Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
GÜNCEL / EN ÇOK ÜLKÜCÜLERE VE DEVRİMCİLERE KIZIYORUM
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 25 Ocak 2022 »

EN ÇOK ÜLKÜCÜLERE VE DEVRİMCİLERE KIZIYORUM

En çok Milliyetçi kesime ve Devrimcilere kızıyorum ve en büyük suçu biz Türk Milliyetçiliğini üstlenen Ülkücülerde ve kendilerini hep ilerici gören ama bir türlü ilerisini görememiş olan Devrimcilerde görüyorum.
Neden mi?
Yıllarca biz "Milliyetçi Türkiye" için mücadele ederken, karşımızda "Bağımsız Türkiye" diye mücadele eden Devrimci bir grup daha vardı.
Biz kendimize Türk Milliyetçisi derken Türkçü dünya görüşünden uzaklaşarak farkına varmadan Arabistan kökenli Rabıta’nın etkisine girerek Siyasal İslam diye maskeledikleri İngiliz uşakları Tarikat ve Cemaatlerin hamisi olmuşuz, karşımızda, kendilerine Devrimci derken Atatürk’ü ve Türklüğü dışlayarak çıkışı Marx’da, Lenin’de, Mao’da arayarak Komünizmin kuklası olmuş ve bölücü unsurların yuvalandığı bir cephe olmuştu.
En acı olanı ise her iki tarafın içine sessiz sedasız yerleşen daha tehlikeli bir virüs yavaş yavaş her iki tarafı birbirlerine düşman ederek kardeş kavgası başlatmıştı ve bu kavga ortamından nemalanarak sessiz sedasız iktidar oluvermişti.
Kavga eden bizler ise ya mezarlarda ya da cezaevlerinde yanana yatıyorduk.
Bizlerin kardeş kavgasından yararlanarak iktidar olana kadar önce badem bıyıklı, türbanlı güler yüzlü idiler. Önce Türk Milleti değil din kardeşliği, halkların kardeşliği dediler. Zamanla sakal bıraktılar, çarşafa girdiler. İlk olarak ‘’Andımızı yasaklayarak’’ toplumun nabzını ölçtüler. Toplumda tepki cılızdı.  Sonra ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene’’ ırkçılık denerek yasaklandı. Yine tepki cılızdı. Sırada, devletimizin kurucusu Türk Törenine göre Başbuğunuz Mustafa Kemal Atatürk'e saldırı vardı ve Atatürk’e yavaş yavaş saldırdılar bizler yine ölüm sessizliğindeydik. Kimileri ‘’Halklara Özgürlük’’ sloganı ile silahlı terör örgütleri kurup T.C. ne savaş açarken, kimileri de ‘’Türk diye bir millet yok’’ ve devamında ‘’İslam Ümmet var’’ demeye başladı.
Artık bu günlere gelindiğinde Cumhuriyet ilkeleri kaldırılarak örtülü bir Şeriat Rejimi darbesi başlamıştı ve hızla Şeriat Rejimine geçirmektedir. Şeriat Rejimine geçişin emniyeti ve Türk milletinin melezleştirilerek Türklük şuurunun yok olması için mülteci statüsü ile milyonlarca Arap Tacik ve Zenci Türkiye’ye dolduruldu. Türk milletinin tepkisini yok etmek için ise ‘’Bunlar mazlum din kardeşimiz. Onlar Muhacir biz Ensarız’’ dendi. Oysa gelenler İngilizlerin özel olarak hazırlayıp gönderdiği sivil milislerdi. Maksat sığınma değil istila idi.
Kendisine Ülkücü diyen kesim adeta ipnotize edilmişçesine Arap kültürü etkisinde, Arap Milliyetçiliğini savunan bir Ülkücü harekete dönüşerek iktidar muhafızlığı yaparlarken,  Solculuk edebiyatı yapanlar ise Çin Komünizm modeli misali adı Solcu aslı Kapitalist bir tutum içerisinde iktidarla iyi geçinmek telaşında oldukları için bu tuzağı göremediler. Görenler ise bir şekilde susturuldular.
Peki Türk Milleti devşirilerek melezleşecek mi?
Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh vatanın her köşesidir" diyerek Türk toplumunun her kesimini Kuva-i milliye adı altında toplayarak sadece vatan istiklali ve millet özgürlüğü hedefi ile istiklal savaşı vererek Türk milleti zafere ulaşmıştır. Bizlerde, biran önce Cumhuriyetin ilk kuruluş ayarlarına dönüp, parti veya ideoloji gözetmeksizin Cumhuriyetimizin kuruluş ilkesi ‘’Türkçülük’’ değerlerimize samimi bir şekilde sarılarak Türk kimliği ve Türkiye Cumhuriyetinin bekası için biran önce adı ister Siyasal İslam olsun, ister El Kaide olsun isterse Müslüman Kardeşler olsun batılı mason emperyalistlerin desteği ile ülkemizi istila ederek devletimize kast eden bu virüse karşı direnmeliyiz.
Umudun bittiği yerde Türk'ün kudreti başlar.
‘’Allah'ın iyi kulu olmak Arap olmak değildir.’’
‘’Allah'ın yarattığı milli kimliğe (Türklüğe) sahip çıkarak Türk gibi Türk olmaktır.’’
Gök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin
Ne Mutlu Türküm Diyene!..

Adil Öztürk
2
TÜRKÇÜLÜK / Dava Felsefem Türkçülüktür!
« Son İleti Gönderen: DİKMEN 25 Ocak 2022 »
ANADOLUCU DEĞİLİM!
OSMANLICI DEĞİLİM!
MÜSLÜMANIM AMA İSLAMCI DEĞİLİM!
LİBERAL DEĞİLİM!
KOMÜNİST DEĞİLİM!
SOSYALİST DEĞİLİM!
ATATÜRK GİBİ TÜRKÇÜ,
ATATÜRK GİBİ TURANCIYIM!
ATATÜRK'ÜN DEDİĞİ GİBİ, DEVLET ADAMI OLSAYDIM TURANCILIKTAN SÖZ ETMEZ, ONU EL ALTINDAN GERÇEKLEŞTİRMEYE ÇALIŞIRDIM!
AMA SADE BİR VATANDAŞIM VE O YÜZDEN ATATÜRK'ÜN DEDİĞİ GİBİ, TURANI KALBİMDE YAŞATIYORUM!
TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLMAYAN TÜRKLERİ, TÜRK SAYMAYAN ANLAYIŞA KARŞIYIM!
KIBRISTA BİLE TÜRK VARLIĞINI SAVUNAN KİŞİ, TURANA ADIMINI ATMIŞ DEMEKTİR!
NEREDE BİR CANLI TÜRÜ VARSA, ORADA BİYOLOJİK KALITIM VARDIR! BUNU İNKAR EDEN ZİFİRİ CAHİLDİR!
HER IRKIN, HER ULUSUN ORTALAMA FITRATI VARDIR, BU FITRAT ALLAHIN İRADESİYLE VERİLMİŞTİR, BUNU İNKAR ETMEK DE KÜFRE GİRER!
BAŞTA NAZIM HİKMET, SABAHATTİN Ali, YILMAZ GÜNEY, DENİZ GEZMİŞ, YABANCILARDAN CHE QUEVERA, PHİDEL CASTRO BAŞTA OLMAK ÜZERE BİR ÇOK SÖZDE TOPLUMCU, ÜNLÜ KİŞİNİN DÜŞÜNCELERİNİN KEMALİZMLE HİÇBİR AKRABALIĞI YOKTUR!
BUNLARIN GÖRÜŞLERİ, İNSANLIK DÜŞMANI, CEHALETİN SONUCU, KOMÜNİZMDİR!
BU GÖRÜŞ HORTLATILMAK İSTENİYOR, BUNA İZİN VERMEYECEĞİZ!
20.YY BOYUNCA SOSYALİST VE KOMÜNİST ÜLKELERDEKİ İÇ TEMİZLİKLERDE ÖLDÜRÜLEN İNSAN SAYISI 110 MİLYONDUR. BU SAYI, DİĞER İDEOLOJİLERİN ÖLDÜRDÜKLERİYLE KIYAS EDİLEMEZ. KOMÜNİZMDEN DAHA KÖTÜ, HATTA KOMÜNİZM KADAR KÖTÜ HİÇBİR İDEOLOJİ YOKTUR!
KOMÜNİZMDE DİN, MİLLİYETÇİLİK, AİLE KURUMU VE EN UFAK BİR ÖZEL MÜLKİYET DAHİ YOKTUR!
ÇOK ULUSLU VE ÇOK DEVLETLİ BİR DÜNYA KAÇINILMAZDIR. SINIRLAR ORTADAN KALKMAYACAK, DÜNYA HİÇ BİR ZAMAN TEK VATAN, TEK MİLLET OLMAYACAK!
HERŞEY KARŞITI İLE BİRLİKTE VAR OLDUĞU İÇİN UYUMU ÇATIŞMA, ÇATIŞMAYI DA UYUM TAKİP EDECEK!
BUNUN AKSİNİ İDDİA EDENLER, DÜNYAYA EN FAZLA ZARARI VERDİ!
İNSANLAR ULUSLAR, ADALET ÖNÜNDE EŞİT, FAKAT YARATILIŞTAN GELEN ÖZELLİKLER AÇISINDAN EŞİT DEĞİLDİRLER.
DOĞUŞTAN GELEN ÖZELLİKLER İSE HER ZAMAN İÇİN DAHA BELİRLEYİCİDİR!

TTK
3
TÜRKÇÜLÜK / IRK SORUNU
« Son İleti Gönderen: DİKMEN 25 Ocak 2022 »
IRK SORUNU

Her ana soyun bir konfederasyon oluşturması ve tek millete dönüşmesi benim kafamın içindeki ütopyadır. Bunun tam tersi ise "Rejyonalizm" dediğimiz mini milliyetçiliktir. En ufak bir dil ve kültür farklılığından yeni bir ulus çıkarmaya meyilli olan bu bölücü ve art niyetli görüş, bütün dünyanın tek bir yurt ve tek bir ulus olması gerektiği düşüncesi kadar yapay ve gerçek dışıdır.

*Ana soya dayalı ulusçuluk anlayışında diğer ulusçuluk anlayışlarında olduğu gibi. soy asimilasyonu anlayışı yoktur. Soy asimilasyonu uygulayarak farklı bir ana soydan gelen toplulukları eritmek, kültürel olarak kendine benzetmek, insanlık dışı olduğu gibi, ondan da öte gerçek dışı, yapay bir anlayıştır. Yeter ki aynı ana soya dahil olan akraba kavimler doğru saptansın.

*Benim milletim Turanı olan bütün halklardır.
Benim kültürüm tarih boyunca yaşamış olan tüm Tur anî halkların icat ettiği her şeydir. Tarihim, tüm Turanî halkların geçmişidir. Vatanım, tüm Tur anî halkların çoğunlukta yaşadığı ve onların elinden zorla alınmış olan tüm coğrafyalardır. Amacım bu tanıma uygun Türk milletini, onun kültürünü, tarihini ve üzerinde yaşadığı toprak parçalarını önce zaman, sonra mekan içinde birleştirmektir. Aynı zamanda onu en gelişmiş, en güçlü, en zengin millet haline getirmektir. "Geçmişte yaşayan 30,günümüzde yaşayan 30 olmak üzere 60 dolayında halk, Türklerle aynı ana soya dahildir. Etrüsk, Sümer, Urartu, Aka, Kürt, Gürcü, Çerkez, Laz, Bask, Bul gar, Macar, Fin, Eston,Lapon gibi topluluklar bunlardan bazılarıdır. Bu toplulukların günümüzde yaşayanlarını Türk benliği ve İslam imanı ile kaynaştırmak, uzak ve tedbirli bir ülkü olarak gönüllerimizde yer almalıdır.

*Bir Türk, Pan-Tûrkizm’i; bir Germen, Pan-Germenizm'i; bir Slav, Pan-Slavizm’i; bir Latin, Pan-Latinizm’i; bir Arap, Pan-Arabizm'i; bir zenci, Pan-Afrikanizm'i en azından uzak bir ülkü olarak bile olsa kalben arzulamıyorsa, ya anti milliyetçidir ya da milliyetçiliğin en ilkel basamaklarından birinde takılıp kalmış demektir.

*Anavatanı Orta Asya olan, Ural-Altay dil ailesi içerisine giren herhangi bir dili hâlen konuşuyor veya geçmişte ana dili olarak konuşmuş olan, genelde brakisefal(Arka kısmı daha basık olan kafa yapışma dahil olan ve genelde beyaz tenli olan tüm halklar biyolojik olarak Turan, yani Türk ırkındandır.

*Aynı ırktan gelen toplumlar arasında bazen belirgin saç, göz ve ten rengi farklılığı görülebilmektedir. Bu farklar genetik yoğunlaşma diyebileceğimiz olaydan kaynaklanmaktadır. Genetik yoğunlaşma ana kitleden kopan küçük bir topluluğun uzak bir coğrafî bölgede kendi içinde evlenmelerle çoğalması ve bu nedenle başlangıçta birkaç oymak veya obaya has olan renk özelliklerinin daha sonra çok daha kalabalık bir kitleye ait hale gelmesiyle ortaya çıkar.

*Aynı dile sahip olan insanlar çoğunlukla kendi aralarında evlendikleri için ister istemez dil bağı, kan bağını da ortaya çıkaracaktır.

*Bir insanın ruhsal ve fiziksel özellikleri genetik olarak on nesil içerisinde tamamen erir. Bu demektir ki başka ırklarla olan karışım oranı 1/10 olan bir ırk bile saflığını koruyacaktır, daha yüksek karışım oranlarında bile ırkî özellik olarak bir tarafa eğilim kaçınılmazdır.

*İnsanların ve toplumların karakterinin oluşmasında hem çevrenin, hem de kalıtımın etkisi vardır. Fakat çevreyi değiştirmek mümkün olduğu halde, genlerdeki Allah vergisi potansiyel özellikleri değiştirmek mümkün olmamaktadır. Hatta diyebiliriz ki insanın genetik özellikleri bazen çevreyi bile olumlu ya da olumsuz yönde şekillendirebilmektedir.

*İnsan ırklarının ve topluluklarının fiziksel, zihinsel ve ruhsal özellikleri ortalama olup, bu ortalama özellikler arasındaki fark bilhassa eşit koşullarda görülebilmektedir .Bu fark görülebilmekle birlikte kanıtlanması çok zordur. Bu yüzden toplumları doğuştan getirdikleri özellikler açısından kıyaslarken en az bin yıllık zaman dilimleri baz alınmalıdır.

*Adalet önündeki eşitlik ile doğuştan getirilen özellikler ve sonradan kazanılan özellikler açısından eşitliği asla birbirine karıştırmamalıdır.

*İnsanın bu dünyadaki ve öte dünyadaki çıkarları açısından en uygun eylemi yapma eğilimine ahlak diyoruz. Ahlak, bütün fiziksel ve zeka, yetenek gibi zihinsel özelliklerden önde gelir. Nietzsche ve fikirdaşlarının iddialarının tam tersine olarak, ilahi kaynaklı ahlakta yükselme çabası olmadan, üst insan ve üst millet oluşturulamaz.

* Allah Kuran'da: "Ey Muhammed, inanmayanlar hakkında üzülme...Biz onların kalplerini ve gönüllerini mühürledik. "der. Burada ki mühür aslında genlerdeki
 potansiyel kapasite ile ilgilidir.

*Ayrı genetik yapıya sahip iki insanı, aynı dalda, aynı düzeye getirmek için aynı çevreyi sağlasanız bile eşit zaman harcayamazsınız. Birine daha fazla zaman harcamanız gerekir.
 
*İki öğrenci sınıfını ele alalım. A şubesi, B şubesinden daha başarılıdır dediğimiz zaman bu, hiçbir zaman A şubesinin tüm öğrencileri, B şubesinin tüm öğrencilerinden daha başarılıdır anlamına gelmez. Ama tüm derslerde ya da belli bir derste ortalama bir başarı farkı vardır. Bu tip ortalama farklılıklar, çevreyi soyutlasanız bile tüm insan ırkları için de geçerlidir.

*Bir ailenin her iki çocuğuna da bağımsız  oda verdiğini düşünelim. Çocuklar hep aynı aile içinde, hep aynı kültürü almış olsunlar. Böyle olduğu halde çocuklardan birinin odası genellikle düzenli, temiz, bakımlı, diğerinin odası ise genel olarak pis ve dağınık olabilir. Çünkü bireyler kendilerinden önce yaşamış on nesil içerisindeki kişilerden birinden direk olarak gen alabilirler. Bu örnekte oda, çevredir. Doğuştan kişilik özellikleri farklı olduğu için biri çevresini olumlu, diğeri olumsuz etkileyebilmektedir. İşte genlerin, çevre üzerindeki etkisi...

*Fatih kanunnamesi ile, başa geçecek hükümdar adayının, annesi tarafından da Türk asıllı olması koşulunun kaldırılması, Türk tarihinin en büyük iki hatasından biridir. Diğer hata da I. Murattan sonra Yeniçeri ocağına Türk asıllı olmayan Hıristiyan ailelerden de çocukların alınmaya başlanmasıdır.

*Maddeci bilimin genetik tanımında büyük bir eksiklik var. Genetik, Allah'ın iradesinden kaynaklanan yaradılış özelliğidir. Bazen bir insanda doğuştan gelen öyle bir özellik vardır ki, bu özellik 10 nesil öncesine kadar olan atalarında hiç görülmeyebilir. Ama onun doğuştan gelen bu özelliği, yine de ırkının sahip olduğu genel ruhun bir parçasıdır ve o ruhsal düzeyi yükseltmektedir.

*Aynı ırk ve kültürden beslenmişlerse, devleti yönetenler, yönetilenlerin yansımasıdır. Yönetenler ve yönetilenler karşılıklı olarak birbirini yönlendirir. Devlet, haksız bir dış politika izliyorsa, hükmettiği halk masum olamaz.

*Ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik konum, dış tehdit unsurunun çok fazla olması, batıya göç ettikçe Siyonizmin etki alanı içine daha çok girmemiz, Arap kültür emperyalizminin etkisi altında kalmamız, birlikte yaşadığımız bazı etnik grupların ahlâk anlayışlarından etkilenmemiz, milletimize empoze edilmiş olan aşağılık duygusu gibi nedenlerden dolayı bir yozlaşma döneminin içinde bulunmamız, milletimizin genel yüksek karakteristik özelliklerini örtbas edemez.

* Peygamberimizin dediği gibi üstünlük takvada yani yaratıcının varlığını, birliğini, gücünü kavrama derecesindedir. Ama düşük zekâ, hafıza yetersizliği, çeşitli ruhsal ve bedensel rahatsızlıklar, sağlıklı düşünmeyi, veri depolamayı, olaylar arasında bağlantı kurmayı, yani takvayı engeller. Bu özelliklerin bir kısmı da.

*Yunus Emre'nin, "Yaradılanı hoşgör, yaradandın ötürü." sözü aslında insanın biyolojik, ruhsal düzeyi ile direk olarak ilgilidir. Bu görüşe göre insanların doğuştan getirdikleri Tamı vergisi bir takım özellikleri de vardır ve gündelik yaşantı içerisinde bireyin hangi özelliğinin, bu özelliğin ne kadarının yaradan tarafından verildiğini saptamamıza olanak yoktur. Dolayısıyla kişiyi mayasından dolayı pek fazla yermemeli ve onu eğitmeye çalışmaktan vazgeçmemeliyiz.
 
*Allah, kendi iradesiyle bazı varlıkları daha az güzel, daha az zeki, daha az yetenekli, daha az kuvvetli yaratır. Bazı varlıkları çeşitli özellikler açısından daha alt düzeyde yarattığını kabul etmek, yaratıcının kabiliyetini sorgulamak değildir. Bu dikey çeşitlilik, onun yasasıdır.

*İnsanları doğdukları aylara göre ortalama özelliklere ayıranlar, ne gariptir ki, insan ırklarının ortalama özelliklerine inanmamaktadırlar.

*Çevre koşulları kültürün çeşitliliğini, genler ise kalitesini belirler.

*Matematiğin istatistik, olasılık, oranlama, medyan, mod hesaplama konularını iyi özümseyemeyen kişi; türler, cinsler, soylar arasındaki özellik eşitsizliğini de kavrayamayacaktır.

*Türkçede "Ata", Arapçada "Ecdad" sözcükleriyle ifade edilen anlam, tüm ulusların kültürlerinde çok kutsaldır ve direk olarak ırk ile bağlantılıdır.

*Akdenizin üzerinden geçen enlemlerin ve onların izdüşümü olan enlemlerin üzerinden geçtiği ülkelerin halklarının fizyonomisine bakarsanız, Akdeniz ırkı adında bir ırkın olmadığını anlarsınız.

*-Bazı cansız varlıklar, bazı cansız varlıklardan;
-Bitkiler cansız varlıklardan;
-Bazı bitkiler, bazı bitkilerden;
-Hayvanlar, bitkilerden ve cansız varlıklardan;
-Bazı hayvanlar, bazı hayvanlardan;
-İnsanlar, cansız varlıklardan, bitkilerden ve hayvanlardan;
-Bazı insanlar, bazı insanlardan;
-Bazı insan toplulukları da, bazı insan topluluklarından, özelliklerin ortalama kalitesi açısından daha üstündür.

*7-8 çeşit farklı zekâdan söz ediliyor. Zekâ çeşitlerinin sayısı 1000 tane de olsa, kimi insanlarda bu zeka çeşitlerinin geneli veya tamamı çok düşük, kimi insanlarda da geneli veya tamamı çok yüksek olabiliyor. Hatta inanan insan için, cin ve meleklerin kendi aralarında ve bu varlıklarla diğer varlıklar arasında da düzey farklılıkları vardır.

*Hz. Adem'in gen havuzunda bulunan, farklı insan ırklarına ait genler en doğal ve en uyumlu olanlardı. Bu yüzden, evlatlık edinme, tüp bebek yöntemi, genlerin değiştirilmesi gibi konularda bireylerin ve devletlerin, ana soy çerçevesini aşmaması gerekir. Yakın akraba evliliklerinin yarattığı sağlık sorunları ise ayrı bir konudur. Yakın akraba evliliği ile, aynı ana soydan, fakat yakın akraba olmayan bir kişi ile evlenmek, sonuçları açısından farklı eylemlerdir.

*Kalp denilen organın, tıpkı beyin dışındaki diğer organlar gibi, ne zeka, ne yetenek, ne de karakter ile hiçbir bağlantısı yoktur. İyilik, kötülük, cesaret, korkaklık, nefret, sevgi, acımasızlık, merhamet de dahil olmak üzere her tür duygunun da merkezi kalp değil, beyindir. Hatta kutsal kitaplarda söz edilen kalbin mühürlenmesi olayı, mecaz anlam taşıyıp, aslında beynin belirli bir bölgesinin algısının kapatılmasından başka bir şey değildir. Beynimizi Allah vergisi olan veya yaşarken oluşan türlü özellik ve duygularla ilgili olarak faaliyete geçiren iki unsur da kalıtım ve çevredir.

*Semavi dinlere göre insan en üstün varlıktır ve ben kendi adıma bu saptamayı doğru buluyorum. Yaradılıştan getirilen özellikler açısından, yalnızca türler arasında değil, canlı cansız tüm bireyler, nesneler arasında da yatay ve dikey farklar olduğuna inanıyorum.

*Doğal ve kültürel koşullar sadece kül, Allah’ın bir ulusa yaradılıştan verdiği maya ise bu külün altındaki közdür.

*Diğer tüm canlılar gibi milletlerin de en önemli amaçlarından bir üremek, yani gen aktarımı yaparak benzerlerini meydana getirmektir.

*Zina soyun düşmanıdır.

*Hayat bana şunu öğretti ki, çevre sadece bir hamur, insanın yaratılış özellikleri ise o hamuru yoğuran ellerde ki gücün seviyesidir.
 
*Gönül gözü, doğuştan gelen yetkinliğin diğer adı olup, bu göz kapalıysa imkansızlıklar, açıksa imkanlar görülür.
 
*Soy, Allah’ın canlı varlıklara verdiği fıtrat olup, soy kavramını inkar eden kişi, fıtratı da reddetmiş, ve küfrün kapısını büyük ölçüde aralamış demektir.

*Kim demiş ırk yalnızca saç, göz, ten rengidir, kemik yapısıdır diye! Irk, her şeyden önce ruhtur! Beden gibi ruh da genlerin içerisindedir. Hatta soya ve milliyete ait benlik duygusunun da bir kısmı genlerdedir. Halk arasında kan çekmesi denilen olayın aslı budur.

*Kendilerini Hümanist olarak tanımlayanlar, garip bir insan topluluğudur.
Kimisi insan hayvandan gelir, insan düşünen hayvandır der. Kimisi insanın hayvandan üstünlüğünü reddeder. Sonra da tutup, insanda ırk olmaz, ırk hayvanlarda vardır deyip, diğer iddialarıyla çelişirler.

TTK

                                                                                                             
4
HDP’den istifa eden Dicle belediye başkanı AKP’ye katıldı, rozetini Erdoğan taktı.

Alıntı yapılan: Basın

HDP'den istifa eden Diyarbakır'ın Dicle İlçe Belediye Başkanı Felat Aygören'in AKP'ye katıldığı duyuruldu.
AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Aygören'e rozeti Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan tarafından takıldı.


Alıntı yapılan: DEVA Partisi Yerel Yönetimler Başkanı Mehmet Emin Ekmen

HDP’den seçilip şu ana kadar terörist, vatan haini, bölücü ve bilumum suçlamaların muhatabı olan Diyarbakır-Dicle belediye başkanı Felat Aygören bugün saat 15.00 itibari ile Ak Partiye katılarak bilumum günah ve suçlarından arınmıştır.


Bu ne perhiz. bu ne lahana turşusu! sözü tam da bu durum için söylenmiş gibi.
Çifte standart bu değilse hangisidir?

Ele gidince tu kaka, sana gelince cici!
Şayet bir kötülük varsa kimin elinde veya yanında olursa olsun kötüdür.
Vay be!
Ne günlere kaldık.

Ceplerdeki bolluk, itibardaki kıtlığı tamamlamaya yetmez.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!

5
GÜNCEL / Damımıza Kar Yağdı! Kar Yolları Kapadı.
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 24 Ocak 2022 »
Damımıza Kar Yağdı! Kar Yolları Kapadı!

Ankara veya İstanbul'da bir rögar tıkansa, bir su borusu patlasa havuz medyasının televizyonlarında ey Ca-Ha-Pe!, Ey Bay Kemâl!, ey Mansur!, ey İmamoğlu! nidalarıyla flaş haber yapanlar, binlerce insanın kar yağışı nedeniyle kapanan ve ihmal nedeniyle, hayati tehlike oluşturacak boyutlara ulaşan, mağduriyetine dair tek bir laf etmedi.

TV lerden kar yağışını; kızak kayan, kartopu oynayan çocuklar neşesinde, Uludağ'da yapılan kış tatili tadında, kartpostal resimleri ve kömür gözlü, havuç burunlu kardan adam güzelliğinde izledik.

Ohhh ne güzel memleket...

Kişisel iletişim araçları ve sosyal medya olmasa neredeyse biz bile cennet gibi bir Türkiye masalına inanacağız.

Kar yolları kapattı.
Hayat durma noktasına geldi.
Övündüğümüz yollar, tüneller işlevini yitirdi...
Bolu Tüneli devre dışı. Ulaşım dağ yolundan, kontrollü olarak sağlanmaya çalışılıyor.
İnsanlar gece boyu, hayati tehlike oluşturacak şekilde yollarda mahsur kaldı.
Hem de Ankara - İstanbul otobanında.
Ulaşılamayan köy, dağda, yazıda mahsur kalanlar insanlar, evcil hayvanlar nerede, ne kadar hiç bir bilgimiz yok.
Kazaların sayısı bile belli değil...
Dedik ya TV ler kar yağışının şenlik tarafını veriyor.
Yolları kapatan, damara yağan kardan tek satırlık haber yok.

Yakacağı olmayan, evlerinde battaniyeye sarılarak oturan, borcu nedeniyle elektriği, doğalgazı kesik, tencerelerinde et yerine dert kaynayan haneleri yazmadık bile...
Zaten, yazmaya takat de getiremiyoruz.

Twitterden yazılan sıradan bir iletiyi bile takip edip, gece yarısı insanları, yaka paça evlerinden aldıran iktidardan tık yok!

Görmüyor, duymuyor, konuşmuyor + bilmiyorlar.

Üç olan maymun, dörde çıktı.

Eskiden Ulaştırma Bakanlığı, Kara Yolları Gn. Müdürlüğü diye bir yerler vardı.
Gerçekten hâlâ böyle bir bakanlık ve müdürlük var mı?
Varlıklarına dair hiç bir emare göremiyoruz!

Afedersiniz, her şeyin yerine geçen, master anahtar gibi, bütün kilitleri açma özelliğine sahip TEK ADAMI(!) unutmuşuz.

Ne gerek var bakana, vekile, müdürlüğe, memurluğa...

Neyimize yetmiyor.
....
.......
..........
Nadanlığımıza sayın gitsin!?

Umudu fakire bol verirmiş Hüdâ.
Neyseki, umudumuz bari bol...

Tüm Türkiye'ye; sağlık ve esenlik içerisinde mutlu, huzurlu ve neşe dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

İçinde bulunduğumuz şartlar altında nasıl olacaksa?

Olduğu kadar...

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
6
Soysuzlaşma

1-Bir türün, daha az yetkin bir duruma gelmeye, bozulmaya, dağılmaya yol açacak biçimde değişmesi.
2-Yaşama biçimi ve görevlerinde gerileme ve yozlaşma.
3-Doğal gelişme yeteneğinin yitirilmesi.
4-Bir organizma ya da bir organın, soyun doğal gelişmesini durduracak biçimde bozulması.
5-Soyunun üstün değer ve niteliğini kaybetmek. (bkz: geri evrim) (bkz: reverse evolution)
6-Bir canlı ya da örgenin gelişiminin, herhangi bir anlamda iyiden kötüye doğru gitmesi. (bkz: dejenerasyon)
7-Çürümek, kokuşmak.(bkz: tefessüh etmek)
8-(bkz: istihâle)
9-(bkz: tereddi)
10-(bkz: iddiras)
11-(bkz: indiraç)
12-(bkz: ahlaken çürümek)
13- (bkz: karakterini yitirmek),
14-(bkz: kimliğini unutmak),
15-(bkz: köklerinden uzaklaşmak)
16-(bkz: değerlerini kaybetmek)

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
7
Bu ülkede ne zaman tarikat ve cemaat yapılaşmaları yüksek sesle tartışılmaya başlansa, ne hikmetse, kurtarıcı bir manipülasyon, anında, devreye giriyor.

Hatıralarınız 15 Temmuzdan sonra biz öyle değiliz yarışına girmişti, fetönün yumurta ikizleri.

IŞİD ve Taliban'ı görüp ayıkan ve tedirgin olup mesafeli yaklaşan halkımıza; onlar Selefi, biz Ehl-i Sünnetiz mesajı vermekte yarışa girdiklerini de unutmuş değiliz.

Bu ülke ve ümmetin başına musallat edilmiş en büyük belâ, siyasal İslâmcılığın yapı taşları olan, tarikat ve cemaatlerdir.

Daha önce 12 yaşında bir kız çocuğunu cinsel taciz eden kıllı kart sapıkla ayyuka çıkan cemaat ve tarikat sapkınlıkları Erol Mütercimler'in akla zarar açıklamasıyla can simidi yapılmış, Mütercimler'in İHL'leri suçlayan çıkışıyla, atlatılmıştı.

Enes Kara'nın intihar etmesiyle oluşan infialle yeniden tartışılan cemaat ve tarikat yapılanmaları, sanki dün yazılmış gibi 2017 yılında yazılmış Sezen Aksu şarkısıyla, can suyu bulmuşçasına bir tavır ve pişkinlikle, yine sesiz sedasız, işin içinden sıyrılacaklar.

Kur'an-ı Kerim'de;

Allah'ım ben âsi oldum, ben zâlim oldum, beni affet!

Diye nedâmet gösteren bir Adem profili karşımızda dururken, biz kendi muhayyelimizde oluşturduğumuz İlâh'ın jandarmalığına soyunup, Sezen Aksu'ya lânet okuyarak, dinimizi savunduk.

Eeee bu kadar ibadet ve cihattan sonra, artık, cennete girmeyi hak ettik.
Ne dersiniz cennete gideriz değil mi?
Bunca gayretten sonra gireriz, gireriz...

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
8
GÜNCEL / MÜŞRİK ve MÜŞRİKLİĞE DAİR!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 24 Ocak 2022 »
Kişisel hiç bir yorum ve yönlendirme yapmadan bir derleme yaptım ve;
Müşrik kimdir?
Nasıl Müşrik olunur?

Sorusunun yanıtını aradım.

Buyurun okuyalım...

Tayyip Erdoğan'a biz o kadar bağlıyız ve aşığız ki, bizim için adeta ikinci peygamberdir.
AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser.

Diyanet bu sözleri duymadı bile.

Başbakan (RTE) sözü Peygamber sünnetidir.
AKP Milletvekili Agah Kafkas

Diyanet ortalıkta yok!

Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibadettir.
AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin

Diyanet hâlâ ortalıkta görünmüyor.

Okuduğum tek kitap, Recep Tayyip Erdoğan imzalı, Kur'an-ı Kerim.
(Kutsiyeti Kur'an'da değil de imzada görüyor!)
Mehmet Ali Ilıcak, Fetö yosması Nazlı'nın oğlu

Diyanet cuma cemaatinden para toplamakla meşgul.

Eşimi (anamı diyenler olduğu da rivayetler arasında) Recep Tayyip Erdoğan'la aynı yatakta görsem, o.... luk kesin eşimdedir derim.
Prof, ünvanlı bir zat ve koro halinde aynı sözleri tekrar eden akpli sosyal medya takipçileri.

Diyanet; bu bir zinadır ve dine aykırıdır diyemedi.

Heval Tayyip Erdoğan, serok Tayyip Erdoğan.
Salli âlâ Muhammed

AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay ve Siirtli akplilerin karşılıklı söylediği ilahi.

Diyanet ve dini çevreler siz ne dediğinizi biliyor musunuz, demedi.

Her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara.
AKP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi - Eski AB (Avrupa Birliği) Bakanı - Yeni Prag Büyükelçisi (Ödül olarak verildi)

Diyanet ve dini çevreler üç maymunları oynamakta.

Cumhurbaşkanı (RTE) denince bize, Allah gibi geliyor!
AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Tolga Ağar.(Mâlum milli mafya Mehmet AĞAR'ın mahdumları)

Diyanetten ve diğerlerinden çıt yok!

Erdoğan bizim mâbudumuzdur.
AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı (RTE'nin eski şoförü)

Diyanetten ve diğerlerinden yine çıt yok!

Hz. Muhammed Mekke'yi fethedince gururlandı ve Allah tarafından ikaz edildi. Bize yaptıklarımızı Allah yaptırdığı için biz gururlanmıyoruz.
(Sanırsın Hz. Muhammed yaptıklarını nefsi için yapmış)
Eski İçişleri Bakanı Efkan Alâ

Diyanet ve diğerleri hâlâ sessizliğini koruyor!

Başbakan (RTE) Allah'ın tüm vasıflarını üzerinde toplayan bir liderdir.
AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan

Diyanet ve diğerleri sessizliğini korumaya devam ediyor!

Sadece bizim yaptıklarımıza bakmayın. Biz kendimiz yapmıyoruz. Biz inanıyoruz ki; bize yaptıran Allah’tır, bize yaptıran Allah’tır, bize yaptıran Allah’tır!
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu

Diyanet'ten ve diğerlerinden hâlâ ses, sedâ yok!

Selâm söyleyin o cahil Havva ile Adem'e...
Sezen Aksu - Şahane Bir Şey Yaşamak adlı, 2017 yılında piyasa sürülen, şarkı sözü.

Diyanet ve bilcümle akpli, bazı gaza gelen mhpli siyasetçi, yazar, çizer, vaiz, tarikat ve cemaat sözcüsü, ve dahi sosyal medya aktrolleri ayakta!

Susturun şu kafir kadını!
Haddini bildirin!


Kim, daha müşrik?

A-Liderlerini ilahlaştıran Akpliler mi?
B-Gerçekler karşısında susanlar mı?
C-Çifte standartçılar mı?
D-Yoksa Sezen Aksu mu?

Tekrar soruyorum:
Kim daha müşrik?

Bazılarının;
Azıcık aşım, ağrısız başım. Beni bu işlere karıştırma kardeşim!
Dediğini duyar gibiyim.

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır Nebevi sözü hükmünce, bunun yanıtını vermeyenleri de, sorgulamak lâzım!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
9
Ters bir iş yapılınca şaşkın ördek kıçın kıçın yüzer, derdi, rahmetli babaannem.

Ürümesini bilmeyen it, sürüye getirir kurt! hesabı bu ödül işiyle; avurtlarını şişire şişire, gözleri yuvasından çıkacakmış gibi bir öfkeyle, bağıra çağıra konuşan şahsa bir daha Ca-Ha-Pe ve Bay Kemâl! diye haykırma malzemesi çıkmış oldu.

Sezen Aksu'nun şarkısındaki, muallak, bir söz üzerinden aktrollerin, şekilden ibaret, dini hassasiyetlerini infiale çevirenler, Çankaya Belediyesinin, eski Yunanistan başbakanına verdiği ödülü bahane ederek, milli hassasiyet üzerinden,  bir infiali çok rahatlıkla yaratacaktır.

2017 de söylenmiş ve klibi yüz milyondan fazla izlenmiş, yani sağır sultanın bile duyduğu, bir şarkı sözünü, yedi yıl aradan sonra, sanki bu gün söylenmiş gibi, raftan indirip; kafirlik, din düşmanlığı kıyameti koparanlar, bu ödül işini de, ellerinin altında bir yere koyup, punduna gelince ısıtıp, vatan hainliği, düşmanla işbirlikçilik yaygarasıyla bir kıyamet daha koparacaklardır.

Bu işi kotaran Zülfü Livaneli.
Öteden beri Yunanistan'lı sanatçılarla iyi ilişkiler içerisinde.
Kendisi ve müziği Yunanistan'da çok seviliyor ve ödül almışlığı da var.
Türkiye'yi karalamadığı ve milli bütünlüğü zedeleyecek söz ve davranışlar sergilemediği müddetçe bu ilişkilerin, sanat faaliyetleri çerçevesinde kalması kaydıyla, bir sıkıntısı olmaz.

Livaneli'nin kendi kişisel ilişkilerini bu tür bir organizasyona taşıması yanlış.
CHP yönetiminin düşünmeden, kârını, zararını hesap etmeden böyle bir şeye alet olması ise şeddeli hata.

Eşeğin tabiatında anırmak var. Lâkin karpuz kabuğu gösterince anırması depreşiyor.
Karpuz kabuğu göstermek gibi bir iş yaptı Çankaya Belediyesi ve CHP yönetimi...

Normal bir günümüzün geçmediği ülkemizde, bunlara alıştık artık.

Hatta sulh ve sükun olunca şaşıyor, kimyamız bozuluyor, bu işin içinde bir iş var! diye işkilleniyoruz...

Yüce Yaradan encâmımızı hayreylesin!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
10
GÜNCEL / DAĞLARI SARAN KORKU!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 24 Ocak 2022 »
DAĞLARI SARAN KORKU!

Korku salarak sindirmek, etkin bir mücadele yöntemidir.

Marksist ve bölücü terör örgütlerinin silahlı propaganda adını verdikleri terör ve tedhiş eylemleri korkutmaya, direnci kırmaya yönelik psikolojik harp yöntemlerindedir.
Bunu ve benzerleri tek  adam rejimleri de; tutuklama, gözaltı, hapis, polis takibi, gece yarısı baskınları, medya linçi şeklinde sindirici ve diğer insanlara da örnek teşkil ederek yılmalarını sağlayıcı uygulamalarla tatbik etmektedir.

Evet korkulsun isteniyor.

Ama biz korkmayacağız!

Bizi korkutmaya güç yetiremeyecekler!

Korkarak, onlara istediklerini, vermeyeceğiz.

Korkak insanların davası olmaz!

Abdürrahim Karakoç:

Korkak Müslümanın namaz kıldığı camiyi taşlayan deli cennetliktir.

Diyor.

Hiç bir nimete, bedeli ödenmeden sahip olunmaz.
Hele de hürriyet nimetine...

Hürriyet şairi Nâmık KEMÂL'in dediği gibi:

Ne efsûnkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet!
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten!


Bizi esir alacak tek şey hürriyet aşkına olan tutkunluğumuzdur.

Azerbaycanın Uluğ Bilgesi Bahtiyar Vahapzade der ki:

Beni korkutan korkunun bizzat kendisidir.

Vahapzade'ye göre korku:
İnsanı özü olmaktan uzaklaştırır, vicdanları susturur, adâleti ve hakikati engeller, zulmü destekler, zulm eden güçlünün başını sıvazlar, fikri öldürür, ruhu ve dili bağlar.

Vahapzâde, korkuyu; iblise benzetir.
Vahapzade’nin yaşayarak anlattığı korku, onun ifadesiyle milletin kalbine kasten basılmıştır ve toplumsal bir korkudur.
Vahapzade bu korkuyu, bir şiirinde şu şekilde dile getirir:

Men gorhuram, sen gorhursan
O da gorhur bu da gorhur.
Biz gorhuruz
Teze fikir beynimizde gelen kimi
Tez gorhurug.
Başkasından gorhduğumuz bes deyilmiş
Özümüzden biz gorhurug!
Gorhu gorhu!
Bir gurd olub yeyir bizi içimizden,
Ne gözleyir veten bizden?
İrade yoh
Kişilik yoh.
Biz gorhurug,
Biz susurug.


Vahapzade'ye göre
Korku, beraberinde yabancılaşmayı da getirmiş ve bir zaman sonra kişi özbenliğini inkâr eder duruma düşmüştür.

Vahapzade'nin tasvir ettiği korku;
Fikri öldüren, canları susturan, ruhu boğan bir korkudur.
Eğilmeyen başları eğen gizli kuvvet, düzlüğü eğriliğe, hakikati yalana, cüreti yaltaklığa, güzeli kötüye değiştiren ve böylece insandan insanlığı iğrendiren, bir melanettir.

Bu melanetin ürünü olan insanı ise şöyle tanımlar Uluğ Bilge Vahapzade:

Cıva gibi soğuk görünce inen, sıcak görünce yükselenler, namusunu, gayretini bir tek ılık bakış kazanmak için satanlar, sonra bu alışverişin gölgesinde rahat rahat yatanlar, düz matlabı eğrisi ile yorumlayanlar, öz adını inkâr edip ünvana kara yazanlar, görünüşüyle gülüş, eliyle zehir eken, şeker sözlü bin bir yüzlü habisler, kara niyetiyle sözlerinin ak rengine bezek vuranlar, süsleyenler, iblisler, eğilerek yükselen alçaklar, yaltaklar, rüşveti benine akide edinenler, öz ana dilini özge dil sayanlar, özüne üvey özgeye yamak olanlardır.

Asla:
KORKMAYACAK!
YILMAYACAK!
YIKILMAYACAĞIZ!


Bizi yendiklerinde değil, topyekun yok ettiklerinde ancak o menfur emellerine nail olabileceklerdir.

Bu topraklarda, Mustafa Kemâl, hiç mağlup olmadı!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Sayfa: [1] 2 3 ... 10