TÜRKLÜK ve TÜRK DÜNYASI OTAĞI > TÜRK - TURAN DÜNYASI

ENVER PAŞA'NIN TURAN'A ADANMIŞ HAYATI VE ŞEHADETİ!

<< < (2/6) > >>

Kök-Börü:
Bir Türkçü-Turancı olarak seninle aynı fikirde değilim Bozoklu Anda...

Öncelikle bir şekilde o yada bu şekilde Osmanlı savaşa girecekti..Enver Paşa oldu bu kişi...Başkası da olabilirdi!!

Sonunu hazırladı diyelim ama Osmanlı İmparatorluğu zaten bitmişti ve bunu bir fırsat olarak gördü...

O maceraperest değil tam tersi gerçek bir Turan savaşçısı idi!Ve Turan yolunda  hiç çekinmeden canını vermiştir... 

İmzandaki Ziya Gökalp'in mısralarındaki  fikriyatı gerçek hayata Enver Paşa geçirdi!!

Bozoklu Bozkurt:
Ağabey;

1-Düşüncelerime katılmadığınızı belirtmişsiniz, saygı duyarım.Umarım sizde benim düşüncelerime saygı duyarsınız.

2-Ama bu kişi Enver Paşa olmayabilirdi.Çünkü;Paşa'nın askeri terfi listesine baktığınız zaman bir hafta gibi bir sürede Harbiye Nazırlığı'nı ve Genelkurmay Başkanlığını üzerine aldığını görürsünüz.Ki bu terfi normal bir terfi değildir.Direkt olarak bir baskının sonucudur.Eğer ki bir asker sivrilmek için hırs atının gemini iyi tutamamışsa ve heyecanının oyuncağı olabiliyorsa o askerin yapacakları hakkında şüpheli yaklaşmak gerektir.

3-Osmanlı Devleti bu savaşa girmeyebilirdi.Ki Atatürk'te bu kanıdadır.Sofya'da ateşmiliter olduğu dönemdeki hayatı incelendiğinde gerekli evrak ve bilgiye ulaşabilirsiniz.

4-Ziya Gökalp'ın asıl öğrencisi Atatürk'tür bunu sizde iyi bilirsiniz.Sizde takdir edersiniz ki;sırf Enver Paşa'nın Orta Asya'daki çalışmaları yüzünden Milli Mücadele döneminde Sovyetler Anadolu'ya ancak Sakarya Zaferi'nden sonra yardım göndermişlerdir.
Bunun ne demek olduğunu herhalde o dönemde Gazi Paşa Hazretleri bilirdi.

TTK

tungatonyukuk:
Enver Paşa nın ruh u  şad olsun

Kök-Börü:
Atsız Ata'nın bir makalesi..Harfine dokunmadan aktarıyorum...


TURANCILIK


Turancılık, Türkiye'de 60 yıldan beri tartışılan bir konudur. Zaman zaman, Türklerle akraba milletleri de içine alan bir sistem hâlinde düşünülmekle beraber bugün "Turancılık" deyince Türkiye'de anlaşılan şey, tarihî mirasları da dahil olduğu halde bütün Türkleri tek devlet hâlinde birleştirmek ülküsüdür ve her ülkü gibi nesillere bakan, kan ve can vergisi isteyen, gönüllere heyecan katan bir inançtır.

Tarihi, savaşları ve fütuhatı dolayısıyla hemen bütün dünyaya antipatik gelen Türk milletinin yeniden birleşerek şahlanması birçok milleti korkuttuğu için, bu şahlanış sonunda bazı devletler ortadan kalkacağı veya küçüleceği için, hatta dünya çapındaki büyük ticaret ortaklıklarının çıkarları baltalanacağı için Turancılık ülküsü büyük direnişle karşılanmakta, bu direnişin propagandası ve fikriyatı yapılmakta, bu propaganda Türkiye için de tesirli olmaktadır.

Turancılık ülküsüne karşı Türkiye'deki muhalefet ya bunun Türkiye'yi büyük tehlikelere atacak bir macera sayılmasından, yahut Türkiye dışındaki Türklerin de en az bizim kadar (bir bakıma bizden çok) Türk olduklarının bilinmeyişinden, yahut da bugünkü sınırlarımız içinde 4000 yıldan beri üstüste yığılan etnik zümreleri ve kültürleri karıştırıp bunlardan şimdiki dili Türkçe olan bir "halk"ın peydahlandığını kabul etmekten doğmaktadır.

Moskof uşağı oldukları için Turancılığın Rusya'yı devirmesinden korkanların muhalefetini kaale almıyorum.

Önce, Turancılık bir macera mıdır, onu ele alalım:

Turancılığın macera olduğu hakkındaki düşünce, Birinci Cihan Savaşında Enver Paşanın Kafkas cephesindeki hareketlerinin başarısızlık ve büyük kayıplarla sona ermesinden çıkmıştır. Bir çiçekle bahar gelmediği gibi bir başarısızlıkla bir düşüncenin yanlışlığına hükmetmek de sağlam bir mantığın eseri sayılmaz. Enver Paşanın cesur bir asker, fakat ehliyetsiz bir kumandan olduğu artık herkesçe bilinmektedir. Bundan başka Enver Paşayı saf bir Turancı saymak da yanlıştır. İttihatçılar hem Turancı, hem de İslâm birlikçisi idiler. Hem Kafkasya'yı, hem de Mısır'ı almak istiyorlardı. Bundan başka zamansız Kafkas taarruzu Turancılık düşüncesiyle değil, müttefikimiz Almanlar üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla yapılmıştı.

Maceracılığa gelince, bu kelime üzerinde iyi ve ciddî düşünmek lâzımdır. Her maceracılık bir hatâ olmadığı gibi her ihtiyat da tedbirli bir davranış değildir. İnsanlığın tarihi siyaset, askerlik ve ilim alanındaki maceralarla doludur. Kristof Kolomb'un batıya giderek Hindistan'a varmak istemesi bir macera idi. Bir sal ile Atlantiği geçmek de öyledir. Kendi yakın tarihimize bakarsak Mustafa Kemal Paşanın Samsun'a çıkması da bir maceradır. Birçoklarının buna katılmayışı yurtsever olmayışlarından değil, başarı ihtimali görmemelerindendi. Fakat o, iyi hesap yapmasını bildiği için, başkalarının Türkiye'yi batıracak bir macera diye muhalefet ettikleri teşebbüsünü parlak bir şekilde bitirdi.

Daha eski tarihimizde Babur'un 10.000 kişiyle Hindistan'a dalması, Yavuz'un 30.000 kişiyle çölü geçerek Mısır'a girmesi birer macera değil miydi? Evet, Napolyon ve Hitler'in Moskova seferleri de macera idi ama onlar başarısızlıkla bitti diye berikilerin değeri azalır mı?

Yahudilerin artık Arap vatanı olmuş topraklarda İsrail devletini kurması şaşırtıcı bir macera değil midir?

Tehlikesiz yaşamak isteyenler intihar etsin. Hayat ve kâinat tehlikelerle doludur. Tehlike fertler için de, milletler için de, topraklar için de vardır. Korkunç bir deprem birkaç saatte Anadolu'yu suların altına gömebilir. Dünyaya yakın geçen bir kuyruklu yıldızın boğucu gazları birkaç milleti birden yok edebilir. Dünyayı yörüngesinden çıkaracak büyüklükte bir göktaşı küremize çarparak dünyanın kıyametini koparabilir. Birkaç millet birleşerek bir gece Türkiye'nin üzerine 500 hidrojen bombası fırlattıktan sonra özel giyimle askerlerini yurdumuza sokabilir.

Bütün bu ihtimaller var diye uyuşuk uyuşuk oturup yalnız fabrika kurmak, futbol maçlarını seyrederek bağırmak, defile ve güzellik müsabakaları yapmak, üniversitelerde bir takım bayağıların eserlerini tahlili etmekle mi vakit geçireceğiz? Bunlarla millet yaşamaz. Millet bir hayvan sürüsü değildir. Millet, millî bir hedef ister. Ancak o hedefi gördüğü zaman sürü olmaktan çıkıp insanlaşır, bencil olmaktan kurtulup fedakârlaşır.

Bizim için en kutlu hedef Turancılıktır. Eskiden nasıl bir idiysek yine birleşeceğiz diye kendisini bir ülküye adamaktan daha kutlu ne olabilir? Bütün Türleri birleştirmek hakkımız ve görevimizdir. Bizden zorla koparılanı geri almak adaleti yerine getirmektir. Turancılık bir büyüklük düşüncesidir. Büyüklük düşüncesi asil bir düşüncedir.

Turancılığı, bütün Türkleri yalnız kültür alanında birleştirmek diye anlamak boş ve yanlıştır. Sosyal bir kanundur ki kültür birliği ancak siyâsî birlik sonunda doğar. Türk'e düşman milletlerin hakimiyetindeki Türkleri kültürde birleştirmeye imkân var mı? Yabancı millet buna izin verir mi? Sovyetler Birliği'nde alfabesi ayrılmış, yerli lehçesi edebî dil hâline getirilmiş Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar ve Başkurt'u hangi kuvvetle, hangi metodla tek kültür içinde bizimle birleştirebilirsin? O kadar gücün varsa zaten ordularını yürütüp o ülkeleri kurtarmak elinde demektir. Ondan sonra kültür birliği için kurultayını toplar, aksi hâlde kültür birliğini hiçbir zaman kuramazsın.

Bugün Türkler arasındaki kültür birliği ancak gönül birliği, tek millet olmak şuuru, biraz da dil birliği halinde yaşamaktadır. Fakat bu gidişle 50 yıl sonra diller ayrılacaktır. O zaman ne olacak? Onlar artık başka millet oldu diyerek miskin bir tevekkülle bu oldu bittiyi kabul mü edeceğiz, yoksa eski yurtları ve soyumuzun koparılmış parçalarını kurtarmak için, savaş da dahil, her şeyi göze mi alacağız? Elbette göze alacağız. Şüphesiz zamanı kollamak, hesapları iyi yapmak şartı ile...

Siyâsî sınırlar dışındaki Türklerle uğraşmak macera ise Türk uçakları Kıbrıs'a neden saldırdı? Hatta Amerikan donanması engel olmasaydı Kıbrıs'a neden çıkılacaktı? Batı Trakya Türkleriyle, Kerkük Türkleriyle, neden bu kadar ilgileniliyor? Dün "Hatay"dı. Bugün "Kıbrıs", yarın "Batı Trakya" ve "kerkük", öbür gün "Azerbaycan" ve daha ötesi... Bu, budur. Kimse başını kuma sokmasın.

Turancılığa muhalefetin bir türlüsü de Türkiye dışındaki Türklerden habersiz olmanın sonucudur. Daha pek yakında bir bilgin kişinin, bir toplantıda gençlerden birine "Hunlar da mı Türk" diye sorduğunu anlattılar. Hunlar'ın Türk, hatta kısmen Oğuzların ataları olduğunu bilmeden yaşayan bilgine ne denir? Meğer o, millî tarihi Malazgird Zaferi'yle başlıyor sanırmış. Hayırlı uykular deyip geçelim...

Bir de Türk soyundan gelmemenin verdiği gayrı millî şuurla Anadolu'yu bir bardak, içindeki milleti bir kokteyl, Türkleri de bu kokteyle en son katılan içki saymak gibi hezeyan var ki taraftarları birtakım ruh hastalarından ibarettir.

Tarihimizi Malazgird'le veya İznik şehrinin alınmasıyla başlatanlara sormalı: İznik'i başkent yapanlar veya Malazgird savaşını kazananlar daha önce ne idiler? Nerede idiler? Onbirinci Yüzyıl tarihin ışıldakları altındaki bir asırdır. O adamların nerede ve ne olduklarını gözler önüne derhal serer.Böylece de Türk Devletleri denen nesnenin birbirini kovalayan Türk hanedanları olduğu, aslında bir tek devlet olup fetret zamanlarında ikiye, üçe bölündüğü ve bunun Tanrıkut'a kadar gerilere doğru uzandığı ortaya çıkar.

Turancılık ülküsü gibi milleti hızlandırıcı, ahlâka ve erdeme dayalı kutlu bir ülküyü yermek için ya damarlarındaki kanı yabancı hissetmek, ya komünist yani vatan haini, yahut da millî tarihi Malazgird'den başlatacak kadar cahil ve budala olmak lâzımdır.






H.Nihal Atsız


(Ötüken, 30 Nisan 1973)

İgdirhan:
Enver Paşa tartışmasız ve katışıksız bir Türk'tür,Türkçüdür,Turancıdır.
Turan ideallerini hayatının her safhasında hem eylem ve hem de fikir bazında yaşamaya çalışmış, Türkçü kimliği,diğer bütün sıfat ve görevlerinin önüne geçmiştir.
Enver Paşa aynı zamanda bir romantiktir.
Başbuğumuzda romantik bir insandı.
Ancak ikisi arasınada hem karekter,hem de pratik uygulamalar noktasında ciddi farklılıklar vardır.
Başbuğun romantizmi,uç hayal dünyasından ,uygulanabilir pratik zemine indirebilmeyi ,nadir kişilerin başarabildiği, akılcılıkla donanımlı ,bir ülküler bütünlüğüne sahiptir.
Elbetteki Bağbuğ Atatürk'le Enver Paşa'yı kıyaslamak doğru bir şey değildir.Zaten bunu yapmak düşüncesinde değilim.
Misali mi İyi tanınan ve bilinen Başbuğun kimliğinden bakarak Enver Paşa'yı tanımaya pencere açması bakımından verdim.
Kendini Türklüğe feda etmiş bir kahramanın aziz hatırası önünde saygıyla eğilmek her Türkçü için erdemdir.
Ancak tarihin düştüğü notlara baktığımızda duygusal övgüler yeterli olmuyor.
Enver Paşa'nın romantik idealizminde zahiri ve maddi plana dair besleyici alt yapılar yeterli olmadığından eylemleri çoğu kez trajik maceralar sonucunu doğurmuştur.
Bu tavır elbetteki artniyetliliğinden değildi.Fazlaca ,ütopik uçlukları ,olgunlaştırmadan eylem planına indirdiğinden, sonuçlar peşinden koştuğu idealleri yerle bir etmiş ve hatta hazin olanı vakitsiz,hesapsız çıkışları nedeniyle bu ideallerin tekrardan diriltilmesini ya çok geciktirecek sürece sokmuş ve hatta daha elim ve vahi mi asla dirilmesini imkansız kılmıştır.
Bu tavır "sevdiği birinin uyurken yüzüne konan sinegi kovalamak için sineğe taş atıp,sevdiğini öldürmesi" misaliyle biraz daha anlaşılabilir olacaktır,sanırım.
Bu ifademle elbetteki Enver Paşa'ya akılsızdır demeyi kasdetmiyorum.Bulunduğu konumun sorumluluklarını iyi düşünmeden ya var, ya da yok gibi şansını yarıya indirmek maceralarına koştuğunu kastediyorum.Oysaki Türklüğün kaderi ya var,ya yok hamleleriyle risk edliemeyecek kadar hayatidir.Türklüğün kaderi söz konusu olunca ya var,yada yine var denilmelidirİşte Bağbuğ Atamızın farkıda bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Uluğ Bilge Atsız "Hayat çelik ellerde atılan zar olmalıdır" derkende çelik gibi bir güç ve iradeyi Türklüğe ve Türklüğün önderlerine teşbih etmektedir.
Enver Paşa'mız her şeyiyle bizim trajik kahramanımızdır.
Ruhun şad olsun romantik idealist...
Ruhun şad olsun trajik kahraman....
Ruhun şad olsun Türkçü şehit...
Türklük seni hep sevdi ve sevmeye de devam edecektir...
Mekanın cennet olsun...
TTK.
(Bu yazım daha önceden başka bir platformada da yayımlanmıştır.)

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git