Türkçü Turancı Otağ

GENEL KONULAR OTAĞI => GÜNCEL => Konuyu başlatan: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:43:15

Başlık: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:43:15
Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetin sağladığı fikir, inanç, ifade ve ibadet özgürlüğü ve daha birçok nimet; asıl gayeleri Türklüğü yok etmek olan, çağdaş haçlılar ve onların yerli işbirlikçilerince, tepe tepe yayıldıkları, otlu sulu, bir çayır alanına dönüştürülmüştür.
Türk Budunu, kitleler halinde İslam’a geçmelerinin hemen ardından, yüz yıllık bir zaman dilimi sonunda, tek başlarına İslam’ın temsilciliği, koruyuculuğu ve kollayıcılığı göreviyle baş başa kalmışlardır.
Türklüğün bu yeni din ve medeniyet dairesine girişi, İslam öncesi dönemlerdeki başka kültür ve inanç dairelerinin hiç birisine benzememiş, bu yeni misyon Türklüğün, başta milli karakteri olmak üzere, bir çok cihetini temelinden sarsmış ve değiştirmiştir.
Bu yeni dönemde Türk Budununun Cihan Hâkimiyeti Ülküsü yerini, İslam’ın sancaktarlığı ve yayılması amacına bırakmıştır.
Türk Budununun yüklendiği bu yeni görev O’nu devasa haçlı dünyasıyla, din savaşları ve din amaçlı coğrafyalara hâkimiyet kurma noktasında karşı karşıya getirmiş, Türkler koskoca batı haçlılığını kendi kıtalarına hapsederek, kabukları içerisinde bırakmıştır.
Türklüğün haçlı dünyasına karşı gerçekleştirdiği bu hapsedici kuşatma, haçlı dünyasında derin travmalara yol açmış, haçlı batının bilinçaltına, bir daha asla tedavi edilmeyecek şekilde, Türk düşmanlığı kazınmıştır.
Yani haçlı batının, ta hücrelerine kadar işleyen, Türk düşmanlığının baş nedeni: Türklerin batı dünyasını, din adına, coğrafyalarına hapsetmeleri ve kutsal yerlere ulaşmalarının yollarını kapatmış olmalarından kaynaklanmaktadır.
Anlaşılacağı üzere haçlı batının Türklüğe karşı beslediği kinin nedeni: Türklerin, İslam adına, sergiledikleri duruştur. Yani Türkler, cümle âlemi, dinleri uğrunda, kendisine, düşman etmiştir.
Türklüğe, dini alan çekişmeleri nedeniyle, düşman kesilen haçlı batı, Türklüğün devlet, ekonomi ve askeri bakımdan gücünün zayıflamasıyla birlikte, 1. Dünya savaşı ve sonrasında, O’na öyle bir fatura kesmiştir ki, bu faturanın, Sevr Antlaşmasının, dünya tarihinde bir eşi ve benzeri bulunmamaktadır.
Kesilen bu öç faturası sadece Türk topraklarının işgalini değil, Türklerin bu coğrafyadan sürülmesini de içermekteydi.

    Lakin “Türk Soyunun Gizli Gücünün”, kutlu Türk Başbuğu Atatürk önderliğinde, “Milli Mücadele” adıyla tekrardan haçlılar karşısında zahir olması, haçlıların bu hevesini kursaklarında bırakmıştır.

Türklüğü en zayıf gününde bile savaşarak alt edemeyeceğine kesinlikle kani olan haçlı batı süratle taktik değiştirerek yeni yol ve yöntemler geliştirmiş ve bu yeni yöntemlerini büyük bir kararlılık, sabır ve sistematikle uygulamaya koyulmuşlardır.
Mademki Türkler haçlıları, din uğrunda, kabuklarına hapsetti, öyleyse Türkleri de din ile vurmak lazımdı!
Öyle de yaptılar.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

Devamı bir sonraki iletidedir.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:44:55
(Önceki iletinin devamıdır)

Artık Türklük diniyle vuruluyor, gözleri bağlı körebe oyununun ebe çocuğu gibi, yediği darbeleri biliyor lakin kimden ve nasıl geldiğini bir türlü anlayamıyordu.
Peki, haçlı batı bunu nasıl gerçekleştirdi?
Haçlı batı dezenformasyon (bilgi çarpıtma), manipülasyon (hileli yönlendirme), istismar ve sahte din modelleriyle bu amacını adım adım yürüttü.
Dini hassasiyeti diri olan Türk toplumuna; ürettiği yalanlarla ve dayattığı işbirlikçi, din kisveli kişiler eliyle, el altından; Atatürk, milliyetçilik, laiklik ve tabii ki Türklük kötületildi, yerine; halifelik, ümmetçilik, İslam hümanizmi, din kardeşliği gibi kavramlar enjekte edildi.
Haçlı batı, bu yöntemi uygulamak için, yalnızca yerli işbirlikçilerle yetinmedi, daha doğrusu yerli işbirlikçilere yol ve yöntem öğretecek haçlı orijinli kişileri de, İslam kimliğiyle, devreye soktu.
Son yüzyıl içinde İngiliz’inden, Alman’ına, ABD’lisinden, Fransız’ına, Hollandalısından, Danimarkalısına ve hatta İsraillisine kadar hemen bütün devlet ve milletlerden onlarca, yüzlerce Müslümanlığı seçmiş kişiyi, başta Türkiye olmak üzere, İslam dünyasına ihraç ve dâhil etti.
Bu mühtedi (dinini değiştiren,) dünün gayr-i müslimi, bu günün müslümanı, kişilerin hepsinin ortak noktası: İslam’ın temel bilimleri alanında iddialı kitaplar neşretmeleri, İslam toplumlarına, tabiî ki asıl hedef olan Türklere; ümmetçiliği, din kardeşliğini ve hümanistliği cici, milliyetçiliği ise günah ve tukaka olarak göstermeye çalışmalarıdır.
Dünün haçlısı, taze Müslüman bu mühtediler İslam âleminde büyük bir saygı, sevgi ve alkışla kabul görüp, Hıristiyanlığın bunalımından İslam’ın aydınlığına koşan batılı aydınlar olarak baş tacı edildiler.
İslam toplumlarında kabul gören bu mühtediler, doğma bitme Müslüman gibi, dini otorite kesilip İslam topluluklarına yön verip, ahkâmlar kesmeye de başladılar.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

Devamı bir sonraki iletidedir.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:51:36
(Önceki iletinin devamıdır.)

Kimlerdi bu mühtediler?
Şimdi bir bir bunları sayıp dökelim!
Hamit Algar.
Aslen bir İngiliz vatandaşı, dinen: Yahudi.
İlgi alanı: Nakşibendi Tarikatı.
Oysaki Hamit Algar İngiliz istihbaratının en önemli elemanı ve Ortadoğu uzmanıydı.
Hamit Algar’ın yayınlanmış kitaplarının tamamı Türklere halifeliği ve ümmetçiliği tavsiye edip, milliyetçiliği, laikliği ve tabiatıyla Atatürk’ü karalamak eksenine oturmaktaydı.
İngiliz istihbaratçısı Yahudi Hamit Algar’ın ilgi ve alakaları arasında said-i nursi denilen kürt saitde önemli bir yer tutmaktaydı.
Hatta Hamit Algar denilen bu İngiliz casusu Yahudi, ABD Berkeley Üniversitesindeki akademik kimliğini kullanarak( Algar, aynı zamanda Berkeley Üniversitesinde Yakındoğu Dilleri ve Edebiyatı Bölümünde doçent olarak da görev yapmaktadır.)”Sait Nursi ve Risale-i Nur; Günümüz Türkiye’sinde İslam’a Bakış” başlıklı kapsamlı bir makaleyi akademik yayınlar arasına sokuyordu.
Ne gariptir ki başbakan Erdoğan ve başbakanın akıl hocası ve ağabeyi Unakıtan da tıpkı Yahudi Algar gibi kürt sait aşığı ve Nakşibendî tarikatı müntesibidirler.
Rabıta adlı Suudi Vahhabiliğinin misyoner kuruluşu, Hamit Algar adlı İngiliz istihbaratçısı Yahudi’nin kitaplarını bastırıyor, İslam adına(!) yaptığı çalışmaları(!) finanse ediyordu.

    Aynı Rabıta örgütü Hamit Algar’la dirsek temasındaki Türkiyeli(!) siyasal İslamcıları da unutmayıp 10 Kasım günü(!) Suudi Kralının elinden Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ü de ödüllendirerek onore ediyordu.

Vahhabi Suudi hanedanı ve ABD’li petrol şirketinin finanse ettiği Rabıta İstanbul Üniversitesi İslami Araştırmalar Enstitüsünü de unutmayıp, bu kurumun yayımladığı kitapların ana fikrini oluşturan “Atatürk, İslam’a yönelik en erken ve en zarar verici saldırıların öncüsüdür” ibarelerin karşılığını cömert lütuf ve ihsanlarıyla ödüllendiriyordu.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:52:38
(Önceki iletinin devamıdır.)

İstihbaratçıların Müslüman olması, yani mühtedilik, modasına kapılanlardan bir tanesi de Hollanda istihbaratının kaim ve kadim elemanlarından Von Bommel’dir.
Von Bommel de meslektaşı Hamit Algar gibi İslam’la şereflenir(!) şereflenmez İslam adına din otoritesi kesilip kapağı Süleymancıların arasına atarak yerini, yurdunu buluyor(!)
Taze mühtedi Von Bommel Süleymancılıkla yetinmeyip dini içerikli “Gıblah” adlı dergiyle Pakistan, Libya, İran gibi İslam ülkeleri nezdinde dini prestij sahibi de oluyordu.
Taze mühtedi Von Bommel’de diğer mühtediler gibi halifelik, Osmanlıcılık, ümmetçilik ve din kardeşliği ekseninde özendirici olurken, Atatürk ve Türk Milliyetçiliğine karşı azılı bir düşmanlık sergiliyordu.
Taze mühtedi Von Bommel, daha sonraları başbakan sıfatıyla Türklüğün başına musallat edilen belanın fikri referans edineceği kitabıyla(Korte İnleiding Tot De Geschiedenis Van Türkije)

    Türkiyelilik üst kimliği altında, 36 ayrı etnik kimlik söylemini ortaya atarak, Türk Milli kimliğinin bütünlüğünü de didiklemekteydi.

Ne hikmettir ki ta gençliğinden beri Yahudi aleyhtarlığı yapan başbakan, Mossad ajanı Alon Liel tarafından yazılan kitapla övülüyor, övülmekle de kalmayıp yere göğe sığdırılmıyor ve hatta kutsanıyordu.
Başbakanı öven sadece Alon Liel mi?
CİA istasyon şefleri Fuller, Abromowitz, Makowski, Perle vs.. de Tayyibi övmede birbirleriyle yarışıyorlardı?!
CİA istasyon şefi Graham Fuller yakın dostu, işbirlikçisi ve kankası Prof. Şerif Mardin’i said-i nursi hakkında kitap yazmaya teşvik ederek bu hizmet ve çalışmalarının karşılığını, gayet cömertçe, CİA kasasından karşılıyordu.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)


(Devamı bir sonraki iletidedir
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:54:44
(Önceki iletinin devamıdır.)

Nurculuğun etkili kanaat önderlerinden Mehmet Fırıncı namında ki zat da, yol başçısı kürt sait gibi, bekârlığı düstur etmiş ve altmış yaşına kadarda bu düsturunda karar kılmışken, birden bire ne oluyorsa, altmış yaşında erkekliği depreşmiş olmalı ki(!) 1985 yılında, Şükran Vahide adlı, kendisinden çok genç bir kadınla evleniyordu.
Nurcu önder Mehmet Fırıncı’ya bekârlık orucunu bozduran Şükran hatun kimdir, necidir diye sorup soruştururken bir de neyle karşılaşırsınız?
Meğer Şükran Vahide de 1982 yılında hidayete ermiş Mary Weld adında bir mühtediymiş.
İngiliz Mary’nin de ilgi ve uzmanlık alanı kürt sait ve risaler üzerine.
Aman Tanrım!
Şu aşka bakar mısın? Elin İngiliz’i bile kırk yıllık dinini terk edip yarın cennette kırk nuriyle ödüllenecek bir mümine olup çıkıyor?!

Bir başka mühtedi ki bu zat-ı muhterem notaların diliyle, ezgilerin sesiyle mümin gönüllerin kapısını aralamayı başarabilmiş ender şahsiyetlerden birisi(!)
Neşideler Neşidesi adlı besteyle, başta fetullahçılar olmak üzere, hemen bütün cemaatlerin gönlünü fetheden Ali Ufki adlı zatın asıl adı Wojciech Bobowski olan bir Yahudi olduğu anlaşılıyordu.
Eski Yahudi, taze Müslüman bu mühtedinin meşhur bestesi Neşideler Neşidesi’nin Tevrat’ın bir bölümü olduğu ise cemaatler tarafından hiç mi hiç fark edilmiyor ya da, fark edilse bile, önemsenecek bir şey olarak görülmüyor.
Ali Ufki adını alan mühtedi Yahudi Wojciech Bobowski sadece Tevrat bölümlerini müzik eseri olarak bestelemekle kalmıyor, İncil ve Tevrat’ı da Türkçeye çevirerek misyonerlerin hizmetine sunuyordu.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:56:00
(Önceki iletinin devamıdır.)

Mühtedilik modasının dikkat çeken bir siması da Ian DALLAS Abdulkadir es-Sufi ismini alarak imana kavuşan İngilizdir.
Abdulkadir es-Sufi’de (Ian DALLAS) İslam’a geçer geçmez Cihat adlı bir kitap hazırlayarak eski düşmanları, yeni din kardeşlerine cumhuriyet, laiklik ve Atatürk’e karşı nasıl savaş verileceğinin ve halifeliğin yeni baştan tesisinin yollarını gösteriyordu.
Abdulkadir es-Sufi’nin (Ian DALLAS)Cihat adlı kitabı Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı Nabi Avcı’nın sahibi olduğu Yeryüzü yayınevince basılıp dağıtılıyordu.
İngiliz mühtedi Abdulkadir es-Sufi’nin (Ian DALLAS) milli kimlik, milli bayrak ve milli marşa karşı, İslam(!) adına geliştirdiği kavramlar, başta başbakanın “beynimin yarısı” diye tanımladığı HADEP’te genel başkan yardımcılığı da yapmış olan kürtçü siyasal İslamcı Mehmet Metiner ve diğerlerince sermaye ediliyordu.
Bir başka İngiliz Martin Lings’de hidayete ererek(!) Ebubekir Siraceddin adını alıyordu.
Önceleri keskin bir Protestan iken Protestanlığı da protesto edip ateistliğe intikal eden Martin Lings dünya dinleri üzerinde araştırma yaparken birdenbire İslam’ı seçip mühtediler safındaki yerini alıyordu.
Bütün mühtediler gibi Martin Lings’de İslam bilimleri üzerine otoritesini ispat edip(!) İslam Peygamberinin hayatını anlatan “Hz. Muhammed’in Hayatı” adlı eseriyle Müslümanlara peygamberlerini öğretmiştir(!)
Dünün İngiliz Protestanı Martin Lings’ iken imana gelip Ebubekir Siraceddin adını alan mühtedi, İslam adına gösterdiği gayretleri ve neşrettiği kitabı nedeniyle “Siret Ödülü”nü almaya hak kazanıyordu.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:57:43
(Önceki iletinin devamıdır.)

Muhammet Esed, gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudi ise diğer mühtedilerden bir adım daha öte geçip, Kur’an Tefsiri işine el atıyordu.
Oysaki Kur’an tefsiri yapabilmek daha çocukken başlanan zor ve zahmetli bir eğitim ve üstüne üstlük de onlarca temel bilim dalında uzmanlık gerektiren bir iştir.
Ne diyeceksiniz adam imana kavuşur kavuşmaz İslami bilimleri yalayıp yutmuş ve bizim Müslümanların yapamadığını(!) yapmış.
Yapılacak tek şey alkışlamak(!)
Muhammed Esed ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss işi Kur’an tefsiriyle sınırlı tutmuyor, İslam toplumlarına yol gösterici kitaplara da imzasını atıyordu.
Yolların Ayrılış Noktasında İslam, Mekke’ye Giden Yol ve İslam’da Yönetim Biçimi adlı kitaplarıyla İslam âleminde âlimliğini(!) tescilleyen Muhammed Esed ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı mühtedi bu kitaplarının eksenini milliyetçiliğin kötülenmesi esası üzerine oturtuyordu.
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedisi milliyetçiliği karalama ve köreltmekle kalmayıp işi bir adım daha ileri götürerek:

    “Hükümetler şeriatın omuzlarına yüklediği amaçları gerçekleştirdiği müddetçe bütün vatandaşların ona bağlı kalması konusunda mutlak hak sahibi olur ve halk üzerinde kolaylıkla ve zorlukla, hoşa giden veya gitmeyen her konuda itaat istemeye hakkı vardır. Müslüman’a düşen şer’i hükümetle bir ve beraber olmak, onu devamlı desteklemek, ona yardımcı olmak ve bu birlik uğruna tüm fayda, zevk ve dünya mallarını ve gerektiğinde hayatlarını feda edebilmektir.”

Diye siyasal İslamcı yöneticilere ışık tutuyordu.
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedinin fikirleriyle en çok etkilediği kişilerin başında yer alan başbakan Erdoğan’ın söylem ve eylemleri hocası ve akıl danesininkiyle birebir örtüşmüyor mu?
Ne diyordu başbakan?
“Ulemaya danışılacak. Ulema ne diyorsa o olur!”
“Buna mecelle (şeriat hukuku) karar verecek!”
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedinin:

    “Allah ve Resulü adına insanları yöneten ve şeriatın emirlerini yerine getiren hükümet, halkın ve devletin selameti böyle bir uygulamayı gerektirecek olursa, kişilerin hayatları ve malları dâhil olmak üzere, halkın sahip olduğu her şeye el koyabilir”

fetvası anında Türkiye’de ki siyasal İslamcılarda yankı bulmakta, bu fetva temeline dayalı olarak kendilerinden olmayan ya da yanlarında bulunmayan herkesin malları üzerinde kendilerini hak sahibi olarak görebilmektedirler.
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedi verdiği fetvalar zincirlerin bir tanesinde de “başkanlık sisteminin İslami bir uygulama” olduğuna hükmedecek ve bu fetva başbakanda anında yankı bulacaktı.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:58:24
(Önceki iletinin devamıdır.)

2010 yılı nisanında Vakit Gazetesinde çıkan bir habere göre İstanbul Bağcılarda dünya çapında araştırmacı ve İslam entelektüeli olan üç kişinin İslam Peygamberini anlatacakları duyuruluyordu.
Bu üç kişi ise şunlardı:
1-Ebubekir Siraceddin ya da gerçek adıyla Martin Lings,
2-Ahmad Vıcenzo adını alan ve Şazeli Şeyhi Kont Abdulhahid Pallavaci vasıtasıyla hidayete eren ve bu ermişliğin verdiği hızla “İtalyan Entelektüeler Derneğini kuran İtalyan mühtedisi Gianpiero Vincenzo.
3-Abdulhakim Murad ya da gerçek adıyla Tim Vinter adlı İspanyol.

Ne güzel değil mi? Elin dünkü gâvuru doğru yolu bulup hidayete eriyor(!) ve bununla da kalmayıp İslam alanında allame olup İslam’ı Müslümanlara anlatıyor, hem de Türkiye’de, Türk Müslümanlara?!

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 20:59:03
(Önceki iletinin devamıdır.)

Yahudilikten İslam’a geçme modasının en dikkat çeken isimlerinden bir tanesi de Meryem Cemile adını alan Margaret Marcus'dur.
Asıl adı Margaret Marcus olan Amerikan Yahudisi dişi evliya(!) Meryem de diğer mühtediler gibi işini gücünü bırakıp İslam adına araştırmalar yapıyor ve bu araştırmaları makaleler, kitaplar halinde Müslümanların İslam’ı daha iyi öğrenmeleri(!) için neşrediyordu.
Dişi evliya Yahudi mühtedisi Meryem’de ne hikmetse İslam’la tanışır tanışmaz fikirlerini “milliyetçilik son derece tehlikeli ve kötü, ümmetçilik gayet güzel ve tek kurtuluş yolu” esası üzerine ikame ediyordu.
Dişi evliya Meryem’in marifeti bunlarla da sınırlı değildi.
Yahudi mühtedisi Meryem yazdığı “Feminist Hareketlere Karşı Müslüman Kadın” adlı kitabıyla kadının olması gereken yeri belirliyordu.
Meryem’e göre Müslüman kadının yeri “EVLERİ”dir.
Meryem Cemile’den ilham alan Türkiyeli dindaşları siyasal İslamcılar işi bir adım daha ileri götürüp kadının yeri olarak “evlerinin dibi” yani “mutfak ve yatak odası” olarak belirliyorlardı.
Müslümanlığı seçmiş(!) olmasına rağmen Meryem Cemile’nin bütün giderleri ve kitaplarının basım finansmanı ABD’de bulunan Yahudi lobilerince karşılanıyor, Meryem’in milyonlarca adet basılan kitapları bütün İslam ülkelerine bedava olarak dağıtılıyordu.
Meryem Cemilenin fikirleri özellikle Araplar arasında öylesine yer tutuyordu ki “tu kaka yapılan milliyetçilik” terk ediliyor İngiliz, Fransız ve İtalyan işgal ve sömürülerine karşı hiç bir direnç gösterilmediği gibi bir avuç Yahudi’nin kurduğu İsrail, otuz küsur devleti olan, 400 milyonluk Arap dünyasını şamar oğlanına çeviriyordu.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:00:09
(Önceki iletinin devamıdır.)

Mühtedilerin şırınga ettikleri “milliyetçilik kötüdür” “hilafet ve ümmetçilik iyidir” afyonu Türkiye’de de meyvelerini veriyor, AKP adlı küresel oyunların becerikli taşeronları tarafından “özelleştirme” adıyla Yahudilere ve haçlı batılılara satılan milli kuruluşlarımız ve topraklarımız için Türk Milleti yeterli direnci göstermiyor, daha doğrusu aldırış bile etmiyordu.
Oysaki Osmanlı’da da zihniyet AKP iktidarıyla bire bir aynıydı. Başbakanın akıl hocası ve ağabeyi Kemal Unakıtan’da dünün Osmanlı idarecilerinin ağzıyla “sattıklarımızı sanki alıp da götürecekler mi?” diyordu.
Başbakan, akıl hocası Unakıtan’ın sözlerinin üstüne cila çekip:
“TÜRKİYE’Yİ PAZARLAYACAĞIZ!”
Diye haykırıyordu!?

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:01:01
(Önceki iletinin devamıdır.)

Mühtediler listesinde daha kimler yok ki?
William Montgomer Watt; “Dinlerde Hakikat. İslami Hareketler ve Modernlik” ile “İslam ve Hıristiyanlık” kitaplarının müellifi olan bu mühtedi Yahudi, İslam’ı övüp Hıristiyanlığı yererken; dinciliği, ümmetçiliği ve halifeliğe de meth-ü senalar dizip, milliyetçiliklerin topunu birden karalamaktaydı.
Yine “İslam’ın Serüveni” adlı üç ciltlik, oldukça kapsamlı, kitapla İslam âlimliğine hızlı bir giriş yapan M.G. S. Hodgson’u, Müslümanlara İslam ahlakı öğreten, Paul Tıllıch izliyor, Paul’un peşinden de “İslam’ın Metafizik Boyutları”, “Tasavvuf”, “İslam’ı Anlamak” ve “İslam ve Ezeli Hikmet” adlı kitaplarıyla Frithjof Schoun fırtına gibi esiyordu.
Maalesef Müslümanlar kendilerine peygamberlerini anlatacak, öğretecek birisini yetiştiremediğinden(!) Müslümanların imdadına Annemarie Schimmel yetişiyordu.
Mühtedi Annemarie Schimmel de, diğer mühtediler gibi, ümmetçiliği ve halifeliği cici gösterirken milliyetçilik karşıtlığında, diğer mühtedilerden, daha da ileri gidiyordu.
Mühtedi Annemarie Schimmel’e göre milliyetçilik ve vatanseverlik; İslam Peygamberinin Mekke’yi fethinde Kâbe’den temizlediği putların, rafine edilmiş, bir başka türüydü.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:02:05
(Önceki iletinin devamıdır.)

Gerek Türkiye’de ve gerekse diğer İslam ülkelerinde, özellikle de Araplar arasında, bu mühtediler, oldukça rağbet görüyor ve Türkiyeli siyasal İslamcılar; cumhuriyete, laikliğe, milliyetçiliğe ve Atatürk’e karşı hazırladıkları programlarında bu mühtedilerin kitaplarını başucu kitabı yapıyorlardı.
Özellikle başbakan Erdoğan’ın avurtlarını şişire şişire, gözleri yuvasından çıkacakmışçasına belerte belerte, yüksek perdeden, üfürdüğü sözlerin ana eksenini; bu mühtedileri, bütün İslam dilleri olduğu gibi Türkçeye’de çevirisi yapılıp, büyük çoğunluğu, bedava dağıtılan kitaplarında kustukları ümmetçilik, halifelik, yeni Osmanlıcılık, hümanizm iyidir, güzeldir, ancak vatanseverlik, milliyetçilik, laiklik ve cumhuriyetçilik kötüdür, tukakadır fikirlerinden oluşmaktaydı.

“Ilımlı İslam” ve “Dinlerarası Diyalog” yapılamasının –daha doğrusu ABD’nin Yeşil Kuşak Projesinin ikinci etabının- Türkiye ayağını oluşturan CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen’in; 11 Eylül İkiz Kule saldırılarını bahane edip İslam devletlerinin topunu birden, daha doğrusu İslam dinini, terörist ilan edip; kendisini Tanrı’nın özel görevlisi olarak, Müslüman kanı akıtmaya memur, kutsanmış kişilik ve başında bulunduğu ABD devletini de son haçlı seferinin ordusu olarak gören Bush’un mensubu olduğu;
Hz İsa’yı Tanrılaştıran, Yahudileri seçilmiş olarak gösteren Mesihçi, radikal Protestan/Evangelist Pavlus’un-ki Pavlus’ta Yahudilikten Hıritiyanlığa geçen meşhur mühtedilerdendir- yolunda yürüyen modern haçlılığın uşaklığını yapması; Müslümanların, özellikle de Müslüman Türklerin, daha da özelde de Türkiye’nin, İslam’la vurulma oyununun en bariz göstergesinden başka bir anlam taşımamaktadır.
Başbakan Erdoğan: “Ben BOP’ un (Büyük Ortadoğu Projesi” eşbaşkanıyım diye ilan ederken - ki başbakanın eşbaşkanlığını İmarlı’da ki aşağılık da onaylamakta ve tasvip etmektedir-, gerçekte, Hıristiyan Siyonizm’inin amaç ve gayelerinin hizmetkârı olduğunu itiraf ediyordu da; gözleri olduğu halde görmediğinden, kulakları olmasına rağmen duymadığından, beyni var olduğu(!) halde düşünememiş ve idrak edememiş olduğundan bunun farkına bile varmıyor, ya da, varmamış görünüyordu?!

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:03:34
Anda yazı sana aitse helal olsun epey emek vererek hazırlamışsın. Ayrıntısına girerek anlatman daha da önem katmış yazıya.
Oğuz Yabgu

Beğeniniz için sağolun!
Yazıyı, epeyce bir kaynağı, tarayarak derledim.
Otağa; Türkçülerin başvuru kaynağı ve arşiv olsun düşüncesiyle bazı kitaplar ve önemli yazıları, asıllarına sadık kalarak ve emeğe saygı ilkesi doğrultusunda, kaynak belirterek eklediklerimizin dışında; kendi düşünce, görüş ve yorumlarımızı yansıtmayı ve özgün olmayı her zaman yeğlemekteyiz.
Dilerim, bu çalışmamızda, Türk çocuklarının seçimlerinde daha dikkatli davranmalarına ve çevrelerinde gördükleri dini yansıyışları daha iyi, değerlendirmelerine katkılar sağlar.
Bu çalışmayı hazırlamaktaki amacımız: Türk Milletine karşı dinin hangi yollardan ve ne tür sinsiliklerle, uyutucu, uyuşturucu ve öldürücü bir silah olarak kullanıldığını sergilemektir.
Otağımızda yer alan bir çok iletide bu konulara değinip, bizim Türk Milletinin diniyle, diyanetiyle, ibadet ve inançlarıyla hiç bir alıp-veremediğimizin olmadığını, defaten, yazdık.
Bizim bu konularda fikir ve inanışımızın temelini din karşıtlığı değil; din tüccarlığı, inanç istismarı ve dinin temiz kalpli Türk insanını kandırma aracı yapılarak oluşturulan sosyal toplulukları, başta Atatürk, Türk Milliyetçiliği, laiklik ve cımhuriyet olmak üzere, Türk Milletini var eden değerlere karşı bir silah gibi kullanılmaya çalışılması oyununu bozmak, en azından bizi izleyen insanımızı bu kadarıyla olsun uyundırmak, makyaj ve ambalajın altında gizlenen, kahpelik ve kalleşlikleri ortaya koymaktır.
Çok defa söyledik, yazdık.
Yine tekrar ediyorum, bizim karşı olduğumuz din ve dindarlık değil; yobazlık, din istismarcılığı, siyasal dincilik ve en önemlisi de dinin Türk milletine karşı bir silah olarak kullanılmasıdır.
Siyasal dincilerin, Türk Milleti ve devletine karşı, bölücü kürt terörünü bile, hiç tereddüt etmeden, nasıl hortlatıp beslediklerini, hepimiz, yaşayarak ve acılarını ta yüreğimizin derinliklerinde duyarak, görmekteyiz.
Türk Milliyetçiliğinin, Türkçülüğün, en belirgin vasfı olan Türk Milletine ait değerleri koruyup, kollama inanışı doğrultusunda, Türklüğün inanç değerlerinin de, asliyetine uygun şekilde, yaşanması ve yaşatılması için elimizden gelen her çabayı sarfedeceğiz.
Dilerim bizim bu içten düşünce ve endişelerimiz Türk Milletinde yankı bulur da Türklüğü; dini, inancı ve kutsal değerleriyle vurmak isteyen; sinsi, kahpe, hain ve kalleş odakların oyunları bozulup, sonuçsuz kalır.
Bunu, tüm kalbimizle, dilemekteyiz.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:05:27
Sayın Börü Kam'ın emeğine saygısızlık etmeyelim ve konunun başlığına sâdık kalalım.
Karaton

-Duyarlılığınız için sağolasın, Karaton!

Börü Kam anda, kusura bakma başlığı amacından dışarı çıkararak biraz kirlettik. Şimdiden özür dilerim.
Oğuz Yabgu

-Özür dilemenize gerek yok, Sayın Oğuz Yabgu.

Laf lafı açar derler ya, burada da öyle olmuş ve konu bir anda başka bir mecraya doğru kaymış.

Ben bu konunun olabildiğince çok kişi tarafından okunması ve dikkate alınmasını arzulamaktayım.
Başlığın taşıdığı mesaja uygun olmayan iletiler, sizler de takdir edersiniz ki, konunun takibini zorlaştırıyor.

Ama sizlerin de değindiği gibi Osmanlıcılık denilen anlayış, "Neo Osmanlıcılk" ya da Türkçe karşılığıyla "Yeni Osmanlıcılık" adıyla piyasaya sürülmek istenmektedir.

Bu gayretin sahipleri bu eylemlerini, Osmanlının mükemmelliği ve Türklük adına çağrıştırdığı büyüklük duygusunu yaşatmak adına yapmıyorlar.
Siyasal İslamcıların Osmanlıcılığı; kozmopolitlik, çok dillilik, çok dinlilik, çok kültürlülük ve idari yapıda eyalet sistemini istiyor olmalarından ötürü model ve referans yapılmaktadır.

Yani işin içinde yine bir haysiyetsizlik ve namussuzluk yatmaktadır.

Osmalıcılık söyleminin Türk Milleti nezdinde büyük topraklara sahip olmak ve dünyanın en büyük devleti gibi çağrışımlar yaptığından, bilinç altındaki bu boşluktan yararlanılarak, laik Türkiye Cumhuriyeti Devletinden gedikler açıp, bu gediklerden hareket ederek "Amerikan Şeriatı" adını verebileceğimiz "Ilımlı İslam Devletini" kurmak amaçlanmaktadır.

Yani Osmanlıcılık söylemleri de, oyunun içinde başka bir Alicengiz oyununun makyajı ve ambalajı yapılmak için dillendirilmektedir.

Kısmet olursa bu konuya daha başka verilerde ekleyerek maksadımızı gerçekleştirmeye çalışacağız.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:06:40
FETULLAH GÜLEN’DEN PAPA'YA MEKTUP:

Pek muhterem Papa cenapları,

Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahsettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.

    Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarasi Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.

Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle,zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah’tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarasi diyaloga yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.

    Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.

Gecen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarasi barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinlerarasi diyalog konusunda Vatikan’ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.

    Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu’daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlik önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve sevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs’ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adim teşkil edebilir.

Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa’nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

    Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim’in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi’ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şümullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.

Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb’e şükürler olsun.

M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:07:49
İslam âleminde İbrâhim Birâder olarak da bilinen Louıs Massignon 1883-1962 yılları arasında yaşamış bir Fransız’dır.

Louıs Massignon İslam gizemcisi Hallac-ı Mansur hakkında yazdığı:

    1. La Passion de Hallâj, Martyr Mystique de l'Islam (İslâm'ın Sûfî Şehidi Hallac'ın Izdırâbı 4 cilt),
    2. Essai sur les Origines du Lexique Technique de la Mystique Musulmane (İslâm Tasavvufunun Teknik Sözlüğünün Kökenleri Hakkında Deneme),
    3. Les Trois Prières d'Abraham (Hz İbrâhim'in Üç Duası),
    4. Akhbar al-Halladj (Hallac'dan Haberler),5.Hoceїn Mansûr Hallâj: Diwan (Hüseyin Mansûr Hallac: Dîvan)


Adlı kitaplarla İslam âleminde büyük bir saygınlık kazanarak, İslam gizemciliği(Tasavvuf) alanında, otorite olarak görülmüştür.

Papa XII. Pius, Louıs Massignon’u, "Katolik bir Müslüman" olarak tarif etmiştir.

    1906 yılında Mısır’da Kāhire Şarkî Arkeoloji Fransız Enstitüsünde göreve başlayan Louıs Massignon’un yaptığı çalışmalar Osmanlı yönetimince casusluk olarak değerlendirilerek 1908 yılında tutuklanmıştır.

Louıs Massignon ünlü İslam âlimi Alusi’nin kefaletiyle serbest kaldıktan sonra Fransisken Tarîkatına girip, bu tarikatın sivil papazlığını yapmaya başlamıştır.

    1909 yılında Kāhire'de El Ezher'e felsefe öğrencisi olarak kaydolan Massignon 1912-1913 de Kāhire'de yeni Fuad Üniversitesi'nde misâfir profesör sıfatıyla, arapça olarak, "İslâm'da Felsefî Doktrinler" hakkında dersler vermeye başlamıştır.

1914'de yeğeni(!!!) Marcelle Dansaert ile evlenen Louıs Massignon sonra Fransa'nın Şark Ordusu'nda önce Gelibolu savaşında ve daha sonra da 1917-1919 arasında Fransızlar ile İngilizlerin ortak Sykes-Picot misyonunda meşhur İngiliz casusu Lawrence'ın faaliyetlerini yakından izlemekle de görevli istihbarat subayı olarak çalışmış ve 9 Aralık 1917'de düşen Kudüs'e Lawrence ile birlikte girmiştir.

    1928 yılına kadar Fransız İstihbârat Servisi için kaleme aldığı raporlar Arap milliyetçiliği, Arap dili ve Suriye’deki Fransız Mandası'nın sorumlularının hataları hakkındaki isabetli tespitlerini dile getirmektedir.

Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra "Revue du Monde Musulman" (Müslüman Dünyası Dergisi) adıyla bir dergi kurarak direktörlüğünü yapmıştır.

    1919-1924 arasında Collège de France'da Le Châtelier'nin profesör vekili olarak çalıştıktan sonra 1926 yılında, aynı yerde, kürsü profesörü olarak atandığı "İslâm Sosyolojisi Kürsü"nde 1954 yılında emekli oluncaya kadar ders vermiştir.

"İslâmî Araştırmalar Dergisi"ni de kuran Louıs Massignon "Kahire Arap Akademisi"ne üye seçilmiştir.

Louıs Massignon 1934 yılında Mısırlı bir hıristiyan olan Mary Kahîl ile birlikte Dimyat/Mısır'da "Bedeliyye" adını verdiği, duaya ve Müslümanlara ferâgat-i nefs ve bir kardeşlik bağı ile yaklaşmaya dayanan, Hıristiyanlara mahsus bir hayır cemiyeti kurmuştur. Bedeliyye'de Hıristiyanlar, özellikle, Cuma Namazı'na denk düşen bir eş-zamanlıkla "İslâm-Hıristiyan kardeşliği" için dua etmekteydiler.

    Gene Mary Kahîl ile birlikte 1940 yılında Kāhire'de, ömrünün sonuna kadar sıkı sıkıya sarılacağı yönlendirici bir fikir olarak "İbrâhimî misâfirperverlik" adına, Hıristiyanlık ile İslâm arasında bir karşılaşma ve diyalog zemini oluşturmak üzere “Dārü-s Selām Kültür Enstitüsü” 'nü kurmuştur.

II. Vatikan Konsil'inde Musevîlik ile ilgili bir karar metninin Hıristiyanlık dışı diğer dinlere ve özellikle İslâm'a da açık olması husûsunda, Konsil üyesi olmamasına rağmen, Papa VI. Paulus ile Konsil'in üyesi papazları tahrik ve ikna eden Massignon olmuştur. "Nostra Aetate Deklârasyonu" denilen bu metin, Katolik Kilisesi'nin Müslümanlar hakkında olumlu beyanda bulunan ilk resmî belgesidir.

Massignon'un Mısır'da sıkı dostluk kurduğu şahıslar arasında: 1945-1947 döneminde El Ezher'in rektörü olan Şeyh Mustafa Abdürrâzîk; ve bu zâtla taban tabana zıd bir tutum içinde bulunan, müfrit modernizm yanlısı, 1950-1952 arasında Mısır Millî Eğitim Bakanı görevinde bulunmuş olan Tâhâ Hüseyin ve kendi sadık öğrencisi olan, II. Vatikan Konsili'nin Müslümanlara bakışını değiştiren metnin Konsil içindeki gayretleriyle zeminini pekiştiren Peder Georges Chehata Anawati önemli yer tutmaktadırlar.

    Misyonerlik ve oryantalizm faaliyetleri birbirinin devamı ve tamamlayıcısı durumundadır.

Diyalog ise; misyon faaliyetleriyle İslam ülkelerinin başta hadisler ve sünnet müessesi olmak üzere pek çok konuda kafası bulanmış ve şüphelerle dolmuş halklarını kilisenin kurtarıcısı (!) eline teslim edebilme gayretlerinin adıdır.

Nitekim Dinlerarası Diyalog fikrinin babası olan, İslam tasavvufu ve bilhassa Hallac-ı Mansur üzerine çalışması bulunan Louıs Massignon:

    “Onların (Müslümanların) her şeylerini tahrif ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. İntihar ve anarşi için olgun hale geldiler”

Demektedir.

Hayatını İslam’ın içinde olduğunu düşündüğü Hıristiyanlık unsurlarını bulmaya adayan ve çalışmalarını hep bu maksatla yapan bu şahsın ortaya attığı "diyalog" fikri günümüzde uygulamaya konmuştur.

    Müslümanlara yön ve yol göstericilik rolünün piri ve üstadı sayılan İbrâhim Birâder takma adlı Louıs Massignon siyasal İslamcıların en tehlikelisi sayabileceğimiz "Ilımlı İslam" ya da "Dinler Arası Diyalog" girişimlerinin fikir babasıdır.

Sarıklı kardinal, CİA’nın kucağında ki yosma Fetullah Gülen’ in himayesinde düzenli olarak yapılan adına “Amerikan Şeriatı” da diyebileceğimiz “Ilımlı İslam” düşüncesinin gerçekleştirilmesine matuf “Dinler Arası Diyalog” çalışmalarının Türkiye ayağını teşkil eden “Abant Platformu” Louıs Massignon’un siyasal İslamcılara açtığı yolun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine işletilen, en kapsamlı ve tesirli, kurumu konumundadır.

TTK.

Üçoklu Börü Kam
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:09:03
SİYASAL İSLAMCILIĞIN EN SİNSİ ve TEHLİKELİ ŞUBESİ FETULLAH'IN BATİNİ ve BAHAİ ŞİFRELERİ:

Bilindiği gibi İslam, çok eski inanç ve kültürlerin yaşadığı coğrafyaların içinde zuhur etmiştir.
İslamiyetin zuhur çağında, Mecusilik ve Zerdüştlük bu coğrafyanın en eski inanç ve kültürüydü.
Hızla yayılan İslam, bu eski inanç ve kültürleri de etkisizleştirip dini-siyasal kimliğini hâkim kılmıştır.
İslam’ın bu baskınlığı karşısında binlerce yıllık birikime sahip olan Zerdüşt ve Mecusi din adamları kolay pes etmeyip, yeni taktik ve yöntemler geliştirerek varlıklarını sürdürmenin ve bu arada da İslam’dan intikam almanın yollarını aramışlardır.

    Günümüz siyasal İslamcılarının en birinci başvuru yolu olan “takiyye” vaktiyle Zerdüşt ve Mecusilerin İslam’a karşı geliştirdikleri “kimliklerini gizleme” “amaçlarını belli etmeme” taktiğinin adıydı.

Gerçek niyetlerini gizleyerek İslam’ın içine sızan bu eski inanç mensupları, zaman içinde, bunu sistematik bir yol ve yöntem haline getirmişlerdir.

Özellikle en eski medeniyetlerden birisi olan Pers (bu günkü İranlıların ataları) coğrafyasında şekillenen ve hayat bulan fikir cereyanları çeşitli tarikat ve cemaat organizasyonlarıyla dini, etnik ve siyasal yapılar kurmuşlardır.

    Bu yapılanmaların hemen hepsinin şemsiye ve çatısı Bâtıniliktir.

Birçok İslam tarihçisi ve bilgini Bâtıniliği “Mecusilik ve Zerdüştlüğün İslam’dan intikamı” olarak nitelemektedir.

Batini akım önce Zerdüştlüğün içinde proto-sosyalist ve reformcu bir din anlayışına sahip olan "Mazdekçilik" olarak belirmiştir.
Aynı zamanda sıkı bir Pers milliyetçisi tavırlar sergileyen Mazdek’e göre kâinatta; ışık ve karanlığın çekiştiği düalist bir yapı vardır.

    Mazdek'e göre Işık; iyiliği, güzelliği, karanlık ise; şeytanı ve kötülüğü temsil etmektedir. (Fetullahın Işık evlerinin esin kaynağı Mazdekçiliktir)

Batini gizemciliğinin Mazdekçiliği takip eden silsilesi, isimleri değişse de- ki bu isim değişiklikleri hâkim güçlerin (İslam devletinin) Bâtıniler üzerindeki takibatı nedeniyle sık sık kesintiye uğraması sonucunda yeni bir kişi ve adla yeni baştan sahneye çıkmasından kaynaklanmaktadır- amaç ve felsefesi aynı olan "Hürremilik", "Babek", "İsmailiye", "Haşhaşiye" (Hasan Sabah), "Hurufîlik", "Cavidaniye", "Babilik", "Bahaîlik" adlarıyla bir öncekinin daha da geliştirilmiş devamı olarak günümüze kadar devam etme ve yaşama becerisini göstermiştir.

    Batınîliğin en belirgin özelliği; yasak kimliklerini saklayarak, “takiyye” yapmalarıdır. Batınîler tarih boyunca “takiyye” yaparak gerçek "inançlarını gizlemiş", "Müslümanlarla kaynaşmış" ve "devleti içten içe fethetmeye çalışmışlardır". (Bu gün Fethullahçıların yaptığı gibi...)

Biz, bu incelememizde; CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah’ın, evvelinde Batinilikle başlayan ve asırlar boyunca değişik kişiler eliyle, başka başka ad ve namlarla, silsile silsile, devam ederek en sonunda dünya dini olma iddiasına kadar ulaşan Bahaîlikle irtibatını ortaya koymaya çalışacağız.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrı Bey - 20 Mart 2011, 21:09:39
(Bir önceki iletinin devamıdır)

Yasak kimliklerini saklayarak, yani "takiyye" yaparak, saf ve dindar Müslümanlarla kaynaşıp, onlara zaman içinde yavaş yavaş kendi amaçları doğrultusunda fikir enjeksiyonu yapan Bâtınilerin bu taktikleri daha da modernize edilip, çağın gereklerine göre yeni rötuşlar yapılarak, Nurcu-Fetullahçılar tarafından, etkili bir şekilde uygulamaya konulmuştur.

    Fetullahçılar bir kişiyi markaja almadan önce o kişiyle ilgili olabildiğince çok bilgi toplayıp, elde edilen bu bilgiler doğrultusunda hedef kişinin beğeni, zaaf, hassasiyet vb. gibi yönlerine göre bir yaklaşım tarzı ortaya koyarak kişiyi elde etmektedirler.

Bu noktada Fetullahçılar tam bir bukalemun karakteri sergilemekte markaja aldıkları kişinin ne yapıp edip bir zayıf yönünü bulup o açık kapıdan içeri girmektedirler.

Askeri okul örgencilerinin izin günlerinde gidip geldikleri yerlere, lokanta, cafe, vs, dekolte giyinmiş, degaje ve yırtmaçlarıyla tahrikkar ve davetkar kızları kullanarak bu subay adayı gençleri elde etmeye uğraşmaktadırlar.

Bu gayr-i İslami ve ahlak dışı tavır Fetullahçılıkça mübah ve hatta cinselliklerini kullandıkları kızların ibadet ettiği, zira amacın “kör deccalin” (tövbe haşa bu Atatürk oluyor) kurduğu küfür düzenini yıkmak olduğunu ileri sürmektedirler.

    Bu yönüyle Fetullahçıların uygulaması Batiniliğin en azgın kolu olan "Haşhaşilik"le (Hasan Sabah) örtüşmektedir.

Oysaki İslam’ın önemli simalarından birisi olan- ki İslam peygamberinin amcaoğlu ve damadı- Halife Ali “hak olan davaların batıl vasıtaları olamaz!” diyerek İslam adına “kutsal(!) günahlar” işlemenin yolunu tıkamıştır.

Batini geleneğin en derin iz bırakan kollarından olan "Cavidaniye" tarikatın kurucusu olan Fazlullah’ın "Cavidanname"si ve Babilerde şeyh Muhammed Bab’ın kitabı olan "Kitab-ün Nur" Kur’an kabul edilmektedir.

    Ne hikmetse, Saidi kürdinin Risale-î Nur’u; gerek isim olarak ve gerekse cemaatin gösterdiği saygı bakımından ve daha önemlisi de içerik olarak Babilerin Kitab-ün Nur adlı kutsal kitabına çok benzemektedir.

Türkiye’deki Nurculara göre, Kuran anlaşılması zordur. Bu nedenle müritlere Nur Risaleleri önerilir.
Risalelere adeta ikinci bir Kuran muamelesi gösteren Fethullah ve avanesi, bu anlayışlarıyla daha işin başından Kur’anın tek kitap olma özelliğine aykırı hareket etmiş olmaktadır.
Fethullah’ın; “İlimler sahasında meselenin temel esprisini ise Bedîüzzaman’ın (Saidi kürdinin) mülahazasında buluruz. Şöyle der Bediüzzaman: Allah’ın iki kitabı vardır. Biri kâinat kitabı, diğeri Kur-an’ı” sözleriyle “kainat kitabı” olarak Saidi kürdinin risalelerini kastetmektedir.
Nurcu-Fetullahçı anlayışın bu uygulaması nurculuk içinde İslam’ın en temel kaynağı olan Kur’anı ikinci plana atmakta ve neredeyse gereksiz kılmaktadır.
Çünkü Nurcu-Fetullahçı yol için lazım gelen her şey üstatların (saidi kürdi ve Fetullah) kitaplarında mevcuttur.

İslam âlemine “Amerikan şeriatı” adını verebileceğimiz “ılımlı İslam modeli”ni dayatmaya çalışan CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen’in taşıdığı "Fetullah" adı da Batini-Bahaî şifrelerden bir tanesidir.
1844 yılında İran Şahına suikast düzenleyen Batini-Bahaî fedaisinin adı da Fetullah Kami’dir
Bu bir tesadüf değildir.
Çünkü CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen’in ailesi, Fetullah Kami adlı Batini-Bahaî fedaisinin İran şahına karşı düzenlediği başarısız suikast nedeniyle, Batini-Bahaî tarikatına karşı, başlatılan takibat ve cezadan kurtulmak amacıyla, İran’dan Türkiye’ye, Erzurum’a, göç etmişlerdir.

    CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen’in mahlas (takma ad) olarak birçok yazı ve kitabında kullandığı “Dahhak” adı da İran Şahı Cemşit’i testereyle keserek öldüren bir Bahainin adıdır.

Kendisini Batıni kutsiyetiyle görevli addeden CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen’de, aynı mezhep ve dindaşı Dahhak gibi, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini var eden kişi, güç ve iradeyi (kör deccal (tövbe haşa) olarak adlandırılan Başbuğ Atatürk, Türk Milleti ve Türk Milliyetçiliği) yok etmek emelindedir.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)

(Devam edecektir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 04 Temmuz 2011, 14:10:05
Bu konuya bir soru ile devam etmek istiyorum.

Şöyleki:

Türk Milleti ve devleti aleyhine, nurculuk adı verilen sapkınlığı başlatan saidi kürdinin; en sadık ve etkili takipçisi, CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen'in, konuşma ve kitaplarında, "coşkun bir lisanla bahsettiği Muhammet", kim olabilir?

Sevgili Gökbörüler!

Araştırma sonuçlarınızı ve tahminlerinizi eklemenizi bekliyorum.

Bakalım "fettoşun Muhammed"i kimmiş?

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Selim Pusat - 04 Temmuz 2011, 14:18:20


CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen


Bu adama cuk diye oturan bir tabir olmuş.
Ayrıca verilen bilgiler çoğu site de olmayan bilgiler kesinlikle kaynak olacak yazılar.
Ellerinize sağlık soydaşım.
Lafı gediğine koymuşsunuz.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 12 Eylül 2011, 14:45:26
http://www.youtube.com/watch?v=eXvSHr4qrg0
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 12 Eylül 2011, 14:46:07
http://www.youtube.com/watch?v=mf-kep7QWQ0
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 12 Eylül 2011, 14:50:30
Fethullah Gülen Gerçeği (iki yüzlü münafık )

http://www.youtube.com/watch?v=XXHxX91loYw
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 12 Eylül 2011, 14:57:15
http://www.youtube.com/watch?v=ONHMfepXEQM
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 12 Eylül 2011, 15:04:17
Gülen'in çiftliği !!! AMERIKA - Pennsylvania

http://www.youtube.com/watch?v=nhj1GQKMlcw
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 04 Aralık 2011, 16:13:01
Bu konuya bir soru ile devam etmek istiyorum.

Şöyleki:

Türk Milleti ve devleti aleyhine, nurculuk adı verilen sapkınlığı başlatan saidi kürdinin; en sadık ve etkili takipçisi, CİA’nın kucağındaki yosma, sarıklı kardinal Fetullah Gülen'in, konuşma ve kitaplarında, "coşkun bir lisanla bahsettiği Muhammet", kim olabilir?

Sevgili Gökbörüler!

Araştırma sonuçlarınızı ve tahminlerinizi eklemenizi bekliyorum.

Bakalım "fettoşun Muhammed"i kimmiş?

TTK.
Siyasal İslamcılığın en sinsi ve tehlikeli şubesi olan fettoşçuluk konusuna, araya başka konular eklemek zarureti doğduğundan, bir süre sonra, kadığımız yerden, devam edeceğiz.

Şimdi birer birer siyasal İslamcılığın uluslararası temsilcilerini ele alacağız.

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 04 Aralık 2011, 19:48:36
Şeyh Nazım Kıbrısi

(https://hunturk.net/forum/rsm/3190-seyh-nazim-kibrisi-22-1323010754.jpg)

Adından da anlaşılacağı gibi, yavru vatan Kıbrıs'ın bağrından çıkarak kendisini İslam dünyasına(!) ve de bütün insanlığa(!) hizmet(!) etmeye adamış hâlihazırda İngiliz vatandaşı olan şahıs.

Şeyh Nazım ilk defa Kıbrıs Türklüğünün, Dr. Fazıl KÜÇÜK önderliğinde, yaşam ve bağımsızlık mücadelesi verdiği 1950-1960 yılları arasında İngilizler lehine casusluk yaptığı şüphesiyle dikkatleri üzerine çekmiştir.
Nitekim Kıbrıs Türklerinin lideri Dr. Fazıl KÜÇÜK Şeyh Nazım hakkında Türkiye istihbaratının da yardımlarıyla yaptığı tahkikatta geleceğin büyük şeyh hazretleri(!) Nazım'ın Türkler aleyhine İngilizlere casusluk yaptığı belgelenir ve "vatana ihanet" suçuyla, Kıbrıs'tan çıkartılır.
Nazım Beyin, o zamanki adı Milli Emniyet Teşkilatı olan- şimdi MİT- kurumdaki dosyası bir hayli kalın ve faaliyetleri bir hayli kabarıktır.
Geleceğin büyük şeyhi Nazım'ın Kıbrıs'tan "vatana ihanet" gerekçesiyle sürülmesini İngiliz Hükümeti şiddetle protesto etmek suretiyle, bir bakıma, Nazım'ın kendi nam-ı hesaplarına casusluk yaptığını teyit etmiş olurlar.
Nazım'ın "vatana ihanet" suçuyla sınır dışı edilmesinin ardından İngiltere müstakbel şeyh efendiye(!) hemen sahip çıkarak Nazım'ı İngiliz vatandaşlığına kabul etmekle kalmayıp bir de süper lüx özel ikametgâh tahsis edip (tıpkı Pensilvanyalı fettoş gibi) İslamlık(!) ve insanlık(!) için yapacağı hayırlı ve bereketli hizmetleri için dolgunca bir maaş ve İngiliz devleti örtülü ödeneğinden dilediği kadar kullanabileceği fon bağlarlar.
Haydi bre Nazım kim tutar seni!
Ve Kıbrıs’tan "vatana ihanet" suçuyla sınır dışı edilen Nazım İngiliz İstihbaratı tarafından sıkı bir eğitime tabi tutularak başına sarık, sırtına cüppe geçirilerek Şeyh Nazım Kıbrisi Efendi Hazretleri adı ve kimliğiyle salınır İslam coğrafyasının bereketli iklimine....
Şeyh Nazım Kıbrisi'nin İngilizleri başta Türkiye olmak üzere İslam âlemine Müslüman dostu ve İslam hamisi gibi sevecen göstermenin yanı sıra İngiliz kraliyet ailesini "gizli Müslüman" göstermek gibi özel bir çalışma sahası dikkati çekmektedir.

İşte Şeyh Nazım'ın incileri:
Tony Blair hafız-ı Kur'an’dır. (Yani İngiliz başbakanı Tony İslam’ın kutsal kitabı Kurân-ı Kerimi ezbere bilmektedir.)
Müstakbel İngiliz kralı prens Charles sünnet olup, İslam’la şereflenerek Hüseyin adını aldı!!!
İngiliz kraliyet ailesinin tamamı Müslüman ve erkeklerinin hepsi de sünnetlidir!!!
İngiliz kraliyet ailesi İslam Peygamberinin 40. göbekten torunlarıdır!!!

Vay beee!
Şu işe bakar mısınız?
İngilizler İslam peygamberinin 40. göbekten torunlarıymış???
Şeyh Nazım'ın bir iki yılda bir periyodik olarak tekrar etmek suretiyle sürekli İslam âleminin sıcak gündeminde tuttuğu bu düzmece haberlerin amacı ne olabilir?
Amaç elbette ki Müslüman toplumlarda İngilizlere karşı deruni psikolojik, yani bilinçaltına yerleştirilmiş, köklü ve kalıcı bir sevgi, saygı ve sempati oluşturmaktır.
Şeyh Nazım'ın bu çabası meyvelerini vermekte İngiliz kraliyet ailesinin Müslüman oldukları tarikat ve cemaat toplantılarının en heyecanlı sohbet konuları yapılmakla kalmayıp başta Türk basını olmak üzere bütün İslam devletlerinde manşetten ve flaş haber olarak verilmekle kalmayıp İslam adına gurur ve övünç olarak algılanırken öte yandan ürettikleri eserleri olan Şeyh Nazım’ın zırvalarını büyük bir dikkat ve ciddiyetle İslam topluluklarına pompalayan İngiliz istihbaratçı ve diplomatları ne denli iyi iş çıkarttıklarının övüncünü yaşarken aynı zamanda da Müslümanların koyunluğuyla da dalgalarını geçiyorlardı.

Tabii İngiliz kraliyet ailesini İslam’la şereflendiren(!) Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin(!) şan ve şerefi(!) de, bütün bunlara doğru orantılı olarak, arttıkça artarak şeyhi hükümet ve devlet yöneticileri üzerinde derin etki sahibi yapmak ve tavsiyelerinin emir telakki edilmesi gibi bir mevkie yükseltmektedir.
Şeyh efendi de bulunduğu makam ve mevkisinin farkındalığıyla başlıyor inciler saçmaya, o inciler saçtıkça birileri şeyhin sözlerini "dürr-i yekta" (eşsiz inci) bulmuş gibi kapmakta, birileri kaptıkça da şeyhin makamı daha çok yükselip sözlerinin tesir ve itibarı fazlalaştıkça fazlalaşmakta.

İşte şeyhin Türk devlet ve hükümet yetkililerine tavsiyesi:
"TC ÖLMÜŞTÜR" Her yana ilan edin!!!

(https://hunturk.net/forum/rsm/3190-seyh-nazim-kibrisi-hukumete-tavsiyeler-1-1323013777.jpg)

Şeyh Nazım TC'nin “ÖLÜM BİLDİRİMİ”ni yapar yapmaz hemen peşinden önerileri sıralıyor.
Yani AKP'ye izleyeceği yol haritasını çiziyor.

-LAİKLİĞİ İLGA ET!(kaldır)
-OSMANLILIĞI İHYA ET! (dirilt)
-FEDERE TÜRK-KÜRT İSLAM DEVLETİNİ KUR!

TTK.

(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 04 Aralık 2011, 19:58:51
(Bir önceki iletinin devamıdır)

Şeyh Nazım Laik Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı ilk huruç hareketini (huruç: kuşatılanların kuşatanlara yaptığı saldırı) Merve KAVAKÇI'yla yapmıştı.

Aşağıdaki resimde türbanla TBMM ye girerek laik cumhuriyete alenen savaş açan Merve KAVAKÇI Şeyh Nazım'a elindeki hapları veriyor.

(https://hunturk.net/forum/rsm/3190-mervekavakci01-1323014386.jpg)

"Yalanı varsa vebali(!) diyenin boynuna ama Merve'nin elindeki hapların Viagra, olduğu ve şen dul Merve'nin muhterem ve mübarek şeyh efendi hazretlerinden mutlu bir aşk gecesi istediği ve bu aşk gecesinde şeyh efendi hazretlerinin Merve'ye bir çocuk yapma imkânı sağlayarak mübarek şeyh hazretlerinin pür-ü pak nesebinin devamını sağlamak istediğine dair şayialar yayılmıştı.)


TTK.


(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 04 Aralık 2011, 19:59:36
(Bir önceki iletinin devamıdır)


Şeyh Nazım'ın imza yerine kullandığı mührü de meşhur ve bir o kadar da dikkat çekicidir.

(https://hunturk.net/forum/rsm/3190-seyh-nazim-kibrisi-muhru-1323016573.jpg)

Bu Şeyh hazretlerinin iç içe geçmiş iki tane üçgenin oluşturduğu altı köşeli yıldız şeklindeki mührü.

Bu da meşhur Siyon Yıldızı.

(https://hunturk.net/forum/rsm/3190-siyon-yildizi-1323016974.jpg)

Benzerlikleri ne kadar enteresan değil mi?

TTK.


(Devamı bir sonraki iletidedir.)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 04 Aralık 2011, 20:00:02
(Bir önceki iletinin devamıdır)


Şeyh Nazım Kıbrısi'nin eli ve gücü hemen her şeye yettiğinden İslam’a hizmet(!) çalışmalarını dünya dışına da taşımaya başlıyordu.
İslam ülkelerinde Amerikalı astronot Neil Armstrong'un "ayda ezan sesi duydum" şeklinde sözler söylediği çokça yaygındır.
Güya astronot Neil Armstrong Kahire'de bulunduğu zaman ezan sesi duymuş ve yanındakilere " A aa ben bu sesi Ay'da da duydum" demiş!
Eee astronot Neil Armstrong derde bizim şeyh efendi gereğini yapmaz mı?
Yapmış ta!
Ay'da camii yapmak için Şeyh Nazım Kıbrısi'nin önderliğinde "Moon Temple Wolrd Foundation" (Ay Tapınağı Dünya Vakfı) adıyla bir vakıf kurulup Ay'da camii yapma işine de şeyh Nazım tarafından Dağıstanlı Nakşî önderler Absar Hacı ve Asadula Ali adlı kişiler görevlendirilmiştir.

Ne dersiniz Şeyh Nazım Kıbrısi'nin yaptığı çalışmalar sonunda İslam peygamberinin 40. göbekten torunları olan İngiliz Kıraliyet ailesi İslam aleminin başına geçip, darmadağınık bir şekilde hor ve hakir görülen ve haçlı batılılarca sömürülen Müslümanların başı dik ve onurlu kılınmasın!!!
Müstakbel İngiliz kıralı prens Hüseyin Charles geleceğin İslam Halifesi olarak İslam aleminin başına geçmesin???

Bu oyunlar dün, bu gün değil ta 130 yıldır oynanmaktadır.
İslam topraklarında, tabii ki petrolde, gözü olan haçlı batılıların tamamının başvurduğu bu oyunun belki diğerlerine göre daha ustaca ve etkili olan yeni versiyonu, Kıbrıs Türklüğüne ihanet etmesi nedeniyle sınır dışı edilen Nazım Kıbrısi adlı hain kullanılarak "Türklüğün ve İslamlığın en katı, sinsi, sistematik ve acımasız düşmanı olan ve aynı zamanda da hem tarihte ve hem de günümüzde haçlılığın omurgasını teşkil eden İngilizler"ce yürütülmektedir.

Maalesef haçlının hizmetine girmiş onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce din adamı kılıklı hain ajan Türkiye’de ve diğer İslam coğrafyalarında fink atmaktadır.

İşte adına siyasal İslamcılık denilen, gerçekteyse "haçlı batının truva atı" işlevini gören yapılanmanın altındaki gerçek budur.

Kutlu Türk Başbuğu Atatürk bu alçakların gerçek niyetlerini bildiği için "haçlı batının truva atı" sokamaması için gereken önlemleri almış ve haçlı batı emperyalizmine karşı Türk Milli Kimliği ekseninde laik bir cumhuriyet kurmuştur.

Haçlı batının emelleri önündeki yegâne engel Türklüğün Bozkurt oğlu, Kutlu Türk Başbuğu Atatürk'tür.

İşte Kutlu Türk Başbuğu Atatürk'e karşı yürütülen çirkin ve namussuz saldırıların altında yatan asıl gerçek budur.


TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Almıla - 05 Mart 2012, 00:03:56
Siyasal İslamcılığı besleyenler ve bunkü durumuna getirenler olarak 28 Şubat dönemimin iktidar, muhalefet, yönetici, bürokrat, asker, sendikacı, işadamı, televizyoncu, gazeteci vs.lerin hepsini saymak gerekir.
Şayet onlar o günlerde yalan yanlış işler yapmayıp görevlerini hakkıyla yerine getirmiş olsalardı bu gün AKP iktidarı ve ülkemizi ahtopot gibi sarıp sarmalayan cemaatçilik bu güce ulaşamazdı. Bazen karşı durur gibi davaranılarak da destekçilik yapılıyormuş. Bunu Türkiyenin 28 şubat denilen sürecinden sonra açıkça gördük. Güya Erbakan'dan kurtulacaktık, ama öyle bir iş olduki Erbakan'a rahmet okutanların pençesine düştük. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak denilen iş tam da budur işte.
TTKvY
Başlık: PROF. Hatemiden Gülen Hakkında İlginç Tesbitler
Gönderen: Antepli Bozkurt - 12 Mayıs 2012, 21:21:18
Hukuk profesörü Hüseyin Hatemi, haberx sitesinden Hülya Okur’a geniş bir röportaj verdi. Hatemi, Fethullah Gülen ve okullarıyla ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte o röportajdan ilgili bölümler.

“GÜLEN CEMAATİNDEN AMERİKAN, YAHUDİ LOBİSİNİN BEKLENTİLERİ VARDI”

Gülen Cemaati yayınlarıyla ve stratejisiyle o günden bugüne nasıl geldi bugün hatalı bulduğunuz yönü nedir?

Gülen cemaati hata yapmadı daha doğrusu gitgide iyi olma yolundayken başına akıbet geldi. Açık söylemek gerekirse Gülen cemaatinden Amerikan, Yahudi lobisinin beklentileri vardı. İlk vekaleti onları verdi. Ama Fethullah Gülen ve ekibinin hepsi bunu bilinçli olarak kabul etmediler yani onlar da bilmiyorlardı bu vekaletin anlamını. Denize düşen yılana sarılır misali baskı altındalardı. Böyle birden bire Özal vasıtasıyla yani Amerikan elçisi, Yahudi asıllı Abramovich birden Sovyet Rusya çatırdıyor, yakında Sovyetler çökecek, İran’a da Saddam’ı saldırttık ama Saddam beceriksiz çıktı, yakında Saddam da süklüm püklüm İran’dan çekilecek, bu sırada Sovyetler çökerse de İran rejimi bütün Sovyet, Müslüman topluluklarını ele geçirecek, şii olsun Sünni olsun, belki Afganistan bile İran nüfusu altına girecek. Şu halde siz Fethullah Hocaya baskı yapacağınıza, takibat altında bırakacağınıza, tam aksine, İran’la bu sefer Sünni kuşakla sınır çekmek için( Çin Seddi gibi) İran tehlikesini enterne etmek için Fethullah Hoca okulları vasıtasıyla bir nevi emperyalistlerin misyoner gönderip arkasından gitmesi gibi Türk okulları, Türk İslam okulları perdesi altında aynı zamanda İngilizce öğreten, Amerikan misyonerliği de yapan okullar açılsın, Fethullah Hoca da bir Sünni lider olarak o hareketin başında itibar görsün. Ama tabi Fethullah Hoca, kendisine bu şekilde bir vekalet verildiğinin farkında olmadan eh biraz nefes aldık diye desteklendi, genişlendi.

“GÜLEN OKULLARININ TÜRK MİLLİ MENFAATİNE HİZMET ETTİĞİ ZOKASINI TÜRKİYE’DE ÇOK KİŞİ YUTTU”

Ama bu okullar Amerikan menfaati için kurulmuş okullardı, göstermelik olarak İstiklal Marşı ezberletmekle filanla da onlar da bilinçsiz olarak Türk Milli menfaatlerine hizmet ettiklerini zannederek bir slogan uyduruldu. Türkiye’de de bu zokayı yutan çok oldu. Şey diye:”Adriyatik’ten, Çin Denizine kadar Osmanlıyı tekrar canlandırıyoruz. Türk hakimiyeti!” Halbuki Türk hakimiyetini ne Avrupa ister, ne Amerika ister, ne Yahudiler ister. Bu kadar da saflar. Adriyatik’ten, Çin Denizine kadar diye kükremeye başladılar, her iftar sofrasında kükremeye başladı, takma yeleli aslanlar. Ama arkadan körfez(I.körfez, Amerikan işgali değil de baba Bush harekatı) savaşı şartları doğunca 1991’de, o zaman Amerikan Yahudi lobisi şöyle düşünmeye başladı: Biz Saddam’ı İran’ı mahvetsin, it dişi, domuz derisi diye teşbih ortaya attık ama bir şey beceremedi, şimdi de yavaş yavaş o beceriksizliğini örtmek için Kuveyt’i işgal, genişleme sevdasına düştü. Şu halde biz şu Saddam Frankeştayn’ını icat ettiğimiz gibi imha edelim, ama bundan sonra da Sünnilere tetikte olalım yani Sünniler de tehlike olabilir.

“28 ŞUBAT, İRAN - TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİ ÖNLEMEK İÇİNDİ”

Nitekim sonra Taliban’ın da bir zamanlar Sovyet işgali sırasında Vahabi etkileriyle sözüm ona İslami gurupları destekledikleri sonra Taliban Frankeştayn’ının doğmasına sebep oldukları gibi bu sefer de Saddam’dan da korktular. Saddam örneğinden şuna bir dersini verelim, 10 sene sonra da abluka dan sonra son öldürücü darbeyi vururuz. Bu arada da Fethullah Hoca’ya da eskisi kadar güvenmeyelim, bu da tehlikeli olabilir diye Fethullah Hoca da bir gözetim altına alındı bu harekette, eskisi kadar güven duyulmadı. Bu güvensizlik bir adım daha ilerledi, o da şu: Bosna Hersek Ali İzzet Begoviç hareketini baktılar ki Türkiye’de Fethullah Hoca gurubu da iran gibi destekliyor, demek ki bu da tehlikeli olabilir dediler ve hemen Bosna Hersek İslami hareketini kısırlaştırdılar, enterne ettiler, örümceklerin sinek etrafına hücre örmesi gibi ağlarını ördüler, ondan sonra da büsbütün Fethullah Hoca hareketini incelemeye aldılar.

“FETHULLAH HOCA’ NIN FERMANI, 28 ŞUBATÇILAR ELİYLE İMZALANDI”

Bu arada 28 Şubat oldu Türkiye’de de, İran- Türkiye ilişkilerini önlemek için. Ama Fethullah Hoca hareketi, İran’a hiçbir zaman yakınlık belirtmemişti o zamana kadar. Hatta 28 Şubat hareketi dış güçler tarafından İran’a da yapıldığı için bu Fethullah Hoca hareketi de bunu sezerek iyice kendisini güvence altına almak, eski suçlarından, güvensizliklerinden kurtulmak için Amerikan- İsrail odakları, İran aleyhine çok açık ve haksız beyanlarda bulunmaya başladı, İranlılar Müslüman sayılmaz anlamına gelen. Biz İranlılarla ayrı mezhepten değil, aramızda din farkı vardır demeye başladı. Ama bunu neden söyledi? Neredeyse bardak, Fethullah Hoca’nın üçüncü bir güvensizlik doğurucu tutumu ile iyice taşmıştı. Fethullah Hoca da bu bardak taşmasının sonuçlarından kurtulmak için, 1998’de bu beyanda bulundu ama kurtarmaya yetmedi, neydi o bardağı taşıran darbe? Maroviç ile birlikte yani İstanbul’daki Katolik psikopozu Maroviç’in girişimi ile Fethullah Hoca’nın Papa 23.John’ın davetlisi olarak Roma’ya- Vatikan’a gitmesi ve Papa tarafından İzzet-ül İkram ile karşılanması yani bizim siyasetimize yardımcı olsun diye destekleyip ortaya çıkarttığımız bir kişi nasıl olur da, bu kadar bilinçsizlik gösterip, bizim en fazla karşı olduğumuz Vatikan ile samimi, dostluk ilişkilerine girer diye artık zaten Fethullah Hoca’nın fermanı, 28 Şubatçılar eliyle imzalamışken, Fethullah Hoca da bunu sezdi, -Vur abalıya usulü İran’a şimdiye kadar söylemediğim derecede ağır bir yüklenme yapayım da bu tehlikeyi bertaraf edeyim diye Nevval Sevindi’yi çağırdı. Zaman Gazetesi’nde Nevval Sevindi’ye röportaj verdi ve orada dedi ki, İranlılar Müslüman da değildir anlamına gelen:”İranla aramızda mezhep farkı yoktur din farkı vardır.” Yani demek istiyor ki, İranlılar, samimi Müslüman olmadığı gibi Müslüman değillerdir esasen. Biz orada okul açmak istedik, buna da karşı çıktılar, bizimle adeta alay ettiler. İran’da okul açmak istedik, buna karşı, “Paranız çoksa buradaki yoksul öğrencilere yardım etmek istiyorsanız biz İran’ın şartlarını daha iyi biliyoruz, paranızı bize verin, biz sizin yerinize okul açıp o parayı da öyle kullanalım” Buna çok kızdığını söylüyordu. Bunun üzerine 1998’de söylenen bu söz de bardağın taşmasını önlemedi. Artık ferman imzalanmıştı.

“FETHULLAH HOCA’ NIN AJAN OLMASI İÇTEN BİLE DEĞİLDİR”
“FETHULLAH  İÇİN İPOTEK EDİLDİ.”


Bu Deniz Baykal kasetleri hazırlanıp, zamanı gelince ortaya atılması gibi, Fethullah Hoca’nın belki de tamamen uydurmaydı veya bir toplantıda söylediği sözlerle zaten her toplantıda olduğu gibi “ajan olması içten bile değildir.” Zaten Fethullah Hoca’nın yanına gelen, çok sureti haktan görünen, Amerikalı Musevi filan da çoktu, hazırlanan bir kaset. “Sakla kaseti gelir zamanı usulü. “ birden bire çıkartıldı ve Fethullah Hoca Amerika’ya gitmişken öyle zamanlandı ki, Öcalan nasıl o zamanlarda paketlenerek Türkiye’ye gene İsrail menfaatleri için rehin olarak teslim edildiyse ama bizim menfaatlerimize teslim edilmiş gibi gösterildiyse, Fethullah Hoca’da Amerika’da İsrail’in menfaatleri için ipotek edildi. Öcalan burada, Fethullah Hoca da orada. Yoksa Fethullah Hoca’nın Türkiye kamu düzenine aykırı, söylediği bir şey yoktu. Yaptığı şeyler eleştirilebilir ama Türkiye’ye gelmesi düşünülemeyecek olan veya geldiği zaman hapsedilmesini yargılanmasını gerektiren bir suç olduğu söylenemez.
Başlık: Ynt: PROF. Hatemiden Gülen Hakkında İlginç Tesbitler
Gönderen: Kurtkaya - 16 Mayıs 2012, 12:44:56
(http://b1205.hizliresim.com/x/d/5ryxn.jpg)
Hukuk profesörü Hüseyin Hatemi, haberx sitesinden Hülya Okur’a geniş bir röportaj verdi. Hatemi, Fethullah Gülen ve okullarıyla ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“GÜLEN CEMAATİNDEN AMERİKAN, YAHUDİ LOBİSİNİN BEKLENTİLERİ VARDI”

Laf ağzından kerpetenle çıkan yanar-döner Hatemi günah mı çıkartıyor, yoksa daha yeni mi aklı başına gelmiş?
Böyleleri fetullah kadar tehlikelidir. Yapıp yapmamış gibi, söyleyip söylelememiş gibi yapan bu kişiler tam bir bukelemundur. Sanki fetullahı bunların demesiyle biliyoruz. Fetullahı büyütüp, besleyip, semirten bunlar değil mi? Akılları sıra kendilerini temize çıkartacaklar. Millet aptal ya, hemen kanacak!
Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun.
Başlık: Ynt: PROF. Hatemiden Gülen Hakkında İlginç Tesbitler
Gönderen: TÜRK-KAN - 16 Mayıs 2012, 13:07:27
 
(http://b1205.hizliresim.com/x/d/5ryxn.jpg)
Hukuk profesörü Hüseyin Hatemi, haberx sitesinden Hülya Okur’a geniş bir röportaj verdi. Hatemi, Fethullah Gülen ve okullarıyla ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“GÜLEN OKULLARININ TÜRK MİLLİ MENFAATİNE HİZMET ETTİĞİ ZOKASINI TÜRKİYE’DE ÇOK KİŞİ YUTTU”

Bu şahsın eşi de, Fener Rum Patrikhanesi'nin ve azınlıklara ait diğer vakıfların avukatlığını yapmaktadır. Amaçları da Türk Milleti'nin topraklarını, malını mülkünü; gavura, etnik döküntülere peşkeş çekmektir. Çıkardıkları yasalarla azınlık vakıflarının ve onların ayakçılarının önünü açan iktidardaki Sözde Osmanlıcı soysuzlar da en büyük destekçileri zaten...

 Daha dün Fettoş'un şakirtliğini, hizmetkarlığını yapanların günah çıkarma seansları ve basınında bunları matah şahıslarmış gibi reklam etmesi, tam bir kara mizah örneğidir.

 
Başlık: Ynt: PROF. Hatemiden Gülen Hakkında İlginç Tesbitler
Gönderen: Egenin Efesi - 18 Mayıs 2012, 17:32:11
(http://b1205.hizliresim.com/x/d/5ryxn.jpg)
Hukuk profesörü Hüseyin Hatemi, haberx sitesinden Hülya Okur’a geniş bir röportaj verdi. Hatemi, Fethullah Gülen ve okullarıyla ilgili çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“FETHULLAH HOCA’ NIN AJAN OLMASI İÇTEN BİLE DEĞİLDİR”
“FETHULLAH HOCA’DA AMERİKA’DA İSRAİL’İN MENFAATLERİ İÇİN İPOTEK EDİLDİ.”


İrticacı fosilin aklı yeni mi başına gelmiş. Daha düne kadar vatikan güdümlü ılımlı İslamcıların baş sözcüsüyken birden bire ne olmuş da ağababasına karşı söz etmeye başlamış? İritcacı fosillerin bu tavırları da birer taktikten ibarettir. Tanrı bunlardan daha alçak ve haysiyetsiz bir varlık yaratmış mıdır acaba?
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: OrkanBey - 05 Ağustos 2012, 19:35:46
   Cok saygideger Irkdaslarim, bu konu da arastirilanlar ve belitilenlerin hepsinin altina imzami atarim,ellerinize, yüreginize,emeginize saglik. Iste budur anlatmak istedigim, dinlerin ' Türkleri yenebilme ' ugruna kullaniliyor olmasi.Yukarida belirtilen arastirmalarin cok dikkate alinmasi, önemsenmesi, önlem alinmasi zorunlulugu vardir ayrica tüm Irkdaslarimiza aktarilmasi, benimsetmesi gerekir diye düsünüyorum.

    Tansu Cillerin Amerikan vatandasi oldugunu, Turgut Özalin Kürt asilli olmasi ve yukarida belirtilen kisilerden de anlayacagimiz gibi, Türkleri,yüce Basbug Atatürk'ten sonra hicbir Türk yönetmemistir, buna Ismet Inönü de dahildir.Gercek vatanseverlerinde önü kesilmistir.
     Bu durumdan kurtulmak icin fikirler yürütmek gerekirse, sadece benim aklimda bile bir kaci tasarlanmakta, bunlardan en demokratiki ise bilgilerimizi, bu tezlerimizi millete uygun bir sekilde uyararak erken secime gitmedir.Bize yasatilan bu kaos ortami ve etrafimizdaki abluka (  medya tarafindan, tek tarafli adalet sistemi ve örgütlenmis bir bürokratlar zinciri ) bize ne kadar izin verir bilmem ancak her sehit haberinden sonra sehit ailelerinin ' Vatan Sagolsun ' feryatlari artik sadece düstügü yeri degil tüm vicdanlarimizda yanmali diye düsünüyorum.

     Esenlikler,
     Tanri üstün Türk Irkini Korusun. :trbayrak
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 03 Ocak 2013, 00:01:32
Günümüzde “Türküm” demeyi günah sayan ve hatta daha da ileri giderek, tarih boyunca Türklüğe ve İslamlığa karşı savaş veren haçlı kalıntılarının söylemlerine ortak olan sözde din insanlarının aşağılamalarını ve hatta hakaretlerini “mankurtluk düzleminde” ibretle dinlemekteyiz.
Sadece dinlemekteyiz ve susmaktayız.
Acı gerçek ki, susturulmuş durumdayız.
Mankurt robot, bizler dilsiz, kör ve sağırız…!

Geleceği kendi zamanından bakarak gören ve ikiyüzlü "din tacirleri"nin hilekârlığını ilan eden, gerçek Müslüman Türk fikir insanı merhum Prof. Dr. Erol Güngör, İslamcı söylemi maske olarak kullanan dincilere ilişkin bu durumu şöyle açıklıyor;

“Bu manada "İslamcılık" şimdiye kadar hep "hâkim milliyete karşı hoşnutsuz"luğunu doğrudan doğruya belirtemeyen "etnik azınlıkların ideolojisi" olmuştur.
Bunların maksadı "İslam ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade" kendi yaşadıkları ülkede "milliyetçi politikayı nötralize etmek"tir.
Bu azınlıklar "ayrılıkçı bir politika" takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an "kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi" açıklamaktan hiç geri kalmazlar; böyle bir güce erişemedikleri müddetçe "İslâm davasının şampiyonu" olarak görünürler.’


Erol  GÜNGÖR'ün bu tespitleri siyasal İslamcı soysuzluğun gerçek yüz ve niyetini çarpıcı bir şekilde ifade etmektedir.
Biz yıllar öncesinden beri neden her mahalle başında bir şeyh ve hoca olduğunu ve bu şeyh ve hoca takımının tamamına yakınının kürt, arnavut, boşnak, gürcü vs. olduklarını, Türkler müslüman değiller mi ki bu, her mahallede türeyen, şeyh ve hocaların hiç birisinin neden Türk olmadığını, Erol GÜNGÖR hocanın tespitleri doğrultusundaki endişlerimizle, söyledik ve söylemeye de devam edeceğiz.

Gerçek Müslüman Türk fikir insanı merhum Prof. Dr. Erol Güngör Hocayı; rahmet, minnet ve şükranla yad ederiz.
Ruhu şad, durağı uçmak olsun!

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 24 Mart 2013, 15:55:20

Fethullah Gülen Gerçeği (iki yüzlü münafık )


(https://hunturk.net/forum/rsm/3190-apo-feto-1364132833.jpg)

Bebek katili Öcalan’la İmralı’da görüşen 2’nci ve 3’üncü BDP heyetinde de yer alan İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, görüşmeyle ilgili önemli bir ayrıntıyı Hürriyet gazetesine anlattı.
Önder, “Abdullah Öcalan, Fethullah Gülen’e selamlarını gönderdi. (Fethullah Gülen’in sulhta hayır vardır yaklaşımı benim de yaklaşımımdır. Bütün Ortadoğu’daki demokratik bir siyaset ve barış için birlikte çalışabiliriz, Muhterem Fethullah Gülen’e selamlarımı söyleyin. Onu en iyi anlayan benim) dedi.” diye konuştu.
Gülen, Öcalan ile PKK’nın silah bırakması hedefiyle yürütülen yeni müzakere sürecinin kamuoyuna yansımasının hemen ardından ocak ayının ilk günlerinde kamuoyuna “Sulhta hayır vardır” başlığıyla duyurulan bir değerlendirme yapmıştı.

Kaynak :Öcalan, Gülen’e selam söyledi-YENİÇAĞ (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy55Zy55ZW5pY2FnZ2F6ZXRlc2kuY29tLnRyL2hhYmVyZ29zdGVyLnBocD9oYWJlcj04MjM1MQ==)

Bu manzara; yıllardır söyleye söyleye dilimizde tüy bitip de bir türlü millete duyuramadığımız/inandıramadığımız "terörü besleyen ve var edenler siyasal dinciler ve irticacılar" sözümüzün belgesidir.

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: KÜR ŞAD 2023 - 24 Mart 2013, 18:36:48
Rabbin aciz ötesi, aciz oğlu aciz kulu M.FETHULLAH GÜLEN hocaefendiciği daha iyi tanımak ve anlamak için Hristiyanlığın Truva Atı isimli belgesel yapımı da iyice irdelemek lazım, tavsiye ediyorum.
Erol GÜNGÖR Beğ'in siyasal islamcılıkla ilgili tespitlerine aynen katılıyorum. Bunlar Türk olmadıkları gibi müslümanlıkla da çelişirler çünkü bozguncudurlar.
Türkiyedeki temel problem Türk olmayanlardır. Kimi İslamcıdır, kimi komünisttir, kimi anarşisttir, kimi teröristtir... Bunlar birbirinin zıttı gibi görülür ama hepsinin ortak özelliği Türk olmama ve Türk'e düşmanlıktır.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 08 Şubat 2014, 12:59:31
Kutsal Hırsızlık.

Atasözleri zaman içinde tecrübelere dayalı olarak, çoğunlukla bilge kişiler tarafından formüle edilmiştir. Doğudan batıya güneyden kuzeye bütün medeniyetlerde vardır. Bizim de gerek devlet hayatıyla gerekse sosyal ve özel hayatla ilgili derin manalar taşıyan ve bir çırpıda konu ne kadar karmaşık olursa olsun net olarak açıklayan Atasözlerimiz vardır. Bunlardan bir tanesi de  “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim”  sözüdür.
AKP-cemaat arkadaşlığı ve ortaklığı 11 yıl sürmüş ve son üç haftadır bir birlerine sövüp saymaktadırlar. Kavganın ilginç tarafı sövüp sayma noktasına çok çabuk gelmeleri ve birbirlerinin ne kadar kirli işleri varsa ortaya dökmeleridir. Bu kavgayla mayalarını ortaya koymuşlardır.
Bu kavganın bu kadar büyüyeceğini kimse tahmin etmiyordu. Kavganın ilk raundu eşit bitti, birbirlerine sağlı sollu vurdular. İkisinin de yumruğu hırsızlıktı. Karşılıklı olarak birbirlerinin hırsızlıklarını belgelediler. Ancak her iki taraftan da bu hırsızlıklarından dolayı polis veya mahkemelere gideni görmedik. Her iki taraf da kendi camialarına bu hırsızlıkları kutsal davaları için yaptıklarını söyleyerek camia nezdinde kendilerini aklamışlardır. Polis ve yargı kendi emirlerinde olduğu için oralardan da müdahale gelmiyor.
Türk halkının önemli bir kısmı özellikle de AKP seçmeni ne olup bittiğini çok fazla fark etmedi veya umursamıyorlar. Bir kısmı  “bunlar dindar adamlar öyle şey yapmazlar” derken bir kısmı da  “hem çalıyorlar hem de çalışıyorlar, herkes çalıyor onlar da çalıyor bu işin çaresi yok” düşüncesindeler.
Peki, yapılan bu hırsızlıklar ne olacak, bunların yanına mı kalacak, bunların hesap vermesi nasıl sağlanacak? Ayrıca bakalım daha neler göreceğiz. Birbirlerini ifşaya daha yeni başladılar.
Bunların hırsızlıkları da kavgaları da kutsal. Birbirlerine karşı Kur’an ayetlerini, Allah’ı ve peygamberi kullanıyorlar. Kavgalarını halk nezdinde kutsamaya çalışıyorlar. Sanki Türkiye bir şeriat devleti de kendilerini aklamak için pozitif hukuka değil de şeri kurallara uygun olarak savunmaya çalışıyorlar. Yapacakları hırsızlıklar yasaya uygun olup olmadığına değil kendi dinlerine uygun mu değil mi ona dikkat ediyorlar.
Aslında, bunların karşılıklı olarak memleketi soydukları her yerde konuşuluyordu ama kimseden ses çıkmıyordu. Şimdi soygunu kendileri söylüyor yine ses çıkmıyor. Bu nasıl devlet anlamadık?
Türkiye ve Türk halkı yeni bir tecrübe yaşamaktadır. Daha önce örneği olmadığı için ne yapılması gerektiği çok iyi bilinmemektedir. AKP’nin bulaştığı yolsuzluklara rağmen halkın desteği devam etmektedir. Bu durumu politik ve sosyolojik olarak açıklamak mümkün değildir. Türk milletinin basireti bağlanmış veya üstüne ölü toprağı atılmış gibi. İlkel veya medeni her toplumun yolsuzluk ve hırsızlığa karşı bir tepkisi vardır, ama bizde yok.
Daha önce yazdık, bu kavga Cenabı Allah’ın Türk milletine bir lütfudur. AKP ve cemaat ile kimse baş edemezdi, bunlara dokunduğunuz zaman sizi dinsiz ilan ederlerdi ve milleti karşınıza dikerler hiç yoktan din düşmanı olurdunuz. Bunların hırsız olduğunu söyleseydiniz hiç kimse inanmazdı, şimdi birbirlerinin hırsızlığını açığa çıkartıyorlar. Kendisini dindar ilan eden herkesin dindar olmadığını ve bunların da diğerleri gibi hırsızlık yapabileceğini bizzat görmüş oldular. Yani bu kavgada en azından birkaç iyi şey var.
Kavganın çıktığı 17 Aralık’tan önce, yani paralel devlet keşfinden iki hafta önce 2 Aralık’ta yazımızın adı  “Hisseli Devlet” idi. Yüzlerce yazar bizim gibi iki başlı devlet tehlikesini yazdı. Ancak bunlar bizi düşman olarak görmekteydi, iki dindar arasına nifak sokmak olarak gösterdiler. Türkiye’de kendini dindar olarak tarif eden insanların, yani İslamcıların daha doğru tarifle siyasi İslamcıların Türklükle, Türk kültürüyle bir alakaları yok. Onları besleyen kaynaklar farklı, kaynakları yabancı, dolayısıyla tavırları da yabancı.  
Şu anda dünyada en sorunlu, en yoksul, en kanlı, dikta rejimlerle yönetilen ülkeler Müslüman ülkelerdir. Niçin acaba? Türkiye’deki cemaat, tarikat, zaviye ve tekke şeyhleri ve imamlarının tamamına yakınının Türk kökenli olmadığını artık izninizle yazalım. Bunların beslendiği kaynaklar Şah Valilullah, Mevdudi, Cemaleddin Afgani, Hasan El Benna ve Seyid Kutub gibi yabancı din adamlarıdır.
Türk İslam anlayışıyla bir ilgileri yoktur. Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli, Maturidi ve Hoca Ahmet Yesevi gibi Türk dini alimlerinin izinden giden tanıdığınız cemaat veya tarikat var mıdır?

Kaynak: Haydar ÇAKMAK/YENİÇAĞ (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy55ZW5pY2FnZ2F6ZXRlc2kuY29tLnRyL2t1dHNhbC1oaXJzaXpsaWstMjk2OTN5eS5odG0=)

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrıbey - 24 Şubat 2014, 23:46:26
Mühtedi Annemarie Schimmel de, diğer mühtediler gibi, ümmetçiliği ve halifeliği cici gösterirken milliyetçilik karşıtlığında, diğer mühtedilerden, daha da ileri gidiyordu.
Mühtedi Annemarie Schimmel’e göre milliyetçilik ve vatanseverlik; İslam Peygamberinin Mekke’yi fethinde Kâbe’den temizlediği putların, rafine edilmiş, bir başka türüydü.


Milliyetçilik Emperyalizmin yegane korkusudur.
Dikkat edin, Küresel Sermaye bölmek istediği her ülkede, Milliyetçileri hedef alır.
Böylece kendisine bağlı, dinsel ve etnik bölünmenin içinde cılız, güçsüz yeni Ulus-Devletler ortaya çıkar, ilginç olan ise buna sebep olan Liboşların ve Sosyalistlerin, Milliyetçilik düşmanlığı yaparken yeni Milli devletler kurmasıdır.
Göremedikleri şey ise Milliyetçilik ölümsüzdür !
"Türk Milliyetçiliği, Türk Ülkesini yabancılara karşı korumak demektir."

                                                                                         Uğur Mumcu
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Fatih - 27 Temmuz 2014, 18:20:17
Bütün Türkçülerin düşmana karşı mücadele ederken düşmanını iyi tanıması açısından ezbere bilmesi gereken bir konu.
Tekrar tekrar okumakta ve üzerinde düşünmekte yarar var.
Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: daglargibi - 17 Eylül 2014, 19:00:23
Siyasal Islam in beslendigi akynaklar arasinda belkide en önemlisi Türk olmayan etnisite dir. Bu grup  Türk olmadigi icin hicbirzaman Türklüge sicak bakmamis Türklügün her zaman karsisidna olmustur, fakat bu vatan düsmani oldugu anlamina da gelmiyor özellikle vatan a bagli olan Türkiye ye burda yanlis anlasilmamsi gerekilen konu bu grubun bagliliginin Türkiye ye oldugu Türk ün vatanina olmadigi dir , bu grup vatan i kendi vatani olarak gördügü icin Türk ün vatan i kavramina da icten bir neret bir kin duymaktadir, hal böyle olunca akp ve onun gibi muhafezekar sag partilerin ülkede cogunlugu almasi sasirtici olmaz bna Türk kökenli islamcilar da eklenince yüzde 50 ler bile az bence bu grubun bir diger özelligi de koyu Atatürk düsmani olmasidir Türk olmayan bu gruplar her zaman iki pinar dan beslenmislerdir islamci enternasyonalizm ve sosyalist enternasyonalizm bu nedenle akp nin pkk ya bazi konularda sicak bakmasi da kimseyi sasirtmasin.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: 4_hilal - 27 Eylül 2014, 04:41:10
Geçtiğimiz yarım sene iş icabı Almanya'da bulundum. Normalde Hollanda'da yaşıyorum ve yaşım da 40'a merdiveni sağlam sağlam dayamaya başladı.
Almanya'da işten arta kalan zamanımı bol bol Doğu Türkistan derneğinde geçirdim, özellikle ramazan ayında yapılan etkinliklerle çeşitli dernekleri ve cemaatleri pek yakından gözleme fırsatım oldu. Hatta varlığından daha önce haberdar olmadığım cemaat ve toplulukların varlığından haberdar oldum. Gerçekten çok bildiğimi sanıyor ve uzaktan gözlemliyorum zannederken, birşeyin içine girmeden veya çok yakınında olmadan anlaşılamayacağı kanısına vardım. En azından yeterince anlaşılamayacağı demem gerekir galiba.

Bu konu başlığında gerçekten muhteşem tespitler, anlatımlar yazılmış paylaşılmış.

Siyasal İslamcılık bence farklı etnisitelerden ziyade, Türk olanları hedef almaktadır diye düşünüyorum.
Dağlargibi kandaşımızın o tespitine dolayısıyla katılmıyorum.
Türklerin hedef alınmasını çok detaylı anlatabilecek olan kandaşlarımız vardır, benim bunu düşünme sebebim başlıca olarak, Türklerin bir hedefe, menzile yani belirlenen mefkure veya ideale samimiyetle koşabiliyor ve kolayca bağlanabiliyor olmalarıdır.

Diğer taraftan Türklerin adalet anlayışlarının diğer etnik kökenlerden daha yüksek olması, sanki adeta dna'larımıza kodlanmış desek yeridir. Türklerin bu yüksek adalet anlayışını 2-3 tane de hadisle besleyince, işte ortalama bir yağız Anadolu yiğidini, Allah yolunda savaşmaya hazır bir psikolojiye sokabilirsiniz.

Benim tespit edebildiğim naçizane birkaç şey var bizim insanımızı kendi devletine düşman edebilmek için.
Örneğin arapça dilinin Türkçe'den daha önemli ve kıymetli olduğu fikrini o Anadolu yiğitlerimizin aklına iyice oturtmak, zaten bu sayede otomatikman Türkçesine biraz daha yanbakan küçümseyen bir kişi psikolojisi oluşturmuş olmak.
Diğer en çok dikkatimi çeken taktikleri ise bir hilafet sevdası oluşturmak.
Halifenin kim olacağı, hangi ekolden olacağı hiçbirzaman açıklanmasa ve bu sorular yanıtsız bırakılıyor dahi olsa, hemen bir halifeye biat etmeyen kişi kafirdir, kafir olarak ölür gibi aslı astarı olmayan hadisler ile beyinler okşanır ve bu okşama zamanla beyni bir temiz yıkar.

Konuyu çok dağıtmadan gündemle ilgili olan bir konuya getirmek istiyorum, akp iktidarı ile serbest kalmaya başlayan ve eskiden yasadışı kabul edilen birçok İslam'i örgütün mensubunun varlığını hepiniz biliyorsunuzdur.
Bu örgüt mensupları bugün hepsi Işid bünyesinde ve bugünler için hazırlanmışlardı zaten diye düşünüyorum.
Bu konuyu uzatmadan ortaya bir iddia atarak tamamlayayım ki, beyin jimnastiği yapmamıza ve fikir teattisine vesile olmuş olsun.

Hani bizim milli bir politikamız vardı ve bu milli politikamız rafa kaldırıldı veya lağvedildi diyorduk, yani ben diyordum en azından. Bahsettiğim milli politikamız kuzey Irak'ta kurulacak bağımsız bir kürt devleti, Türkiye Cumhuriyeti için savaş sebebidir olan milli politikamızdı.
Bu politikamızın lağvedildiğini ben söylüyordum ve bunu şikayetlenerek söylüyordum, bugün ise aksini düşünmeye başladım ve aslında bu politikamızın gereğidir ki, bugün peşmerge ve pyd ile savaşan birileri var diyebiliyorum, yani Işid'le olan muharebelerine bakarak.
Peki ya nasıl olur, Işid bize pyd'den pkk'dan, peşmerge'den daha mı az düşman derseniz, ki haklı ve yerinde bir soru olur bu.
Ben etik olmasa da bu soruya bir soru ile cevap verip konuyu genişletmek isterim. Sorarım ki, hangisi daha güçlü ülkelerin işidir, kendisi bilfiil savaşan mı, yoksa kendi yerine başka birilerini savaştırabilen mi!?

Siyasal İslam herşeyi kontrol ettiğini ve devleti ele geçirdiğini düşünedursun, Türkiye'de son 50 yılın siyasal islamcıları galiba bu son aylarda yaşanmakta olan muharebeler ile ve bu muharebelerin beraberinde getireceği neticeler ve gelişmeler ile, bu devleti yönetmediklerini, sadece yönetiyorum zannedip nasıl da kullanıldıklarını müşahede edecekler.

Umarım aksini düşünenler vardır, ki fikir alışverişi bahanesi ile gündem hakkında analizlerinizi okuyalım.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 05 Kasım 2014, 23:17:55

Muhammet Esed, gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi:
Yolların Ayrılış Noktasında İslam, Mekke’ye Giden Yol ve İslam’da Yönetim Biçimi adlı kitaplarıyla İslam âleminde âlimliğini(!) tescilleyen Muhammed Esed ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı mühtedi bu kitaplarının eksenini milliyetçiliğin kötülenmesi esası üzerine oturtuyordu.
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedisi milliyetçiliği karalama ve köreltmekle kalmayıp işi bir adım daha ileri götürerek:


    “Hükümetler şeriatın omuzlarına yüklediği amaçları gerçekleştirdiği müddetçe bütün vatandaşların ona bağlı kalması konusunda mutlak hak sahibi olur ve halk üzerinde kolaylıkla ve zorlukla, hoşa giden veya gitmeyen her konuda itaat istemeye hakkı vardır. Müslüman’a düşen şer’i hükümetle bir ve beraber olmak, onu devamlı desteklemek, ona yardımcı olmak ve bu birlik uğruna tüm fayda, zevk ve dünya mallarını ve gerektiğinde hayatlarını feda edebilmektir.”

Diye siyasal İslamcı yöneticilere ışık tutuyordu.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)


Yıllar önce yazılanlar, gelinen nokta itibariyle, birer birer hayata geçmemiş mi?

TTK.

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 05 Kasım 2014, 23:22:54
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedinin fikirleriyle en çok etkilediği kişilerin başında yer alan başbakan Erdoğan’ın söylem ve eylemleri hocası ve akıl danesininkiyle birebir örtüşmüyor mu?
Ne diyordu başbakan?

“Ulemaya danışılacak. Ulema ne diyorsa o olur!”
“Buna mecelle (şeriat hukuku) karar verecek!”


Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)


Yıllar önce yazılanlar, gelinen nokta itibariyle, birer birer hayata geçmemiş mi?
Türkiye sesizce rejim değiştirdi de kimselerin haberi bile olmadı. Bir şeyler yapmasını beklediğimiz birileri için de özlenen sonuç AKP si yani tayyip eliyle işletilen yoldu belki de.
Sanırım biz boş beklentiler içerisinde olduk. Yani Türk Milletinin güvendiği dağlara karlar yağdı.

TTK.

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 05 Kasım 2014, 23:27:31
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedinin:

    “Allah ve Resulü adına insanları yöneten ve şeriatın emirlerini yerine getiren hükümet, halkın ve devletin selameti böyle bir uygulamayı gerektirecek olursa, kişilerin hayatları ve malları dâhil olmak üzere, halkın sahip olduğu her şeye el koyabilir”

fetvası anında Türkiye’de ki siyasal İslamcılarda yankı bulmakta, bu fetva temeline dayalı olarak kendilerinden olmayan ya da yanlarında bulunmayan herkesin malları üzerinde kendilerini hak sahibi olarak görebilmektedirler.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)


Gelinen nokta itibariyle, yukarıda sıralan şeyler sessiz sedasız ve hiç bir dirençle karşılakmaksızın birer birer hayata geçmiyor mu?
Dahasının da olduğunu söyleyelim ki birilerinin nereye doğru tepe taklak gittiğini çok daha geç kalmadan anlamasına, belki, yararı olur.

TTK.

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 05 Kasım 2014, 23:33:51
Muhammet Esed, ya da gerçek adıyla Leopolde Weiss adlı Avusturya Yahudisi mühtedi verdiği fetvalar zincirlerin bir tanesinde de:
“başkanlık sisteminin İslami bir uygulama”
olduğuna hükmedecek ve bu fetva başbakanda anında yankı bulacaktı.

TTK.

Börü Kam (https://hunturk.net/forum/index.php?action=profile;u=3190)


Ta başından beri tayyip eksenli akp sinin bir haçlı batı projesi olduğunu söylemekten dilimizde tüyler bitti.
Yüzlerce canın, asgari ücret karşılığında, bir lokma ekmek uğrunda diri diri maden çukurlarına gömüldüğü bir memlekette milyarlarca dolar paralar dökülerek firavun sarayları yaptırmak gayretini tetikleyen tek şey: Cumhuriyetin feshedilerek ne olduğunu sadece tayyibin patronlarının bildiği ve adına başkanlık sistemi denilen, asla Türk'e göre olmayacak, bir yönetim ve rejim oluşturulmasıdır.

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 06 Kasım 2014, 00:08:49
Milletimiz çok büyüktür.
Hiç korkmayalım.
O esaret ve aşağılığı kabul etmez.
Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine:
"Ey millet! sen esaret ve aşağılığı kabul eder misin?"
Diye sormak lazımdır.
Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum.
Ben, milletin büyüklüğünü biliyor ve bu sual karşısında, onun, o suali soran çocuklarını canı gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum.
Ben biliyorum ki bu millet, kendisine bu suali soran çocuklarının, hep o esasa dayanan çare ve hazırlıklarını canla, başla kabul edecektir.
Onun için işte ben şimdi bu yoldayım, onun çok sağlam bir yol olduğuna kani olarak...!

Gazi Başbuğ M. Kemal ATATÜRK - Ankara - 1920

----------------------------------------------------------------------------

Türk Milleti bağrından çıkarttığı oğullarından, tıpkı Ulu Bağbuğ Atatürk Ataları gibi:
"Ey millet! sen esaret ve aşağılığı kabul eder misin?"
Diye sorarak, önüne geçip, yol göstermesini beklemektedir.

Türk oğullarının mayasında bu vardır, biliyor ve inanıyorum.
Artık davranmak vaktidir.
Haydi Türkoğlu davran!
Tarihi görevin seni bekliyor!

TTK.

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 16 Nisan 2015, 22:54:19

(https://hunturk.net/forum/rsm/1185-3929-3f-1429215923.jpg)

Emperyalizmin Silahsız Kuvveti Siyasal İslamcılıktır.

Büyük dinlerin değişmez ilkelerinin sayısı, sonradan eklenip bitiştirilen yığınlarca dinsel literatürle kabartıldıkça, din ile siyaset arasındaki kalın çizgi gittikçe incelmiş, ufalmış ve son yüzyılda iyice yok olmaya yüz tutmuştur.
Bu durum özellikle İslam dünyası için geçerlidir.
Siyasal İslamcılık, en kestirme deyimle Tanrı’ya bir ahlak otoritesi payesini az görüp siyasal bir otorite bağışlamak kaygısını taşır.
Bu kaygının başını çekenler, siyasal örgütlenmeye varan sözde “sivil toplum kuruluşları” aracılığıyla cemaatten tarikata, oradan da siyasete terfi ettirilen siyasallaşmış bir din yaratırlar.
İşte bu son yüzyılda İslam dünyasında yaratılan bu dinin adı, siyasal İslamcılıktır. 
Bu aşamadan sonra hem din, hem de onun bağlıları için yatay ve dikey sömürü evresi başlamıştır.
Yatay, kendi içinde sömürü çarkıdır.
Dikey de,  emperyalizmin siyasal İslamcılık sayesinde kurduğu sömürü düzenidir.
Siyasal İslamcılığın sivil karakolları olan cemaatler artık ister istemez emperyalizmin silahsız kuvvetlerine dönüşmüştür.

Prof. Dr. Şahin FİLİZ (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy5raW1raW1kaXIuZ2VuLnRyL2tpbWtpbWRpci5waHA/aWQ9NjAzMQ==)

Bu çok önemli akademik yazının tamamı İçin: gazete2023 (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy5nYXpldGUyMDIzLmNvbS9kdXN1bmNlLWFuYWxpei9lbXBlcnlhbGl6bWluLXNpbGFoc2l6LWt1dnZldGktc2l5YXNhbC1pc2xhbWNpbGlrcHJvZmRyc2FoaW4tZmlsaXotaDIwMTA2Lmh0bWw=) sayfasını ziyaret ediniz.

TTK.

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 16 Nisan 2015, 23:10:01
(https://hunturk.net/forum/rsm/1185-3929-5f-1429215976.jpg)

İrtica Siyasal İslamcılığın Temel İdeolojisidir.

Bireysel ahlak ve bireysel dindarlık, ahlaka dayanır.
Hukuk alanı ahlaktan daha dar olduğu için, uygulama ile sınırlı bir dindarlık, yüzeysel bir dinselliği anlatır.
Ahlak alanı, yalın, geniş, doğrudan ve içtendir.
Denetim mekanizması bireyde başlar; toplumda şekillenir.
Ancak toplumun denetimi, bireyin kendi kendini denetlemesi kadar yaptırım gücüne erişemez.
Çünkü ahlaksal erdemlilik, bireyin iç dünyasında Tanrı ile kurduğu doğrudan ve mahrem ilişkiyle şekillenir.
Kanıtı ve tanımı olmaz.
Doğal ve hacimsizdir.
Simge ve sembollerle temsil edilmez.
İslam dini, dindarlığı ahlaklılığa bağlar.
Bir kimsenin iyi ahlaka ya da kötü ahlaka sahip olması, ya da dindar olup olmamasının görünür ve tüketilebilir hiçbir ölçüsü yoktur.
Dindarlık ve ahlaklılık, ölçüye ve simgeye sığmaz.
Bunlara ölçü ve simge uygulamaya kalkmak, ahlakı hukukla sınırlandırmaktan başka bir şey değildir.
Siyasal İslamcılık, sürekli değişen siyasi ve ekonomik çıkarlara uygun düşecek “fıkıh dini”ni amaçlamaktadır.
İslam dinindeki temel bireysel ve toplumsal ahlak ilkeleri, bu değişen ve sonu gelmez çıkarlara ket vuracağı için, siyasi manevralara denk düşen  bir “ değiştirilen din” in egemenliğine tabi kılınmalı ki, emperyalizmle işbirliğini kolaylaştıran cemaat aktörleri toplum gözünde meşruiyet bulabilsin. 
Bu nedenle siyasal çıkarlara hizmet eden din ile bireysel ahlakı ön gören din arasında derin çatlaklar oluşur.
Aradaki sahici farkın giderilip kitlelerin kandırılarak sömürülmesi “dinen bir hikmete” bağlanmış olur.
Böylece bireysel ve toplumsal ahlak çökerken, siyasal ve ekonomik çıkara dayalı dincilik, güç ve iktidar sayesinde bir süre ayakta kalmayı başarır. 
Oysa tam bu noktada yeni postmodern bir irtica ile karşı karşıyayız demektir.
Ancak bu irticanın tanımı, gerçek dindarları değil, dincilerin sömürgeci ideolojilerini vurguladığı ölçüde anlamını bulacaktır.     
Cemaat ve tarikatlar, böylece emperyalizmin silahsız kuvveti olan Siyasal İslamcılığın altyapısını hazırlamış olmaktadır.
Bence irtica, şu şekilde yeniden tanımlandığında, hem gerçek dindarların siyasi çıkarlardan uzak bireysel yaşam felsefelerini içine almamış olacak, hem de dindeki ahlaksal duyarlılıkla hiçbir ilgisi bulunmayan siyasal dinciliği tanımlayacaktır.

Tanım şöyle olmalıdır:

Alıntı yapılan: Şahin FİLİZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, bu devletin kurucu iradesi olan Atatürk ilke ve inkılâplarına, egemen ve büyük toplum olan Türk milletine, onun ahlakı, maneviyatı ve değerlerine (bayrak, vatan, din ve kültürel değerler vs.), hangi gerekçeyle olursa olsun, varlığına ve istikbaline yönelik bölücü, yıkıcı, tehdit ve tahrip edici iç ya da dış kaynaklı her türlü dini, siyasi, kültürel ve ekonomik örgütlü düşünce ve faaliyetlere irtica adı verilmelidir.

İrtica siyasal İslamcılığın temel ideolojisidir.

Prof. Dr. Şahin FİLİZ (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy5raW1raW1kaXIuZ2VuLnRyL2tpbWtpbWRpci5waHA/aWQ9NjAzMQ==)

Bu çok önemli akademik yazının yazarı Sayın Prof. Dr. Şahin FİLİZ Bey'e şükranlarımızı  sunarız.
Yazının tamamı İçin: gazete2023 (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy5nYXpldGUyMDIzLmNvbS9kdXN1bmNlLWFuYWxpei9lbXBlcnlhbGl6bWluLXNpbGFoc2l6LWt1dnZldGktc2l5YXNhbC1pc2xhbWNpbGlrcHJvZmRyc2FoaW4tZmlsaXotaDIwMTA2Lmh0bWw=) sayfasını ziyaret ediniz.

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: gam66 - 05 Haziran 2015, 16:49:56
Yunanistan'da yayınlanan bir gazetede yer alan RTE karikatürü.
Bizim için utanılası bir durum ama olan-biteni ne kadar da net anlatıyor, değil mi?
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!

Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: alkanaga - 06 Eylül 2015, 13:35:12
Siyasal İslam= İnsanları Din ile avutup oy devşirme = İnsanları düşünmekten yoksun bırakıp zombileştirme = Belli kişilerin veya sülalelerin saltanatı...
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: alkanaga - 17 Eylül 2015, 00:47:38
Siyasal islam cehaletten  beslenir. Araştıran, kuşku duyan insanlar konulara daha objektif olarak bakabilmektedirler.
Bilimsel yenilikler  de tarih boyunca bazı tutuculukları da yanında getirmiş ve kuşkuyla karşılanmıştır. Örneğin Newtoon'un çalışmaları, principia'nın yayınlanmasından yarım yüzyıl sonra bile tam olarak benimsenmiş değildi.

Kısaca yeni ortaya çıkan bilimsel doğrular, karşıt görüşleri savunan insanları hemen ikna edip aydınlatamaz. Genellikle karşıt görüşü savunan kişiler birer birer ölüp yeni görüşten başkasını bilmeyen insanlar oluşur. İnsanların görüşlerini ve bakış açılarını değiştirmek çok zordur.

Karşıt görüşteki insanlar genellikle bilimsel kuşkuculuk adı altında karşıt görüşlere karşı çıkarlar; bazıları ise inançlarına karşı olduğu için bu duruma karşı durmaktadır, bazılarının ise çıkarlarına ters düşmektedir. Kısaca nedeni ne olursa olsun bunun adı; ''tutuculuk veya muhafazakar''lıktır. Tutuculuk, eğişime karşı olabileceği gibi geri bir aşamaya da dönmeye karşıdır. Zira geçmişteki bir düşünce ve fikriyatı da savunmaz, karşı çıkabilir. Tutuculuk sadece mevcut olan düşüncenin muhafazasından hoşnuttur ve bu yüzden muhafazakardır. Kısaca tutuculuk, mevcut durumun veya düzenin insanlar için en iyisi olduğunu savunur.

Her ne kadar tutuculuk kavramını savunanlar ilerlemeye karşı olmadıklarını savunsalar da, dediklerini muhafaza etmeye kalktıklarında bir ilerleme yaşanamamaktadır.

Gericilik ise geçmiş bir duruma, geçmişe özlem olarak tarif edilebilir. Gericilik kavramına gericilik yapan kişilerde karşı çıkmaktadırlar fakat bununla beraber geçmiş bir durum, bir yönetim biçimi veya yöntemin özlemini yaşarlar. Bu suretle bir geçmiş ideal yapıları, rüyaları vardır. Tam karşıt kavramı ise ilericiliktir. Gerici olanların kendilerine gerici denmesinden hoşlanmamalarının en büyük nedenlerinden biri; ilericilik kavramının insan bilinçaltının ilerlemeye ve ilericiliğe olan eğilimidir. Gerici düşünceleri savunan kişilerde bu yüzden kendilerine 'gerici' denildiğinde sinirlenmekte ve bu durumu bir aşağılayıcı durum olarak algılamaktadır.

Yobazlık, hortlamasını istediği düşüncenin ne getireceğini ve esaslarının ne olduğunu bile bilememe halidir. Sadece taraftardır ve gayeyi dahi bilmez, bilmeye lüzum bile görmez. Tek amacı rakiplerini ezmek, geçici bir nüfuza sahip olmaktır.

Bu suretle bilimsellik tarafsız bakmayı gerektirmektedir. Kişi ne miktarda olaylara ve durumlara tarafsız bakabilirse o miktarda doğruyu ulaşma olasılığı vardır.

Saygılar.

(https://panteidar.files.wordpress.com/2013/09/1235080_163670603830633_1740480038_n.jpg)
(https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQwWcQKt23E0--WDfzsGzr211JiE8dXm5ptcZWei5UXuT_e49Uh)
(https://40.media.tumblr.com/48f45d6885789748b85513b1a51d2ccb/tumblr_mtoxq7kZD81svzwico1_500.jpg)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 19 Eylül 2015, 14:13:16
"Türk" asıl Batı'nın meselesidir. "Şark Meselesi"nin esasını sık yazarım: Türk'ü Yakın Şark'tan Orta Şark'a sürüp atmaktır gayeleri.
Bir zamanlar Sovyetler, kendi sahalarındaki Türklerin uyanır endişesiyle bizim komünistleri Türk düşmanlığı için kullanıyorlardı, şimdi ise Batı "Siyasî İslâmcılar"ı "Türk"e karşı kullanıyorlar. Kur'ân'ı kendilerine göre yorumlamalarının aslı esası budur!

TÜRK'E DÖNÜŞ - Arslan TEKİN - Yeniçağ Gazetesi (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy55ZW5pY2FnZ2F6ZXRlc2kuY29tLnRyL3R1cmtlLWRvbnVzLTctMzU1OTZ5eS5odG0=)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 19 Eylül 2015, 14:16:32
"Siyasî İslâmcılar" da milleti/ümmeti parçalayanlara karşı "yeşil bayrak" (Yoksa "kara bayrak" mı?) alıp çıkmalıydılar, "İslâm kardeşliği"nden dem vurmalıydılar.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, ekranlarda boy göstermeli, "Türk"ü etnisiteye katıp fetvalarındaki gibi, "Türk-Kürt ayrımı yok, İslâm kardeşliği var!" demeli, ardından, 36 etnik grubu sıralamalıydı.
Hatta Ahmet Naîm'in "İslâm'da Davâ-yı Kavmiyet"inden "Türk de nereden çıktı!" pasajları okumalıydı ve bir yudum su içip şöyle devam etmeliydi:

"'Türk'üm!' diyenlere karşıyız.
Ey PKK'lılar! Dediğinizi yapıyoruz.
Bırakın silâhı, Türklerin askerlerini şehit ediyorsunuz, bizi zorda bırakıyorsunuz.
Her yer şimdi 'Türk bayrağı'yla donatılacak. Herkes 'Türk çatısı' altında toplanacak, 'İslâm birliği' bahanesiyle camilerde yürüttüğümüz Türk'ü silme operasyonlarımız akîm kalacak!"

TÜRK'E DÖNÜŞ - Arslan TEKİN - Yeniçağ Gazetesi (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy55ZW5pY2FnZ2F6ZXRlc2kuY29tLnRyL3R1cmtlLWRvbnVzLTgtMzU2MDd5eS5odG0=)
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: alkanaga - 19 Eylül 2015, 15:55:54
Sayın Kardaşım;
Siyasi ve radikal islamcılık, türklerin karşılaştığı büyük belalardan biridir. Bu durum dejenereye açık olduğu için elbette Batı tarafından da kullanılmış ve kullanılmaktadır.
Örneğin;

http://www.youtube.com/watch?v=LZOrhhPO0lg

Amaç Türkiyeyi inanç sarmalıyla ayrıştırıp kendi içinde çözümlenmesidir. Büyük tevazü, vicdan ve  hoşgörü sahibi olan Türk milletinin bu özellikleri kötü niyetle kullanılarak Türklüğün, Türk kültürünün  üzeri örtülmeye çalışılmıştır.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: alkanaga - 19 Eylül 2015, 16:05:47
Bir göz atın aşağıdaki linklere...

http://www.youtube.com/watch?v=L2bgLaRQ-dw

http://www.youtube.com/watch?v=yZGiCbUr5cI

http://www.youtube.com/watch?v=Uw6aHZuZGtw

http://www.youtube.com/watch?v=iltUjl1Rrpw
Başlık: Fetullahçılık İslam içerisine sokulan Bahai fitnesidir
Gönderen: yuceltanay - 15 Ağustos 2016, 17:52:09
Fethullahçılık,İslam içerisine sokulan sapkın  bir kültür.  hedef, yöntem ve örgüt yapısındaki farklılıklar mahfuz kalmak kaydıyla kültlerle pek çok benzerlikler göstermektedir. Katolik dünyasında ortaya çıkan Opus Dei veya Hassan Sabbah'ın Haşşaşileri bu tür dini örgütlere örnek olarak verilebilir. Bilindiği gibi kült terimi aşırı veya sapkın dini grup, örgüt, fırka veya mezhepleri nitelemekte kullanılagelmiştir.
 İslam içine Sokulan Nurculuk fitnesi Bahaîliğin değişik bir versiyonudur. Fethullah’ın rejim düşmanlığı ya da ABD adına yüklendiği görev değil… Ben O’nun İslamiyet’in içine sokulmuş bir Truva atı olup olmadığını sorguluyorum. O bir Truva atı mıdır? Fethullah Bahaîlerin gizli lideri midir? Amaç İslam dinini tahrif etmek midir? Gerçek ve halis müslüman kitlemizi Fethullah’tan nasıl koruyabiliriz? Ve benim için işin en önemli yanı 21. asrın en büyük dinamik gücü olan Türkçü gençliğin Türk-İslam sentezi adı altında kandırılmasının önüne geçme yollarının ortaya konmasıdır… Nurculuğun Türk milliyetçilerinin sırtına basarak Tevrat ittifakı kurmasının önüne geçmek, Orta Asya’da misyonerlik okulları açarak İngilizceyi Orta Asya’da tek dil haline getirme çalışmaları Bahalılerinde savunduğu Tek bir dünya devleti ve Dünya dilli görüşlerinin tıpatıp aynısıdır.     Fethullah’ın birinci gayesi Türk devletini ele geçirmek, ikinci gayesi ise, geçmişin intikamını almak için İran’ı istila edip İran’la harbe girmektir… O, bu operasyonda Turancıları kullanmayı düşünüyor… Bütün Türk dünyasını ele geçirdikten sonra ise önce aldatmaca bir dinler diyalogu oluşturacak sonra da gerçekte bir Tevrat ittifakı olan Bahaîliğe geçiş sürecini başlatarak bütün dünya dinlerini Bahaîlik altında birleştirme sürecini başlatacaktır.       Bahaîlik sıradan bir tarikat veya cemaat değildir. Hatta Bahaîlik İslam içinde bir mezhep de değildir. Bahaîlik, 3 büyük dini, İslamiyeti, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye çalışan bir dinlerüstü mezheptir. İran’da İslam öncesi geleneklerini sürdürmek isteyen ve bu nedenle İslamiyeti diğer dinlerle birleştirmeye ve tahrif etmeye çalışan çeşitli tarikatlara dayanmaktadır. Bahaîliğin ortaya çıkışını 800’lü yıllara kadar götüren Fethullah’ın Müslümanlık anlayışının ardında aslında kökeni İran’a dayanan bu İslam dışı tarikatlar vardır.        İran’daki İslam dışı mezhepleri Mazdek’le başlatıyor. Sonra sırasıyla, Hürremiye Mezhebi, Babek, İsmailiye ve Hasan Sabbah, Hurufîler, Cavidaniye, Babilik, Bahaîlik…  Bu mezhepler farklı isimler taşımalarına karşın aslında aynı mezhebin bir devamıdır. Çünkü sık sık İran Devleti’ne ve Halifeliğe karşı ayaklanan bu mezhepler, başarısız olunca yollarına devam edebilmek için isim değiştirmiştir. Yoksa eylemleri de inançları da farklı değildir.       Öncelikle Bâtıniler, şeyhlerinin kitabını Kuran yerine kabul ederler. Cavidanîyeler, şeyhleri Fazlullah’ın Cavidannamesi’ni, Babiler ise şeyhleri Muhammed Bab’ın kitabı Kitab-ün Nur’u Kuran kabul ederler. Ne hikmetse, Saidi Nursî’nin Risale-î Nur’u isim olarak ve cemaatin gösterdiği saygı bakımından, içerik olarak, Kitab-ün Nur’a çok benzemektedir. Türkiye’deki Nurculara göre, Kuran anlaşılması zordur, bu nedenle müritlere Nur Risaleleri önerilir. Risalelere adeta ikinci bir Kuran mualemesi gösteren Fethullah,  bu şekilde Müslümanlığa da aykırı hareket etmiş olmaktadır. , Fethullah’ın şu sözüne dikkat çekiyor: “İlimler sahasında meselenin temel esprisini ise Bedîüzzaman’ın mülahazasında buluruz. Şöyle der o: Allah’ın iki kitabı vardır. Biri kâinat kitabı, diğeri Kur-an’ı Kerim.” Fethullah Gülen, “Kâinat kitabı” derken Risaleleri kastetmektedir.  Buna benzer pek çok örneği kitabında veriyor ve Nurcuların Risaleleri öne çıkarmasının nedeninin Kuran’ın geçerliliğini ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor.       Babilerin ibadet için camiler yerine evleri tercih etmesiyle Fethullahçıların Işık evleri arasında da bir bağlantı kuruyor: “Babiler, camilere gitmez, cemaatle namaz kılmazlardı. Bunun yerine evlerde toplanmayı tercih ederlerdi.” Ardından Nur evleriyle ilgili Fethullah Gülen’in şu sözlerine dikkat çekiyor: “Bu ışık evlerinin kendine has özellikleri vardır… Yüreği pek, imanı çelik insanların yetiştiği kutsal mekânlardır… Artık geçmişte camide yapılan dini ruhunun müzakereleri bu evlerde biraraya gelinerek yapılacaktır.” Ve nur evlerinin İslam dışı olduğunu şu şekilde anlatıyor: “Anlaşılacağı gibi Fethullah Gülen, bundan sonra caminin önemli olmadığını söylüyor. Çünkü büyük ustası Kürt Sait de camiye girmezdi. Buradaki amaç ise İslam’ın birliktelik ve cemaat ruhunu yıkmaktır. Kurretü’l-Ayn’ın ve Babi şeyhlerinin vaaz verdiği yerler camiler değildi. Fethullah’ın tabiriyle nur evleriydi. Yine aynı Fethullah, Yeşeren Düşünceler isimli kitabının 164. sayfasında ev-mabet [adıyla] bu ışık evlerini tarif ediyor. Ev-mabet terimi Bahailik dininde mabede verilen addır. Bahaîlerin mabetlerine ev-mabet adı verilir.         Fetullahçılıkla Bahaî inanışı arasındaki benzerlikler şunlardır.Bahaîler cenazelerini İslam inanışının tersine, mermer lahitler içinde gömerler. Saidi Nursî de vasiyetinde cesedinin lahitin içine konulmasını istemiştir.        Bahaîlerde ibadete başlama yaşı 16’dır. Fethullah Gülen de bir kitabında şöyle demektedir: “16 yaşıma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayıyorum.Bahaîler, camiye girmez, cemaatle namaz kılmaz. Sadece cenaze namazı kılarlar.       Fethullah Gülen’in de cenaze namazı dışında camiye girip namaz kıldığını şu ana kadar kimse görmemiştir.Bahaîlikte kurban kesilmez. Ünlü Fethullahçı bilim adamlarından birisi de katıldığı bir tartışma programında kurban kesmeyi hayvan katliamı olarak nitelendirmiştir.Bahaîlikte, herkes malının yüzde beşini, toplumun başında bulunan 19’lar heyetine vermek zorundadır. Fethullahçı organizasyon ve vakıfların başındaki yönetim kurulu da 19 kişidir.Fethullah’ın eserlerinde gizli Bahaîlik propagandası yaptığını çeşitli örneklerle açıklayabiliriz.Kapı: Bahaî mezheplerinden Babiliğin kurucusu Muhammed Bab’tır. “Bab” kelimesinin bir anlamı da “kapı”dır.      Ulu sultan! Canlı-cansız, insan-hayvan, (..) her şey varlığını soluklar.”:  bir başka bölümde ise Gülen’in bu sözündeki gizli anlamı ortaya çıkarıyor: Ulu Sultan kelimesi Bahaî Şeyhi Bahaullah’a atfedilmiştir. Hayvanları eşyaları bile Allah’ın kulları olarak kabul eden ise Muhammed Bab’ın hocası Kazım-ı Reşdi’dir.Nebiler Sultanı: Gülaltay, Fethullah’ın sık kullandığı “Nebiler Sultanı” teriminin de karşılığını buluyor.  Göre, Fethullah’ın burada kastettiği Hz. Muhammed değil, Bahaullah’tır. Çünkü Bahaullah’ın lakabı döneminde “Sultan”dır.Nur Asrı: Muhammed Bab’ın Kitabün Nur ile Babiliği yaydığı ilk yıllara da Nur asrı denmektedir.        Timur ve Cengiz düşmanlığı: Fethullah bir kitabında şöyle diyor: “Allah bir zamanlar Cengiz, Hülagü ve Timurlenk’in eliyle hırpaladığı ve ikaz ettiği İslam Alemi’ni bugün de Batılılar vasıtasıyla hırpalayıp ikaz etmektedir…” Gülaltay, Fethullah Cengiz, Hülagü ve Timurlenk’e karşı olmasını bu hükümdarların Bahaîlerin önemli önderlerini öldürmüş olmasına bağlıyor. Cengiz Han’ın oğlu Hülagü, Hasan Sabah’ı; Timurlenk’in oğlu Miranşah ise Fazlullah’ı öldürmüştü.“Dönmesem” ve “mum gibi yanıp erimek”: Bu kelimeleri de Fethullah sık sık kullanmaktadır. Örneğin: “Çevresinde kol gezen tehlikelere aldırmadan, yüce derslerine devam eden ve hakkında bayağıların bayağısı hükümler kesilip biçilirken. ‘Hançer ile yüreğimi yar! Senden dönmezem’ diyerek hakikati haykıran büyük muzdariplerin ‘Evet hep böyle ızdırap gören ızdırap düşünen ve bir mum gibi yana yana eriyip giden, bu yüce kametlerin arkasında yürüyenler hiçbir zaman aldanmadılar ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramadılar.’” Tahran Kalesi’nde infaz edilmeden önce “Dönmezem” diye bağıran Bahaîlerin ünlü kadın kahramanı Kurretül-Ayn’dır. O dönem Bahaîlere yapılan işkenceler arasında en yaygın olanı da vücutları hançerle yarıp içlerine mumlar sokulmasıydı.      Fetret Devri ve Rönesans: Fetret devri derken kastedilen Bahaîlerin yaşadığı uzun sürgün dönemidir. Yeniden diriliş ise Bahaîlerin öğretilerini tüm dünyaya kabul ettirmeleri demektir. Örneğin: “Bu ise uzun bir fetretten sonra, bu mazlumlar ülkesinin yeniden dirilişi ve “Rönesans’ı” demektir. Kim bilir, belki o zaman batmak üzere olan dün-yanın diğer kesiminin elinden tutup kaldırma fırsatı doğar.     Bahaîlerin bir başka propagandası şeyhlerinin peygamber olduğudur. Bahaî şeyhleri kendi peygamberlikleri altında tüm dünya dinlerini bir arada toplanmaya çağırırlar.  Fethullah’ın kimi yazılarında satır aralarında kendi peygamberliğini nasıl savunduğunu görülüyor.Allah, elbette insanları da peygambersiz bırakmayacaktır. İnsanlar, akıllarıyla kâinatta cereyan eden hadiselere bakıp, Allah’ı bulsalar bile yaratılışlarındaki gaye ve hikmeti, nereden gelip, nereye gittiklerini ve ibadetlerinin keyfiyetlerini peygambersiz bilemezler.       Fethullah’ın Amerikancılığının Bahaîlikteki kaynağı Orta Asya’daki misyonu da bu şekilde ortaya çıkıyor.  Bahaîler dünya çapındaki iktidarlarında İngilizceyi resmi dil olarak ilan edeceklerdir. Fethullah’ın okullarının tümünde İngilizcenin öğretilmesinin nedeni olarak bunu gösteriyor. Üstelik Fethullah’ın en etkin olduğu Türk Cumhuriyetlerinden olan Yakutistan’ın durumunu da öğreniyoruz. Bu ülkedeki Fethullahçı proje sonunda başarıya ulaşmıştır. Yakutistan’ın resmi dili İngilizce olarak ilan edilmiştir.       Fetullah Gülen hareketi müslüman Türk halkını kandırmak için İslami kullanmaktadır. Aslında BOP ve Amerika’nın dünya egemenliğini sağlaştırmak için İslam dünyası içerisindeki Bahailik adlı Amerika’nın Dünya egemenliğine hizmet eden bir versiyonudur. Yücel Tanay
http://www.ulmulkuocagi.com/index.p..
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Bozkurt42 - 14 Kasım 2016, 11:34:38
-Affedersiniz-
   -Ulan! Biz demedik mi demek istemiyorum ama habire çıkıyor işte kardeşim.
Laik maik arkadaş biz Türk'üz. Laiklik diye gelen cemaate tolerans giden cemaate eyvallah. Bu ne ya? Bizim bakış açımıza laklik özgürlük bilumum sol unsur-lar- deyişler ters. Türk töresi ne diyorsa o !

Fettullahçıların boşalttıkları kadrolara şimdi diğer cemaatler talip. Ve işin kötüsü göz yumuluyor. Sol dönemde de göz yumuldu, şimdi de. Bu devlet, bu toprak  benim arkadaş!
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Kurtkaya - 14 Kasım 2016, 18:47:08

Fettullahçıların boşalttıkları kadrolara şimdi diğer cemaatler talip. Ve işin kötüsü göz yumuluyor. Sol dönemde de göz yumuldu, şimdi de.


Şu anda, bırakın bilinenleri, daha önce toplum içerisinde varlık gösterememiş veya bölgesel kalmış adı sanı bilinmeyen mahalle ve hatta sokak cemaat ve tarikatları bile fetullahçılardan boşalan yerleri kapıp, devlet yapısı içerisinde, hayal bile edemedikleri konumlar elde ediyorlar. Bu kapışmada aslan payını Adıyaman Tarikati (Menzil) ve İskenderpaşa Cemaati almakta.
Tecavüzcü müslüm ve uyuşturucu taciri kalkancı bile en muteber şahsiyetler oldular.. Yeterki laik cumhuriyet değerlerine ve Atatürk'e usturupluca hakaret et ve akp sine payanda olduğunu göster, her kapı açılmakta, her devlet imkanı sunulmakta..
Ortak payda Türklüğe, Türk devletine, laik cumhuriyete ve özellikle de Atatürk'e düşman olmaktır.
AKP si bir akrepten kurtuldu belki ama onun yerine yeni akreplerle aynı çuvala girmeye devam ediyor.
Hayatın kanunu bu: Körle yatan, şaşı kalkacak...
Gerçi mevcut iktidarın yapısı, zihniyet ve mayası zaten buna uygun olduğundan akrepler kendisini sokmadığı müddetçe milleti sokmuş, milli ve manevi mukaddesatı hırpalamış umurlarında bile değil...
Bu olumsuz tabloyu görenlerin sayısı çok az ve seslerini duyuramıyorlar. Toplumun kahır ekseriyeti akıl tutulması yaşıyor.
Gerçi başa gelenler, layık olunandan başkası değildir. Demek ki toplum buna layıkmış...
Zaman en iyi hakemdir. Bakıp göreceğiz. Olup biteni ibretle izlemekteyiz.
Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun!
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 20 Ekim 2018, 15:56:39
Adolf HİTLER ve Propaganda Prensipleri

Dr. Paul Joseph Goebbels, felsefe eğitimi almış bir kişidir. 1933 ve 1945 yılları arasında Hitler döneminde “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı” olarak görev yapmıştır. Bazılarına göre Hitler’in sağ kolu olarak çalışmış ve öylece ünlenmiştir. Tanıtım ve propaganda işlerini yürütürken, dönemin medya unsurlarını kontrol etmesi ile ünlüdür.

Hatta şu sözü sanki bir vecize gibi siyasi tanıtım tarihine yazılmıştır; “Basın, iktidarın kullandığı dev bir klavyedir!”

Goebbels’in Propaganda prensiplerine bir göz atalım;

- Yalan söyleyin mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar.

- Bir insana yalan olsa bile bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur.

- Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır.

- Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.

- Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.

- Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.

- Asla rakibinizin üstün bir yanı olduğunu kabul etmeyin.

- Asla kendinizden başka birine hareket alanı bırakmayın.

- Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.

- Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.

- Yargı devlet hayatının efendisi değil, devlet politikasının hizmetkârı olmalıdır.

- Bana vicdansız bir medya verin, size bilinçsiz bir halk sunayım.

- Her zaman etrafınızda bir yalaka ordusu bulundurun.

Prestij ve karizma sahibi lider, propaganda işini çok kolaylaştırır. İlk sözü kim ne kadar güçlü ve bağırarak söylerse, o kazanır. Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak çok kolaydır.”

Ülkedeki bütün gazete, dergi ve basın yayın organlarını elinin altına aldı. Öyle ki 2. Dünya savaşında Ruslar Berlin kapılarına dayandığında Alman halkı hala savaşı kazanmak üzere olduklarını sanıyordu.

Ve yenilirken dahi mitinglerinde milyonlarca insan toplanarak ona biat ettiklerini gösteriyordu.

Önceden Alman halkının ”Tanrının Elçisi, Büyük Lider, Büyük Başkan, Büyük Kurtarıcı” gibi sloganlarla yere göğe sığdıramadığı ADOLF HİTLER’in intiharından bir ay sonra tüm gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı.

O aslında sadece çevresindeki silahlı koruma ordusuna güvenen, söylediği her şeyin yalan olduğu, korkak basit bir ruh hastasından başka bir şey değildi.

Alman halkı bunu çok geç anladı, herkes ona tapıyordu ama gün geldi hiç kimse “Ben oyumu ona verdim” diyemedi.

Ne kadar manidar degil mi ?

Yaşadığımız süreç tarihin tekerrüründen ibarettir!

Şu an ülkemizde de büyük bir ustalıkla uygulanan ne kadar bilindik şeyler değil mi?

TÜRK MİLLETİ SİYASAL İSLAM DENEN, O İSLAM'I DA KEMİRİP, KİRLETEN ZİHNİYETİ ve BU ZİHNİYETİN HAYSİYETSİZ TEMSİLCİLERİNİN, GERÇEK YÜZLERİNİ GÖRMEDİĞİ MÜDDETÇE YAŞADIĞI OLUMSUZLUKLARDAN, BIRAKIN KURTULMAYI, DAHA DA BETER OLACAKTIR.

TÜK MİLLETİNİN BEKÂ SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN MİLLİ KİMLİĞİNİN YOK OLMASI SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN HÜRRİYETİNİ YİTİRME SORUNU VARDIR!

TÜRK MİLLETİNİN TOPRAK KAYBETME SORUNU VARDIR!


Türk Milletinin başına bu sorunları açan en büyük belâ:

SİYASAL İSLAMCILIKTIR!

TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 20 Ekim 2018, 16:06:49
Dindarlık; her türlü şekilcilikten arınmış deruni psikolojik bir düşünüş, anlayış ve yaşam biçimidir.

Bizim Yunusumuz ne güzel söylemiş:

Dervişlik olaydı taç ile hırka;
Biz dahi alırdık otuza kırka!


Sarıktan, sakala; cübbeden, şalvara kılık kıyafetleriyle abartılı görünümleri ve ağdalı sözleriyle topluma dindar insan profili çizen kahır ekseriyeti kanı ve vicdanı kirli, koyunlarında haç taşıyan; başta pontus artıkları olmak üzere, Türk Milletinden öç almak ortak paydasında buluşan gayr-ı Türk unsurlardır.

Abartılı dindar profili çizen ve çizmekle de kalmayıp dini otorite makamından toplumu yönlendiren Karadeniz kökenli bir çok kişinin köken olarak pontus artığı olması bir tesadüf olmasa gerek.

Ayrıca her mahalle başında yer tutmuş şeyh, mürşit, hoca vs. sıfatlı kişilerin tamamına yakınının da başta kürtler olmak üzere gayr-ı Türk etnik unsurlar olduğu da dikkatimizden kaçmamaktadır.

Şu anda Türk Milletine musallat edilmiş en büyük belâ; Siyasal İslamcılık denen, bizzat İslam'ı da kemiren, soysuzluktur.

Etnik ayrımcı terörü de, toplumu kutuplaştıran klikleri de, ekonomiyi iflasa sürükleyen politikaları da, Türk Milletini ve devletini milletler aleminde itibarsızlaştıran uygulamaları da, muazzez dinimiz İslamiyetin; terörün, cahilliğin, sapkınlığın, sübyancılığın, gericiliğin, beleşciliğin, caniliğin ve terörün kaynağı gibi görünmesinin de tek sorumlu ve faili; o siyasal İslamcı zihniyet ve onun namussuz temsilcileridir.

Siyasal İslamcı uygulamalar nedeniyle Türk Milletinin yarınları tehdit ve tehlike altındadır.

Milletimize; Ulu Atamız Bilge Kağan'ın sözleriyle sesleniyoruz:

"Ey Türk;
Titre ve kendine dön!.."


TTK.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: gamze oymac - 20 Kasım 2018, 16:08:59
Balkanlardaki Türk mirasları ve nasıl kullanıldıkları hakkında bir araştırma yapmayı düşünüyorum. Çoğu Osmanlı'dan kalmış özellikle Yunanistan'da evler, konaklar mevcut bizim mirasımız olan ama bu konuda sahip olduğum bilgiler biraz kısıtlı bu bilgileri nereden sağlıklı ve doğru şekilde edinebilirim bilgisi olan varsa benimle iletişime geçebilirmi? Örneğin bu tarz evler [/URL] illa ev olmasınada gerek yok Osmanlı mirasından kalmış gayrimenkul tarzı yerler hakkında araştırmam.
Başlık: Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
Gönderen: Çağrıbey - 20 Ocak 2020, 14:13:49
Otağımızın izleyici ve konuklarına yine otağımızın başka bir sayfasında yer alan ve bu konuyla yakından ilgili olan:

FETHULLAH GÜLEN DGM DOSYASI FETÖ (https://hunturk.net/forum/fethullah-gulen-dgm-dosyasi-feto-704.html)

Adlı konuyu takip etmelerini öneririz.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla...
Çağrıbey.