Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
11
GÜNCEL / Ynt: KRİPTO PARA - BITCOIN ÜZERİNE
« Son İleti Gönderen: Fatih 06 Haziran 2021, 07:01:10 »

Bazı şirket yöneticileri hakkında dava açılıp, şirketin banka hesaplarına bloke konduğu açıklanmıştı.


Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul merkezli 8 ilde düzenlediği operasyonda bu güne kadar 80 şüpheliyi yakalamıştır.
Gözaltına alınan şüphelilerden Faruk Fatih Özer'in ağabeyi Güven Özer ile kardeşi Serap Özer'in de aralarında bulunduğu 6 şüpheli tutuklanmış, 36’sı adli kontrol şartıyla 37'si ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
Şirketin çeşitli banka hesaplarındaki toplam 31 milyon liraya da bloke konulmuştur.

Toplamda 2 milyar dolar, yani 17 milyar Türk lirası çalınmış ancak 31 milyon lirası, 1/1000 i, geri alınabilmiştir.
Aynı şekilde 398 bin kişi mağdur edilmiş ama olayla ilgili olarak ancak 6 kişi tutuklanmıştır.
Bu tutukluluğun uzun süreceği ve sanıkların mahkeme sonunda büyük cezalar alacakları da meçhuldür. Asıl sorumlu Faruk Fatih Özer ise halen yakalanmamış olup, muhtemelen şatafatlı bir lüx içerisinde hayatın tadını çıkarmaktadır.

Yani çalanın yanına kar kalıyor.
Olan vatandaşa oluyor.

Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.
12
GÜNCEL / Ynt: KRİPTO PARA - BITCOIN ÜZERİNE
« Son İleti Gönderen: Üçoklu Börü Kam 05 Haziran 2021, 22:15:00 »
Kripto para borsası Thodex'in kurucusu ve yöneticisi 23 yaşındaki Faruk Fatih Özer yaklaşık 2 milyar dolarla yurtdışına kaçmıştı.
Bazı şirket yöneticileri hakkında dava açılıp, şirketin banka hesaplarına bloke konduğu açıklanmıştı.
İçişleri bakanı Süleyman Soylu ve MHP milletvekili Saffet Sancaklı'ya yakınlığıyla bilinen ve hatta Sancaklı'nın oğlunun da ortak olduğu söylenen Faruk Fatih Özer sırra kadem bastı ve olay da gündemden düştü.
Ne güzel dünya.
Vurgunun, soygunun, çalmanın, çırpmanın haddi hesabı yok.
55-60 yaşına gelmiş ve devlete 30-35 sene çalışıp prim ödemiş ve ekonomiye katma değer sağlamış milyonlarca insan başını sokacak bir ev sahibi bile olamazken, üstüne bir de açlık sınırında bir emekli maaşına mahkum edilirken, iktidara yakın veledi zinalar milletin milyarlarca dolar parasını hortumlayıp yurtdışına kaçıyorlar.
Devletin ve milletin malı deniz, yemeyen, çalmayan keriz mantığı en geçerli anlayış oldu.
Devleti yönetenlerin bu gidişata dur demek bir yana sanki el altından teşvik ediliyorlar gibi bir durum var.
Tüyü bitmemiş yetimin, garibin, fakirin, emektarın ve namuslu insanların alın terlerini gasbedenler şunu unutmayın ki bu hak sahipleri ve mazlumların ahı ve vebali herşeyi yerle yeksan edecektir.
Bu hesaplar bu gün üzeri örtülüp, sümen altı edilmiş olsa bile günü geldiğinde birer birer sorulup hırsızların burunlarından fitil fitil getirilecektir.
Kısas, kıyamete kalmazmış.
Kalmayacak da!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK

13
Bahar yüklü çocuklar,
Kış kıyamet yaşarken,
Kimseler perdeleri,
Açıpta gel demedi.
Onlar kutlu kavgada
Ölümlere koşarken,
Kaç kurşunda gittiler
Hiç kimseler bilmedi.


5 Haziran 1983

12 Eylül cellatlarınca asılarak edilerek şehit edilen Ülkücü şehitlerimiz Halil Esendal ve Selçuk Duracık'ı şehadetlerinin 38. Yılında rahmet ve minnetle yad ederim.
Kutlu ruhları şad, durakları; Uçmak olsun!

TÜRK IRKI SAĞOLSUN!

Unutmadık!
Unutmayacağız!
Unutturmayacağız!


Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK.
14
GÜNCEL / Ynt: SOYSUZLUK VE NAMUSSUZLUKTA SINIR TANIMAYAN ÇUKURLAR!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 05 Haziran 2021, 16:16:26 »
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'e atfen "zalim ve kafir" diyen imam Mustafa Demirkan'la ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurul Uzmanı Bünyamin Okumuş'tan açıklama geldi.

Alıntı

Atatürk bizim börkümüzdür, birliğimizdir, simgemizdir.
Ona laf yok, baş giderse börk gider.
Allah muhafaza, bir daha da geri gelmez.
Atatürk’e tahammülsüzlük Türkiye’ye tahammülsüzlüktür.
Atatürk alerjisinin gerekçesini nasıl okumalıyız?
Gizli FET֒cü olup olmadıkları mutlaka incelenmelidir.
Vaazları ile milli birliğimizi yaralamaya hiç kimse cüret etmemelidir.

Atatürk’e dil uzatanlar daha iyi Müslüman olduklarını mı sanıyorlar?
Ey kendini bilmez akılsızlar!
Atatürkümüzden ne istiyorsunuz?
O tarih sahnesine çıkmasaydı, Türklüğün kıvancı, İslam’ın bekçisi olmasaydı doğdunuz zaman kulağınıza ezan mı okunur yoksa bir kilisede vaftiz mi olurdunuz?



Neyse ki, sayıları az da olsa, hâlâ bu memlekette insaf ve vicdan sahibi gerçek din adamları var.
Atatürk'e hayasızca sözler söyleyenler, bu sözleriyle bırakın Atatürk'ü itibarsızlaştırmayı, bilakis milli vicdanda daha da kuvvetli yer edip, gönüllerdeki Atatürk sevgisi ve minnet duygusu artmaktadır.

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
15
GÜNCEL / Ynt: Covid-19 Salgını ve Bilinmezine Dair!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 05 Haziran 2021, 07:38:46 »
Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçesi Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut’un, salgın tedbirleri kapsamında alınan yasakların ve Covid-19 la ilgili uygulamaların hukuka aykırı olduğunu anlattığı ve görevinden alınmasına neden olan video.
Lütfen bu videoyu da dikkate izleyelim.
Covid-19'la mücadele adı altında dünyada ve ülkemizde çok farklı ve maksatlı uygulamalar yapılmaktadır.

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!

Aşağıdaki youtube bağlantısından, savcı Eyüp Akbulut’un, Esenlik Bildirisi - Salgın, Tedbirler ve Hukuk adlı videosuna ulaşabilirsiniz.
 
https://youtu.be/_pENNS96U_I

https://www.youtube.com/watch?v=_pENNS96U_I
16
GÜNCEL / Ynt: Covid-19 Salgını ve Bilinmezine Dair!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 05 Haziran 2021, 06:40:11 »
Konunun uzmanı olan Alman doktor Dr. Med Claus Köhnlein Coronavirus ölümlerinin sebebebini ve insanların nasıl öldüklerini, daha doğrusu, yanlış tedaviyle nasıl öldürüldülerini açıklıyor.
Özellikle bir panik havası oluşturulduğunu ileri süren Dr. Med Claus Köhnlein Covid-19'u dair farklı bir bakış açısıyla, oldukça da inandırıcı ve ikna edici bilgiler veriyor.

LÜTFEN DİKKATLE OKUYUN!

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!

Alıntı yapılan: Dr. Med Claus Köhnlein

OLMAYAN BİR SALGINDAN İNSANLAR ÖLÜYOR!?

"Dünya Sağlık Örgütü isteği ve yönlendirmesi sonucunda, 24 saat yalan haberler yapılmakta.

Boğaz ağrısı, nefes darlğı ve öksürük şikayeti ile gelene test yaparsanız, pozitif çıkması normal.

Ve asla test sonuçları gerçek değil.

Test olayı, düşülen tuzağın birinci aşaması...

Test sonucunda yapılan tedavi ise tuzağın ikinci aşaması...

Testin pozitif çıkmasıyla, yüksek miktarda kortizon ve ağır antibiyotikler devreye giriyor.

‘Korona tedavisi' diye uygulanan şema, başka rahatsızlığı olan insanların ölümüne neden oluyor.

Korona değil, 'korona tedavisi' öldürüyor.

Ölüm arttıkça ve hastanaler test tuzağına düştüğü için, hasta sayısı artıyor ve panik her geçen gün büyüyor.

Eğer, dünyaya verilmiş olan panik havası ve test mecburiyeti olmasaydı, boğaz ağrısı ve öksürük şikayetleriyle gelmiş olan insanlara eskisi gibi ilaçlarını verip dinlenmelerini isteyecektik.

Her şey seyrinde gidecekti ama bu artık mümkün değil.

Doktorlar, önüne konan tedavi şemasına, uymaya mecbur ediliyor.

Eskisi gibi insiyatif kullanmaları mümkün değil.
Ayrıca hekimler üzerinde büyük bir baskı ve panik var.

Lancet, ünlü tıp dergisidir.

Bu dergide yazılanlar kanun niteliğindedir.

50 yaşında hayatını kaybeden bir insandan söz ediyor.

Bu insan, boğaz ağrısı ve öksürük şikayetiyle gelmiş.
Bu insana yüksek miktarda, 600 miligram kortizon verilmiş.
Üstüne ağır antibiyotikler ve vücudun bağışıklık sistemini çökerten ilaçlar verilmiş.

Ve neticede bu insan, hayatını kaybetmiş ve tamamen hekimlerin hatası.

Olmayan bir salgından, insanlar ölüyor.

Ülke liderleri, koltuklarını korumak için, bu "kumpasta", bilerek veya bilmeyerek rol almışlardır.

Dünyada oluşan panik havası, haklarda liderlere karşı "önlem almadı" baskısı doğurmakta.
Liderler de oluşan baskıdan kurtulmak için, küresel kumpasa boyun eğmek zorunda kalıyorlar.

Aslında panik ve korku dışında, hiç bir şey yok.

Her şey normal seyrinde, ölümler virüsten değil.

Korku ve panik, tedavi adı altında hekimlerin uygulamaya mecbur bırakıldıkları süreç, ölümlerin asıl nedeni...

Dr. Med Claus Köhnlein


17

Sözkonusu Çamlıca camii için imam, müezzin, temizlikçi, bekçi, bahçıvan, teknik eleman vb. 147 kişilik kadro açılıp bunların atamaları da yapılarak, göreve başlatıldı.
Buraya kadar, tartışmalarıyla birlikte, işler bir şekilde yoluna konuldu.
Lâkin asıl sorun 60 bin cemaat kapasiteli camiinin cemaatinin olmayışıydı.
Evet bu hafta başında sabah namazında 147 görevlisi olan 60 bin cemaat kapasiteli Çamlıca camiinde sadece 35 (otuzbeş) kişilik bir cemaat vardı.
Anlaş o ki, doğal olarak, cemaati olmayan Çamlıca camisinin görevlileri bile işlerine devam etmiyor, ya da, iyimser bir yaklaşımla, namazlarda cemaate dahil olmuyorlar.
Gösteriş için yapılan bu camii siyasal İslamcı zihniyetin kokuşmuşluğunun canlı göstergesidir.
Bir dönemi mabetsiz şehir diye eleştirenler şimdi kendileri, cemaatsiz mabetler inşaa ederek aynı duruma düşmüşlerdir.


AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden, Çamlıca Cami için, 290 milyon 601 bin dolar harcama yapıldığı tespit edildi.

Yani gün itibariyle:
290.601.000×8,75 = 2.542.758.750-TL harcama yapılmıştır.

Başka sözüm yok.
Daha doğrusu söyleyecek söz bulamıyorum.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
TTK.
18
GÜNCEL / Ynt: SOYSUZLUK VE NAMUSSUZLUKTA SINIR TANIMAYAN ÇUKURLAR!
« Son İleti Gönderen: Fatih 04 Haziran 2021, 15:58:12 »
Atatürk'e iftira Türk milletine iftiradır!
Atatürk'e hakaret Türk milletine hakarettir!


Atatürk'e dil uzatan zındıklar Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u dinlesin.

Milli şairimiz Mehmet Akif, 15 Ekim 1920 Cuma günü, Çankırı’nın en büyük camisi olan ve halk arasında “Büyük Cami” olarak bilinen, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1558’de yaptırdığı Ulu camiinde bir vaaz vermiştir.
Buyurun okuyalım da  kim dine hizmet etmiş görelim.

Alıntı

Muhterem Müslümanlar!
Aziz Çankırılılar!
Allah’a hamd u senalar olsun.
Aylardan beri Cuma namazını kılmak fırsatını Çankırı’da buldum.
İstanbul ve civarında kılamadım.
Çünkü, o yörelerde kâfirlerin bayrağı dalgalanıyordu. O bayrağın altında kâfirin kölesi idik.
Rabbü’l-âlemin Müslümanlara köleliği haram kılmıştır.
Kölenin, Cuma namazı kabul değildir.
Hürriyetinizi kazanacak, sonra Cuma’ya koşacaksınız.
Kâfirin bayrağı altında halifelik de kuru bir sözden ibarettir.

Halifelik İslam bayrağı altında olur.
Yoksa halife de bir köledir.
Allah’ın reddettiği bir haleftir.
Öyleyse, Müslüman için evvela hürriyet, sonra ibadet!

Aziz Çankırılılar!
Kâfirlerin köleliğini kabul etmeyip, hürriyet için cihad açan Mustafa Kemal Paşa etrafında toplanınız ve ülkemizi yakıp yıkan, hamile kadınların karınlarını deşen, hiçbir günahı olmayan çocuklarımızı süngüleyip havada dolaştıran, kız ve kadınlarımızın namuslarına tecavüz eden Yunan ordusunu ve onları destekleyen kafirleri kovmadıkça ve eli kolu bağlı yörelerimizde İslam’ın bayrağını dalgalandırmadıkça sizlerin de ameli noksan kalır, ibadeti makbul olamaz!

Köleliği kaldıran, ona cihad açan Kuvva-yı Milliye ordusuna katılınız.

Cennetin kapısı daima şehitlere ve gazilere açıktır. Her iki cihanda da Allah’ın makbul kulları şehitler ve gazilerdir.

Mehmet Akif ERSOY
(15 Ekim 1920 / Çankırı)



Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY Bey'in bu hutbesi başta diyanet işleri başkanlığını işgal eden zat olmak üzere, boynu altında kalasıca Boynukalın, Mustafa Demirkan denen pontus artığı ve bilcumle siyasal İslamcı Türk düşmanlarına kapak olsun!
Son söz Neyzen Tevfik Üstatdan gelsin!

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...


Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir!
19
GÜNCEL / Ynt: SOYSUZLUK VE NAMUSSUZLUKTA SINIR TANIMAYAN ÇUKURLAR!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 04 Haziran 2021, 06:20:45 »
Günümüzde Türküm demeyi günah sayan ve hatta daha da ileri giderek, tarih boyunca Türklüğe ve İslamlığa karşı savaş veren haçlı kalıntılarının söylemlerine ortak olan sözde din insanlarının aşağılamalarını ve hatta hakaretlerini mankurtluk düzleminde ibretle dinlemekteyiz.
Sadece dinlemekteyiz ve susmaktayız.
Acı gerçek ki, susturulmuş durumdayız.
Mankurt robot, bizler dilsiz, kör ve sağırız…!

Geleceği kendi zamanından bakarak gören ve ikiyüzlü din tacirlerinin hilekârlığını ilan eden, gerçek Müslüman Türk fikir insanı merhum Prof. Dr. Erol Güngör, İslamcı söylemi maske olarak kullanan dincilere ilişkin bu durumu şöyle açıklıyor;

Alıntı

Bu manada İslamcılık şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur.
Bunların maksadı İslam ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı nötralize etmektir.
Bu azınlıklar ayrılıkçı bir politika takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açıklamaktan hiç geri kalmazlar; böyle bir güce erişemedikleri müddetçe İslâm davasının şampiyonu olarak görünürler.

 
Prof. Dr. Erol GÜNGÖR - İslâmın Bugünkü Meseleleri - 1979


Yukarıda, cennetmekan Erol GÜNGÖR'den alıntı yaptığım bölümde, sözü edilen süreç, tıkır tıkır işleyerek, Türklüğe karşı, aleniyetle, etnik kökenli milliyetçiliklerin ilan edilmesi safhasına gelmiştir.

İyi uykular, Türk Milleti...
Hep duyageldiğimiz OĞUZ UYKUSU buymuş, demek ki!

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
20
GÜNCEL / Ynt: SOYSUZLUK VE NAMUSSUZLUKTA SINIR TANIMAYAN ÇUKURLAR!
« Son İleti Gönderen: Yüzbaşı Sançar 04 Haziran 2021, 05:59:23 »
Atatürk millî birliğimizin ortak paydasıdır.

Ayasofya'nın mimberinden ürüyen Mustafa Demirkan adlı kuduza ve sahiplerine verilecek en güzel yanıtı Sayın Devlet BAHÇELİ Beyefendi vermiştir.


Pontus artıkları hep birbirine benziyor.
Sıfatına tükürdüğümün sıfatsızı geberik püsküllü Kadirin ikizi gibi.



Ayasofya Camiinde Atatürk'e kâfir diyen İmam Mustafa Demirkan Rize Güneysulu (Potamya) tescilli bir pontus eniğidir.

-Kurtuluş Savaşı  yıllarında 13 kasım 1918 de İşgal kuvvetlerinin işgaliyle birlikte Rize bölgesindeki Rum'lar isyan ettiler ve Rize merkezli RUMPONTUS hükümdarlığı kurarak bağımsızlık ilan ettier.
13 kasım 1918 den 15 aralık 1925 yılına kadar bağımsız devlet olarak yaşadılar.
1925 Yılına kadar da kendi kendilerini yönettiler. Devlete vergiyi kestiler, OSMANLI’ya askere gitmeme kararı aldılar.
POTAMYA denilen bölge de buraya dahildi.
-1923 de Ülke işgalden kurtulduktan sonra ATATÜRK’ün emriyle HAMİDİYE savaş gemisi 15 aralık 1925 tarihinde denizden buraları bombaladı, karadan da TÜRK ordusu tarafından kuşatıldı ve RUMPONTUS hükümdarlığı yıkıldı.
İstiklal mahkemesi kuruldu ve pek çok isyancı asıldı, sürgün edildi..
Çok meşhur şu sözlerde o zamandan kalmadır. "Atma Hamidiye atma. Vergü da verecüük, askerlük da edecüük, şapka da giyecüük."

Bu tarihi gelişmenin tabii sonucu olarak Bizans Pontus Rumlarının “POTAMYA” adını verdiği bölgenin adı Türkleştirme hareketi sonrası adı GÜNEYSU oldu.

-Osmanlı Arşiv araştırmacısı ve uzman Muhammed Safi’nin Osmanlı Arşivinde bulunan 1850 tarihli Rize Tahrir-i Öşür defteri bu konuda ayrıntılı bilgiler vermektedir.
Osmanlı yönetimine bağlı memurlar acil askeri ihtiyaçlardan dolayı Rize köylerini dolaşarak mahalle ve köylerde hanelere uğrayarak isimleri deftere yazdılar.

Aynı defter içinde O zamanki adı POTAMYA nın “Karye-i Pulihoz Kaluharaf” köyü başlığı altında yazılanlar günümüzde Güneysu ilçesi Dumankaya köyünde yaşayanlardır.
Bu köyün 1800 yıllarında tamamı hıristiyan iken 1900 lü yılların başında köyün inanç durumu yarısı Müslüman yarısı Hıristiyandı.
İmam Mustafa Demirkan da bu köydendir.
Bu Kazanın nüfus yapısı genelde hırıstiyan ve Yahudidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'da Güneysuludur ve memleketini ziyarete gittiğinde hemşehrileri;
POTAMYAYA HOŞ GELDİN!
Pankartı açmışlardı.
Atalarımızın dediği gibi, kandır çeker.

Tanrı Türkü ve Türk yurtlarını korusun!
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10