Gönderen Konu: TÜRKÇÜ YÜCEL TEŞKİLATININ KURUCULARINDAN NECATİ ÇETİNER BEĞ'İ KAYBETTİK  (Okunma sayısı 5835 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182

1944 yılında Yugoslavya SFC'de yaşayan Türklerin demokratik haklarını elde etmek ve daha iyi bir yaşam sürmelerini sağlamak icin Üsküp'te kurulan Yücel Teşkilatı üyeleri 1947'de düzenlenen bir operasyonla Yugoslavya SFC'de tutuklanmışlardı.

Düzmece mahkemelerde, uluslararası hukuk normlarından uzak yargılamalar neticesinde 4 üyesi idam, 63 üyesi de ağır hapis cezalarına çarptırılmıştı. Öğretmen olan Necati Çetiner de bu mahkemelerde 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Daha sonra 1953'ten itibaren göçlere izin verilmesiyle hapis cezasini tamamlayan Yücelciler, Turkiye'ye göç etmişlerdir.

Turk tarihinin adi konmamış kahramanlarından biri olan Yücelci, Necati Çetiner 26 Aralık 2007 tarihinde vefat etti. 1922 doğumlu Necati Çetiner 85 yaşındaydı ve uzun süredir hastaydı. Cenazesi Aksaray (İstanbul) Muradpaşa Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Yeni Topkapı mezarlığında defnedildi.


Kynk: Avrasya Gündemi

 Yugoslavya'da TÜRK Milleti'nin hakları için mücadele eden YÜCEL TEŞKİLATI'nın kurucularından olun ve 2 gün önce vefat ederek, aramızdan ayrılan Değerli Büyüğümüz Necati Çetiner Beğ'i rahmetle anıyor. Ailesine, yakınlarına, Rumeli Türkleri'ne, Türk Dünyası'na ve Türkçü Camiaya baş sağlığı diliyoruz. 

 Merhumun Mekanı cennet, Ruhu Şad olsun.

 TANRI TÜRK'Ü KORUSUN.



 

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: SAKLANAN SIR: YÜCEL TEŞKİLATI I
« Yanıtla #1 : 28 Aralık 2007, 16:34:16 »
 SAKLANAN SIR: YÜCEL TEŞKİLATI

1

Yıl 1937. Herkes, muhtemel bir savaşı ve sonrasında neler olabileceğini konuşuyor. Üsküp"te Şuayb Aziz ve bir grup idealist Türk genci de Makedonya"nın gelişmelerden nasıl etkilenebileceği üzerine fikir alışverişinde bulunuyorlar. Aziz, daha sonra kurulacak Yücel Teşkilatı"nın başına geçecek kişidir. O yıllarda ülkede iki grup vardır; Stalin"in desteklediği Titocular ve İngilizlerin arka çıktığı kraliyet taraftarı Mihaylovistler. Aziz"e göre iki grup arasındaki mücadelede kimin galip geleceği önemsizdi. Çünkü her halükârda Türkler ve Müslümanlar zarar görecekti. İngilizlerle işbirliği yapan Stalin, savaş sonrasında Müslümanları Balkanlar"dan silmeyi tasarlıyordu. İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. Almanya ise Balkanlar"ı emniyete almadan Ruslara saldırmak istemiyordu. Şuayb Aziz, bu sebeple Almanların bölgedeki Türk ve Müslüman nüfus ile dost olmaya çabalayacağını ön görüyordu. Nitekim Almanlar 1941"de Makedonya"yı, Yugoslavya"nın ezeli rakiplerinden Bulgaristan"ın denetimine bırakınca, Ruslar, Balkanlar"daki planlarından uzaklaşır gibi olmuşlardı.

Ancak Bulgarlar, Vardar Makedonyası denilen bölgede son derece baskıcı bir yönetim anlayışı ortaya koyuyor ve Türkleri aşağılıyordu. Bu gelişme üzerine zaten "Türklerin milli varlıklarını, manevi değerlerini, örf, adet ve geleneklerini korumak ve yaşatmak amacıyla" kıpırdanışa geçmiş olan Türk gençleri Yücel Teşkilatı"nın çekirdeğini oluşturdular. Bu atmosferde Türkiye"den gizlice getirtilebilen başta Kur"an-ı Kerim olmak üzere, Atatürk"ün Nutuk"u, Mehmet Akif"in Safahat"ı, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Namık Kemal ve Yahya Kemal Beyatlı"nın şiir kitaplarıyla gençler arasında şuur oluşturulmaya gayret edildi. Her geçen gün büyüyen teşkilat 1943"te Türkiye"nin Üsküp Konsolosu Emin Vefa Gerçek ile temasa geçti. 1944"te Tito liderliğindeki komünist Yugoslavya kuruldu. Bundan önceki yönetim Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı"ydı. Teşkilat, Türklerin lehine bazı haklar koparma niyetiyle komünist organlara adamlarını yerleştirdi. Sonunda 1945"te Türkiye"nin Belgrad Büyükelçisi Kamil Koperler ile irtibat kuruldu. İlk defa böyle bir teşkilatın varlığından söz edilmekteydi. Tüzük maddelerini ve iki sayfalık önsözü bizzat kaleme alan teşkilat başkanı Şuayb Aziz, oluşuma Yücel adı verildiğini açıklamıştı.

Teşkilat başkanı Şuayb Aziz, Üsküp Ataullah Efendi Medresesi"nde eğitim görmüştü. Fıkıh, kelam ve tasavvuf konularında eğitim aldığı Mısır El Ezher Üniversitesi"ni ikincilikle bitirmişti. Ankara"da üniversite öğretim üyeliği için bağlantı kurmuş ancak 2. Dünya Savaşı"nda sınırların kapanmasıyla Türkiye"ye dönememişti. Üsküp"te üst düzey devlet görevlerini reddederek teşkilat faaliyetleriyle uğraştı. Geçimini çiftçilikle sağlamaktaydı.

ImageTeşkilat yönetim komitesinden Nazmi Ömer, Belgrad Üniversitesi hukuk mezunuydu. Tito rejiminde Üsküp İdare Mahkemesi Genel Sekreterliğini yürüttü. Teşkilat veznedarı Ali Abdurrahman, matbaacılık ve öğretmenlik yapıyor, Birlik gazetesini çıkartıyordu. Adem Ali, teşkilata silah temin etmekle ve bunları saklanmakla ilgilendi. Abdülkerim Sezer ağır ceza hakimiydi. Teşkilat genel sekreteri Şerafeddin Ferid ise Fransızca öğretmeniydi. Zaten teşkilatın yüzde 90"ı öğretmenlerden oluşuyordu.

Yücelciler en çaplı organizasyonu Üsküp ve Köprülü şehirlerinde gerçekleştirdi. Gizlilik ilkesine son derece riayet eden teşkilat üyeleri yeni alfabeyle ilk Türk gazetesi Birlik"i 23 Aralık 1944"te çıkarmaya başladı. Gazete logosunun yanında cami resmi vardı. Daha sonra gazeteyi ele geçiren komünistler cami resmini kaldırdı. Üsküp Radyosu"nda ilk Türkçe yayını Yücelciler yaptı. Aynı zamanda çok sayıda Türk öğretmenin yetiştiği kurslar düzenlendi. Buralarda Türkçe dersleri verildi. Makedonya"nın en iyi öğretmenleri arasındaki üyeler, Türklerin yaşadığı en ücra köylere kadar giderek öğrenciler için Türk alfabeli okuma kitapları hazırladı. Hapis yıllarında bile Üsküp Türk Tiyatrosu"nda sahnelenmek üzere çok sayıda tiyatro eserini Türkçeye çevirdiler.

Bir başka bilgi: Bulgar işgali sırasında Üsküp"teki Türkiye konsolosluğunun güvenliği Yücelci gençlerce sağlandı. Ayrıca bölge hususunda Türkiye"yi ilgilendiren her türlü istihbarat da Şuayb Aziz ve Nazmi Ömer tarafından Belgrad Büyükelçiliği"ne ulaştırıldı. Konsolos ve büyükelçi vasıtasıyla Türkiye, bu teşkilattan haberdar oluyordu. Ancak ne mücadele süreci, ne tutuklamalar, ne de idamlar sırasında Türkiye, teşkilata destek çıkmadı. Yardım talebinde bulunan teşkilat, İnönü yönetiminden, "Misak-ı Milli dışındaki Türkler bizi ilgilendirmiyor" cevabını aldı.

İkinci Dünya Savaşı"nın karışık yıllarında arayış ve mücadele içine giren sadece Türkler değildi. Arnavutlar iki ayrı örgüt kurdu. Balistler, Müslüman; Nasyonal Demokratik Şikiptar adlı örgüt ise milliyetçi-komünist Arnavutlarca organize edildi. Balistler, Sırplara karşı yaklaşık 80 bin kayıp verdi. Bosna"daki Müslümanların haklarını savunmak amacıyla, Aliya İzzetbegoviç"in de en genç üye olarak içinde yer aldığı Genç Müslümanlar teşkilatı faaliyete geçti. Prizren"deki Türkler, Genç Türkler adı altında örgütlendi. Niyetleri farklı örgütler de vardı. VMRO isimli örgütün amacı Makedonya"yı Bulgaristan"a bağlamaktı. Drajistler ise kralcı Sırpların teşkilatıydı. Komünist Tito rejimi, kral yanlısı 400 bin Sırp"ı da tutukladı.

İlk tutuklama ve idamlar

1947"de Tito, Stalin"in de baskısıyla Yugoslavya"daki bütün milliyetçi teşkilatları ortadan kaldırmaya çalıştı. İlk tutuklamalar 1947 Ağustos"unda gerçekleşti. İlk grup tutuklu 16 kişinin duruşması 19 Ocak"ta başladı. Bu süreçte basın aracılığıyla ve hoparlörler kullanılarak Yücelciler aleyhinde kamuoyu oluşturulmakta, Türkler sindirilmeye ve psikolojik baskı altına alınmaya çalışılmaktaydı. Tutuklanan Türklerin avukat tutmalarına izin verilmedi. Yönetimin tayin ettiği avukatlar da hapis korkusuyla savunma yapamıyorlardı. 25 Ocak "ta mahkeme jet hızıyla kararını verdi. 27 Şubat 1948 tarihinde dört teşkilat üyesi Şuayb Aziz, Adem Ali, Ali Abdurrahman ve Nazmi Ömer kurşuna dizilerek idam edildi. Geriye kalanlar o zamanın idamdan sonraki en büyük cezası olan 20 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı. Mayıs 1948 ve sonrasında da 2. ve 3. grup tutuklama ve sürgün furyası başladı. Bu Yücelciler de 9 yıl ile 1 yıl arasında hapis ve dört ay ile bir ay arasında sürgün cezası aldı. Edinilen bilgilere göre tutuklanarak cezaya çarptırılan Yücelci sayısı 63. Oysa Yücelci sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Ancak, sadece ceza alanlar bilinebildiği için net bir rakam verilemiyor.

Serbest göçe izin verilen 1953"ten 1967"ye kadar 200 bin civarında Türk, Anavatan'a göç etti. Göç öncesinde Makedonya"da yaklaşık 300 bin Türk yaşamaktaydı. Son nüfus sayımına göre bu ülkedeki Türk nüfusu yüzde 3,85. Arnavutlar yüzde 25, Makedonlar yüzde 65. Göç sırasında Yücel Teşkilatı üyelerinin tamamına yakını da Türkiye'ye geldi. Birbirleriyle irtibatlarını kesmeyen Yücelciler 1957"den bu yana düzenledikleri mevlit programlarıyla dört şehitlerini anıyorlar.

Türkiye"de Yücel Teşkilatı hakkında araştırma yapan tek kişi Araştırmacı-Yazar H. Yıldırım Ağanoğlu. Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Kültür Müdürlüğü"nü ve arşiv sorumluluğunu yapan Ağanoğlu, annesinin Yücelciler hakkında anlattıklarıyla büyümüş. 1996"da bu teşkilatı araştırmaya başlayan Ağanoğlu, Türkiye"ye göç eden Yücelciler"den Hüseyin Baykal, Refik Özer ve Şerafettin Ferit"in, 1950"den beri faaliyetini sürdüren Rumeli Türkleri Derneği"nde başkanlık yaptığını belirliyor. Hayatta olan Yücel Teşkilatı Merkez Komite üyesi Refik Özer"in araştırmasına destek verdiği Ağanoğlu, 2003 yılında teşkilatla ilgili 32 sayfalık bir kitapçık bastırmış. Bugün teşkilatla ilgili elde bulunan tek kaynak bu. Bir de Mehmet Ardıcı isimli Yücelci"nin 1991 yılında basılan anı kitabı var.

Makedonya Türkleri"nin yaşadığı bu drama, o tarihlerde Türkiye basını da ilgi göstermemiş. Yücelciler"in yargılanması ve idam edilmesiyle ilgili Ağanoğlu"nun bulabildiği tek haber kupürü Trakya Postası isimli mahalli bir gazeteye ait. Gazetenin idamlardan 10 gün sonra yaptığı haberde "Bu haksızlıkları unutmayacağız. Üsküp"te oynanan kanlı dramdan medeniyet utansın" deniliyor.

Ağanoğlu'nun yanı sıra, yaşayan son Yücelciler"den Necati Çetiner, Refik Özer, Kemal Hakimoğlu, Hüseyin Çelik ve 1948"de şehit olan Nazmi Ömer"in eşi Hacer Yücel"le görüştük. Yücelciler"e o günlerde neler yaptıklarını ve Türkiye ile ilişkilerini sorduk. Tarihe ışık tutacak bilgiler ortaya çıktı. Şunu da belirtmekte fayda var. Görüştüğümüz son tanıklar hâlâ o günleri yaşıyormuş gibi heyecanlanıyor, korkarak bilgi veriyor ve çekingen davranıyor.

"Türkiye"ye istihbarat veriyorduk"

O günleri anlatırken korkusunu gizleyemeyen teşkilat üyesi Necati Çetiner, Makedonya"yı işgal eden Bulgarlar"ın Türklere çok zalimce davrandıklarını söylüyor. Teşkilatlanan komünistlere karşı neler yapacaklarını konuştuklarını anlatan Çetiner, Yücel Teşkilatı"nın hücreler halinde örgütlendiği bilgisini veriyor. Her hücre kendi üyelerini tanıyor. İrtibatı en üsttekiler sağlıyor. Çetiner, Üsküp konsolosu aracılığıyla Türkiye"ye Almanların mühimmat sevkiyatları hakkında askeri istihbarat verdiklerini ifade ediyor. 1944"te demokratik bir Yugoslavya kurulmasını bekliyorlar ama baskıcı komünist Tito rejimiyle karşı karşıya kalıyorlar. "Türkleri komünizmden korumak için faaliyet içindeydik. Yönetim, Türkleri komünist teşkilatı içine çekmek istedi. Ağızdan kulağa propaganda yaptık. Girmedik. Ne var bu Türklerde, komünizme girmediler dediler" diyen Çetiner, Türkiye destek verseydi idamların durdurulabileceğine ve 200 bin Türk"ün göç etmek zorunda kalmayacağına inanıyor. Çok ağır şartlarda geçen hapis cezası bittikten sonra 32 yaşında Türkiye"ye gelen Çetiner, her şeye sıfırdan başlamış. İki çocuğu ve 4 torunu dünyaya gelen 82 yaşındaki Çetiner eşiyle birlikte yaşıyor.

"Büyükelçiyle aleni görüşme hataydı"

Teşkilatın hayattaki Merkez Komite üyelerinden Refik Özer, Türk medyasının tutuklamalar sırasında bir satır haber yapmamasına sitem ederek, "Oranın gazeteleri manşet yapıyorlardı. Burada ses yok. Olanlardan Türkiye"nin haberinin olmaması mümkün değil. Neden yazılmadığını bilemiyoruz" diyor.

Özer, konsolostan sonra Türkiye Belgrad Büyükelçisi ile temasa geçilmesi hakkında şunları söylüyor: "Teşkilatın başkanı Şuayb Aziz büyükelçi ile görüşüyor. Tüzüğü veriyor. Büyükelçi, Şuayb Aziz"e beraber ortaya çıkalım demiş. Büyük bir hata. Onlar büyükelçilikte iken Şuayb Aziz meydana çıkmayacaktı. Büyükelçi almayacaktı onu. Kuşların bile fotoğrafını çekiyorlardı."

Özer, Türkiye"ye geldikten sonra en aktif çalışan Yücelciler"den. Gayretleriyle, Üsküp'te şehit düşmüş iki kişinin eşine, Türkiye"de şehit olmuş gibi paye verilmesini ve maaş bağlanmasını sağlamış. Savaş yıllarında Makedonya"da 300 bin Türk yaşadığını, bunların hayat haklarını korumak için mücadele verdiklerini ifade eden Özer, oradayken bir başkasının hayatını tehlikeye atmamak için evlenmemiş. Özer ilk evliliğini 40 yaşında Türkiye"ye göç ettikten sonra yapmış ve dört çocuğu olmuş. Özer, kendileri gibi Arnavutların da yargılandığını ve onlardan iki kişinin idam edildiğini aktarıyor.

"Misak-ı Milli dışındaki Türklerle uğraşmayız"

Bir başka teşkilat üyesi Kemal Hakimoğlu ise Yücel Teşkilatı"nın kendisi gibi genç Türkleri komünist teşkilatlanmadan uzak tutmak için kurulduğunu belirtiyor. Türk gençlerini Komünist Parti"de görev vererek birbirine düşürmek istediklerini, kendisine de bu yolda teklifte bulunduklarını anlatan Hakimoğlu, "Girenlerden haftada bir malumat istiyorlardı. Müslümandım, Türk"tüm. Bu, örfüme ve an'aneme aykırıydı. Büyüklerim de hükümet ve polis teşkilatından uzak durmamı istemişti. Pasif davranış yaptık. Onların komünist teşkilatına girmedik. Yardımcı olmadık. 17, 18 yaşındaydım. Bizim grupta 30, 35 kişi vardık" diye konuşuyor. Türkiye"nin kendilerine destek verip vermediğini sorduğumuz Hakimoğlu"nun cevabı çok ilginç: "Teşkilat tarafından buraya gelenler oldu 1947-48"lerde, idamlardan önce. Dışişleri Bakanlığı"na gitmişler. Demişler ki, bizi izliyorlar, bizim hiçbir gücümüz, kuvvetimiz yok. Hiç olmazsa gelin bir serzenişte bulunun. O zamanki CHP"li yetkililer, "Misak-ı Milli dışındaki Türklerle biz uğraşmayız" demişler."

Yıllar sonra 1953"te Hakimoğlu"nun dayısının oğlu CHP İstanbul il yönetiminden Sami Funda, Yugoslavya"ya giderek oradaki Türklerin durumuyla ilgili geniş bir araştırma yapar ve rapor hazırlar. Çok iyi Sırpça bilen Funda"nın raporu MİT"te beğenilir. Büyük para teklif edilir ama "Bunu ülkem için yaptım diyerek" reddeder.

Hakimoğlu, Makedonların Bulgarlardan daha milliyetçi bir millet olduğunu da kaydediyor: "Onlarda bir laf vardır: Susa susa. Söylerlerse kulağa asma, bildiğini yap. Hâlâ öyle devam ediyorlar. Gidin Üsküp"e bakın her taraf harabe içinde. Gecekondu muhiti. Onların tarafındaki inşaatlar modern." Hakimoğlu da Türklerin gayrimüslimlerden daha fazla olduğunun, Türkiye"nin biraz destek çıkması halinde göçün yaşanmayabileceğinin altını çiziyor.

"Silahlı hareket yapacaktık"

Makedonya"da o sıralar 300 ile 400 bin arasında Türk yaşadığını ifade eden Hüseyin Çelik, Yücel Teşkilatı"nın bütün Türklerce bilindiğini dile getiriyor. Türkiye"nin, bir ara yardım gelecek denilmesine rağmen hiç destek vermediğini söyleyen Çelik; "Ben öyle biliyorum, iki gün kalmıştı. İsmet Paşa iki gün daha bekleyin dedi. Silahlı bir örgüt değildik ama herkesin bir silahı vardı. Hazır olmuştuk. Bir harekat başlatabilirdik. Yukarısı daha iyi bilirdi. Üçer kişiydik. Teşkilatta ben üç kişiyi tanırdım. Öyle giderdi. Sonra yakaladılar hepimizi. Birbirimizi gördük. Türkiye destek verseydi Makedonya bugün o şekilde olmazdı, orada kalırdık. Çünkü köyleri de teşkilatlandırmıştık. Mücadelemiz komünizme karşıydı. Ama hiç destek gelmedi. Silahlı bir hareket olacaktı" diye konuşuyor.

Çelik, şehit mezarlarının nerede olduğunu kimsenin bilmediğini, idam edilen dört kişiden biri olan Nazmi Ömer"i yakalanmadan bir gün önce gördüğünü dün gibi hatırlıyor.

"ŞEHİDİMİN MEZARINI GÖSTERSİNLER YETER"

Şehit Nazmi Ömer"in eşi Hacer Yücel"in anlattıklarını dinleyip de duygulanmamak imkansız. O tarihlerde Hacer Hanım 23 yaşındadır. Babası bir gün artık evlenme çağının geldiğini ve kendisini Nazmi Ömer"in istediğini söyler. 1946"da evlenirler. Eşi tutuklandığında 9 aylık evlidirler. Tutuklamadan bir hafta sonra 28 Ağustos 1947"de kızı dünyaya gelir. Eşini göstermezler. Aradan üç ay geçer. Nazmi Ömer idama mahkum edilmiştir. Son bir defa görüşmeleri için davet ederler. Eşinin annesi, babası, altı kardeşi ve üç aylık kızıyla birlikte hapishaneye giderler. Gerisini Hacer Yücel şöyle anlatıyor: "O, bir taraftaydı. Teller aşırı duruyoruz. İçeri alındıktan sonra sadece o an gördüm. Hepimiz ağlıyoruz. Kızımı göremiyor ki, yüzünü, gözünü. Elinde bir mendil vardı, onu verdi ona. ''Ağlamayın dedi, ne ağlıyorsunuz öyle. Ben gidiyorum ama sizi arkamdaki (Türkiye'yi kastederek) milyonlarca kız kardeş ve kardeşe emanet ediyorum. Yaşasın Atatürk Türkiyesi, yaşasın Türkiye'' dedi. Derken hemen kolundan tutup götürdüler. Bir daha da göremedim. Mezarını da görmedim. Nereye gömüldüğünü bilmiyorum."

İdamdan sonra Nazmi Ömer'in ailesi tarafından verilen yatağını iade etmişler. Hacer Yücel, yatağı öpüp koklarken içinden bir not çıkmış. Anne, babası ve kardeşlerine hitaben yazılan notta, "Eşim Hacer ve kızım Ayla'ya iyi bakın" diyormuş.

Hacer Yücel, 1957'de Türkiye'ye gelinceye kadar sürekli takip edilmiş. Orada kaldığı süre içinde 1950'de kurdukları Türk tiyatrosunda önemli rollerde oynamış. Bir daha hiç evlenmeyen Yücel, eşinin ailesinden ve kızından ayrılmamış. Bugün iki de torunu var.

Yücel, evlilikleri süresince sormasına rağmen, faaliyetleri hakkında kendisine bir kelime bilgi vermediğini söylüyor. İdamdan sonra babasını da "sen bile bile kızını bir Yücelci ile evlendirdin, sen de onlar dansın" diye tutuklayarak 20 yıla mahkum ediyorlar. Türkiye destek verseydi, idamların olmayacağını ifade eden Yücel, "Ölüme giderken bile yaşasın Türkiye, yaşasın Atatürk Türkiyesi demesini hiç unutamıyorum" diyor.

Refik Özer"in gayretleriyle üç aydan üç aya 300 milyon TL şehit maaşı alan Yücel, Türkiye"den ne bekliyorsunuz sorusunu şöyle cevaplandırıyor: "Türkiye"den bir şey beklemiyorum. Mezarını bana göstersinler yeter. Alsınlar buraya gömsünler yeter. Nereye gömüldükleri belli değil. Kimse de bir şey söylemedi."

Emin Akdağ - Haşim Söylemez

2

60 yılı aşkın bir süredir saklı kalan; hapis cezaları, 4 idam ve 200 bin Makedonya Türk"ünün Türkiye"ye göçüyle sonuçlanan hazin bir hikayenin dosyasını açıyoruz. İşgalci Bulgarlar ile baskıcı komünist Tito rejimine karşı mevcudiyetlerini, kimliklerini ve inançlarını korumayı amaçlayan kahraman Türk gençlerinin ve onların kurdukları Yücel Teşkilatı"nın hikayesi bu.







Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: SAKLANAN SIR: YÜCEL TEŞKİLATI II
« Yanıtla #2 : 28 Aralık 2007, 16:35:36 »
Balkan Harbi’ne Kadar Olan Durumun Değerlendirilmesi ve Göçler

Yücel Teşkilatı’nı anlatmadan önce, Türklerin Ru­me­li’ye geçişi ve sonrasındaki geri çekilişleri ile göç sü­recini kısaca izah etmek gerekmektedir.

Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki kazandığı ilk Türk toprağı olan Gelibolu’ndaki Çimpi Kalesi’nin alın­ma­sından sonra Anadolu’dan getirilen Türkler Rumeli’ye iskan edilmeye başladı. 1392 yılında Paşa Yiğit Bey zama­nında Üsküp’ün fethedilmesiyle birlik­te Anadolu’nun Konya, Karesi vs. vilayetle­rindeki Türk nüfus Rumeli topraklarına iskan edildiler. Üsküp daha sonraki fetih­ler­de de önemli bir harekat üssü olmaya devam etti.

II. Viyana Kuşatması’ndan sonraki uzun süren sa­vaş­lar dönemine kadar Üsküp gelişmesini sürdürdü. Ancak Avusturyalı General Picolomoni’nin 1689’da şehri geçici olarak işgal edip yakmasından sonra Üs­küp halkı ilk defa muhacir konumuna düşmüştü. Şeh­rin tekrar canlanması ne ilginçtir ki 1877-78 Osmanlı-Rus harbinden sonra ol­muştur. Çünkü bu savaş neti­cesinde kaybedilen toprak­lardan gelen birçok muhacir Üsküp’e yerleştirilmiş ve demiryolunun faaliyete gir­mesiyle de şehir ekonomik açıdan canlanmıştır.

Osmanlı’nın Rumeli’deki ciddi manadaki en ö­nemli kaybı ve en büyük göç, eskilerin 93 Harbi de­dik­leri, 1877-78 Osmanlı Rus harbidir. Bu savaş neti­ce­sinde Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağım­sızlık­ları­nı kazanmış ve yarı bağımsız Bulgaristan Prensliği or­taya çıkmıştır. Yarım milyondan fazla insan bu savaşta Rus ve Bulgarlar tarafından katledilmiştir. Bu ö­nemli toprak kayıpları ve moral çöküntüsü netice­sinde 1.5 milyon Müslüman da Rumeli ve Anado­lu’nun çeşitli yerlerine göç etmek zorunda kalmıştır.

Bu savaştan sonraki en büyük göç dalgası olan 1912 Balkan Harbi’ne kadar göçlerin arkası kesilmemiş ve devam etmiştir. Tarihimizin en acı sayfalarından o­lan ve bir ay gibi bir zaman zarfında Rumeli’deki bü­tün topraklarımızı kaybetmemizle sonuçlanan bu harp neticesinde de akıl almaz katliamlar, soğuk, hastalık, aç­lık ve göç yollarındaki olumsuz şartlar neticesinde 600.000 Müslüman can vermiş ve 400.000 kadarı da A­nadolu’ya göç ederek muhacir olmanın zorluklarıyla baş başa kalmıştı.

II. Dünya Savaşı’na Kadar
Rumeli ve Göçler

Balkan Harbi’nden sonraki dönemde göç edeme­yip Kosova, Makedonya, Batı Trakya, Rodoplar’da kalan Türkler için zor günler başlamıştı. Ağır vergiler, eziyetler, soygun, öldürme ve her türlü baskı ile karşı­laşan Rumeli insanı için göç artık kaçınılmazdı.

1923-1938 yıllarında Romanya’dan 115.000, 1923-1949 yılları arasında Bulgaristan’dan 220.000, 1923-1945 yılları arası Yunanistan’dan ise 400.000 kişi Türki­ye’ye göç etmiştir.

1923-1933 arasında Yugoslavya’dan ise 110.000 ci­varında insanımız anavatan Türkiye’ye göç etmiştir. İkinci Dünya Savaşı yılları ve 1952’ye kadar olan dö­nemde ise göçler durdurulmuş ve hatta yönetim tara­fından engellenmiştir.

 II. Dünya Savaşı Döneminde Balkanlar’da Siyasi Yapı

1937 yılında Yugoslavya’da ileride Yücel Teşki­latı’nın başkanı olacak Şuayb Aziz ve idealist Türk gençleri yaklaşan savaş tehlikesi ve muhtemel geliş­meler hakkında sık sık fikir alışverişinde bulu­nuyor­lardı. Çünkü yaklaşan dünya savaşından da öte Tito­cular –ki destekçileri Stalin idi– ve kraliyet taraftarı olan Mihaylovistler –destekçileri İngilizlerdi– arasın­daki mücadele had safhaya çıkmış ve kim galip gelirse gelsin bu durumdan Türkler ve Müslümanların zarar göreceği anlaşılmıştı.

Şuayb Aziz, Balkanlar’daki Stalin tehlikesinin far­kındadır. Çünkü İngilizler ile işbirliği yapan Stalin sa­vaş sonrasında Müslümanları Balkanlar’dan silme planları yapmaktadır. Bu gelişmeler ışığında gerek Yugoslavya ve gerekse diğer Balkan ülkelerindeki Müs­lümanların kaderi Almanya’nın atacağı adımlara  bağlıydı. Almanya güneydoğu Balkanları emniyete al­madan Ruslara saldırmak istemez. Bu yüzden bura­daki Türk ve Müslümanların dostluğunu kazanmaya çalışacaktır diyerek ileri görüşlülüğünü ispat ediyor­du.

Bu tarihlerde Yugoslavya’nın ezeli düşmanı olan Bulgaristan’a Almanlar tarafından Makedonya teklif edilince Ruslar bölgedeki politikadan kısmen uzak kalmışlardı. Savaşın son yıllarında Müttefikler tarafın­dan Türklerin Almanya’ya karşı savaşa sokulma ihti­mali bulunduğu yıllarda Almanya 12 adaları Türklere teklif etmişti. Ayrıca bir göstermelik savaş neticesinde Batı Trakya ve Makedonya toprakları da Türkiye’nin eline geçebilirdi. Böylece Almanya’nın Balkanlar’da kendisine karşı ciddi bir cephe açılmasını engelleme düşüncesinde olduğuna dair fikirler Alman subayları arasında konuşuluyordu.

Ancak bu ihtimaller gerçekleşmemiş ve Türkiye yakalayabileceği bu fırsatı zamanın Cumhurbaşkanı İnönü’nün başarısız politikası yüzünden değerlen­dirememişti. Hatta bu yıllarda İsmet İnönü’nün, ken­disiyle görüşmeye gelen ve müslüman katliamını dur­durması için yardım isteyen Yugoslavya Türkleri He­ye­ti’ne de Türkiye’nin hiç bir yardımda bulunamaya­cağını söylemiştir.

 Yücel Teşkilatı’nın Kurulduğu Yıllarda Balkanlar’daki Diğer Teşkilatlar

Yücel Teşkilatı’nın kurulduğu yıllarda Bölgede mil­letler kendi kaderini tayin etmek için birçok örgüt­ler meydana getirmişlerdi. Bunlara kısaca değinmek bölge durumunu anlamamızda bize önemli ipuçları vermek­tedir. Bunların hepsi Tito güçleri tarafından aşağı yukarı aynı tarihlerde yakalanarak çökertilmişti.

– Nasyonal Demokratik Şikiptar (Milliyetçi Arna­vut­lardan oluşuyordu),
– Balistler (Müslüman Arnavutlardan oluşuyordu ve Sırplar ile en büyük savaşı veren gruplardandı. Toplam kayıplarının 80.000 civarında olduğu tahmin ediliyor),
– Genç Müslümanlar (İçinde Ali İzzetbegoviç’in bulunduğu bu hareket Bosna Müslümanlarının hakla­rını savunmak için kurulmuştu),
– Genç Türkler (Prizren’deki Türklerin haklarını korumak için kurulmuştu),
– VMRO (Makedonya’yı Bulgaristan’a bağlamak için kurulan ve kökü Osmanlı’ya kadar uzanan bir ör­güttü).
– Drajistler (Kralcı Sırpların birliğidir, Tüm Yugos­lavya’da 400.000 Sırp Kralcı diye yakalanmıştır), Yine aynı yıllarda Bulgaristan ve Yunanistan Türkleri’de bölge insanının haklarını korumak gaye­siyle teşkilatlanmaya çalışmışlardı. Ancak savaş sonra­sında bölge insanları için göç kaçınılmaz olmuştu.

Yücel Teşkilatının Kurulması

Teşkilatın çekirdeği II. Dünya Savaşı’nın o karan­lık ve yarınların ne olacağının bilinmediği dönemi o­lan 1941 yılında Türklerin milli varlıklarını, manevi de­ğer­lerini, örf adet ve geleneklerini korumak ve ya­şat­mak üzere kurulmuştur. Teşkilatın kurulma­sın­daki en önemli sebeplerden bir tanesi de Vardar Ma­ke­don­yası’nın, Almanya’nın müttefiklerinden olan Bul­garis­tan’a bırakılmasıydı. Bulgarlar idareyi ele geçirdikleri her dönemde Türklere karşı olan aşırı düş­manlık­la­rıy­la tanınmışlardır. Ayrıca teşkilatın, işgalci Bulgarların Türklere yaptıkları baskıya karşı Türk unsurunun si­ne­sinde ve gerçekler içinde doğan bir tepki(reaksiyon) hareketi olduğunu da belirtmemiz gerekmektedir.

Bu noktada bir hatırayı anlatmak konuyu daha iyi anlamamıza sebep olacaktır. Bulgarlar Üsküp’ü işgal ettikleri dönemde ekmek, kömür vs. ihtiyaç maddeleri hep kuponla dağıtılmaktaydı. Bulgar subayı sıradaki Türk’e, Çingene aradan çekil diye bağırıp aşağıla­mak­taydı. Bunun üzerine Türk, Beyefendi ben çingene değil bu topraklarda 400 yıldır yaşayan bir Türk evladıyım de­mesi üzerine Bulgar subayı daha kötü ya! Siz onlardan daha aşağılıksınız diye cevap vermişti. İşte bu acı olay Türklerin, kendi haklarını korumak için teşkilat­lanma­ya gitmelerinin ne kadar önemli olduğunu göstermişti.

Teşkilat Yugoslavya topraklarındaki siyasi geliş­melerin neticesinde Türk tarihine, Türk kültür ve ana­nelerine daha sıkı sarılmak istikameti ve ana fikrinde gelişmiştir. Bu noktada Türk milliyetçisi gençler ara­sında Türkiye’den getirtilen eserler ile milli şuur yayı­lıyordu. Başta Atatürk’ün Nutku olmak üzere, Meh­met Akif’in Safahat’ı, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yur­dakul; Namık Kemal ve Yahya Kemal Beyatlı’nın şiir­leri en çok okunan eserlerdi. Gençler arasında adeta bir ayaklı kütüphane kurulmuştu. Eserler elden ele geziyordu.

Gittikçe genişleyen teşkilat 1943 yılında Üsküp’te bulunan Türk Konsolosluğu ve Konsolos vekili Emin Vefa Gerçek ile irtibata geçti. Yücel mensupları, II. Dün­ya Savaşı’nın sona erip bölgeye komünizmin ha­kim olmasıyla birlikte, yeni idareden Türklerin lehine birtakım haklar koparmağa çalışmış ve bu gayeyle ko­münist organlara kendi adamlarını yerleştirmiştir.

1945 yılında konsolosluk aracılığıyla Belgrad Bü­yükelçiliği ve Büyükelçi Kamil Koperler ile temasa ge­çildikten sonra teşkilata Yücel adı verildi. Teşkilatın tü­zük maddelerini ve iki sayfalık önsözünü bizzat Baş­kan Şuayb Aziz Efendi kaleme almıştır.

Kurucuları ve Üyeleri

Teşkilatın ilk çekirdeği Kemal Rasim Günsever’in evinde toplanmıştır. Bilindiği kadarıyla Şuayb Aziz, Şerafeddin Ferid, Nazmi Ömer, Muzaffer Ahmed, Fet­tah Süleymanpasiç ve Mehmed Dalip adlı Türk genç­leri kurucu üyelerdi.

Kuruluş toplantısının yapılış maksadı TC. Üsküp Konsolos Vekili Emin Vefa Gerçek’in taleb ve ricaları­dır. Arnavut Nasyonal Demokratik Şikiptar Parti­si’nin, Makedonya Türk Cemaati ile işbirliği yapmak için teması konsolosluğun kurmasını istemişti. Ancak bu talep Türk cemaati önderi olan Şuayb Aziz’in gö­rüşleriyle gerek bu Arnavut partisinin politikalarının Türkler tarafından tasvip edilmemesi ve gerekse ittifa­kın Almanların düşmanlığını çekme­si ihtimali yüzün­den reddedilmişti.

Teşkilatın başkanı olan Şuayb Aziz 1930 yılına ka­dar Üsküp’te Ataullah Efendi medresesinde tahsil gör­müş ve daha sonra Mısır El Ezher Üniversitesi’ne gide­rek Fıkıh, Kelam, Tasavvuf konularında dersler gör­müş ve üniversiteyi ikincilik ile bitirmiştir. Ankara’ya gidip üniversitede hoca olarak görev yapmak üzere anlaşmış iken Üsküp’e gelmiş ve savaşın çıkıp sınırla­rın kapanması üzerine bir daha Türkiye’ye geri döne­memiştir. Çiftçilik yaparak hayatını idame ettirmiştir. Kendisine birçok önemli devlet görevi teklif edildiyse de özellikle kabul etmeyerek teşkilat faaliyetlerine de­vam etmiştir.

Teşkilatın diğer önemli ismi olan Nazmi Ömer, Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Üs­küp’te Tefeyyüz ve Türk öğretmen okulunda öğret­menlik yapıyordu. Tito rejimi sırasında Üsküp İdare Mah­kemesi Genel Sekreterliği görevini yürüttü.Teşkilatın veznedarı, Ali Abdurrahman Üsküp’te matbaacılık ile birlikte öğretmenlik yapıyordu. Birlik gazetesini ilk çıkaranlardandır. Adem Ali teşkilatın silah temin ve saklanması işlerini yürütüyordu. Ab­dül­­kerim Sezer hukukçudur ve Ağır ceza hakimidir. Teşkilatın genel sekreteri Şerafeddin Ferid Fransızca öğretmenidir. Refik Şerif Mehmed merkez komitesi üyesidir. Mesleği terzilik idi. Daha sonraları memur­lukta yapmıştı. Türkiye’nin Belgrad Büyükelçiliği ile temasında yazışmalarını Şerafeddin Ferit ile birlikte hazırlıyorlardı. Ayrıca Hakkı Tevfik, Münir Süleyman, Burhanettin Haşim, Ahmet Halil Mustafa, Necati Re­cep, Halit Şükrü gibi birçok genç öğretmenler de teş­kilatın en önemli üyelerindendi. Kısacası teşkilat eğitim seviyesi yüksek, münev­ver, ahlak ve fazilet sahibi Türk gençlerinden oluşu­yordu.

 Teşkilat Yapısı

ImageTeşkilata girildiği zaman Kuran, Bayrak ve taban­ca üstüne yemin edilirdi. Bu yeminde Türklük ve Türki­ye Cumhuriyeti menfaatleri için gerekirse kanımın son damlasına kadar çarpışıp canımı vereceğim ifadesi oldukça dikkat çekicidir. Teşkilat yapısı olarak gizliliğe dikkat ettikleri ve genel katılımın olduğu zamanlarda içlerin­de casusların da bulunabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak faaliyetleri hakkında konuş­mama yolu­na gittikleri bilinmektedir. Gerek düzenle­dikleri kurs­larda ve gerekse piknik ve kır gezilerinde daha çok Türkçe kitaplardan kahramanlık yazıları, tarihi za­fer­ler ve şiirleri okutma yoluna giderek gele­bilecek muh­telif tehlikeler en aza indirgeniyordu.

1945 yılında Belgrad’daki Türk Büyükelçiliğiyle temas sağlandıktan sonra 7 kişiden ibaret olan Merkez Komitesi kurulmuştu. Buna göre Merkez komitesi Başkan Şuayb Aziz İshak,Veznedar Ali Abdurrahman AliSekreter Şerafettin Ferit SüleymanÜyeler Refik Şerif Mehmet, Kemal Rasim İlyas, Fettah Salih Süleymanpaşiç, Abdülkerim Ethem İbra­him adlı münevver gençlerden oluşmuştu.

En önemli teşkilatlanma Üsküp ve Köprülü şehir­lerinde olmuştu. Akıl almaz işkencelerde bile gizliliğe riayet edilmesi sayesindedir ki, Köprülü sorumluları Ali Halil Mustafa ve Ahmet Halil Mustafa dışında Köprülü şehrinden bir tek teşkilat mensubu bile ortaya çıkarılamamıştır.

  Faaliyetleri

Yücel mensupları yeni Türk harfleriyle ilk Türk gazetesi olan ve halen yayınlanmaya devam eden Bir­lik gazetesinin ilk sayısını 23 Aralık 1944 yılında çıkar­mıştır. Önceleri logosunun yanında minare sembolü olan gazete idaresi daha sonra komünistlerin eline geç­miş ve Yücel mensuplarının gazete ile alakaları ke­silmiştir.

Üsküp radyosunda ilk Türkçe yayını ve Türkçe eğlence programlarını Yücelciler düzenlemiştir. Teş­ki­lat, ilk Türk öğretmen kurslarını organize etmiş, bu kurs­larda Türkçe dersleri dahil birçok ders vermiş, sa­yısız öğretmen yetiştirmişti. Makedonya’nın en iyi öğretmenlerini teşkil eden birçok üyesi, içinde Türk­lerin bulunduğu en ücra köylere kadar giderek bu okullar için ilk Türk alfabesini ve ilk okuma kitaplarını ve daha birçok kitapları da hazırlamıştır. Hatta ceza­evinde tutuklu bulundukları süre içinde bile Üsküp Türk Tiyatrosu için birçok Tiyatro eserini Türkçe’ye çe­virmişlerdir. Bütün bu faaliyetlerden öğretmenlik ha­ricindekiler ücretsiz ve karşılıksız yapılmıştır.

Bu sayılan somut ve yararlı faaliyetlerden daha da önemlisi Makedonya Türklerini, Komünizm ideo­lo­ji­sinden korumuş, onlar arasında Atatürkçülüğü yay­mış ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı sevgiyi arttır­ma­ya çalışmıştır.

Bu fedakar insanlar, Bulgarların Üsküp’ü işgal edip kan kusturduğu yıllarda Almanlar ile temasa ge­çerek gerçekleştirdikleri akıllı politika ile Almanların övgülerine mazhar olarak desteklerini almıştır. Bu yıllarda Üsküb’e Bulgar Belediye Başkanı olarak atanan Kitinçef, Almanlar tarafından ikaz edilmesine rağmen zulümlerine devam etmişti. Bunun üzerine Alman General Rudolph Grayger Yücel mensubu Ke­mal Salih Bey’in yanında Kitinçef’i çağırarak azarla­mıştır. Ayrıca general ve Kitinçef tarafından imza­lanan bir belgeyle Türk cemaatine karşı kötü dav­ra­nılmayacağına dair imzalı bir belgeyi de Kemal Salih Bey’e verilmiştir.

Bulgarların Üsküp’ü istila ettiği ve güvenliğin bu­lunmadığı karışık dönemde Türkiye Cumhu­riye­ti’nin Üsküp Konsolosluğu’nun güvenliğini Yücel Teş­kila­tı’na mensup gençler üstlenmişlerdi.

Ayrıca bölgeyle alakalı her türlü istihbarata ait bil­gi Yücelci gençler tarafından Türkiye Cumhuriyeti Belgrad Büyükelçiliğine Şuayip Aziz ve Nazmi Ömer tarafından ulaştırılıyordu. 


Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: SAKLANAN SIR: YÜCEL TEŞKİLATI III
« Yanıtla #3 : 28 Aralık 2007, 16:36:14 »
Yücel Teşkilatı Üyelerinin Yakalanma, Sorgulanma ve Mahkeme Süreçleri

Ağustos-Eylül 1947’de Yücel teşkilatının birinci gru­bunun fedakar gençleri tek tek evlerinden toplan­mış ve akıl almaz işkenceler ile dolu sorgulama ve 8 yıl süren hapis dönemlerinde çok büyük eziyetler ile karşı karşıya kalmışlardır. İdamlar 27. 02. 1948’te ger­çekleşmiştir. Mayıs 1948 ve sonrasında 2. ve 3. Grup tu­tuklama ve sürgün cezaları peş peşe gelerek bu kahraman insanlar sindirilmek istenmiştir. Akıl almaz işkencelerden sonra Yücel Teşkilatı mensuplarının du­ruşmaları 19 Ocak 1948'de başladı. Tutuklananların idam edilmesi ve ağır cezalara çarptırılmaları için gös­termelik bir miting de tertip etmişlerdi. Türklerin mes­kun bulunduğu mahallelerde siyasi organ Narodni Front tarafından, Yücelciler aleyhine siyasi toplantılar yapılıyordu. Bu toplantılara katılmayanların emper­ya­listlerin satılmışları, maşaları olduğu belirtiliyordu. Böy­lece Türk halkı da psikolojik baskı altında tu­tu­luyordu.

Duruşma günü mahkeme huzurunda Birinci Grup'tan 17 kişi bulunuyordu. Bu kişilerin arkasında süngü takılı 17 adet asker de bulunuyordu. Tutuk­lu­ların avukat tutmalarına izin verilmemiş, yönetim her­kese birer avukat tayin etmişti. Ancak avukatlar da du­ruşma sonrası hapse atılmamak için savunma yap­mamışlardı. Beş gün süren mahkemeden sonra 25 Ocak 1948 günü mahkeme kararı okundu. Mahkeme Heyeti Hakim Panta Maria, Savcı Yardımcısı Blagov Popovski ve üyeler Remzi İsmail ve Mehmet Şakir'den oluşuyordu. Dört kişi medeni ve siyasi haklarından mahrum ve mallarının müsadere edilmeleri suretiyle idama mahkum edildi. Birinci Gurup'taki diğer cezalar ise şu şekilde gerçekleşti.

 Birinci Grup Mahkumiyetler

İdama Mahkum Edilenler:

1- Şuayb Aziz İshak
2- Ali Abdurrahman Ali
3- Nazmi Ömer Yakup
4- Adem Ali Adem

Yirmi Yıla Mahkum Edilenler:

5- Şerafettin Ferit Süleyman (Yücelden)
6- Refik Şerif Mehmet (Özer)
7- Kemal Rasim İlyas (Günsever)
8- Abdülkerim Ethem İbrahim (Sezer)
9- Şefik Ruşit Elmas (Ersoy)

Onbeş Yıla Mahkum Edilen:

10- Fettah Salih Süleymanpasiç
11- Muzaffer Ahmet Süleyman (Hocaoğlu)

Oniki Yıla Mahkum Edilenler:

12- Fazlı Vehbi Şükrü (Kadıoğlu)
13- Mehmet Şerif Dalip (Ardıcı)
14- Kemal Rıfat Ferhat (Türkkan)

Onbir Yıla Mahkum Edilen:

15- Said Bilal Halil (Emiroğlu)

On Yıla Mahkum Edilen:

16- Ali Halil Mustafa (Yücel) 

Sekiz Yıla Mahkum Edilen:

17- Ahmet Halil Mustafa (Yücel)

Birinci Grup Mahkumiyetlerdekiler askeri kam­yon­lara yüklenerek Söğütlü Cezaevine götürülmüşler ve buradan diğer hapishanelere gönderilmişlerdir. İdam mahkumlarının cezaları ise 27 Şubat 1948'de kur­şuna dizilerek infaz edilmiş ve bu kahraman insanlar şe­hadet mertebesine ulaşmışlardır.

Bir hatırata göre, idam cezasına çarptırılan Yücel­ciler, İdrizova Hapishanesi’nden bir kamyona bin­di­rilerek Suşitsa Köyü’ne götürülmüştür. Köyün giri­şinde bir kayanın önünde bu 4 kahraman insan kur­şu­na dizilerek, şehadet şerbetini içmişlerdir. Ancak me­zar­larının nerede olduğu bilinmemektedir.

İkinci Grup Mahkumiyetler

Bu idealist Türk gençlerine verilen idam ve ağır hapis cezaları yeterli gelmemiş olacak ki Mayıs 1948'te baskı ve zulüm süreci yeniden başlamıştır. Bu insanlar cezalarını İdrisova Hapishanesi’nde çekmişlerdir.

Münferiden Dokuz Yıla Mahkum Edilen:

18-Ali Malik Yakup (Enderer)

Münferiden Yedi Yıla Mahkum Edilen:

19- Hüsameddin Mehmet

Grup halinde Mahkum Edilenler:

Beş Yıla Mahkum Edilenler:

20- Necati Recep Emin (Çetiner)
21- Münir Süleyman Ali (Eriş)
22- İdris Sait Yunus (Tümçelik)

Dört Yıl Altı Aya Mahkum Edilenler:

23- Burhanettin Haşim (Öğretmenoğlu)
24- Halit Şükrü Halit (Beceren)
25- Halil Sait Yusuf (Yüksel)

Üç Yıl Altı Aya Mahkum Edilenler:

26- Fahrettin İslam Şakir (San)

Üç Yıl Üç Aya Mahkum Edilenler:

27- Bekir Salih (Atala)

Üç Yıla Mahkum Edilenler:

28- Refik Ali Osman (Kotanca)

İki Yıl Sekiz Aya Mahkum Edilenler:

29- Refik Ali Fettah (Günay)

İki Yıl Altı Aya Mahkum Edilenler:

30- Hakkı Tevfik Baki (Merter)
31- Yunus Eyüp Yunus (Hacıyunus)
32- Zekeriya Zülfü Eyüp (Varol)
33- Mustafa Salih Ruşit

İki Yıla Mahkum Edilenler:
34- Recep Salih Murtaza (Kumbaracı)
35-Şevki Behlül Kerim (Dirikan)
36- Mehmet Sırrı Liman (Mutluşan)
37- İdris Tevfik Bilal (Yücel)
38- Şükrü Tacettin Ali
39- Yusuf Abidin Ali (Aydın)

Önce İki Yıla Daha Sonra Ayrı Bir Celse'de Beş Yıla Mahkum Edilen:

40- Mustafa Asım Mehmet (Kaftancıoğlu)

Bir Yıl Altı Aya Mahkum Edilenler:

41- Hüseyin İsmail Nezir (Baykal)

Bir Yıl Üç Aya Mahkum Edilenler

42-DidarAli(Vardar)

 Bir Yıla Mahkum Edilenler:

43-Fehim Misim Ahmet (Şentürk)
44- Arif Mehmet İbiş (Kuruç)
45- Ferhat Ahmet İslam (Günüç)
46- Fahrettin Müslim

 Üçüncü Grup Mahkumiyetler

Üçüncü Grupta 18 kişi Makedonya Probiştip'teki Zletovo Kurşun madenlerinde çalıştırılmak üzere sür­gün cezasına çarptırılmıştır.

Üçüncü grup operasyonunu sabah saatlerinde dük­kânların açılışından önce ayarlanmış bir zaman o­larak, topladıkları mensupları yaya olarak, dükkân­la­rın önünden geçireceklerdi. Evlerinin kapısını çaldık­la­­rın­da aradıkları kişi giyimi nasıl halde ise öyle al­mışlardı. Yalın ayak ise yalın ayak. Ekrem Ali Sakip (Sa­raçoğlu), takunyalarla kapıya çıkmış ve ayakkabı­larını giyme isteği kabul edilmeyerek, o halde götü­rülmüştü.

Dört Ay Sürgünde Çalıştırılanlar

47- Ekrem Ali Sakip (Saraçoğlu)
48- Ramadan Rasim İlyas (Günsever)
49- Raif Rıfat (Sakarya)
50- Hüseyin Mahmut Kamber
51- Hüseyin Mustafa İskender (Çelik)

Üç Ay Sürgünde Çalıştırılanlar
52- Kani Salih Eyüp (Abacıoğlu)
53- Emin Buba

İki Ay Sürgünde Çalıştırılanlar
54- İlyas Yaşar İlyas (Yaşar)
55- Fahrettin Hasip (Sakarya)
56- Kemal Kazım (Hakimoğlu)
57- Kemal Zülfü Eyüp (Başar)
58- Kemal Şakir
59- Niyazi Eşref (Eldemir)
60- Abdullah Bilal (Emiroğlu)
61- Fahrettin Rıza

Bir Ay Sürgünde Çalıştırılanlar
62- Şemsi Abbas (Kolçalar)
63- Cevdet Yakup (Nukan)
64- Saffet Mahmut


 

Sonuç

Yugoslavya’nın Köminform(Milletlerarası Komü­nistler Birliği)’ndan çıkışından sonra 29.11.1950 tari­hinde çıkan bir afla bütün siyasi mahkumların ceza­la­rında 7 yıl indirim yapıldı. Bu tarihten sonra Yu­gos­lavya, Batı dünyası ve de Türkiye ile ilişkilerini ge­liş­tirdi. 1953 yılında imzalanan Serbest Göç Anlaşması ile de Türkiye’ye yönelik büyük bir göç süreci baş­ladı.

Teşkilatın üye ve hatta akrabalarının mahkeme sü­reçlerinde süründürülmesi ve idamlarla birlikte türlü eziyetler içinde hapsedilmeleri Yugoslavya Türkle­ri­nin hiçbir zaman unutamayacakları bir acı hatıra bı­rakmıştır. Mahkeme görüşmelerinin hoparlörle Üsküp sokaklarına yayınlanması Üsküp Türklerini manevi olarak yıkmıştır. Şüphesiz sırf bu örnek bile kullanılan psikolojik harp taktiklerine en kuvvetli bir delil ol­mak­tadır. Yani aslında cezalandırılan sadece Yücel Teş­kila­tı değil onun şahsında Tüm Yugoslavya Türkle­ridir.

Düzmece, gayr-i hukukî mahkemelerde casusluk, terörist, antisosyalist ve hatta anti-Türkçü suçla­ma­la­rına maruz kalan Yücel Teşkilatı’ndan Profesör Mu­zaf­fer Hocaoğlu bir sohbette:

“Biz herhangi bir istihbarat servisine hizmet edecek, arada Yunanistan ve Bulgaristan var iken Türkiye ile birleş­menin imkansızlığını göremeyecek kadar ahmak değildik. Amacımız özellikle ahalinin, yüzde yetmişini bile Türklerin oluşturduğu, Makedonya’nın bazı bölgelerinde Türklere tam eşitliğin verilmesini, toplumun her hücresine katılımın, ahali sayısına orantılı olmasını sağlamaktı. Ancak aleyhte kimsenin ses çıkarmadığı monte edilmiş duruşmada, bize aklımızın bir köşesini bile işgal etmeyen büyük suçlamalar yüklendi.” demişti.

Yine Yücel Teşkilatı mensuplarından Ahmet Yü­cel’in Kartal’daki dükkanında yapılan bir konuşmada:

“Davamızda haklı olduğumuzun bilinmesine rağmen, Yugoslavya’da yaşayan Türkler bizim ardımızda dura­madılar. Bu da Balkan savaşlarından bu yana Türk ahalinin sürekli haksızlığa uğramış olmasının sonucu halkın içine güçlü bir endişenin , hatta korkunun da diyebilirim, işlemiş olmasından kaynaklanmıştır. Geniş halk kitleleri dışında, ra­hatına düşkün, yönetimin elinde kuklalık yapmaktan başka bir işe yaramayan üç-beş aydınımızdansa, bize karşı tavır takınmalarından başka bir şey beklenemezdi”.

Bu olayların neticesinde Serbest göçlere müsaade edilme tarihi olan 1953 yılından itibaren 1967 yılına kadar 200.000 civarında Yugoslavya Türkü anavatana göçmüştür. Maalesef göç süreci halen devam et­mek­tedir. Bu süreç biz muhacirlerin hiçbir zaman unutma­ması ge­re­ken asıl mesele olmalıdır.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: SAKLANAN SIR: YÜCEL TEŞKİLATI IV
« Yanıtla #4 : 28 Aralık 2007, 16:37:53 »
SAKLANAN SIR: YÜCEL TEŞKİLATI adlı makale http://www.turkgundem.net/icerik/index.php?option=com_content&task=view&id=1069&Itemid=34
Otağından alıntıdır.

Çevrimdışı Temir Yalıg

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 184
  • TÜRK'ÜM BAŞKA ÜNVAN İSTEMEM
Türkçü neferlerden Necati Çetiner Beğ'in vefâtı bizleri derinden üzmüştür.Ruhu şad,mekânı Uçmağ olsun.

TÜRK IRKI SAĞOLSUN..
TÜRK IRKI SAĞOLSUN!

Çevrimdışı NTürk

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 158
Mekanı Türk Uçmağı olsun.
HARAY HARAY MEN TÜRKEM!!!

Çevrimdışı TiginNoyan

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 549
  • Inançu Apa Yargan Tarkan Köl Tigin
    • Steppe History Forum
Allah rahmet eylesin, rûhu şâd olsun.


Türük Oguz begleri bodun eşid: üze teŋri basmasar asra yir telinmeser Türük Bodun iliŋin törügün kim artatı utaçı erti? Türük Bodun ertin, ökün!

Çevrimdışı kızıltamu

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 210
Ruhu Şad olsun Tanrıdağı mekanı olsun.
Ya Susturacağız Ya kan kusturacağız

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Ruhu sad,mekani Tanri dagi olsun.TTK
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.