağ  *
24:00 vakti için Tünortası çağı
 
Bunlardan ardında * uyarısı bulunan 7 çağ, günümüzde değişik adlarla ve artlarına 'vakti' sözcüğünü alarak kullanılmaktadırlar. Bizim eklediklerimiz ise şunlardır: 1- Uykortası çağı: Uyku ortası, uykunun en derin olduğu çağ; 2- Mün çağı: Çorba çağı; 3- Birindi çağı: İkindi'den yakıştırma. Güneş'in üst yücelim noktasından batı yönüne 30º kadar indiği çağ; 4- Sağım çağı: Sağmalların sağım ve bakım çağı, 5- Tünortası çağı: Gece yarısına denk düşen çağ.       
 
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Egenin Efesi

  • Gökbörü'nün izinde Tanrı Türk'ü korusun!
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 178
Bu çok değerli bilgi ve belge paylaşımları için emek veren büyüklerime sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Sayın Osman Bey Hocamızın dediği gibi Gökbörüler takip eden değil, takip edilen ve Türklükle ilgili her konuya kaynak gösterilen kişiler olmalıdır ve sağolsun büyüklerimiz sayesinde oluyor da.
Geç kalmış bir kutlama olacak ama ben de bu vesileyle Türk Budununun 4650. yıldönümünü ve Yenigün'ünü kutlarım.
Gökbörü'nün izinde Tanrı Türk'ü korusun!
Dün Efe'ydik, Zeybek'tik; bu gün: GÖKBÖRÜ'dür Adımız!

Çevrimdışı Kurtkaya

  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 412
Üç-beş haşaratın hayvanca tepinme ve akıllarınca Türk Devletine kafa tutmaya vesile etmeye çalıştıkları 21 MART günü 4652 yıldır TÜRK BAYRAMI olarak kutlanmakta ve dünya durdukça da TÜRK BAYRAMI olarak kutlanmaya devam edilecektir.

Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2140
ERGENEKON'DAN ÇIKIŞIMIZIN 4655. YILI ve YENİGÜN TÜRK BUDUNU'NA KUTLU OLSUN!




Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Adil ÖZTÜRK

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 77
ERGENEKONDAN ÇIKIŞ’I (NEVRUZ-YENİGÜN’Ü) KUTLARKEN

Düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden çoğalıp tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır.
‘’Göktürkler, kendi ülkeleri bir düşman saldırısına uğramakta ve tamamen kılıçtan geçirildikten sonra geriye, iki kadınla, iki erkekten başka bir kimse kalmamıştı. Sarp ve kayalık bir yere kaçıp, saklanmışlardı. Bu saklandıkları yerin etrafı, hep dağlar ve ormanlar ile örtülü, dimdik dağlarla çevrili olan bu yerin, girilip çıkılacak bir geçidinden başka bir yeri de yokmuş. Bu geçitten bile bin bir güçlük ve zorlukla girilip çıkılırmış. Dağların orta yeri ise, dümdüz ve çayırlık bir ova imiş. Bu ovanın adına da Ergenekon derlermiş. Kon sözünün manası, “dağ beli, geçit” demektir. Ergene ise, “sarp” anlamına gelen bir sözdür. Düşmanın kılıcından kurtularak sağ kalan bu iki kişinin adı, Negüz ve Kıyan idi. Onlar senelerce o güzel ova içinde yaşadılar ve yavaş yavaş soyları da çoğalmağa başladı. Biribirleri ile evlenmek yolu ile gittikçe çoğaldılar. ‘’ Ergenekon Destanının özü bu şeklidedir.
Ergenekon’dan Çıkışımızı kutladığımız bu günlerde Ergenekon’a neden girmek zorunda kaldığımızı da irdelememiz gerekmektedir ki yine aynı hatalara düşüp yine bir Ergenekon aramayalım.
Türk Bilge Kağan Orhun Yazıtları kuzey yönünde belki de Ergenekon’a neden girdiğimizi bize tekrar vurgulamak istiyor. ‘’Çinlilerin tatlı sözlerine, yumuşak ipeklilerine kanıp Türk halkından bir çoğunuz öldünüz. Türk halkı, mutlaka öleceksin!..’’ Birçok tarihçi  ‘’Tanrı’nın Türklerden bir yüz çevirişidir. Bu yönüyle Ergenekon, aslında Tanrı‘nın Türkleri bir şekilde cezalandırması olarak anlaşılabilir.’’ şeklinde geçiştirse de bu tür dayatma söylemler Fars ve Arap Kültüründen etkilenme sonucu söylemlerdir. Milli bilinç ve toplumsal dayanışmanın zayıflaması ve düşmanın ürettiklerine karşı hayranlık oluşması Ergenekon’a girmememize neden olmuştur. Ergenekon’a girdikten sonra çabucak toparlanarak, Türklük bilincini korumuşlar ve sonraki kuşaklara aktarmışlardır. Ergenekon Destanı; Milli Bilincin ve Toplumsal Dayanışmanın Korunması üzerine ortaya çıkmıştır. Her milletin böyle büyük bir başarıyı gerçekleştirme yeteneği yoktur.
Yol vermeyen demir dağların eritilerek yol açılması, gerçekçi düşünüldüğünde Ergenekon’a giren Türk’lerin boş durmayıp her alanda kendilerini geliştirdikleri gibi demircilik sanatında da kendilerini geliştirdiklerini göstermektedir. Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk: ‘’Taş kırılır, tunç erir; fakat Türk’lük ebedidir.’’ derken Türk Milletinin bu yeteneklerini işaret etmektedir.
Günümüz Türklüğüne yapılan saldırlar da binlerce yıl öncekine benzemektedir. Kim bilir, şimdilerde Ergenekon’umuz Türkiye’dir. Bir taraftan küresel emperyalizm dediğimiz sermaye şirketleri, bir taraftan Yahudi ve Birleşik Krallık destekli Mason örgütleri, bir taraftan sosyal demokrasi bahaneli Komünist saldırı ve yayılmacı Arap kültür emperyalizmi saldırıları karşısında çıkış formülümüzü de Başbuğumuz Mustafa Kemal Atatürk ‘’Hattı müdafa yoktur, sathı müdafa vardır. O satıh vatanın her köşesidir.’’ şeklinde vermişti. Bizlerde; “Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından” parolası ile Türklük bilinci ve toplumsal dayanışma ile ekonomi, tarım, tıp, teknoloji, uzay araştırmaları gibi alanlarda çalışmalar yapıp, kendimizi geliştirerek Ergenekon’umuzdan çıkmalıyız.

Ergenekon Destanı ile ilgili başka bir konu da, On İki Hayvanlı Türk Takvimi‘nde yılın ilk gününün 21 Mart olmasıdır. 21 Mart, “Nevruz (İlk Gün/Yeni Gün)” adıyla kutlanan ve en eski Türk bayramı olduğu bilinen kutlu günü temsil etmekte, Ergenekon’dan Çıkış’ın tamamlandığı gündür.

Tekrar muhteşem günlerimize dönmek temennisi ile Ergenekon’dan Çıkışımız Kutlu olsun.

Ne Mutlu Türküm Diyene!..

Adil ÖZTÜRK
Adil ÖZTÜRK

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2140
Ergenekon'dan çıkışımızın
4656. Yılı ve YENİGÜN Çin Seddinden Macaristan'a kadar Büyük Türk Budununa uğurlu ve kutlu olsun!


Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2140
Ergenekon'dan çıkışımızın
4656. Yılı ve YENİGÜN Çin Seddinden Macaristan'a kadar Büyük Türk Budununa uğurlu ve kutlu olsun!


Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2140
Ergenekon'dan çıkışımızın
4657. Yılı ve YENİGÜN Altay Dağlarından Macaristan'a kadar Büyük Türk Budununa uğurlu ve kutlu olsun!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı [Hun Türk]

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1342
  • TTK
Bana göre ticanilik, nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur.
Hüseyin Nihâl Atsız

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2140
Türk kültüründe 21 Mart, Ergenekon'dan çıkışımızı ve baharın gelişini temsil etmenin yanısıra 12 hayvanlı Türk Takvimine göre de yeni yılın ilk günüdür.

Azerbaycan ve bir çok Türk devlet ve topluluğunda Nevruz nedeniyle, bir haftaya yayılan, coşkulu şenlikler yapılır.

Hatta Cumhuriyetin ilk yıllarında Kutlu Başbuğumuz Atatürk zamanında da coşkulu olarak kutulanmış, ama nedense, daha sonraları ikinci, üçüncü planda kalarak gitgide devlet protokolünden çıkartılmıştır.

Türk dilindeki YENİGÜN kelimesi bu ulu günü tanımlıyor olmasına rağmen yaygın olarak Farsça "yeni" anlamındaki "nev" ile "gün" anlamındaki "ruz" kelimeleri birleştirilerek "nev+ruz = Nevruz/Nevroz" olarak adlandırılmaktadır.

Binlerce yıllık Türk bayramı, milli duyarlılıktan yoksun yöneticilerin basiretsizliği ve pısırıklığından ötürü, bir takım haşarat tarafından gasp edilmeye ve Türk devletine kafa tutma gösterilerine vesile yapılmaya çalışılsa da yelin kayadan bir şey koparamayacağı aşikardır.

21 Mart 4658 yıldır Türkün Ergenekondan çıkışını ve YENİGÜN'ü temsil ettiği gibi bundan sonraki bin yıllarda da aynı değerleri taşımaya ve temsil etmeye devam edecektir.

Ergenekon'dan çıkışımızın 4658. Yılı ve YENİGÜN, Altay Dağlarından Macaristan'a kadar, bütün Türk Budunu'na, uğurlu ve kutlu olsun!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!