Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
11
GÜNCEL / Ynt: AHKAM KESEN YANCILAR, PAYANDACILAR, EYYAMCILAR!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 21 Kasım 2021, 17:58:11 »
Dolar isterse 15 lira olsun, benim dolarla ne işim olur, diyen arkadaşlar!
Hemen kendinizi kıyıya çekmeyin.
Zaten istesenizde çekemezsin.
Niye mi?

Gübre geçen yıl 1800 liraydı bu yıl 11.000-TL
Mazot geçen yıl 5.50-TL idi bu yıl 8.95-TL


Gübre ve mazot zamının sonucunu; çarşıya, pazara, bakkala, markete gidince görürsünüz!

5 lt Ayçiçek yağı geçen yıl 45-TL idi şimdi 100-TL.
Sanırım durumun vahametini anlamaya, tek başına, bu örnek bile yeter!

Dolar yükseldikçe ne oluyormuş, şimdi anladınız mı?

Verdik yetkiyi, gördük etkiyi!

Tarihten ibretlik bir sahne:
Almanya savaşı kaybedince yıkıntılar arasında dolaşan Konrad Adenauer şöyle der:

Umarım bir daha, İsa bile gelse, tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar, aptal olmayız!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK.
12
GÜNCEL / Ynt: Devlet, Ebed Müddettir..!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 21 Kasım 2021, 05:04:30 »
Dün 8,46-TL den, 60 litre, motorin almıştım.
Motorin, bu gece, 8,96-TL olmuş.

Akşam yattım, sabah kalktım, hooop, 30-TL kazanmışım!
Hayaldi gerçek oldu!
Geçte olsa, yatarak, havadan para kazanmayı, öğrenmiş olduk!
Çok mutluyum!?

Bize bu mutluluğu(!) yaşatan ve hayallerimizi(!) gerçek kılan büyüklerimize(!), minnettarlığımızı(!) ifade etmekten aciziz!

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
13
Anadolu irfanının konuşan dili Yunus Emre der ki;

Zûlüm ile abad olanın akıbeti berbad olur!

Ulu Pirimiz Hoca Ahmet Yesevi'de;

Bir ülke açlıkla, yoklu yıkılmaz ama zulüm ve adaletsizlikle yerle yeksan olur!

Buyurmaktadır.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK

14
GÜNCEL / Ynt: AHKAM KESEN YANCILAR, PAYANDACILAR, EYYAMCILAR!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 21 Kasım 2021, 04:50:42 »
Helalin adı kaldı, onu gören yok!
Haram ise kapışıldı, hâlâ doyan yok!


Uluğ Bilge Yusuf Has Hacip

Kanal İstanbul güzergahında:
-Damat Berat'ın
-Katar Emiri'nin
-Suudi işadamının
Aldığı araziler imara açılmış!
İşte bunlar hep tesadüf!?

Tarla olarak dönümünü 3-5 bin liradan al, arsa olarak metrekaresini yüzbinlerce liradan sat!
Yürü ya kulum! dedikleri bu olsa gerek!?

Soyguncu soysun da, vurguncu vursun!
Sen ana karnında boşa durursun!
Doksan günde çık gel, dokuz ay dursun!
Doğmaya gayret et, doğmaya bebek!
Sonra geç kalırsın yağmaya bebek!


Ulu Ozanımız Abdurrahim Karakoç

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
15
Türk Milleti, Ebu Cehil'in gerçek adı olan Hişam da dahil, bütün Arap isimlerini çocuklarına verdiler ama biz, İslamiyete en çok hizmet eden Sultan Alparslan'ın ismini, 1000 senedir, bir tek Arap çocuğuna verdiremedik.

Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi TOGAN

Mesele din mi, kültür emperyalizmi mi?
Ya da İslâmlaşmak mı, yoksa Araplaşmak mı?

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK
16
TÜRK - TURAN DÜNYASI / Ynt: DÜNYADA "ATATÜRK"
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 21 Kasım 2021, 04:34:59 »
DÜNYADA ATATÜRK ADI...

Elbette hepsini yansıtıyor olmayabilir ama şöyle bir liste geçti elime:

1- Bişkek- Kırgızistan (Heykel)

2- Bakü- Azerbaycan (Heykel)

3- Santiago- Şili (Rölyef ve alan adı)

4- Wakayama- Japonya (Heykel)

5- Varşova- Polonya (Lise adı)

6- Lima- Peru (Büst)

7- Üsküp- Makedonya (Heykel, okul ve sokak adı)

8- Washington- ABD (Heykel)

9- Budapeşte Macaristan (Büst+sokak adı)

10- Utrecht- Hollanda (Sokak adı)

11- Karlovy Vary (Atatürk'ün kaldığı otel odasına adı verilmiş+ alan adı)

12- Yehud İsrail (Büst)

13- Kabil- Afganistan (Çocuk Hastanesi)

14- Roma- İtalya (Heykel)

15- Yeni Delhi- Hindistan (Cadde)

16- Rotterdam- Hollanda (Cadde)

17- Bükreş- Romanya (Büst)

18- Albany- Avustralya (Heykel)

19- Canberra- Avustralya (Anıt)

20- Oostzaan- Hollanda (Konut Alanı)

21- Sidney- Avustralya (Atatürk'ün Anzak Annelerine Mektubu, Hyde Park)

22- Havana- Küba (Küba'da Atatürk'ten başka hiçbir devlet adamının heykeli yokmuş)

23- Caracas- Venezuela (Heykel)

24- Wellington- Yeni Zelanda (Anıt)

25- Amsterdam- Hollanda (Anıt)

26- Be'er Sheva- İsrail (Büst)

27- Santo Domingo- Dominik Cumhuriyeti (Cadde)

28- Mexico City- Meksika (Anıt)

29- İslamabad- Pakistan (Cadde)

30- Dhaka- Bangladeş (Cadde)

31- Charetta Vise- Belçika (Meydan)

32- Astana- Kazakistan (Heykel)

33- Çolpon Ata- Kırgızistan (Heykel)

Elbette dünyada Atatürk'ün adının verildiği yerler ya da açılmış olan Atatürk anıt ve büstleri sadece bunlarla sınırlı değildir.

Dünyanın dört bir yanında Atatürk'e büyük saygı gösterilirken, heykelleri meydanlara dikilip, caddelere O'nun adı verilirken, her geçen gün, yabancılar bile O'nun yüce kişiliğini daha da iyi anlamaya çalışırken, bizde, tam tersine Atatürk düşmanlığı aldı başını gidiyor...
O'nun resimleri duvarlardan indiriliyor, heykellerine saldırılar oluyor, adı kitaplardan çıkarılmaya çalışılıyor...
Dünyanın hiç bir ülkesinde ve tarihin hiçbir döneminde kendi İstiklal Harbini ve kahramanlarını aşağılayan bir topluluğa rastlanmamıştır.
Türkiye bunun istisnası olsa gerek.
Bu kadir bilmezliğin bedelini çok ağır ödüyoruz ve ödeyeceğiz de.

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
17
David Rothschild'in:

Mustafa Kemâl, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır.

Sözü Ulu Önderimiz Atatürk'e karşı yürütülen karalama ve itibarsızlaştırma politikalarının kaynağını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Din kisvesine bürünmüş yerli uşaklar, sahiplerinin sesi olmakta, pek maharetliler.

Haçlı Batının ve bilcümle emperyalistin heveslerini kursağında bırakan Kutlu Türk Başbuğu ATATÜRK, Türk Milletinin yanısıra İslâm Aleminine de en büyük hizmeti yapmıştır.

Gözleri olduğu halde görmeseler de, kulakları olduğu halde duymasalar da, akılları olduğu halde vicdanlarını karartsalar da bu büyük gerçeğe; Türklüğün derin vicdanı, tarih ve Yüce Yaradan tanıktır.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK
18
GÜNCEL / Ynt: Devlet, Ebed Müddettir..!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 21 Kasım 2021, 04:22:14 »
Emekli olunca, gezemediğim her yeri gezeceğim diye, hayal kuranlar; emekli olunca bu hayallerini, daha ucuz bir şeyler bulabilmek için, market market gezerek, gerçekleştiriyor!?

Allah'ın bir pulunu
Bekleye dursun on kul,
Bir kişiye dokuz,
Dokuz kişiye bir pul,
Bu taksimi kurt yapmaz
Kuzulara şah olsa,
Yaşasın kefenimin
Kefili kara borsa..!


Akp'sinin, Türk insanına, layık gördüğü durum, bundan ibaret!

Maddi, manevi her türlü hak ve hukukun gasp edildiği günümüz Türkiye'sinde, bu yaşananların, bir kader olduğunu dayatanlar, sistemi korumak ve mevcut otoriteye itaat ettirmek için, sözüm ona, bir takım tasmalı din adamları vasıtasıyla, insanları cehennem ile korkutuyorlar!

Bir akl-ı evvel çıkıp sormaz mı!
Bu cehennemin bir cehennemi mi var?

Almanya savaşı kaybedince yıkıntılar arasında dolaşan Konrad Adenauer şöyle der:

Umarım bir daha, İsa bile gelse, tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar, aptal olmayız!

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
19
GÜNCEL / Devlet, Ebed Müddettir..!
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 21 Kasım 2021, 04:07:22 »
Devlet, ebed müddettir..!
 
Kendilerini devletin üstünde gören, hatta L' ETAT, C'EST MOİ (devlet benim) diyen zavallılar, arada bir çıkar....
Ama bir avuç  toprak, O'na haddini  bildirir.

Tayyip Erdoğan:
Ben gidersem tek devlet biter, tek bayrak biter!
Diyerek, devletin varlığını ve devamlılığını, kendisiyle özdeş tutuyor.
Yani iktidarı bırakmamak için devletin bekâsını öne sürüyor.

Vaktiyle benzer bir sözü Hitler:
Ben düşersem Almanya yok olur!
Şeklinde söylemişti.

Komünist diktatör Lenin:
Ben gittiğimde kapitalistler sizi, kör kedi yavruları gibi, boğacak!
Diye toplumu korkutarak kendi iktidarını sürdürmüştü.

Geçtiğimiz senelerde Trump ise senato ve meclisin azil görüşmeleri esnasında:
Beni azlederseniz piyasalar çöker, herkes yoksullaşır.
Diyerek ABD'nin refahını ve ekonomik varlığını kendi iktidarıyla özdeşleştirmişti.

Hitler'e rağmen Almanya, Staline rağmen Rusya, Trump'a rağmen ABD yerinde duruyor. Hepsi yerinde ve eskiye göre daha güçlü ve istikrarlılar.

Peki Atatürk ne dedi?
Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır! Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!

İşte liderlik budur!

Şayet bir sistemin, bir fikir ve inancın, bir devletin varlığı bir kişiyle var ise bütün fikir, din ve devletlerin söz konusu kişinin ölümüyle yok olması gerekirdi.
Bu gün baktığımızda Musa, İsa ve Muhammed peygamberler yok ama getirdikleri inanç sistemleri devam ediyor.
Ve hatta birer felsefi inanç sistemi olan Budistlik, Konfüçyüslük, Manilik, Hinduluk vb. felsefi kuramcıları öldükten binlerce yıl sonra bile devam ediyorlar.

Aynı şekilde ABD kurulalı 350, Rusya kurulalı 500, Almanya, İngiltere, Fransa kurulalı neredeyse bin yıla yaklaştı.
İran bir kaç bin yıldır varlığını sürdürüyor.
Hakeza, Türklerin Batı Türkilinde kurdukları, Türk Devleti; adı kah Selçuklu, kah Osmanlı, kah Cumhuriyet olarak yüz yıllardır devam ediyor ve iktidarlar, belki rejimler değişecek ama daha binlerce yıl, Acun var oldukça da, varlığını sürdürecektir.

Kimse, Ben gidersem tek devlet biter, tek bayrak biter! diyerek
kerameti kendinden menkul görmemeli!

Her hususta olduğu gibi bu hususta da sözün doğrusunu ve hayatın gerçeğini:
Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır! Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!
Sözleriyle Kutlu Türk Başbuğu Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK söylemektedir.
Bu tavrıyla Atatürk, varlığı sonsuza dek sürecek, bir tohum ve mayadır.
Ve bunun için, ikinci bin yılın hemen öncesinde, aynen Oğuz Ata gibi, Türklerin Atası ATATÜRK olmak makamına ermiştir!

Mahkeme kadıya mülk olmaz! Atasözümüzü unutmamak ve farkı fark edip, hakkı teslim etmek gerçek bir erdemdir.

Devlet, ebed müddettir..!

Kendilerini devletin ve milletin üstünde gören, muhterist, zavallıların hepsi yok olup gitti!
Tarih bunun, sayısız, örnekleriyle doludur.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK.

20
Bir eser veya makaleyi bütünüyle alıntılamayı, kopyala-yapıştır yapmayı, emeğe ve esere saygı prensibi gereği, doğru bulmuyor ve yapmıyorum.
Aşağıya yapıştırdığım yazı bu prensibime bir istisna olacak.

Her ne kadar yazının yazarı Yılmaz Dikbaş'da, benim kriterlerimce, mehekli (arızalı, sakıncalı) olmuş olsa da, geçmiş dönemlerde Rusya'da olup-bitenlerle ülkemizde ki halihazır manzaranın benzerliğini ortaya koyması bakımından başarılı bir yazı yazmış.
Daha önce okumamışsanız, okumanızı öneririm.

Öküz Bokunu Altın Diye Yutturmak Ya Da 'Demokrasi - Yılmaz DİKBAŞ

“Sene 1993.

Yer Rusya…

Ekmek kuyruklarında sürünen Rus halkını görmezlikten gelen Yeltsin, 'radikal reformların' süreceğini duyuruyordu.

Oysa kendi yardımcısı Rutskoy bile bu reform programını 'ekonomik soykırım' olarak niteliyordu.

Ekonomi çöküp milyonlarca insan işsiz kalınca, Yeltsin'e karşı siyasi hareket başladı. Parlamentoda iki cephe oluştu. Yeltsin'e karşı olanlar üst üste önergeler vererek Yeltsin'i görevden almaya çalışıyorlardı.

Yeltsin, televizyona çıktı, ulusa seslendi.

Parlamentoyu kapattığını duyurdu. Yeni seçimlere kadar ülkeyi, özel yetkilerle kendisi yönetecekti.

ABD'nin övdüğü örnek demokrat Yeltsin, muhalafete dayanamayıp parlamentoyu kapattığını duyurduğu günün hemen ertesinde Rus Parlamentosu toplandı. Yeltsin görevden alındı, yerine yardımcısı atandı. Artık işler çığrından çıkmıştı.

Rusya çok tehlikeli bir siyasi bunalımın içine yuvarlanmıştı. On binlerce Moskovalı sokaklara döküldü. Meydanlar Yeltsin karşıtı sloganlarla inliyordu. Rus halkı, parlamentosunu savunuyordu.

Ordunun ve güvenlik güçlerinin desteğini alan Yeltsin, 4 Ekim 1993 günü, Beyaz Saray adı verilen Rus Parlamentosunu topa tutturdu. Tüm dünya televizyonları, Rus parlamentosunun topçu ateşi altında kalışını anında yayınladı.

ABD Başkanı Bill Clinton, Yeltsin'in bu eylemini, demokrasinin savunulması olarak gördüğünü duyuruyor, demokrat Yeltsin'i destekliyordu.

Yeltsin, Aralık 1994'de Çeçenistan'a askeri saldırıda bulunup işgal etti. Moskova'nın denetiminde özerk bir cumhuriyet kurmayı denedi.

Ancak Çeçenlerin güçlü direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldı, iç politikada güç duruma düştü.

IMF'ye teslim olmuş Rusya'nın 1995'de dış borçları çok artmıştı. Hem bu borçları ödemek hem de Rusya'da yeni türemiş işadamlarının 1996 başkanlık seçimlerinde desteğini alabilmek için, Yeltsin yeni bir özelleştirme yağması başlattı.

Rusya'nın en büyük fabrika ve işletmelerinin hisselerini, yeni türemiş Rus bankalarına nakit para karşılığı yok pahasına sattı. Bu hissleri ele geçiren, kendilerine oligark denilen, hemen hemen tamamı Yahudi kökenli olan Rus işadamları ulusal medyanın ve bankaların sahibi oldular.

Yeltsin ikinci kez başkan olmak istedi.

İşte şimdi sıra geldi, Boris Yeltsin'in ikinci kez devlet başkanlığına seçilişinin öyküsüne.

Alkol bağımlısı olan Yeltsin, 1995'de iki kez kalp krizi geçirdi.

17 Aralık 199 5'de yapılan parlamento seçimlerinde, Yeltsin taraftarları beklenmedik ağır bir yenilgi aldılar. Yeltsin'in dolaylı olarak desteklediği 'Vatanımız Rusya Partisi' oyların sadece % 12,2'sini alırken, Genadi Zuganov'un liderliğindeki 'Rusya Federasyonu Komünist Partisi' oyların % 34,9'unu alarak seçimden birinci parti olarak çıkmıştı. Artık herkes, Haziran 1996'da yapılacak devlet başkanlığı seçimini Komünistlerin lideri Zuganov'un kazanacağına kesin gözüyle bakıyordu.

Şubat 1996'da Boris Yeltsin, Haziran 1996'da yapılacak devlet başkanlığı seçimine katılacağını duyurdu.

Bir dönem daha başkan olmak istiyordu.

Yeltsin'in karşısında iki güçlü aday vardı:

Komünistlerin lideri Genadi Zuganov ve General Aleksandr Lebed.

Yeltsin adaylığını açıkladıktan hemen sonra yapılan kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu görünüm şöyleydi:
Genadi Zuganov: % 50-55
General Lebed: % 30-35
Boris Yeltsin: % 2-8

Ekonomiyi IMF'ye teslim eden, Rusya'nın yeraltı ve yer üstü zenginliklerini özelleştirme adı altında yok pahasına yağmalatan, halkın işsiz ve aşsız kalmasına neden olan Yeltsin'i halk artık istemiyordu. Onun alkol bağımlısı oluşu, ciddi sağlık sorunlarının bulunuşu ve dengesiz davranışları da gözden iyice düşmesinin nedenleri arasındaydı.

Kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu kara tabloyu gören Yeltsin taraftarları paniğe kapıldılar. En çok korkanların başında, özelleştirme yağmasıyla milyarlarca dolar vurgun vuran oligarklar geliyordu. Bu kişiler toplanıp, Yeltsin'e başkanlık seçimlerini iptal etmesi için baskı yaptılar. Açıktan açığa, 'Seçime gerek yok, ülkeyi bir diktatör olarak siz yönetin!' diyorlardı. Bunları söyleyenlerin tümü de, ABD tarafından desteklenip övülen Rusya'nın yeni demokrat yıldızlarıydı.

Yeltsin kendisine verilen öğüdü dinlemedi. Seçim kampanyasını yürütecek ekibi değiştirdi. Ekibin başına kızı Tatyana ve özelleştirme yağmasının mimarı Çubais'i getirdi.

Çubais hemen işe koyuldu. Bankerlerden ve medya patronlarından oluşan bir çekirdek kadro kurdu. Medya patronları sürekli Yeltsin yanlısı propaganda yapacaklar, bankerler de paraları seçim kampanyasına akıtacaktı. Bu hizmetlerine karşılık olarak da Çubais, özelleştirme adı altında Rusya'nın en değerli kurum ve kuruluşlarını bu kişilere peşkeş çekecekti.

'Öküz Bokunu Altın Diye Yutturanlar' Moskova'da Yapılacak başkanlık seç iminde uygulanan kural şuydu: İlk oylamada oyların % 50'sinden fazlasını alan aday seçimi kazanıp başkan oluyordu.

Eğer ilk oylamada hiçbir aday oyların % 50'sini alamazsa, bir ay içinde ikinci bir seçim yapılıyor bu kez en çok oy alan aday seçimi kazanıp başkan oluyordu.

Rusya devlet başkanlığı seçim tarihi, 16 Haziran 1996 olarak duyuruldu. Seçim kampanyası başladı.

Rus medyasının tamamı Yeltsin yanlısı propaganda yapıyor, diğer adaylara televizyonda konuşma fırsatı verilmiyordu. Buna rağmen yapılan kamuoyu yoklamalarında Yeltsin, hala Zuganov ve Lebed'in çok gerisinde kalıyordu.

Yeltsin'in kampanyasını yürüten kızı Tatyana ve ortağı Çubais, çok çabuk bir çare bulmak zorundaydılar.

Ve buldular da.
Özelleştirme yağmasından milyarlarca dolar vurmuş olan Yahudi kökenli Rus işadamlarının aracılığıyla, ABD'den yardım istediler.

Açıkcası, Amerikalıların Rusya'ya gelip başkanlık seçimini kendilerine kazandırmalarını bekliyorlardı!

Amerikan yönetimi, çok bilgili ve deneyimli üç siyasi uzman danışmanı Moskova'ya hemen göndermeye hazır olduğunu bildirdi.

Üç Amerikalı siyasi uzman danışman; George Gordon, Dick Dresner ve Joe Schumate acele Moskova'ya geldiler ve hemen işe başladılar.

Peki, bu üç danışman hangi konuda uzmandılar?

Seçim kampanyanlarını yönlendirmede uzmandılar. Amerikan ağzıyla söyleyecek olursak, 'öküz bokunu altın diye yutturabilecek' kertede yetenekliydiler. Şimdi de Yeltsin'i Rus halkına, 'eşi bulunmaz demokrat bir lider' olarak yutturacaklardı.

Üç Amerikalı uzmanın ilk önerileri şu oldu: Yeltsin'in rakipleri hakkında medya sürekli olarak yalan haberler uyduracak, çamur atacaktı!

Ruslar bu öneriye karşı çıktı. Yalan söylenmeyecek, çamur atılmayacak, dürüstlük ilkesine bağlı kalınacaktı. Amerikalıların yanıtı ise çarpıcıydı:

Seçimi kazanmak istiyorsanız bizim söylediğimiz gibi davranacaksınız, dürüstlükle seçim kazanılmaz!

Amerikalı üç siyasi uzman danışman ikinci önerilerini yaptılar:

Yeltsin halkın arasına girecek, onlarla kucaklaşıp öpüşecek, gençler için düzenlenecek eğlence programlarına katılacak, onlarla beraber şarkılar söyleyip dans edecek, kısacası 'çok sevecen, çok tonton' bir kişi rolünü oynayacaktı! Ruslar bu öneriye de sıcak bakmadı.

Yeltsin'in doğal davranmasından yanaydılar, rol yapmasını istemiyorlardı .

Amerikalı uzmanlar yine sert çıktılar, rol yapmadan, halkı kandırmadan seçim kazanılamazdı!

Yeltsin'in seçim kampanyası neredeyse tam bir çıkmaza girmişti ki, üç Amerikalı uzmanın ABD'den getirilmesinde payı olan Rusya'nın özelleştirme vurguncusu dolar milyarderleri ve medya patronları araya girdiler.

Ateşli tartışmalardan sonra Amerikalı üç uzman danışmanın önerileri kabul edildi. Artık Yeltsin'in seçim kampanyasında ipler bu üç Amerikalının eline geçmişti.
Yetenekli üç Amerikalı uzman; bir yandan Yeltsin'in nerede, neler konuşacağını, kimlerle buluşacağını belirlerken, bir yandan da medyanın kullanacağı sloganları üretiyordu.

Rus medyası, Yeltsin'in rakipleri hakkında asılsız dedikodular, yalanlar, iftiralar uyduruyor, en aklı başında olanların bile kafalarını karıştırıyordu.

Yeltsin'in rakipleri Zuganov ve Lebed, bu karalama kampanyası karşısında şaşkın, kendilerini savunacak, seslerini duyuracak, değil bir televizyon kanalı, bir gazete dahi bulmakta zorlanıyorlardı .

İşte bu atmosferde, 16 Haziran 1996'da başkanlık seçimleri yapıldı.

Katılım oranı % 70 olmuş ve şu sonuçlar alınmıştı:

Yeltsin % 35,3, Zuganov % 32, Lebed % 14,5.

Seçimin ilk aşamasında başkan seçilememişti, ancak bu sonuç Yeltsin için çok büyük bir başarıydı. Birkaç ay öncesine kadar kamuoyundaki desteği % 5 dolaylarındayken, sanki sihirli bir el değmiş ve bu oran % 35'e çıkmıştı! Yeltsin'in kampanya ekibi sevinç içindeydi. Üç Amerikalı uzman ise daha soğukkanlı davranıyor, asıl savaşımın yeni başladığını söylüyordu.

Üç Amerikalı uzman hemen kolları sıvadılar. Yolun yarısını başarıyla geçmişlerdi, ama asıl öldürücü darbeyi şimdi vurmaları gerekiyordu.

Yeltsin'e acele bir öneri götürdüler: İlk aşamada % 14,5 oy alan Lebed'e, geri çeviremeyeceği kadar parlak bir teklif götürün ve Lebed'in ikinci aşamaya katılmasını önleyin!

Seçimin ilk aşamasından iki gün sonra, 18 Haziran 1996'da Başkan Yeltsin, üç Amerikalı uzmanın önerisini yerine getirdi.

Lebed'i, 'Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Sekreteri' ve 'Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanı' olarak atadı. Lebed, ağzı kulaklarında, bu yüksek prestijli atamayı hemen kabul etti ve başkanlık seçiminin ikinci aşamasından çekilmiş olduğunu ilan etti.

Lebed'in çekilmesiyle meydan, Yeltsin ve Zuganov'a kalmıştı.

Üç Amerikalı uzman, Zuganov'u yıpratacak kampanyaya hemen başladılar.

Tüm medya hemen her gün ve neredeyse günün tamamın da şu sloganları tekrar edip durdu:

'Zuganov'a verilecek oylar, Komünistleri tekrar iş başına getirecektir!', 'Zuganov'u seçmek demek, diktatör Stalin'i diriltmek demektir!', 'Zuganov'a verilecek oylar, demokrasinin sonu, özgürlüklerin sonu olacaktır!', 'Bir komünist olan Zuganov eğer seçilecek olursa, Rusya'da iç şavaş çıkacaktır!', 'Mal sahibi, mülk sahibi, iş sahibi olmak istiyorsanız oyunuzu demokrat Yeltsin'e verin!', 'ABD'nin ve Avrupa'nın saygı duyduğu Başkan Yeltsin'i seçin!'.

Medya bu tek yanlı propagandayı sürdürürken, özelleştirme vurguncusu Rus işadamlarının oluşturduğu havuzdan milyonlarca dolar, üç Amerikalı uzmanın saptadığı bölgelerde, belirlediği gruplara dağıtılıyordu. Tam bu sırada IMF, Rusya'ya 10 milyar dolar kredi verdiğini duyurdu. Yeltsin'in seçim kampanyasını yürütenler sevinç içindeydiler.

Üç Amerikalı uzman, Yeltsin'e bir öneri daha götürdüler:

Neredeyse iki yıla yakın ödenmeyen emekli maaşlarını ve birikmiş işçi ücretlerini hemen ödeyin!

Ödemeler derhal yapıldı.

Televizyon kanalları, birikmiş emekli maaşlarını alan yaşlıların ve ücretlerini alan işçilerin Yeltsin'in boynuna sarılarak nasıl ağlaştıklarını, ellerini yüzünü nasıl öptüklerini tekrar tekrar gösterip durdu.

Seçimin ikinci aşamasına bir hafta kala, Yeltsin bir kalp krizi daha geçirdi.

Üç Amerikalı uzmanın yönlendirmesiyle medya bunu halka, Yeltsin aşırı yorgunluktan grip oldu, diye duyurdu.

Yeltsin'in yanına hiç kimse sokulmadı, fotoğrafı çekilmedi, görüntüsü alınmadı. Bu olumsuzluğun ustaca atlatılmasından sonra, 3 Temmuz 1996 günü başkanlık seçiminin ikinci aşaması gerçekleştirildi.

Yüzde 68,9 katılımın sağlandığı seçimde iki aday şu oyları almıştı:

Yeltsin % 53,8, Zuganov % 40,3.

ABD'den özel olarak getirilen üç Amerikalı uzman, medya ve özelleştirme vurguncularının desteğiyle, 'öküz bokunu altın diye' Rus halkına yutturmayı başarmışlardı. Boris Yeltsin, ikinci kez Rusya'nın devlet başkanı olarak seçilmişti.

Yeltsin ikinci kez başkan olarak seç ildikten sonra, IMF'den 40 milyar dolar borç alındı. Ancak bu para devletin kasasına girmedi! Yeltsin'in kızı Tatyana ve seçimlerde Yeltsin'den yana olan özelleştirme vurguncularının Amerika ve Avrupa'daki banka hesaplarına yatırıldı!

Bu gerçek öykü, 2002 yılında Amerika'da çekilen bir filmin senaryosunu oluşturdu. Fimin adı şuydu: 'Spinning Boris'. Türkçeye şöyle çevirebiliriz:
'Boris Yeltsin'in Rus Halkına Kaktırılması'.

Kaynak:
Öküz Bokunu Altın Diye Yutturmak Ya Da Demokrasi - Yılmaz DİKBAŞ


Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10