Gönderen Konu: Kırım’da 1917 İhtilali Dönemine Ait İlk Defa Yayınlanan Siyasal Bir Belge  (Okunma sayısı 3962 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SÜNGÜ

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 5
Kırım’da 1917 İhtilali Dönemine Ait İlk Defa Yayınlanan Siyasal Bir Belge: Kırım Cumhuriyeti’ne Giden Yolda İlk “Hitapname”: Sosyalizm-Türkçülük
Dr. Necip HABLEMİTOĞLU

Rusya’da 1917 İhtilâli ile birlikte ortaya çıkan kaos ortamında ilk tepkiyi gösteren ve siyasal yapılanmaya yönelen Türk topluluklarının başında Kırım Türkleri yer almıştır. 1783′den itibaren devam eden baskıcı Rus yönetimine karşı çaresiz kalan, ancak Gaspıralı İsmail Bey gibi aydınları sayesinde ulusal kimliğini korumayı başaran Kırım Türkleri, 1917 İhtilâlinin hemen ilk günlerinde, 25 Mart 1917′de Akmescit şehrinde büyük bir toplantı gerçekleştirmişlerdir. Kırım’ın geleceğine ilişkin önemli kararların alındığı bu toplantıya 1500′ü delege, toplam 2000 kişi katılmıştır (1). Toplantının hemen akşamında “Akmescit Müslümanları’nın Muvakkat Þehir İcraat Bürosu” oluşturularak faaliyete geçirilmiştir. Aşağıda ilk defa tıpkıbasımı yayınlanacak olan tarihsel önemi büyük olan belge, muhtemelen 1917 Martının son günlerinde kaleme alınarak yayınlanmıştır. Bildirinin uslûbundan Cafer Seydahmet’in de yeraldığı bir komisyonda kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Bildiri, Kırım Türkleri’nin milli örgütlenme süreci tamamlanmadan gerçekleşebilecek en yakın tarihteki olası seçimlerde izlenecek stratejiyi ortaya koyması, buna ilişkin öneri ve telkinlerde bulunması, kadınları da dikkate alması açısından büyük önem taşımaktadır:

AKMESCİT MÜSLÜMANLARININ MUVAKKAT ÞEHİR İCRAAT BÜROSU TARAFINDAN HİTABNAME:

Müslüman Kardeşler!

Cemaat! Eski hükûmet yıkılıp Rusya’nın yeni devre girdiği üç ay oldu. Bu müddet zarfında Rusya halkının vazifesi, çalıştığı ne içindir? Yıkılmış halkı (…) hükûmet binası yerine halk hâkimiyeti esası üzerine yeni hükûmet binası kurmaktır. İşte bu meydandaki siyasi partiler o tartışmalar cümlesi o yenilikle yolda ve ne şekilde kurulması üzerinedir.

Biz müslümanların bu binayı kurmada tuttuğumuz yol evvelden beri söylenegeldiği gibi fukara ve basılmış halklara bütün hak veren sotsiyalistiçeski partiyaların (sosyalist partilerin) yoludur. Bizim bu yolumuzu evvelden yeri anlaşıldı. Biz o bayrağın tobine girdiğimizi söyledik.

Þimdi artık bu yol tuttuğumuzu iş ile göstermeğe vakit geldi. O da şehir saylavlarında

(seçimlerinde) bu yol ile gitmemiz, sosyal partilere koşulmamızdır.

Çünkü olacak şehir saylavları hükûmet binasının ilk temel taşını yani eskizli koymaktır. Bu saylavlar ileride olacak uçriditelni sabraniyanın (kurucu meclis) emsalidir. Þehir saylavlarının neticesinden umum hükûmet binasının ne şekilde kurulacağı bir derece anlaşılacaktır.

Ey vatandaşlar! Biliniz ki bu saylavlarda gorodskoy upraviya hangi partiye nasıl geçerse uçriditelni sabraniyede de o partiye o kuvvet galebe çalacaktır. Binaenaleyh bizim mukaddes vazifemiz, milletimizin menfaati kendisinde olan sotsiyalist partiyalarının geçmesine yardım etmek ve onlar ile koşulmaktır. Çünkü yalnız bu partiyalar fukara halkın faidesine hizmet ediyorlar. Çünkü yalnız sotsiyalist partiyaların kuvvet alması ve galebe çalması ile emellerimiz yaşayacaktır. Evet bu görüş ile hükûmet binasını bizim menfaatimiz kendisinde olan sotsiyalist partilerin istediği şekilde kurulmasına yardım edeceğiz. Bu sebepten biz şehir saylavlarına ayrı gitmeyip sostsiyalist partiler ile (bölük) olup yani koşulup gitme kararı verdik. Bunu bizim umumi turmuşumuz, siyasetimiz, gayemiz ve emelimiz iktiza ediyor…. Bundan mada biz eger bu meseleye şehirdeki turuşumuz yalnız şehirdeki faidemiz noktasından bakarsak yine de ayrı gidemiyoruz, çünkü biz müslümanlar Akmescid şehrinde az olduğumuzdan ayrıca kendi kuvvetimiz ile 8 veya 9 aza geçirebileceğiz. Eğer cümle saylavlarımız kalmayıp gelseniz bu az kuvvet ile biz Gorodskoy Duma’nın içerisinde de eğer sotsiyalist partiyaların yardımı olmasa hiçbir ehemmiyeti olamıyoruz. Bu sebepten biz şimdi saylav vaktinde de Duma’nın içinde de ayrıla gidemiyoruz. Herhalde bize ilk evvel lâzım olan bir şey varsa o da kendi aramızda birleşmemizdir.

Þehir müslümanları saylavlarda yalnız o zaman bir ehemmiyeti haiz olabilir ki ne vakit kendileri müttefik olsalar o zaman biz bir kuvveti haiz oluyoruz. Binaenaleyh bize olan bir kandidatlar ispiskası (aday listesi) üzerine ittifak edip kabul etmemiz lâzımdır. Yani şehir müslümanlarının ne gibi canlı kuvvetleri var ise, kim ki kendi milletine faide istiyorsa, birlik olarak bir adam gibi sesi sotsiyalist partiyaları ile gidecek müslüman ispiskasına vermek vicdan borcudur. O ispiska ileride cemaatin sarından geçeceği gibi ayrıca şehir müslümanlarına yazılıp dağıtılacaktır.

Bir de müslümanların mukaddes vazifesi hiçbir müslüman (sesinin) gaib olmamasıdır. Þimdi şehirde bulunan halkın yarıdan çoğunu kadınlar teşkil ediyor. Bu sebepten kadınların sesi biz müslümanlar için hayat memat meselesi gibidir.

Kadınların saylavga koşulmamasından biz müslümanlar Duma’da üçte iki mevkiimizi gaib etmiş oluruz. Onun için kadınların sesi bizim hakkımızı çıkaracaktır. Saylav vaktinde müslüman kadınları için ayrı bir yer de hazırlanacaktır. Hiçbir erkeğin müdahale etmediği halde onlar ayrıca yerde ses verecekler.

Bir de ileride saylav olduktan sonra Duma’da glosnilerin yapacak işlerine dair programmasını da ilân ederiz.

AKMESCİD MÜSLÜMAN MUVAKKAT ÞEHİR BÜROSU (2)

BELGENİN DEĞERLENDİRMESİ:

Bu bildirinin yayınlandığı tarihte, Kırım Türkleri siyasal örgütlenmeye yönelik henüz ilk adımlarını atmışlardı. Takip eden aylarda ise, tüm bölge, şehir, kasaba ve köylerde Kırım Müslümanları Merkezi İcra Komitesi’nin Büro ve Temsilcilikleri faaliyete geçirilirken; kadınların, işçilerin, gençlerin ülke çapında örgütlenmeleri de gerçekleştirilmişti (3). “Milli Fırka”nın oluşturulmasından sonra, Kırım Türkleri, Rus sosyalist partilerini destekleme yerine, kendi ulusal parti çatısı altında politika sürdürmeyi yeğlemişlerdi.

Bildiride, ilk seçimlerde sosyalist partilere destek verilmesi kararı bir hata mıydı?!. Kesinlikle değil!.. Eski Çarlık rejiminin şoven-asimilasyoncu-emperyalist çizgisini sürdüren statükocu partilerine ya da büyük sermaye gruplarını ve toprak sahiplerini temsil eden partilere destek verme yerine, “ezilmiş halklara hürriyet-eşitlik, topraksız köylüye toprak vaad eden” sosyalist partilere destek çağrısında bulunulması, o dönemin koşulları içinde son derecede gerçekçi-akılcı bir yaklaşımın sonucuydu. Elbette ki, takip eden yıllar içinde Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin yönetimi altında, bırakın ulusal kimliklerini, ulusal varlıklarına dahi kastedileceğini kim bilebilirdi ki?!. Yapay kıtlıklarla yüzbinlerce Kırım Türkünün ölümüne neden olan; planlı aydın kırımı ile onbinlerce aydını kurşuna dizdiren ya da Sibirya’daki ölüm kamplarında yokolmaya terkeden; 1944 Mayısında tüm Kırım Türklerini bebeğinden ihtiyarına kadar öz vatanından binlerce kilometre uzaklıktaki bölgelere süren ve bir daha dönmelerine izin vermeyen; dönmeye kalkışanları en ağır biçimde cezalandıran kızıl Rus komünistlerinin, 1783′den 1917′ye kadar Kırım’ı mahveden beyaz Rus faşistlerinden daha acımasız olacaklarını kim önceden tahmin edebilirdi ki?!…

Kaldı ki, Gaspıralı İsmail Beyin geniş ufuklu, birleşik cepheyi öngören politikası sonucu, Çarlık Rusyası’nın baskıcı yönetimine karşı Türkçü-Sosyalist farklılığı, hiçbir zaman ayrılık ya da çatışma nedeni olmamıştır. Örneğin, sosyalist çizgide bulunup da ezilen halkının haklarını aramak için sosyalist yapılanmalarla işbirliği yapan Abdürreşid Mehdi için Gaspıralı, “yolumuz aynı, taktiğimiz farklı” demekteydi (4). Abdürreşid Mehdi, Rus Parlamentosu Duma’da, daha ziyade Türkçülerin yer aldığı “Müslüman Fraksiyonu” içinde bulunurken; Türkçü çizgisiyle tanınan ünlü din bilgini-eğitimci Hadi Atlasi de Duma’nın en aktif sosyalist grubu olan “Trudoviki” içinde beş Türk milletvekili ile birlikte yer almıştı (5). Türkçü sosyalistler arasında bulunan Veli İbrahim, Sultan Galiyev gibi isimler, Sovyet yönetimince öldürülünceye kadar kendi toplumlarına hizmet etmişlerdi. Aynı şekilde, önce sosyalist olup da daha sonra Türkçü çizgide mücadele verenler arasında Ayaz İshaki, Nasip Yusufbeyli, Cafer Seydahmet (Kırımer) gibi pekçok aydının ismine rastlamak mümkündü. Gaspıralı İsmail Beyin sosyalistlerle dayanışmasının pekçok örneğinin yanısıra, çatışması ise sadece bir tek noktada olmuştu: O da, sosyalist Türklerin milliyet kavramını yadsımaları durumunda… Gaspıralı’ya göre, Türklük ya da Türklük bilinci, mutlak korunması ve güçlendirilmesi gereken en önemli olguydu; dağınık Türk topluluklarını biraraya getirecek en sağlam dayanaktı…

Nitekim, yukarıdaki bildirinin yayınının arıdından “Milli Fırka”nın oluşturulması ile Kırım Türkleri için sosyalist partilerle işbirliği tümüyle gündem dışı kalmış; öz siyasal partileri çatısı altında politika yapma dönemi başlamıştı. Ta ki, Sovyet işgali ile Kırım Halk Cumhuriyeti ortadan kaldırılıncaya kadar…

DİPNOTLAR:

Geniş bilgi için bkz. Müstecib Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları. (İstanbul: 1980), s. 169 vd.
Necip Hablemitoğlu Özel Arşivi, Kurultay Klasörü, Dosya 1, Zarf 1, Belge 3.
Ayrıntılı bilgi için bkz. Hablemitoğlu’lar: Þefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920). (Ankara: Kırım Dergisi Yayını, 1998), s. 212 vd.
Þefika Gaspıralı, “Genç Tatar Hareketi”nin ünlü lideri Abdürreşid Mehdi hakkında şu notu düşmüştür: Babam Mehdiyef hakkında, yolumuz bir, taktik ayrı der ve onu takdir etmez değildi. Evimize gelir giderdi”. Bkz. N.H. Arşivi, K.2.D.4.Z.7.B.1.
1880′de Kırım’ın Perekop bölgesinde doğan Abdürreşid Mehdi’nin 1912′ye kadar devam eden kısa yaşam dönemine ilişkin bilgi için bkz. Doç.Dr. Hakan Kırımlı, Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1916). (Ankara: T.T.K. yayını, 1996), s. 93 vd.

Çevrimdışı SÜNGÜ

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 5
Kırım’da Açlık Yılları 1921-1922 (2)
« Yanıtla #1 : 08 Mart 2012, 12:04:10 »
Kırım’da Açlık Yılları 1921-1922 (2)


Kırım’da 1921-1922 yılları arasında cereyan eden ve resmi açıklamalara göre yaklaşık 100.000 insanın feci biçimde ölümüyle sonuçlanan açlık dönemi, sadece bu bölgeye münhasır değildi. Üstelik, resmi açıklamaların tersine, açlık, sadece kuraklığa bağlı bir olgu değildi. Ancak, bilimsel etik kuralları çerçevesinde, bu makaleye konu olan ve bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış bu Sovyet dönemi belgesine sadık kalarak, ideolojik propaganda söylemleri arasına sıkıştırılmış gerçekleri ve mesajları tek tek satır aralarından çıkarmak gerekir.

“2. Umum Tatar Bitaraf Konferansiyası”, Kırım Merkezi İcra Komitesi Reisi Gaven’in gözetiminde 2-6 Mayıs 1922 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Moskova’daki Sovyet Hükûmeti ve dolayısıyla Komünist Parti’nin en üst yönetimince Kırım’ın başına getirilen Gaven, Sovyet dönemi öncesinde Akyar (Sivastopol) Bölgesi Bolşevik Komitesi Başkanlığı yapmış; Kırım Halk Cumhuriyeti’ne son veren işgalci Bolşevik birliklerinin başında bulunmuş; hatta, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Çelebi Cihan’ın tutuklanmasında ve idamında birinci derecede rol oynamış bir komünist Rustur. Alınan tüm kararlar, Kırım Türk halkına önyargısını ve kinini uygulamalarıyla net biçimde ortaya koyan, Komünist Partisi adına Kırım’da halk deyimiyle “astığı astık-kestiği kestik” konumunda bulunan Gaven’in ve yine Rus olan yardımcılarının önünde tartışılmış ve sonuç bildirgesine geçirilmiştir. Bundan dolayı, satır aralarına sıkıştırılan gerçeklerin anlamı büyüktür.

I. GENEL DEĞERLENDİRME

Kırım Oblastnoy Komitesi adına Izir İloviç, propagandaya yönelik söylemleri arasında, köy üretiminin artmasının ve özellikle de Kırım Tatar köylüsünün güçlenmesinin önündeki en büyük engeli olarak, Cenova’da Sovyet Hükûmeti’nden eski Çarlık borçlarını talep eden İngiltere, Fransa ve Japonya kapitalistlerini göstermektedir. İloviç, “Tatarların bugünkü hali ne kadar ağır olsa da konferansiya da sizi Sovyet Hükûmeti’nin Tatarlara yardım edeceğine emin olmanızı temin ediyor (11). Bu söylemler, bu konuşmanın yapıldığı saatlerde açlıktan ölen ve ölmekte olan kitleler için pek anlamlı (!) ve inandırıcı (!) bir gerekçe ve vaad oluşturmazken, olsa olsa ancak bir gerçeğin itirafı olarak kabul edilebilir.
Konferans, iktisaden ayakta duramayacak az topraklı köylülere banka kredisi, tohumluk ve teknik yardım yapılmasını tavsiye kararı çıkarmıştır. Sovyet işgali ile kovhoz ve sovhozlara gerekli topraklar ilk etapta Kırım Türklerinden alındığı için burada az topraklı köylülerin etnik kimliğinden ayrıca bahsedilmemektedir. Ancak, yine de “Hükûmet köy bankalarından yardım alu hususlarında Tatarlar için kolaylıklar ve bazı imtiyaz gösterilmesi, bundan başka bankalardan yardım almak hususlarında Tatarlar için bir ‘Anlatu (Danışma) Bürosu açılmalıdır” (Köy İktisadiyatı, 7. Madde) cümlesi, komünist ekonomik sistemden kimlerin faydalanıp, kimlerin faydalanamadığı hususunda bir fikir vermektedir. Keza, topraksız -daha doğrusu toprağı elinden alınmış- Tatar köylülerine çöl tarafı diye nitelendirilen iç kısımlardaki hazine toprağından pay verilmesi (15. Madde); “Tatarlar arasında arteller ve teşkilâtların meydana gelmesi hakkında hiçbir iş yapılmadığından bu işlerin de canlandırılmasını isteriz” (16. Madde) kararı ile de yeni rejimin Kırım Türklerini nasıl ihmal ettiğini, yok varsaydığını ortaya koymaktadır. Aynı konu başlığı altındaki kararların bir diğerinde (5. Madde), “Köylünün ağır vaziyetinden faidelenerek mal ve mülkini, mahsullerini yok fiyatına alan alışverişçiler ve vasıtacılardan köy halkı kurçalanmalıdır (kurtarılmalıdır). Þimdiye kadar açlıktan dolayı satılan emvali, gayrimenkulu sahipleri kaytarılmalıdır (iade edilmelidir)” cümlesi, komünist rejimin fırsatçı soyguncuları hakkında yoruma mahal bırakmayacak verileri ortaya koymaktadır (12).
Kırım Merkezi İcraat Komitesi Reisi Gaven, açlığın üç temel nedenini şöyle açıklamaktadır: “I. Dünya Savaşı”, “General Denikin, General Wrangel ve Amiral Kolçak gibi karşı devrimcilerin mevcudiyeti” ve de “1921 yılındaki görülmemiş kıtlık”. Gaven, açlık konusunda Moskova’daki Merkezi Hükûmetle olan iletişimlerini de şöyle ifade etmektedir:”Ta Oktabrda (Ekim) merkezden yardım gösterilmesinin lüzumu başgösterdi. Fakat, Kırım’ın iktisadi vaziyetine dair verilen haberlerin birbirine zıd olması ve yanlış istatistik malûmatı verilmesi neticesinde merkezi idareleri, Kırım’ın erzak menbaları hakkında tamamile yanlış fikirlere malik edilir. Merkezi Açlara Yardım Komitesi, bu malûmatın tamamile yanlış verildiğini isbata muvaffak olduktan sonra, 1922 senesi Fevral 16′sında Kırım, resmi olarak aç tanınmıştır” (13). Bu nasıl bir merkezi emekçi hükûmetidir ki, kendi atadığı yerel hükûmetin “açlık” feryatlarına, aradan tam 5 ay geçtikten ve -çoğunluğu Kırım Türkü olmak üzere- onbinlerce vatandaşı açlıktan öldükten sonra inanabilmektedir (!).. Sovyet Hükûmeti’nin nihayet inanıp da Kırım’daki açlığın resmen ilân etmesi neyi değiştirmiştir? Esas tartışılması gereken konu budur. Ancak Gaven, bu konuya değinmemektedir. Ancak, sözkonusu belgede, bu sorunun cevabını istatistik tablolarında görmek mümkündür. Buna göre, Kırım’daki açlığın resmen tanınarak “afet bölgesi” ilân edilmesinden sonra, insanlar açlıktan ölmeye devam etmişlerdir. Örneğin, Türklerin yoğun olarak yaşadığı 7 şehirde (Akmescid, Akyar, Gözleve, Canköy, Yalta, Kefe ve Kerç) Þubat 1922′de açlıktan ölenlerin sayısı 13.644, Mart ayında 19.522, Nisan ayında 13.598 kişi olmuştur. Gaven’e göre, alınan tüm yardımlara rağmen, Kırım Merkezi Açlar Yardım Komitesi, Mayıs ayı içinde 168.000 aça (birinci derecede açlık çekenlerin % 45′ine tekabül etmektedir) yardım edebilecektir (14). Gaven, -ki verdiği rakamın doğru olduğu varsayılsa bile- geriye kalan % 55′lik bölümün kaçınılmaz olarak açlıktan öleceği gerçeğine temastan kaçınmaktadır. Kaldı ki, Kırım Türklerinin Bolşevik yönetiminin resmi istatistiklerine inanmadıkları, konferansın üçüncü gününün ikinci oturumunda kabul edilen şu karardan anlaşılmaktadır: “Mümkün olduğu kadar açlıktan ölenlerin hesabını toplamak için Tatarlardan istatistik gönderilmelidir” (15).
Kırım’daki açlığın elbette birden çok nedeni bulunmaktadır. Örneğin, aynı tarihlerde Kırım’ın yanısıra İdil-Ural’da ve Ukrayna’da açlıktan ölenlerin toplam sayısı milyonlarla ifade edilmektedir. Kuraklığın yanısıra, açlığa yolaçan en önemli bir başka neden, köylülerin topraklarının zorla ellerinden alınmasıdır. “Kulak” adı verilen orta ve büyük ölçekli toprak sahiplerinin Sibirya başta olmak üzere ücra köşelere sürülmesi ile tarımdan anlayan önemli işgücünün üretimden düşmesine yol açılmıştır. Devlet zoruyla kurulan kolhoz ve sovhozlara uyumda çekilen sancılar da açlık felâketinin habercisi olmuştur. Keza, Moskova’ya resmen -tabiri caizse- yaranabilmek için yerel yöneticiler, üretim rakamlarını, merkezde kâğıt üzerinde saptanan planların öngördüğü rakamlara uydurmuşlardır. Bunun sonucunda, yükümlülüklerin yerine getirebilmesi için de köylülerin tüm üretimleri, kışlık nafakaları ve tohumluklar dahil, asker ve polis marifetiyle toplanarak Moskova’ya gönderilmiştir. İşte tüm bu hesapsızlıklar, tarıma ideolojik müdahale, kitlesel açlığa kaçınılmaz biçimde yol açmıştır. Nitekim, Konferans bu gerçeği, örtülü bir uslûpla kaleme alındığı anlaşılan şu kararla ifade etmektedir: “Kırım Müessesan (Kurucu) Þûralarının Siyezdine (Kongresine) kadar Kırım’ın idaresi kanaat bahş olmadığı gibi gayet zayıf idi ve bu açlığın sebeplerinden biri olmuştur. Konferansiya, geçen sene Kırım’dan 2 milyon aşlık alındığı halde 9 milyon alındığına dair merkeze yanlış istatistik malûmatı vermekle kabahatli olanların işlerinin tahkik ettirilmesini, Kırım merkezi İcra Komitesiyle Moskova’da bulunan Kırım Hükûmeti Vekâletine havale eder” (16).
Konferansın kabul ettiği kararlardan birinde, “Bala ev ve bağçelerinde (kreş) Tatar balaları (çocukları) ahalisine nisbeten azlığı teşkil etdiğinden, konferansiya bu gayri tabii halin ortadan kalkmasını lüzumlu addeder” denilmektedir (17). Bu karar, çocuklar arasında bile milliyet ayrımı yapacak kadar faşistleşen Sovyet yönetiminin içyüzünü göstermesi açısından önem taşımaktadır. Bir başka kararda, “Okrug, rayon yardım komitelerinin faaliyetini teftiş ve bunları Tatarlaşdırmak için Merkezi Açlara Yardım Komiteti buralara Tatar hâdimleri göndermelidir” denilirken, sözkonusu insani yardım amaçlı komitelerde Türklerin yer almadığı ve yer alması gerektiği hususuna dikkat çekilmektedir (18). Nitekim daha sonra alınan bir başka kararda, “Merkezi Açlara Yardım Komitesi’nin Hey’eti Tatarlarla kuvvetleşdirilmelidir” isteği ile bu etnik ayrımcılığın kaldırılması net bir biçimde vurgulanmaktadır (19).
Sovyet rejimiyle birlikte iyice ortaya çıkan etnik ayrımcılığın ve eşitsizliğin onbinlerce kurban verildikten sonra sona erdirilmesi : “Amerika’dan getirtilib de Kırım tarikile (yoluyla) Volga boyuna gönderilen orlukların bir kısmının Kırım’da kaldırılması için Merkeze ve “A.A.”ya müracaatda bulunulmalıdır” (20) gibi masumane bir taleple istenilmektedir. Belki bunun da yeterli ya da mümkün olamayacağını gözönüne alan konferans, Azerbaycan, Kırım kökenli Romanya Türkleri ve Anadolu’dan yardım talep etme dirayetini göstermektedir: “Konferansiya, Balkan Tatarlarından Kırım Tatar açları için iane toplamak maksadile Tatarlardan üç vekilin Romanya’ya ve İstanbul’a gönderilmesini lüzumlu addeder” (21). Ancak, konferansa katılanların ciddi bir kuşkusu olsa gerekir ki, bu kuşku ayrı maddede ifade edilmektedir: “Kırım’da açlık çeken Tatarlara verilmek üzere Balkan’daki Tatarlardan toplanılan erzağın doğrudan doğruya Tatar Karşılıklı Yardım Cemiyeti’ne verilmesini lüzumlu addeder (22). Bu karar bile, Kırım’a gönderilen insani yardımların Türklere verilmeyişinin sessiz çığlığını aksettirmektedir..
KIRIMLI AÇ TÜRKLER VE MUSTAFA KEMAL PAÞA
Atatürk’ün tüm Türk Dünyasına -din değil- Türklük perspektifinden baktığı ve yaklaştığı bilinmektedir (23). O’nun akılcılığa ve gerçekçiliğe dayalı bu yaklaşımında, “Turancılık” gibi içi boş söylemlere, lüzumsuz reklâmlara ve boş yere düşman kazanmaya yer yoktur. O, sadece gerektiği yerde, gerektiği kadarını, gereken gizlilik içinde yapmıştır. Bu konudaki örneklerden biri de, açlık çeken Kırımlı Türklere yaklaşımıdır. Sakarya Zaferinin üzerinden birkaç ay geçmiştir ki, Kırım Türklerini temsilen iki delege Ankara’ya gelir. Bunlardan biri, Gaspıralı İsmail Beyin yetiştirdiği ünlü gazeteci Hasan Sabri Ayvaz, diğeri ise Nedim Beydir. Mustafa Kemal Paşa ile görüşürler. Ancak bu görüşmenin içeriği Anadolu Ajansına -bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi dahilinde- yansıtılmaz. Sonra Kırım Hey’eti Ankara’daki Sovyet Büyükelçisi Aralov ile de görüşür. İşte, Sovyet Büyükelçisi Aralov’un resmi Sovyet yayını olan bu belgede yer alan telgrafı (Moskova’da Dışişleri Bakanlığı’na, Sovyet yöneticilerinden Karahan ve Kalinin’e, Kırım Merkezi Açlar Komitesi’ne, Kırım Merkezi İcraat Komitesi Başkanı Gaven’e ve Kırım Mümessilliği Reisi İbrahim(of)’a) gönderilir. 14 Mayıs 1922 tarihli bu orijinal telgrafta, sanki Mustafa Kemal Paşa’nın Türklük bilincine örnekler verilir:

“Anadolu’nun Kırım’a yardım işi sür’atle ilerliyor. Ayvazof ve Nedim arkadaşlar, burada teşkil eden Açlara Yardım Komisyasile birlikde çalışıyorlar. Komite tarafından Türkiye ve umum dünya müslümanlarına bir hitabnâme çıkarılmışdır. Açlara yardım işinde Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) büyük faaliyet gösteriyor. Bütün Anadolu ahalisi, bilhassa ameleler tarafından ianeler gelmektedir. Bir çok fabrika, matbaa ve telgraf işçileri maaşlarının bir günlüğünü açlar faidesine bağışladılar.

Bazı mağazalar, bir günlük gelirlerini verdiler. Vilâyetler de acele bir suretle yardıma iştirak ediyorlar. Toplanan paralara mukabil İstanbul’dan bir vapur un yüklendi. Yunanistan ile olan muharebeden ve memleketin iktisadi harabiyetinden sarf-ı nazar ameleler, memurlar, ahali ve hükûmet yardım işine büyük bir şevkle sarıldılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin azaları, Kırım faidesine, 12′şer lira mikdarında nolog (bağış) vermeği üzerlerine aldılar. Yakın bir zamanda Ankara’da Kırım faidesine bir konsert akşam (akşam konseri) yapılacaktır. Aralof” (24).

Aynı belgede yer alan ve Hasan Sabri Ayvaz ve Nedim Beyler tarafından “Kırım Açlara Yardım Komitesi”ne iletilen telgraf, Ankara’da oluşturulan Yardım Komitesi’nce kaleme alınmış olup, ayrıca yoruma gerek bırakmayacak kadar açık ifade edilmiştir:

“1922 Senesi April 24′ünde Hasan Sabri Ayvazof daklad ve beyanatından sonra Ankara ahalisinin umumi içtimaında (toplantısında), Kırım’da açlık çeken kardaşlara yardım maksadile Yardım Komitesi teşkil edilmişdir. Gerek olan yardımı te’min için komite, Türkiye’de vesair Müslüman memleketlerde yardım toplanmasına mübaşeret etmişdir (önayak olmuştur). Gelen ianeleri toplamak ve göndermek işini üzerine bizim Hilâl-i Ahmer teşkilâtımız almışdır. Bundan başka bizim komite, sekiz yaşından yukarı olan aç balaların bir kısmını bakmak için Türkiye’ye kabul etmeyi üzerine alır. Bunun için komite, sizin Açlara Yardım Komitesi’yle diğer bu gibi müesseselerin bu işi meydana getirmek hususunda lâzım gelen tedbirleri göstermelerini lüzumlu addeder. Mesele fevkalâde ehemmiyetli olduğundan tizlikle cevap vermenizi rica ederiz. Aynı zamanda şunu da bilmek isteriz ki, bizim komite ne suretle Kırım aclarına azami yardım ile te’min edebilir. Bizim komite şu adamlardan teşkil etmiştir:

Reisi: -Sabık Müdafaa-i Milliye- Vekili Rıfat Paşa, Serkâtib: İzmir Meb’usu Mahmud Esad (Bozkurt) Bey, Doktor Reşid Bey ve Numan Usta, Büyük Millet Meclisi Meb’usları: Doktor Fuad (Umay) Bey, Meb’us -Balalara Himaye Cemiyeti Başkâtibi Esadi Efendi; Doktor Adnan (Adıvar) Bey, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Reisi: Doktor Lütfi” (25).

Görüldüğü gibi, Kırım’daki Açlara Yardım Komitesi, Mustafa Kemal Paşa’nın en güvendiği ve yakınında yer alan milletvekilleri tarafından oluşturulmuştur. Milli Mücadele döneminde, Mustafa Kemal Paşa’nın bilgisi dışında İnebolu karakolu başta olmak üzere hiçbir yerden Ankara’ya girmenin imkânı bulunmamaktadır. Komintern’in ajanı olarak Ankara’ya gelen ancak Eskişehir’de ikâmetine izin verilen Kazan Türklerinden Zeynetullah Nevşirvan(of) ile Başkırt Türklerinden Þerif Manat(of)’a hiç de samimi ve hâlisane duygular beslemeyen ve attıkları her adımı izlettiren Mustafa Kemal Paşa’nın, buna mukabil Kırım Türk temsilcilerine büyük ilgi ve teveccüh göstermesi son derecede anlamlıdır. Mustafa Kemal Paşa tarafından Kırım’a İstanbul üzerinden bir vapur un, Sinop üzerinden de iki vapur buğday gönderilmiştir (bu vapurlar, yardım mallarını indirdikten sonra, Osmanlı vatandaşı olup da Kırım’da kalmış olan Türklerle, bir yolunu bulan Kırımlı ailelerin bir kısmını Türkiye’ye getirmişlerdir). Aslında önemli olan bu yardımların maddi değeri ile birlikte manevi değeridir. Zira, bu yardımın gönderildiği tarih, sözkonusu telgrafın gönderildiği tarihin bir ya da iki ay sonrasına tekabül etmektedir. Yani Haziran ya da Temmuz 1922. Oysa biliyoruz ki, 26 Ağustosta Büyük Taaruz başlayacaktır. En az 200.000 kişilik bir ordu mevcuduna ulaşılmıştır. Bu ordunun ve Eskişehir yöresindeki sivillerin iaşesi için zaten yeterince güçlük çekildiği tarihlerde açlık çeken Kırım Türklerine yardım eli uzatılması, lokmanın paylaşılmasından başka hiçbir anlama gelmemektedir. Mustafa Kemal Paşa, soydaşlarına bu yardımları varlıkta değil, yoklukta yapmıştır; bunun için de anlamı büyüktür.

Diğer taraftan, Ankara’da oluşturulan Kırım’daki Açlara Yardım Komitesi’nin telgrafına, Gaven tarafından Hasan Sabri Ayvaz(of) üzerinden Büyük Millet Meclisi’ne gönderilen telgrafla cevap verilir. Kırım’daki açlığın dehşetengiz boyutlara ulaşmasından vicdanen rahatsız olduğu anlaşılan Gaven, talebini şu cümlelerle ifade eder:

“Kırım İcra Komitesiyle Merkezi Açlara Yardım Komitesi, Kırımlı aç kardaşlarımıza yapmakda olduğunuz yardımdan dolayı size teşekkürlerini beyan eyler. Bugün Kırım’da 400 bin kişi açlık çekiyor, bunun yarısını balalar teşkil etmektedir. Mayıs bire kadar Kırım’da açlıktan yetmiş bin kişi öldü. Balaların asgari bir surette temin olunmalarını nazar-ı dikkata alan Merkezi Açlara Yardım Komitesi, yolların uygunsuzluğuna rağmen sizin gösterdiğiniz yaşta beşbin kadar bala gönderebilir. Bunlar açlığın bitmesiyle Kırım’a kaytacaklardır (döneceklerdir). Bunların nasıl ve ne suretle gönderilebilecekleri hakkında fikrinizi bildiriniz. En ziyade erzaka ihtiyacımız vardır. Bunları Kefe veya Sivastopol’a Merkezi Açlara Yardım Komitesi nâmına gönderiniz. Toplanan paralara da erzak almanızı rica ederiz. – Kırım İcra Komitesi ve Merkezi Açlara Yardım Komitesi’nin Reisi: GAVEN” (26).

Görüldüğü üzere, Mustafa Kemal Paşa, Anadolu Türkleri adına Kırımlı soydaşlarına karşı taahhütlerini yerine getirirken; esas talep sahibi olan Gaven, Moskova’ya karşı bağımsız olmadığından, sekiz yaşının üstündeki 5.000 Türk çocuğunu -açlık geçinceye kadar da olsa- Türkiye’ye gönderememiştir. Zira, yine aynı Sovyet belgesinin takip eden sayfasında, Komünist Beynelmilel (Komintern) Açlara Yardım Komitesi’nin Surin tarafından çekilmiş telgrafında 5.000 çocuğun bakımının üstlenileceği bildirilmiştir (27). Anlaşılan, Komintern, 5.000 Türk çocuğunun Türkiye’ye gönderilmesini ideolojik açıdan sakıncalı bulmuş olsa gerekir. Kaldı ki, Komintern’in 5.000 Türk çocuğunun doyurulmasına katkıda bulunup bulunmadığı da bilinmemektedir. Aynı şekilde, sözkonusu konferans, İtilâf Devletleri işgali altında bulunan İstanbul’dan yardım temin etmek için 3 temsilcinin gönderilmesi kararını almıştır (28). Bu kararın uygulanıp uygulanmadığı konusunda da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır (29).

MİLLİ FIRKACILAR VE SONRASI
Bu konferansın bir başka önemli sonucu, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin Kızılordu tarafından işgalinden sonra Türk toplumu ve Sovyet yönetimi arasında ilk ciddi diyalogu başlatmış olmasıdır. Konferansın dördüncü ve beşinci günlerinde yapılan konuşmalar ve kabul edilen kararlar, bu diyalogu ortaya koyduğu gibi, Sovyet dönemiyle birlikte kaybolduğu sanılan “Milli Fırka”cıların yeniden ortaya çıkmalarına da olanak vermiştir. Kırım Türklerinin 1783′den bu yana devam eden esaret hayatına son vererek 1917 Kasımında bağımsız Kırım Halk Cumhuriyeti’ni ilân eden “Milli Fırka”cılardan, bu Konferansta etkin rol oynayanlar arasında şu isimler dikkat çekmektedir: Dr. Halil Çapçakçı, Dr. Ahmed Özenbaşlı, Seyid Celil Hattat, Bekir Odabaş, Veli İbrahim, Muhammed Körbekli, Bekir Sıtkı Çobanzade, Timurcan Odabaş, Hüseyin Cahid, Osman Derenayırlı, Edhem Feyzi, Osman Akçokraklı, Halim Baliç vd. Bu arada, yardım talebi için Ankara’ya gönderilen Hasan Sabri Ayvaz’ın Kırım Halk Cumhuriyeti dönemi Parlamentosu’nun (Kurultay) Başkanı olduğunun da belirtilmesi gerekir. Ayrıca, bu konferansa katılanlar arasında, Þefika Gaspıralı’nın önderliğini yaptığı Türk Kadın Hareketi içinde yer alan Aynelhayat Hanım, Hakime Müslim, Selime Hacı Hasan(ova), Zekiye Talebçi, Hayat Hanım Vovina ve arkadaşları, Kırım kadınlarının sorunlarını gündeme taşımada ve karar alınmasında oldukça etkin rol oynamışlardır.

Konferansın ilk üç günü, Gaven ve diğer Sovyet yöneticilerine karşı oldukça mesafeli durdukları, alınan kararlardaki uslûptan belli olan “Milli Fırka”cılar, özellikle Aralov’un telgrafının okunması, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açık desteğinin malûm olmasından sonra yükselen moralle ve artan özgüvenle net taleplerde bulunmaya başlamışlardır. Son iki gün içinde kabul edilen kararlar, “Milli Fırka”nın bağımsızlık döneminde ilân edilen Programının (30) ruhunu aksettirmektedir: Kırım Türkçesinin eğitim dili olarak kabul edilmesinden, halk sağlığına, tarıma, yönetime katılmaya, anaokullarından üniversiteye tüm eğitim kurumlarına, milli basının desteklenmesine, vakıf sorununun halledilmesine kadar pekçok sorun cesaretle gündeme getirilmiş ve tavsiye niteliğinde kararlar alınmıştır (31). Anlaşılan siyasal açıdan yeterli birikim ve deneyime sahip olan “Milli Fırka”cılar, -Sovyet esareti olgusunu kabul ederek- Kırım’ın yönetiminde inisiyatif kullanmaya hazır olduklarını göstermişlerdir.

Ancak, sözkonusu Sovyet belgesinin son paragrafında yer alan şu bilgiler, “Milli Fırka”cıların milliyetçiliğini göstermesi açısından muhteşem bir örnek oluşturmaktadır: “Bütün bu meseleler bittikden sonra son defa olmak üzere konferansiyayı selâmlayan Gaven, Selim Muhammedof, Aynelhayat, Hattatof, Osman Derenayırlı arkadaşların ateşli ve müessir nutuklarından sonra ‘İnternatsional’ ve ‘And Etkemen’ yırlanarak konferansiyanın son meclisi kapanmıştır” (32). Konferansa katılan Gaven ve diğer Rus yöneticileri, Sovyet ulusal marşı olan “Enternasyonal”i ayakta söylerken, arkasından gelen “And Etkemen”in, Kırım Türklerinin kısa bağımsızlık döneminin ulusal marşı olduğunu acaba biliyorlar mıydı? Üstelik, Kırım Türklerinin özgürlük ve bağımsızlığının sembolü olan “And Etkemen”in söz yazarının, Kırım Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Çelebi Cihan olduğunu Sovyet Rus yöneticilerinin bilmemesi mümkün değildi; bilhassa da, Çelebi Cihan’ın dramatik biçimde öldürülmesinden (33) birinci derecede sorumlu olan Gaven’in…

Zaten, bu konferansın kısa bir süre sonrasında Lenin, gerek Beyaz Rus Ordularının son kalıntılarını temizlerken halkın desteğini almak, gerekse 1921-1922 Açlığının neden olduğu ekonomik ve toplumsul yaraları gidermek amacıyla “Yeni Ekonomik Politika” (N.E.P.) programını uygulamaya koymuştur. Rus olmayan azınlıkların da göreceli olarak rahatladıkları bu dönemde Kırım Sovyet İcra Merkezi Başkanlığı’na (Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyeti İşçi-Köylü Halk Komiserliği’ne) getirilen Veli İbrahim, görevde kaldığı 1928 yılına kadar konferansta öngörülen kararları hayata geçirmek için büyük uğraş vermiştir. Gaspıralı İsmail Beyin yanında yetişen Veli İbrahim, “şekilde sosyalist, komünist; ruhta milliyetçilik” ilkesi çerçevesinde bir yandan Kırım Türk toplumunu Moskova’nın baskıcı politikasına karşı korurken, diğer taraftan da Kırım Türk kültürünün gelişmesi yolunda ciddi çabalar göstermişti. Tabii en büyük destekçisi, “Milli Fırka”cı olan arkadaşlarıydı…

Kırım Sovyet İcra Merkezi Başkanı Veli İbrahim’in Mayıs 1928′de idamını takiben yaklaşık 5 ay sonrasında (9 Ekim 1928) başlatılan siyasal temizlik kampanyasında 3.500 Türk aydını da sürgün, hapis ve idam cezalarına çarptırılmıştır. Bu kanlı operasyon, “Milli Fırka”cıların resmen tasfiyesi anlamına gelmiştir…

Kırım Türklerinin aydınlarının tasfiyesinden sonra, 1930 yılının başından itibaren kolhozlara karşı sempati göstermeyen Türk köylülerinin tasfiyesi başlamıştır. Binlerce Türk köylü ailesi (toplam 35.000 kişi), Urallara, Arhangelsk’e, Solovki Adasına sürülürken, yerlerine ise Yahudiler (8000 aile) iskân edilmiştir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Kırım’daki hasadın sorumsuzca yurtdışına ihraç edilmesi, 1931-1933 yılları boyunca sürecek yeni bir kitlesel açlığın gerekçesi olmuştur. Bir Rus yazarı olan Grigory Alexandrov, bu durumu şöyle anlatmaktadır: “1931-1933 yılları arasındaki açlıkta şehirlerin ve köylerin sokakları açlıktan ölüp şişmiş insan cesetleri ile dolmuştur. Bu sırada Kırım limanlarına yanaşmış yabancı gemilere altın gibi sarı yüksek kalite Kırım buğdayı yükleniyordu” (34). Açlık, 1921-1922 açlığında olduğu gibi, Rusya’nın önemli bir bölümünü etkilemiştir. Bu dönemde sadece Kırım’da 30.000′i aşkın Türk açlıktan ölürken, tüm Rusya’da açlıktan ölenlerin sayısı 6.000.000 olarak tahmin edilmekteydi (35)… Moskova tarafından Veli İbrahim’in yerine atanan İlyas Tarhan, açlık sırasında Moskova’dan tüm çağrılara rağmen sadece 1 ton (1000 kilogram) un gönderilmesine tepki gösterince görevden alınıp sürgüne gönderilmiştir (36). Yerine atanan Mehmet Kubay(ev) de kısa bir süre sonra, bu haksızlığa tahammül edemediğinden aynı akıbeti paylaşmıştır. Sovyet rejiminin Kırım Türklerine reva gördüğü 1934 tasfiyesini, 1937-1938 genel tasfiyesi izlemiş ve Türk entellektüelleri, bir başka ifadeyle “Milli Fırka”cılar tümüyle yokedilmiştir. Kırım Türkleri, II. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Kızılordu’nun yenilerek Kırım’ı boşaltmasının az öncesinde (Ekim-Kasım 1941) genel bir katliama daha maruz bırakılmıştır. 1919-1941 Yılları arasında yaklaşık 170.000 evlâdını komünist sisteme kurban veren Kırım Türkleri için asıl felâket, 18 Mayıs 1944′de gerçekleştirilen topyekûn sürgünle gerçekleşmiştir. Bugün, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bile bu felâket örtülü bir biçimde Kırım Türklerini vurmaya devam etmektedir. Hem de “insan hakları” gibi yüce kavramları kendi çıkarları için kullanan çifte standartlı Batılı ülkelerin gözleri önünde…

İletişim Adresi: [email protected]

DİPNOTLAR_____:

Ethem Feyzi Gözaydın, KIRIM-Kırım Türklerinin Yerleşme ve Göçmeleri, (İstanbul: 1948), s. 64 vd.
Orijinal kaynaklardan geniş bilgi için bkz. Dr. Ahmed Özenbaşlı, Çarlık Hakimiyetinde Kırım Faciası, (Akmescid: 1925).
Bu dönemin siyasal cinayetleri hakkında en önemli kaynak eser için bkz. Dr. Edige Kırımal, Der Nationale Kampf Der Krimturken, (Emsdetten: 1952).
Beyaz Rus Orduları ile Bolşevikler arasında sık sık el değiştiren Kırım’da (1919-1920) Türklerin maruz kaldıkları baskılar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Doç.Dr. Þengül Hablemitoğlu-Dr. Necip Hablemitoğlu, ÞEFİKA GASPIRALI ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920), (Ankara: Kırım Dergisi Yayını, 1998), s. 259 vd.
Dr. Edige Kırımal, “Kırım’da Topyekûn Tehcir ve Katliam I” Emel, 15, Mart-Nisan 1963, s. 38.
Elviye-i Selâsedeki yapay kıtlıklardan etkilenen Türklere yardım için Rusya Türklerinin açmış oldukları kampanyalar hakkında geniş bilgi için bkz. Necip Hablemitoğlu Arşivi, Klasör: 3, Dosya: 1, Zarf: 5, B: 1-3.
Geniş bilgi için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri (1905-1917), (Ankara: Kırım Dergisi Yay., 1997), s. 41 vd.
Geniş bilgi için bkz. Emel, (Köstence), 9, 1933, s. 1-40.
1922 Senesi Mayıs 2′de Akmescid’de Toplanan Umum Kırım Tatarları 2′nci Bitaraf Konferansiyası – Kırım Merkezi İcraat Komitesi Reisi Gaven Arkadaşın “Kırım’da Açlık” Hakkında Yaptığı Dakladı ve Konferansiyenin Müzakeresinde Bulunan Bütün Meseleler Hakkında Kabul Etdiği Kararları Havidir, (Akmescid: 1. Hükûmet Matbaası, 1922), 30 s.
Bu belge, Þefika Gaspıralı tarafından tarafıma intikal ettirilmiştir. Kendilerini rahmet ve minnetle anıyorum. N.H.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 3-4.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 6-7.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 8-9.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 9-10.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s.15.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 14.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 14.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 14.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 15.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 14-15.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 15.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 15.
Atatürk’ün Türkiye dışında yaşayan Türk topluluklarına olan ilgisine tipik bir örnek için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Kemal’in Öğretmenleri”, Kırım, 21, Ekim-Aralık 1997, s. 3-13.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 18-19.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 17-18.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 18.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 19.
İstanbul’a gönderilecek 3 temsilci için Hakime Müslim, Boloş(ef), Edhem Feyzi, Ahmet Özenbaşlı, İbrahim Tarpi, Nebi Koku, Bekir Odabaş, Osman Akçokraklı, Hasan İbrahim(of), Halim Baliç ve Yakup Gürci aday olmuşlardır. Bkz. 1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 30.
Bu dönemde sadece Edhem Feyzi’nin ailesiyle birlikte İstanbul’a geldiği bilinmektedir.
Programın tam metni için bkz. Dr. Necip Hablemitoğlu, “Kırım Türk Tarihine Işık Tutacak Bir Belge: TATAR PARTİSİ PROGRAMI”, Kırım, 20, Temmuz-Eylül 1997, s. 3-6.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 20-30.
1922 Senesi Mayıs 2′de …, s. 30.
Geniş Bilgi için bkz. Hablemitoğlu’lar, Þefika Gaspıralı ve …, s. 260-64.
Dr. Edige Kırımal, “Kırım’da Topyekûn Tehcir ve Katliam II”, Emel, 16, Mayıs-Haziran 1963, s. 32.
Av. Müstecib Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları, (İstanbul: 1980), s. 250.
Ülküsal, a.g.e., s. 251. Ayrıca, Sovyet yönetiminin Kırım Türklerine karşı yürüttüğü soykırım politikasının II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası yansımaları hakkında derli toplu bilgi için bkz. Necip Abdülhamitoğlu (Hablemitoğlu), Türksüz Kırım- YÜZBİNLERİN SÜRGÜNÜ, (İstanbul: Boğaziçi Yay., 1974), 272 s.

Çevrimdışı Türkistan Ordusu

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 339
Komünistler orada Milleti, kıtlık süsü altında, aç bırakarak topluca katlettiler. 1933'te Ukrayna'da 7 milyon insan sistemli Stalinist bir soykırıma kurban gitti (Holodomor). Tatarlarda çok büyük bedeller ödediler.
İleri! İleri! Türkistan erleri!
Senin için ölürüz Türkistan illeri...

(Türkistan Lejyonu'nun anısına atfendir).

Çevrimdışı deliormanlı1907

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 1
 :prbayNogay şiirlerinin en ünlü ozanları kimlerdir?
Yukarıda isimleri zikredilen XV.yy.'da Asan Kaygı, Kaztugan, XVI.yy.*da Dospambet, Şalkiyiz'dir. Bu ozanların isimlerinin ve tolgavlarının bugünkü Nogay edebiyaimda da bulunduğunu şu şiirler göstermekledir:

Asan Kaygılı, Kaztugan,
Orak Mamay- Deli Agıs
Sıbıra men Berizdak.
Şal-Kiiz ben El-Buga
Kalgan dünya olardan
Edil, Edil, Edil yer.
En Keyin halkım Ketken yer,
Karagay boylu Kaztugan
Kaygılanıp Otken er.
Sav dünyasın tönterip.
Kulik Batır. Deli Agıs.
Er Koplandı, Museke
Ek Kereyi, Er Davıs,
Er Dosmambet at sabıs
Kambar Batır Er Targıt,
Manası men Sayın da.
Kökşe minen Kosayda
Aruv Ahmet. Aiav da
Kaztugan men Sora da
Nogaydın deymin anavda
Kırktan otken batırım.