Gönderen Konu: ‎29 OCAK BATI TRAKYA TÜRKLERİ MİLLİ DİRENİŞ GÜNÜ  (Okunma sayısı 3793 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1345
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
29 OCAK BATI TRAKYA TÜRKLERİ MİLLİ DİRENİŞ GÜNÜ ve Dr. Sadık AHMET

 

Lozan Antlaşmasından sonra Yunanistan ve Türkiye arasında mübadele yaşandı. Fakat Batı Trakya Türkleri Mübadeleye tabi değildi. Böylece 500 yıllık öz yurtlarında azınlık oluyorlardı. 1940’lara kadar Yunanistan’da süren iç siyasi karışıklık, ardından Nazi işgali, onun ardından uzun yıllar süren Yunan iç savaşı zamanlarında Türklere kasıt şeyler fazla yaşanmasa da 50'li yıllar itibariyle Yunanistan Yurttaşlık Yasasının 19. Maddesi yüzünden vatandaşlık haklarını kaybettiler. Bu madde gereği "etnik açıdan" Yunan olmayan Yunanistan vatandaşlarının vatandaşlığını feshetme hakkı baki kalmış ve Batı Trakyalı veya Oniki Adalı Türkler, ata topraklarına bağ oluşturan vatandaşlık haklarını bu madde kapsamında kaybetmiştir. (Bu yasa 1998'de geriye doğru telafi imkânı sağlanmaksızın(!) yürürlükten kaldırılmıştır.)

Bu uygulamadan haberi olmayan gurbetçi Batı Trakya Türkleri, durumu gümrüklerde öğrendiklerinde, itiraz haklarını kullanmaları için Yunanistan’a dahi sokulmadılar. Yunanlılar gibi eşit muamele görmeyen temel haklarından mahrum edilen Türkler, baskılara karşı örgütlenme yoluna gittiler.

Bu örgütlenme girişimi, çeşitli dış güçlerin desteğiyle silaha sarılıp Yunanistan hükümetine dayatma girişiminde bulunmak şeklinde değil, uluslar arası mercilere çıkıp Lozan’da verilen hakları dava ile elde etme şeklindeydi. Oysa ki arazi olarak silahlı mücadeleye uygundu ki Kurtuluş Savaşı zamanında Yüzbaşı Fuat Balkan ve beraberindeki bir avuç gönüllü, 2 Yunan Tümeni'ni gerilla savaşıyla oyalayarak Anadolu'ya geçmesini engelledi.

Bu yasal örgütlenme neticesinde Türk dünyasının önemli şahsiyetlerinden biri olan Dr. Sadık Ahmet tarih sahnesine çıktı. 1985 yılında dış ülkelerde sorunu duyurmak için imza kampanyasına başladı ama çok geçmeden tutuklandı. 25 Eylül 1987 tarihinde Selanik’e gelen AİHM heyetine Batı Trakya’nın sorunlarını anlatan bildiriler dağıtınca tekrar tutuklanıp 30 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Sadık Ahmet hapse girdikten kısa süre sonra Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve Gümülcine Türk Gençler kapatıldı. Ama bu kararı Türkler, kendilerine uygulanan medya sansürü yüzünden 9 Ocak 1988 tarihinde öğrendi. Gerekçe ise; ‘’Yunanistan’da Türk Yok!’’ şeklindeydi. Bunun üzerine azınlık komitesi 25 Ocak günü toplanıp 29 Ocak günü için Gümülcine’de protesto kararı aldı. Tabi Yunan Polisi buna izin vermedi. Buna rağmen, Batı Trakya’daki yasak bölgeden dahi Türkler 29 Ocakta toplandılar.

O zamanlar Yunanistan’ın Yasak Bölge uygulaması vardı. Yunan iç savaşından sonra Batı Trakya’da güneyden kuzeye giderken Bulgaristan sınırına 8 km kala başlayan ve sınır boyunca Türkiye’ye doğru uzanan sınır, 1953’de “Kuzeyden komünist sızmasını önlemek” gerekçesiyle kuruldu. Oysa uygulandığı dönemdeki asıl işlevi, dağlık Balkan kolunda yaşayan Pomak Türklerini, Yaka ve Ova’da yaşayan azınlıktan ayırmak, daha doğrusu Pomak Türklerini göç ettirilmek istenen Türklerden soyutlayarak asimile etmekti.

O gün camileri ibadete yasaklayan Yunan Polisi’ne tepki olarak Türkler, yürüyüşe geçtiler. Şehir girişlerine kurulmuş barikatlarda toplanan Türkler’in sayısı 20bini bulmuştu. Yürüyüş, kısa süre sonra polis – protestocu kavgasına dövüştü. Olaylar gün boyu sürdü.

Olayın ertesi günü Davos’ta Özal- Papandreu görüşmesi vardı. Yaşanan olaylara Türkiye’nin yöneticileri ve medyası sessizdi. Buluşma sonrası Papandreu;’’ Dünkü olayların porvakatif(?) olduğu konusunda Özal ile hemfikiriz.’’ Dedi.

Olayların yıl dönümü geldiğinde Azınlık Yüksek Kurulu bir araya gelerek mevlit düzenlemeye karar verdi. Fakat 29 Ocak 1989 günü Türkler toplandığında bir Yunan’ın Türkler tarafından öldürüldüğü haberinin yayılmasının ardından Gümülcine Metropoliti’nin de çağrısı üzerine Yunanlılar ile Türkler arasında büyük kavgalar oldu. O gün Gümülcine Müftüsü Mehmet Emin Aga dâhil onlarca Türk feci şekilde dövüldü. Gün boyu yaşanan kavgalara polislerin müdahale etmediğini yabancı basın yazmıştır.

18 Haziran 1989 Genel Seçimleri geldiğinde bağımsız aday olan Sadık Ahmet’in meclise girişini engellemek için türlü dolaplar çevrildi. Yerel Yunan gazeteleri büyük karalama kampanyasına girişti. Onu ajanlıkla suçladı. Seçim günü Batı Trakya’da oy kullanmak üzere askerler sevk edildi. Bunun nedeni de seçmen dengesini bozmaktı. Çünkü Yunan seçim yasasına göre askerler bulundukları yerde oy kullanabilirdi. Ama bu taktikte sökmedi. Sadık Ahmet meclis’e girdi.

O zamanlar 300 üyeli Yunan Meclisi Hıristiyan olduğu için İncil’e el basardı. Sadık Ahmet Kuran’a el basarak yemin etti. Daha sonra da Cenatakis hükümetine güvenoyu verdi. Oysaki herkes onun ayrılıkçı söylemlerle konuşacağını etkili olmasa da siyasal krizler yaratmak için elinden geleni yapacağını hatta Türkiye ile tekrar savaşa sokacağını düşünmüştü.

Güvenoyu verdikten sonra Yunan gazeteciler Sadık Ahmet’e neden güvenoyu verdiğini sordu. Sadık Ahmet şöyle dedi; ‘’Yunanistan vatandaşıyım. Yunanistan evimiz. Batı Trakyalıların yasalarla belirtilmiş haklarını alması, kanunlar önünde eşit olmasını istiyorum.’’

Meclis içindeki tutumu, vekillere ve gazetecilere karşı davranışları, bakanlara olan yaklaşımı, Batı Trakya sorunlarını anlatırkenki tavırları ve Yunanlılara karşı olan bütünleştirici çabaları Yunanlılarda hayretler uyandırıyordu. Kasım 1989’da hükümet dağılana kadar bu durum sürdü. Erken seçimde Sadık Ahmet’in adaylığı iptal edilse de onun önderliğindeki Türkler sorunu uluslar arası platformda dillendirmeye devam ettiler. Çünkü Yunanlı devlet yöneticilerinin keyfi uygulamaları daha da artmıştı. Sebepsiz kesilen cezalar, mülk edinme aşamasında çıkarılan zorluklar, dükkân ruhsatı vermemek gibi hareketler bulunuyordu. ‘’Neden böyle oluyor?’’ Diyen Türklere; ‘’Hadi gidin Sadık Ahmet kurtarsın sizi şimdi.’’ Diye cevap veriliyordu.

Bu çabalar sürerken 1990 yılı başında Sadık Ahmet bir konuşmasında ‘’Türk’’ dediği için tutuklandı daha sonra cezası para cezasına çevrildi. 8 Nisan 1990 yılında tekrar milletvekili seçilen Sadık Ahmet, Dostluk Eşitlik Barış Partisini kurdu. 1993 yılında partisiyle meclise giremesin diye %2 barajını %3’e çektiler.

24 Temmuz 1995 yılında kimine göre kazanın çok olduğu bir yer olduğundan, kimine göre komployla trafik canavarının kurbanı oldu Sadık Ahmet. Her 29 Ocak, o olayların yıl dönümü sebebiyle Milli Direniş Günü olarak anılmakta.

Bunları neden yazdım?

Birincisi, bir Türk evladı olarak Sadık Ahmet’i yâd etmek ve bu günü anmak boynumun borcu olduğu için. İkincisi, onu bilmeyen varsa bilsin unutan hatırlasın diye. Üçüncüsü de ülkemizde; ‘’Eziliyoruz, haklarımız çiğneniyor!’’ diye bağırıp Molotof ile insan ve dükkân yakmayı meşru, teröristle pazarlığı toplumsal mutabakat olarak yansıtan, onlarca azınlığı sayıp onları göğe çıkardıktan sonra adı Türkiye Cumhuriyeti olan bu devlette Türkleri ve Türklüğü aşağılayan, millet sever olmayı ‘’faşistlik’’ diye nitelendiren siyasetçi, gazeteci, yazar, iş adamı vs. kim varsa Sadık Ahmet’e baksın da adam gibi adam görsün, toplumsal mücadele nasıl verilir örnek alsın diye. Tabi delikanlı olmak kimyalarını bozmazsa... Biraz da bu başıbozukluğa fırsat veren, derin bir uykuya gömülmüşlere ibret olsun istedim. Belki gerçekleri görmemek için inatla kapalı tuttukları gözlerini biraz açarlar da görürler.

Rauf Denktaş’a Kıbrıs’ta el uzatan bir Türkiye vardı. Fakat Sadık Ahmet’e el uzatan bir Türkiye olmadı. Bari yaşananların farkında Türkler olsun. Böylece, Ana vatan dışında kalıp yad ellerde dövülen, sövülen, hakkı yenen soydaşlarımızın da yüreğine bir parça su serpilir.

Gayem bu.


Ozan AKARSU
28.01.2013


TTK.
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.