Türkçü Turancı Otağ | Türkçüler

TÜRKLÜK ve TÜRK DÜNYASI OTAĞI => TÜRK KÜLTÜR ve MEDENİYETİ => Konuyu başlatan: Kurt-Kanı - 16 Ağustos 2007, 16:51:51

Başlık: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurt-Kanı - 16 Ağustos 2007, 16:51:51
TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ

Türkler tarihleri boyunca çok geniş coğrafyalara yayılmış ve kültürlerinin izini bırakmışlardır.
Türkler'in tarih öncesi devirleri yalnız arkeolojik buluntu ve kalıntılarla aydınlatabilmektedir.
Tarihi devirleri ise, bağlantılarının olduğu kavimlerin yazılı kaynakları ve millî kaynakları sayesinde açıklığa kavuşturulabilmektedir.

Genelde Türkler’in eski dönemlerde tarih yazmayan, fakat tarih yapan bir kavim olduğu bilinir. Ancak, eski örnekleri M.Ö.5.yüzyıla kadar götürülebilen runik (oyma) yazının Türk kültür çevrelerinde kullanılması, Mançurya’dan Macaristan’a kadar çok geniş coğrafyaya yayılması ve uzun zaman diliminde varlığını  koruması kayda değer bir husustur.

Bu runik yazılı belgeler içerisinde GökTürk dönemine ait olanlar daha da fazla değer taşımaktadır. Bunlar arasında Bilge Kağan ve Köl Tigin’e ait olanlarda Türk tarihi, dili, hukuku, dini, iktisadi hayatı vb. hakkında kıymetli bilgiler yer almaktadır.
İşte bu belgelerde Türkler’de zaman ve takvime dair bilgiler de bulunmaktadır. Ayrıca, senkronik (çağdaş) kaynaklarda da bu bilgilere rastlamak mümkündür.
       
TÜRKLERDE ZAMAN

Türklerin hayatında yaşadıkları kültür çevresinin çok büyük etkisi olmuştur. Özellikle başlangıçta yaşadıkları bozkır kültür çevresinde insanın insanla, insanın hayvanla ve tabiatla vermiş olduğu mücadele yaylaktan kışlığa, kışlaktan yaylağa yapılan yorucu göçler Türk insanını zaman belirlemeye yöneltmiştir.
Aynı şekilde savaş öncesi ve sonrası asker sayısının tespiti, kışlaktan yaylağa gidiş ve dönüşlerde hayvan sayısının belirlenmesi vb. için yapılan sosyal, siyasi, iktisadi toplantılar da zamanın belirlenmesinde önemli hususlar olarak ortaya çıkmıştır.
Zaten yaylak ve kışlak hayatı doğrudan iklimin yönlendirilmesinin doğal bir sonucu olarak belirmiştir. Bundan dolayı zaman kavramları Türk kültür çevrelerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanılmıştır.
 
Türkler’de zamanla ilgili ilk bilgilere GökTürk yazıtlarında rastlanılmaktadır.
Yazıtlarda zaman, şimdi, önce, sonra, ilk, son, gündüz, gece, ay, kış ve yaz gibi zamanla ilgili kelimeler bulunmaktadır.
 
Bilge Kağan kardeşi Köl Tigin’in ölümü üzerine zamanla ilgili şöyle demektedir:
“İnim Köl Tigin kergek boldu. Özüm sakındım. Körür közüm körmez teg, bilir biliğim bilmez teg boldu. Özüm sakındım. Öd tengri yaşar. Kişi oğlu kop ölgeli törümiş.”
(“Küçük kardeşim Köl Tigin öldü. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar, insan oğlu hep ölmek için türemiş”) (Köl Tigin, Kuzey, 10).
Burada öd zaman olarak kullanılmıştır.

“Ölgeli törümüş” tabiri :"ölmek için doğmuş" anlamına gelmektedir.

“Öd tengri yaşar” ifadesinden tanrının bütün zamanlar içerisinde var olduğu, ebediliği ve ölümsüzlüğü anlaşılır. Çünkü burada öd kelimesi bir sınırsızlık ifade etmektedir.

“Bu ödke” “Ol ödke” ve “Antag ödke” tabirlerinde ise, bir sınırlamanın olduğu görülmektedir.

“Tengri teg tenride bolmuş Türk Bilge Kağan bu ödke oturtum.”
(“Tanrı gibi gökte olmuş, Türk Bilge Kağan, bu zamanda oturdum”) (Köl Tigin, Güney, 1).

“Ol ödke kul, kullug bolmış erti.”
(“O zamanda kul kullu olmuştu”) (Köl Tigin, Doğu, 21).

“Antag ödke ökünüp Köl Tiginig az erin irtürü ıtımız.”
(“Öyle bir zamanda pişman olup, Köl Tigin’i az erle eriştirip gönderdik”) (Köl Tigin, Doğu, 39).
 
Bu çerçevede zaman kavramı hem belirli bir süreyi hem de sınırsız bir süreyi belirtmek için kullanılmıştır.
Burada ebedi Tanrı için zamanda sınırsızlık söz konusu iken, hayatı doğmak ve ölmek arasında geçen, yaptığı ve yapacağı işler belirli bir zaman süreci içerisinde gerçekleşen insan için zamanda sınırlılık görülmektedir.
 
Bazı olayların öncelik ve sonralıklarını belirlemek için zaman terimleri de bulunmaktadır.

“Başlayu”, “Anda kisre”, “Anda ötrü” kavramları, bu şekilde kullanılmış olup;
“Başlayu” önce,
“Anda kisre” ondan sonra, daha sonra,
“Anda ötrü” ondan sonra demektir.

“Başlayu Kırkız kaganıg balbal tiktim.”
(“Önce Kırgız kağanını balbal diktim”) (Köl Tigin, Doğu, 25).

“Anda kisre tengri yarlıkazu kutum bar üçün ürlügüm bar üçün ölteçi budunug tirgüri igittim”
(“Ondan sonra, Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için kısmetim var olduğu için ölecek milleti diriltip besledim”) (Köl Tigin, Doğu, 29).

“Anta ötrü kaganıma ötündüm.”
(“Ondan sonra Kağanıma arz ettim”) (Tonyukuk I, Güney, 5).
 
Kronolojik olarak öncelik ve sonralığı ifade eden sözlerde bulunmaktadır.
Bilge Kağan bu hususta şöyle demektedir:
“Üze kök tengri asra yağız yir kılındukda ikin ara kişi oğlu kılınmış.”
(“Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış”) (Bilge Kağan, Doğu, 2).

Burada yer ve göğün oluşumundan sonra insanlar yaratılmıştır.
Ancak buradaki  öncelik ve sonralık zaman olarak çok daha uzun bir süreçtir.
Böylece zamanda öncelik ve sonralığında Türk kültür çevresinde sistemleştirildiği görülmektedir.
 
Yazıtlarda zamanla ilgili bir sıralamada görülmektedir.
“Ang ilk”, “ikinti”, “üçünç”, “törtünç”, “bişinç” kelimeleri de zaman sırasını belirtmek için kullanılmışlardır.

“Ang ilk Togu Balıkda süngüştümüz.”
(“İlk anda Togu Balıkda savaştık.”)

 “ikinti”..., “üçünç”..., “törtünç”, “bişinç”
(“ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci olarak ...”) (Köl Tigin, Kuzey, 4-7).
 
“Amtı” kelimesi ise, mevcut zaman, yaşanılan zaman, şimdi için kullanılmıştır. Bu kelime şu cümlede geçmektedir:
“İllig budun ertim, ilim amtı kanı, kimke ilig kazganur men tir ermiş.”
(“İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş”) (Köl Tigin, Doğu, 9).
 
Güneşin doğuşundan batışına kadar zamanı ifade etmek için “Küntüz”, güneşin batışına kadar ki zamanı ifade etmek içinde “Tün” kelimesi kullanılmıştır.
Bilge Kağan bu hususta şöyle demektedir:

“Türk budun üçün tün utımadım, küntüz oturmadım.”
(“Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım”) (Bilge Kağan, Doğu, 22).
 
“Tang” kelimesi ise, tan, şafak anlamında kullanılmıştır.
“Tün katdımız. Bolçuka tang öntürü tegdimiz.”
(“Geceyi gündüze kattık. Bolçuya şafak sökerken ulaştık”) (Tonyukuk, I, Kuzey, 11).
 
“İlgerü kün togsıka birigerü kün ortusıngaru kurıgarı kün batsıkınga yırıgaru tün ortusıngaru anda içreki budun kop manga körür.”
(“İleride gün doğusuna, beride gün ortasına, geride gün batısına, yukarıda gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabidir”) (Köl Tigin, Güney, 2).

Burada gün doğusu, gün ortası, gün batısı ve gece ortası tabirleri uzak mesafeleri belirtmek için kullanılmış olmasına rağmen; zamanla ilgili terimler olarak gece ve gündüzün bölümlerini göstermektedirler.

Gün doğusu güneşin doğduğu sabahı, gün ortası güneşin yeryüzüne tepeden baktığı öğleyi, gün batısı güneşin battığı akşamı, gece ortası ise, gecenin yarısını gösterir ifadelerdir.
Burada da görüldüğü üzere, yalnız gece ve gündüz değil, onların bölümlerini gösteren terimlerin  kullanımı da zaman kavramlarının sistemleştirildiğinin bir kanıtı olarak görülmektedir.
 
Günle ilgili kavramlardan başka ay, mevsim ve yılları ifade eden kelimelerde kullanılmıştır.

“Amga korgan kışlap yazınga Oğuzgaru sü taşıkdımız.”
(“Amga kalesinde kışlayıp ilkbaharında Oğuza doğru ordu çıkardık”) (Köl Tigin, Kuzey, 8 ).

“Otuz artukı sekiz yaşıma kışın Kıtany tapa süledim.”
(“Otuz sekiz yaşımda kışın kıtaya doğru ordu sevkettim”) (Bilge Kağan, Güney, 2).

“Bunca kazganıp kangım kağan it yıl onunç ay altı otuz ka yoğ ertürtüm.”
(“Bu kadar kazanıp babam Kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım”) (Bilge Kağan, Güney, 10).
 
Yukarıdaki bilgilerden GökTürk döneminde zamanla ilgili gün, ay, mevsim ve yıl   kavramlarının sistemleştirilmiş olduğu görülmektedir. Hatta yazın geçirildiği yazlak ya da yaylak, kışın geçirildiği kışlak doğrudan yaz ve kışla ilgili kavramlardır.
 
GökTürkler döneminde kullanılan zamanla ilgili tabirlerin Uygurlar döneminde de kullanıldığı görülmektedir.
Yıl, ay ve günler Uygur hukuk belgelerinde tarihlendirmede kullanılmıştır. Zamanla ilgili erken, tan, sabah, öğle, kuşluk, akşam, gece yarısı, seher vakti gibi gece ve gündüzün bölümlerini gösteren kelimeler yaygın olarak yer almıştır.
 
TÜRK TAKVİMLERİ

Türkler tarih sahnesine çıkışlarıyla birlikte kendileri için önem taşıyan tarihi olaylar ve günlerin tarihlerini belirleme ihtiyacı duymuşlardır.
Yılın belirli günlerinde toplantılar yaptıkları ve devlet meselelerini görüştükleri yazılı kaynaklarda geçmektedir.
Hayat tarzları gereği yaylaktan kışlağa, kışlaktan yaylağa göçte boylar ve boylar birliğine mensup insanların aynı anda harekete geçmeleri, toplum için birinci derecede önem taşıyan siyasi, iktisadi ve dini toplantıların günlerinin sabitleştirilmesi belirli bir tarih hesabının yapıldığını ve takvime bağlandığını düşündürmektedir.
 
Asya Hunları’nın bütün kararların alındığı ve gündemi önceden belirli olan meseleleri yılın belirli günlerinde toplanan kurultaylarda görüşmeleri bu hususa açıklık getirmektedir.
Bu toplantılar Hun hakanı Mo-tun döneminden başlamak üzere, devlet işleri ve dini törenlerle ilgili üç ayrı zamanda gerçekleştiriliyordu. Biri yılın ilk ayında, ileri gelen davetlilerle hükümdar sarayında yapılıyordu.
Dini vasfı baskın görünen öteki toplantı Lung kalesinde, üçüncüsü ise, atların semişleştiği Sonbaharda Tai-lim’de yapılmaktaydı. Üçüncü toplantıda halkın ve hayvanların sayısı tespit ediliyordu.

GökTürk dönemine gelindiğinde artık milli kaynaklardan anlaşıldığı üzere, Türk kültür çevresinde takvim kullanılmaya başlanılmıştır. Türklerin zamanla geniş coğrafyalara yayılmaları ve çeşitli kültürlerle temasları farklı takvimler kullanmaya başladıklarını göstermektedir.
Şüphesiz bunlardan ilkini on iki hayvanlı takvim oluşturmaktadır.
 
(Devam edecektir.)
TTK
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurt-Kanı - 16 Ağustos 2007, 17:26:52
ON İKİ HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ

(http://www.resimload.com/071123/TEs_On_Iki_Hayvanli_Takvim.jpg) (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy50dXJrdmlzLmNvbQ==)

Türk kavimlerinin en eski zamanlardan beri, en çok kullandıkları takvim sistemi, devri on iki hayvanlı takvim sistemidir.
İslam-Türk alimleri bu on ikili sisteme “Tarih-i Türki,”  “Tarih-i Türkistan,” “Tarih-i Khıta” ve “Uygur” veya “Sal-i Türkan” (“Türk yılı”) demektedirler.
Bu takvimde Dünya’nın ömrü 3.600.000 yıldır.
Bu süre 360 ven'dir.
1 ven 10.000 yıldır. 12 yıl 1 devirdir.
1 yıl 12 aydır.
1 ay 4 hafta ve 30 gündür.

Bu on ikili sistemde her hayvan bir yıla ad vermektedir.
Devre tamamlandıktan sonra, yeniden on ikili devre başlamaktadır.
Yıllara adlarını veren hayvanlar sırasıyla şunlardır:

 1- Sıçgan (sıçan),
 2- Ud (öküz),
 3- Pars (pars),
 4- Tavışgan (tavşan),
 5- Nek (timsah),
 6- Yılan (yılan),
 7- Yund (at),
 8- Koy (koyun),
 9- Biçin (maymun),
10- Tagaku (tavuk),
11- İt (köpek),
12- Tonguz (domuz)

Sıralamadan da anlaşılacağı üzere, devrenin ilki Sıçan, sonu ise Domuz yılıdır.

Türk kavimlerinin en eski zamanlardan beri, en çok kullandıkları takvim sistemi, devri on iki hayvanlı takvim sistemidir.
İslam-Türk alimleri bu on ikili sisteme “Tarih-i Türki,”  “Tarih-i Türkistan,” “Tarih-i Khıta” ve “Uygur” veya “Sal-i Türkan” (“Türk yılı”) demektedirler.

Bu takvimde Dünya’nın ömrü 3.600.000 yıldır.
Bu süre 360 ven'dir.
1 ven 10.000 yıldır. 12 yıl 1 devirdir.
1 yıl 12 aydır.
1 ay 4 hafta ve 30 gündür.

Takvimin kökeni ve yılların sırasının oluşumuyla ilgili olarak da şu bilgiler yer almaktadır:
Türk hakanlarından birisi kendisinden birkaç yıl önce geçmiş olan bir savaşı öğrenmek ister, o savaşın yapıldığı yılda yanılırlar, onun üzerine bu iş için Hakan ulusuyla geneş (müşavere) yapar ve kurultayda “Biz bu tarihte nasıl yanıldıksa bizden sonra gelecek olanlar da yanılacaklardır; öyle ise, biz şimdi göğün on iki burcu ve on iki ay sayısınca her yıla birer ad koyalım; sağışlarımızı bu yılların geçmesiyle anlıyalım; bu aramızda unutulmaz bir andaş olarak kalsın” der.
Ulus bu hakanın önergesini onaylar (Kaşgarlı Mahmud : I, 345).
 
Bunun üzerine Hakan ava çıkar; yaban hayvanlarını “Ilısu”ya doğru sürsünler diye emreder. Bu, büyük bir ırmaktır. Halk bu hayvanları sıkıştırarak suya doğru sürer. Bu hayvanlardan avlarlar; bir takım hayvanlar suya atılırlar; on ikisi suyu geçer; her geçen hayvanın adı bir yıla ad olarak takılır. Bu hayvanlardan birincisi “Sıçgan = sıçan” imiş. İlk önce geçen bu hayvan olduğu için ilk yıl bu adla anılmış ve ilk yıla “Sıçgan yılı" denilmiştir (Kaşgarlı Mahmud : I, 345).
 
Yukarıda verilen bilgilerden en kayda değeri, eski bir zamanda Türk kültür çevresinde şartların zorlamasının bir sonucu olarak, en azından bir savaşın tarihini bile belirlemede bu takvimin kullanılmaya başlamasıdır.
 
Bu takvimin Türkler’de belirgin olarak varlığı Göktürk yazıtlarında ortaya çıkmaktadır.
Köl Tigin yazıtında onun ölümüyle ilgili şu bilgi yer almaktadır:
“Köl Tigin koyn yılka yiti yigirmike uçdı. Tokuzunç ay iti otuzka yoğ ertürtümüz. Barkın bedizin bitigtaşın biçin yılka yitinç ay yiti otuzka kop alkdımız. Köl Tigin özi kırk artuki yiti yaşında bulut bustadı.”
(“Köl Tigin koyun yılında (birinci ay) on yedinci günde uçtu. Dokuzuncu ay, yirmi yedinci günde yas töreni tertip ettik.Türbesini, resmini, kitabe taşını maymun yılında yedinci ay, yirmi yedinci günde hep bitirdik. Köl Tigin kendisi kırkyedi yaşında bulut çöktürdü”) (Köl Tigin, Kuzeydoğu).
 
Bilge Kağan’ın ölümü için ise, şu ilgiler bulunmaktadır:
“Bunça kazganıp kangım kağan ıt yıl onunç ay altı otuzka uça bardı. Lazgın yıl bişinç ay yiti otuzka yoğ ertürtüm.”
(Bu kadar  kazanıp babam, kağan köpek yılı, onunca ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım”) (Bilge Kağan, Güney, 10).
 
Ayrıca, kaynaklarda sayılar için Göktürkler’in çetele tutmaları, bu tür belgelerin ok ucu ile balmumu üzerine damgalanması ve hesapları bir değnek üzerine yapılan çentiklerden ibaret olması dikkate değer bir husustur.
 
Yazıtlarda tümen (on bin) ve katlarından söz edilmesi de takvime bağlı olarak yaş ve sayı kavramlarının gelişmiş olduğunu göstermektedir (Bilge Kağan, Doğu, 26).
 
Göktürkler’in kullandığı on iki hayvanlı takvimde her hayvanın bir yılı gösterdiği, yıl içerisinde aylar ve aylar içerisinde de günlerin varlığı ortaya çıkmaktadır.
 
Göktürkler’in kullandığı bu takvim Uygurlar tarafından da kullanılmıştır.
Burada on ikilik devrede yıl, ay ve günler gösterilmektedir.
Uygur hukuk belgelerinde:
“Takıgu yıl, törtünç ay, sekiz yangıya”,
(“Tavuk yıl, dördüncü ay, sekiz yeniye”);
“Koyun yıl, onunç ay, biş ugrmige”,
(“Koyun yılı, onuncu ay, sekiz yeniye”)
gibi ifadeler aynı anlayışın ürünüdür
 
On iki hayvanlı  takvim yalnız Orta Asya’da kullanılmamış, çok geniş coğrafyalarda Türk kavimlerinin kullandığı bir takvim olmuştur.
Bu takvimi kullanan kavimlerden biri de Tuna Bulgarları’dır.
Onlar hayvan adlarını kendi dillerinin yapısına uygun bir biçimde belirlemişlerdir. Ayları da diğer Türk topluluklarında olduğu gibi sayı sırasına göre belirtmişlerdir.
 
Çin Seddi’nden Tuna Nehrine kadar çok geniş coğrafyada Türk kültür çevrelerinde yaygın kullanım alanı bulan on iki hayvanlı takvimde yıla adını veren hayvandan hareketle yılların özellikleri 11. yüzyıldan başlamak üzere, çeşitli kaynaklarda belirtilmeye başlanmıştır.
Bu çerçevede, yılların her birinde bir hikmet olduğunu sanarak, onunla fal tutmaya ve uğur saymaya yönelmişlerdir.
Ayrıca, bu durum on iki hayvanlı takvimin Türk kültür çevrelerinde yaygın olarak kullanıldığının bir işaretidir.
Yılların nasıl geçeceği, bolluk, kıtlık, savaş, kuraklık, yağış vb. olup olmayacağı yıllara adını veren hayvanlara göre belirtilmiştir.
 
Türk kaynaklara göre, on iki hayvanlı takvim Göktürkler döneminde kullanılmaya başlanmıştır.
Yıl, ay ve gün hesabına göre, bu takvimin Türkler arasında kullanıldığı ve çoktan gelişim sürecini tamamlamış olduğu görülmektedir.
Göktürk döneminde aynen runik (oyma) yazının gelişimini tamamlayarak, bütün Türk toplumunun sosyal, siyasi, hukuki, dini ve iktisadi ihtiyacını karşıladığı gibi, on ikilik devreyi esas alan yıl, ay ve günleri netleşmiş  bu takvimde toplumun zamanla ilgili doğum, ölüm, yaş, yoğ, savaş gibi tarih zaptını zorunlu kılan bütün ihtiyaçlara cevap vermiş olması söz konusudur.

Bu durumda on ikilik devreyi esas alan takvim, yani on iki hayvanlı takvim Göktürk dönemi öncesinde kullanılıyordu. Kökeni kuzey medeniyeti olup, Asya Hunları tarafından da kullanılmıştır. On iki hayvanlı takvimin gerçek mucidi Türkler olmuştur  
 
Asya Hunları’nda yılın belirli dönemlerinde gerçekleştirilen toplantılar aynen Göktürklerde de yapılıyordu.
Bu dönemler aynı zamana denk geliyordu. Göktürkler bu zamanı belirli bir takvime bağlamışlardı.
Bu toplantılar Göktürkler’e Asya Hunları’ndan intikal etmiştir.
Yılın belirli zamanlarına denk getirilmesi aynı takvimin kullanıldığına işaret sayılabilir.
 
Adı geçen takvimin Hunlar’dan öncede kullanılmış olabileceği ifade edilmektedir.
Gerçektende Saka döneminde kullanıldığına dair bilgi kırıntıları bulunmaktadır. M.Ö. 5. yüzyıla tarihlendirilen Eksik Kurganı’ndan çıkartılmış gümüş bir kap üzerindeki yazının, “Han’ın oğlu yirmi üç yaşında yok oldu. (Halkın?) adı da yok oldu.” Şeklinde okunduğu kabul görmektedir.(Altın elbiseli adam)
Burada dadil Türkçe olup, yaşı belirtmek için sayı kullanılmıştır. Yaşın belirli bir takvimle bağlantılı olduğu düşünülmelidir.
 
Kurganlardan çıkartılmış olan buluntularda bir ölçüde on ikili sistemle bağlantı kurmayı mümkün kılmaktadır.
Tuva’da Arzhan yakınında bulunan ve Sayan-Altay Bölgesinin en büyük kurganında 360 at ortaya çıkarılmıştır.
Burada 360 atın 1 yıl, 30 tanesinin 1 ayla ifade edildiği ileri sürülmektedir.
Yine Kuban Bölgesinde de ortaya çıkarılan kalıntılardan aynı anlayışın varlığı belirlenebilmiştir,
 
Sakalar’la aynılığı bilinen ve Sakalar’ın batıya geçmiş kolunu oluşturan İskitler’e  ait kurganlardan on ikili devreyi gösteren buluntular ortaya çıkartılmış olup, bunlar İskitler’de bu takvimin varlığına işaret sayılmaktadır.
 
Milattan sonraki dönemlerde yaygın olarak kullanılan ve milattan önceki dönemlerde de varlığı belirginleşen on iki hayvanlı takvimle günümüzde kullanılan takvimin  dönüşümleri üzerinde de durulmuştur.
Hesaplamalara göre, miladın birinci yılı Tavuk yılına denk gelmektedir.
Devrenin başlangıcı olan Sıçan yılı  miladın dördüncü yılıdır.
Bu durumda Sıçan yılı miladın 4, 16, 28, 40 ... yıllarına denk gelir
O halde devre adedi “n,” miladi yıl “M” ile gösterilirse,
M = n x 12 + 4 ve buradan  n = M – 4 / 12  olarak  devre adedi bulunur.

On İki Hayvanlı Yılların Devri Vasıfları

I - Sıçan Yılı  : Karışıklık, kargaşılık ve kan dökme çok olur; Hırsızlar, yol kesiciler çoğalır, halk yerdeki böceklerden zarar görür; bazı yerlerde rahatlık ve huzur olur; valilere ve divan ehline noksanlık ve ziyan yüz gösterir.  Bu yılda yağmur orta halli olur.
 
II - Sığır Yılı  : Sığırlar döğüşgen olmasından bu yıl harp çoğalır. Dert ve baş ağrıları çoğalır, kış soğuk geçer, mevsim kendi tabiatına az uyar, havalar değişik olur, soğuktan meyvelere afet erişir, etrafı alemde fitne ve karışıklık çok olur, insanlarda, bey ve sultanlarda keder çoğalır.
 
III - Pars Yılı  : Hükümdarlar birbirine şüpheli nazarla bakarlar ve makam kavgasına girişirler; ahid bozuculuk ederler.  Yemiş az olur. Hayvanlara afet az gelir. Kış kısa ve soğuk olur; göze ve ırmakların suyu çok olur.
 
IV - Tavşan Yılı  : Nimet ve feragat çok olur; bazı yerlerde hastalık, ölüm, bilhassa kadın ve çocuklarda çok olur. Hükümdarlar adalet ve insafa meylederler, eğer zulüm vaki olursa adalet sebebi ile olur. Yağmur, çeşme ve ırmak suları bol olur. Meyve her nimet çok olur.
 
V - Ejder Yılı  : Timsahın suda yaşaması dolayısıyla bu yıl çok yağmur yağar ve bolluk olur. Savaş ve kan dökücülük çok olur. Mahsul bol olur.
 
VI - Yılan Yılı  : Bu yıl meyve çok az olur, yıl kurak kış soğuk ve uzun olur. Yılan, sıçan ve karınca bazı yerlerde çoğalır. Hükümdarlar, beyler arasında düşmanlık olur. Halk arasında hile artar, türlü hastalıklar meydana çıkar. Bazı yerlerde veba olur.
 
VII - At Yılı  : Bu yıl karışıklık, fitne ile gelir, cenk ve savaş zuhur eder. Yaz hoş, hububat çok olur; dört ayaklılara hastalık ve helak erişir. Kış gayet yumuşak ve uzun olur; meyvelere afet erişir.
 
VIII - Koyun Yılı  : Bu yılda nimetler bollaşır; insanlar iyilik ve hayra yönelirler; yağmur çok yağar, gerçi fitne ve karışıklık çıkarsa da çabukça sükun bulur ve asayiş yerine gelir.
 
IX - Maymun Yılı  : Çok muharebe ve mücadele olur, reaya ve göçebelerin malı çok olur; büyükler ve eşraf birbirleriyle mevki kavgasına düşerler. Hırsızlar ve fitneciler galebe ederler ve halka mazarrat yaparlar; bu yılda, meyvelere afet erişir. At, deve gibi büyük hayvanlarda çok telefat olur.
 
X - Tavuk Yılı : Hastalık çok olur, bazı yerlerde zelzele tahribat yapar, alış veriş kesilir, eşya bahalanır, bazı, yerlerde büyük harpler olur. Hububat az olur. Hayvanat çoğalır.
 
XI - İt Yılı  : Fitne, karışıklık ve kan dökücülük, at ve katır ölümü olur, hayvanların kıymeti artar; hırsızlar ve yol kesiciler çoğalır, kış gayet soğuk geçer, çok hastalık olur.
 
XII - Domuz Yılı  : Hükümdarlar arasında mühalefet olur; reaya üzerine emir ve nehiyleri geçer. Tehlikeli hastalıklar çoğalır. Hırsız ve yol kesiciler artar. Meyveler bollaşır.

(Devam edecektir)
TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurt-Kanı - 16 Ağustos 2007, 19:43:19
(http://www.resimload.com/071123/ojA_12_hayvanli_takvim_tablo1.bmp) (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy50dXJrdmlzLmNvbQ==)
(http://www.resimload.com/071123/Y9z_12_hayvanli_takvim_tablo2.bmp) (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy50dXJrdmlzLmNvbQ==)
(http://www.resimload.com/071123/GMF_12_hayvanli_takvim_tablo3.bmp) (https://hunturk.net/forum/sistem.php?islem=yonlendir&url=aHR0cDovL3d3dy50dXJrdmlzLmNvbQ==)


Miladi Yılı Hayvan Yılına Çevirme

Miladın ilk yılı on ikili takvimde Tavuk yılına rastlıyor. Sıçan yılı Miladın 4. yılına rastlıyor.  Burada N=M formülü uygulanmaktadır.
  1- Sıçan :      00
  2- Sığır :       08
  3- Pars :       16
  4- Tavşan :   25
  5- Ejder :      33
  6- Yılan :       41
  7- At :          50
  8- Koyun :     58
  9- Maymun:  66
10-Tavuk :     75
 11- İt :           83
   12- Domuz :   91   

Miladi 1600 yılını bulalım :

M = 1600-4/12= 1596 : 12 = 108,00 = Sıçan yılı

1751 yılı için :
1751 – 4 / 12= 1747 / 12 = 45,58 = Koyun yılı

1990 yılı için :
1990 – 4 / 12 = 1986 - 12 = 165,50 = At yılı.
 
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TiginNoyan - 16 Ağustos 2007, 19:45:52
Bu konu hakkında ayrıntılı inceleme yapmadım ancak anlamış olduğum kadarıyla bu takvim Türk değil Çin hattâ Hint kökenlidir. Nitekim Hànshū 漢書 gibi Çin kaynaklarında da Hunlar'ın takvim kullanmadıkları yazılıdır.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: tungatonyukuk - 16 Ağustos 2007, 19:54:43
Ne yani sen Şimdi bunun Ynalış olduğunumu Söylüyorsun.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurt-Kanı - 16 Ağustos 2007, 20:30:27

Bu konu hakkında ayrıntılı inceleme yapmadım ancak anlamış olduğum kadarıyla bu takvim Türk değil Çin hattâ Hint kökenlidir. Nitekim Hànshū 漢書 gibi Çin kaynaklarında da Hunlar'ın takvim kullanmadıkları yazılıdır.


Sayın TiginNoyan,
Hem inceleme yapmadım diyorsunuz, hem de Türkün öz be öz kültür ve medeniyet değerlerini Çin ve Hint kaynaklı yapıyorsunuz.
Bu bir çelişki değil mi ?
Çin kaynaklarına bakarsanız, Büyük Türk Irkını, dünyanın en cahil ve geri toplumu sanırsınız.

Şunu asla ve asla unutmayınız!


TÜRK'Ü TANRI YARATMIŞ!!!

TARİHİ DE BÜYÜK TÜRK IRKI YAZMIŞTIR!!!


TARİH ve MEDENİYET TÜRKLERLE BAŞLAR!!!

TTK
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurt-Kanı - 16 Ağustos 2007, 20:48:19
TÜRKLERİN KULLANDIĞI DİĞER TAKVİMLER

Celali Takvimi

Hicri kameri yılın mali işlerde karışıklığa meydan vermesi yüzünden Büyük Selçuklular’da Sultan Melikşah zamanında (1072-1092) takvimde bir inkılap yapılmıştır. Güneş yılını esas alan bu yeni takvimin adına Celaleddin Melikşah’ın ismine izafeten “Takvimi Celali” denilmiştir .
 
Celaleddin’in çağırdığı bilim adamları hem 30’ar günlük 12 ayı eski adları ile hem de yıla 5 gün ekleme usulünü aynen korumuşlar, fakat bu günleri 12. ayın sonuna eklemişler, diğer taraftan her 4 yıllık bir devreye bir 6. ara gün katılmıştır. Bu takvim o dönemde kullanılan takvimler arasında en az hataya sahip hale getirilmiştir.
 
Bu bilim adamları senenin ilk gününü, yani yeni takvim başı olarak, hicri 471 yılı Ramazanı’nın 10. gününü, güneşin Hamel burcuna girdiği 15 Mart 1079 gününü kabul etmişlerdi. Şair Sadi (Ölm. 1263)’nin Gülistan’ında Celali yılının ikinci ayını yılın en güzel ayı olarak belirtmesi, bu takvim sisteminin 13. yüzyılda da kullanıldığını göstermektedir.
 
Hicri Takvim

Hicri takvim, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçünün esas başlangıç olarak alındığı ay yılını esas alan bir takvimdir. Bundan dolayı, takvimde 622 yılı 16 Temmuzu takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Hicri ay yılı yılda güneş yılından 11 gün farklı olduğundan mali işlerde hesaplara çok etki etmiştir. Bu nedenle hicri ay yılını esas alan takvimden başka yine Hicreti başlangıç kabul eden ve güneş yılını esas alan bir takvim de kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti’nde de diğer islam devletlerinde olduğu gibi Hicret’in başlangıç olarak kabul edildiği ve ay yılını esas alan Hicri takvim kullanılmıştır
 
Mali (Rumi) Takvimi

Hicri, ay yılını esas alan takvimde güneş yılını esas alan takvimden farklı olarak kaymalar ve yılbaşının aynı zamana denk gelmemesi mali işlerde aksaklıklar oluşturuyordu. İşte bu sıkıntıların ortadan kaldırılması için Osmanlı Devleti’nde yeni bir takvim sistemi geliştirilmiştir. Bu takvime Mali (Rumi) takvim denilmiştir.
 
Adı geçen takvim Osmanlı Devleti’nde yaygın olarak kullanılmış, ancak aksaklıklardan dolayı çeşitli zamanlarda mali işlerde düzeltmeler yapılmasını zorunlu kılmıştır.
 
Miladi (Gregoryen) Takvimi

Romalılar’da M.Ö. 46 yılında imparator Julius Caesar zamanında güneş yılını esas alan bir takvim kabul edilmiştir. Bu takvimde bir yıl 365,25 gün olduğundan dört yılda bir yıl 366 gün kabul edilmiştir (Dilgan, 1957 : 6). Ancak 1582 yılında Papa XIII. Gregoirus tarafından Julien takvimi üzerinde yeni düzenlemelere gidilmiştir (Pakalın, 1983 : III, 388). Daha sonraları 1 Ocak yılbaşı olarak kabul edilmiş, yıllarda Hz. İsa’nın doğumu “0” sayılarak; önceki dönemler Milattan önce, sonraki dönemler için ise, Milattan sonra tabiri kullanılmıştır. Bundan dolayı bu takvim “Miladi Takvim” adıyla da belirtilmiştir.
 
Osmanlı Devleti’nde son dönemde devlet resmi işlerinde bu takvim kullanılmaya başlanmışsa da, bu durum tam bir geçişin olduğunu göstermemektedir (Türker, 1940 : 45). Nihayet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması, inkılapların yapılması ile birlikte Miladi takvim ve Uluslar arası saatin kullanımı kabul edilmiştir. 1 Ocak 1926 tarihinden başlamak üzere “Miladi Takvim” kullanılmaya başlamıştır. Gün 24 saat kabul edilip, gece yarısının günün başlangıcı kabul edilmesiyle saat uygulamasında da yeni düzenlemeye gidilmiştir. 
 
Sonuç olarak, Türkler’de zamanla ilgili kavramlar bulundukları coğrafi çevre ve kültür dairesi içerisinde ortaya çıkmış ve gelişmiştir. GökTürkler döneminde zamanla ilgili kavramların fazlalığı kavramların oluşma ve gelişme sürecinin çoktan tamamlanmış olduğunu göstermektedir.
 
Türkler’in çok geniş coğrafyalarda çok uzun zaman diliminde kullanılmış olduğu takvim “On iki Hayvanlı Takvim”dir. Türk kültür çevrelerinde yaygın olarak kullanımından dolayı, “On iki Hayvanlı Türk Takvimi” denilmesi de gayet isabetlidir.

GökTürkler döneminde kullanıldığı kesin bilinen bu takvimin daha önceki dönemlerde de kullanılmış olduğunu kabul edebiliriz. Zira yıl, ay ve günle, sistemleştirilmiş bir şekilde çıkan bu takvimin bir tekamül evresi geçirdiğini düşünmemiz gerekir. Asya Hunlar’ında varlığı ileri sürülen bu takvimin çeşitli Saka topluluklarında da kullanılmış olduğu gün geçtikçe açıklığa kavuşmaktadır.  Runik (oyma) yazıyı kullanan bütün Türk topluluklarının bu on iki hayvanlı takvimi kullandıklarını söyleyebiliriz. Hatta çeşitli Türk topluluklarında halk arasında  günümüzde de kullanılıyor olması, bu yaygınlık ve sürekliliği göstermek açısından önemlidir. Diğer takvimler ise, adı geçen takvim kadar geniş kültür coğrafyalarında ve uzun zaman diliminde kullanılmamıştır.

(Prof. Dr. İlhami DURMUŞ)

KAYNAKÇA
 
Arat, R.R.; “Türkler’de Tarih Zaptı”, Makaleler, I, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını,  Ankara, 1987, 156-164.
Arat, R.R.; “Türkler’de Zaman ve Vakit Tesbiti”, Makaleler, I, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara, 1987, 165-179.
De  Groot, J.J.M.; Die Hunnen der vor Christlichen Zeit, I, Walter de Gruyter Berlin-Leipzig, 1921.
Dilgan, H.; Takvimler ve Tarihi Tekabülleri, İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Yayını, İstanbul, 1957.
Durmuş, İ.; İskitler (Sakalar), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara, 1993.
Durmuş, İ.; “Bozkır Kültür Çerçevesinde Runik (Oyma) Yazının Doğuşu ve Gelişimi”, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, 1 (1997), 87-100.
Durmuş, İ.; “Bilge Kağan Dönemine Ait Yeni Arkeolojik Buluntular”, Türklük Araştırmaları Dergisi, 11, (2002), 223-232.
Eberhard, W.; Çin’in Şimal Komşuları, (Çev. N. Uluğtuğ), Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1996.
Ergin, M.; Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayını, İstanbul, 1991.
Gabain, A.V.; Eski Türkçe’nin Grameri, (Çev. M. Akalın), Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 2000.
İsmail Hakkı; Marifetname, (Çev. T. Ulusoy), İstanbul.
Kaşgarlı Mahmud; Divanü Lûgat-it Türk, I-IV, (Çev. B. Atalay), Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1992.
Köstüklü, N.; “Sosyal Alanda Yapılan İnkılaplar”, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, II, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 2002, 249-267.
Marsadolov, L.S.; “Milattan Önce IX-VII. Yüzyıllarda Sayan-Altay Göçebeleri”, Türkler, I,  Yeni Türkiye Yayını, Ankara, 2002, 526-532.
Nur, R.; “Türk Takvimi”, Türk Yurdu, IV/19, (1926), 2-17.
Orkun, H.N.; Eski Türk Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1987.
Pakalın, M.Z.; Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, III, M.E.B. Devlet Kitapları, İstanbul, 1983.
Suter, H.; “Celâlî, Celâli Takvim”, İslam Ansiklopedisi, III, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1988, 59-60.
Şerafeddin; “Türk Takvimiyle Takvimi Bazı İbadet ve Adetler”, Milli Tetebbular Mecmuası, II/5, (1331), 337-341.
Tekin, T.; Tuna Bulgarları ve Dilleri, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1987.
Temelkuran, T.; “Türklerin Kullandıkları Takvim Çeşitleri”; Türkler, III, Yeni Asya Yayını, Ankara, 2002, 434-440.
Thomsen, V.; Çözülmüş Orhun Yazıtları, (Çev. V. Köken), Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1993.
Turan, O.; On iki Hayvanlı Türk Takvimi, A.Ü.D.T.C.F. Yayını, Ankara, 1954.
Türker, Ş.; Takvim ve Tarihi, Sumer Basımevi, Kayseri, 1940.


TÜRK'Ü TANRI YARATMIŞ!!!

TARİHİ DE BÜYÜK TÜRK IRKI YAZMIŞTIR!!!


TARİH ve MEDENİYET TÜRKLERLE BAŞLAR!!!

TTK


Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TiginNoyan - 16 Ağustos 2007, 21:09:20
Masao Mori'nin Türk Takvimi hakkında yazmış olduğu çalışmayı henüz okumadığım için ayrıntılara giremiyorum. O çalışmayı okuduktan sonra sizinle tartışabilirim.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TÜRK-KAN - 16 Ağustos 2007, 21:29:47
Sayın TiginNoyan,
Hem inceleme yapmadım diyorsunuz, hem de Türkün öz be öz kültür ve medeniyet değrlerini Çin ve Hint kaynaklı yapıyorsunuz.
Bu bir çelişki değilmi ?
Çin kaynaklarına bakarsanız, Büyük Türk Irkını, dünyanın en cahil ve geri toplumu sanırsınız.

Şunu asla ve asla unutmayınız!

 
TÜRK'Ü TANRI YARATMIŞ!!!

TARİHİ DE BÜYÜK TÜRK IRKI YAZMIŞTIR!!!


TARİH ve MEDENİYET TÜRKLERLE BAŞLAR!!!

TTK


Değerli Iğdırhan Ağabey,

 Maalesef İslam Öncesi Türk tarihi hususunda Çin kaynaklarını baz almak mecburiyetindeyiz. Çünkü Türklerle ilgili yazılı ilk kaynaklar onlarındır. Ancak dediğiniz gibi Çin kaynaklarının objektifliği tartışılır.

 Yalnız 12 Hayvanlı Takvimin Çinliler tarafından ilk kez kullanıldığı tarihi gerçektir. Türklerde buradan görüp kullanamya başlamışlardır.

 Esenlikler
 
 TTK
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TÜRK-KAN - 16 Ağustos 2007, 21:33:16
Bu konu hakkında ayrıntılı inceleme yapmadım ancak anlamış olduğum kadarıyla bu takvim Türk değil Çin hattâ Hint kökenlidir. Nitekim Hànshū 漢書 gibi Çin kaynaklarında da Hunlar'ın takvim kullanmadıkları yazılıdır.

 Herkes Çince yazıları ve kaynakları okuyamaz. Bu onların eksikliği manasına gelmez. Neticede Türkiye'de Çince bilen insan sayısı bellidir.

Masao Mori'nin Türk Takvimi hakkında yazmış olduğu çalışmayı henüz okumadığım için ayrıntılara giremiyorum. O çalışmayı okuduktan sonra sizinle tartışabilirim.

 Keşke okuduktan sonra iletiyi atsaydınız.

 Bir dahaki sefere biraz daha özenli olursanız, iyi olur Anda !

 Esenlikler

 TTK
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TiginNoyan - 16 Ağustos 2007, 23:35:27
Kusuruma bakmayın anda, ben yalnızca şu anda bildiklerimi paylaşmak istedim.

Bu arada, o çalılmayı gören var mı? Mori'nin çalışmalarına ulaşmak nedense zor oluyor :(
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Turan_AttilA - 28 Ağustos 2007, 22:12:24
igdirhan'a:
öncelikle selamlar anda.yaptığın araştırma için çok sağolasın.12 hayvanlı takvimin Türk takvimi olduğuna liseden şahidim tarih kitabında okumuştuk.bildiğim bi husus 1 yıl 365 gün 5 saat olarak hesaplanmış ve 12 yılda devreden bir takvim olduğu için her yıla bir hayvan verilmiş.yılları o hayvanlarla adlandırmışlar.Türk milleti tarih yazmaya başladığı günden bu güne sadece savaşmamış bilimde de diğer milletleri geride bırakmıştır.buna misal verecek olursak.Göktürkler zamanında Ötüken'de yapılan bir kanal sistemi var ve bu taşlar oyularak yapılmış.ruslar sovyet zamanında orayı işgal edince ihtiyaç üzerine kanal sistemi yapmak istemişler ve Göktürklerin yaptığı sistemi bulmuşlar.dedikleri laf şu ''buraya bu sistemden başka sistem yapılamaz mümkünatı yok'' biz hem iyi olan herşeyi severiz.Atatürk'ün bir lafı var ''Türk'e güzel olan şeyi veriniz reddetmesi mümkün değildir''.ben inanıyorum ki Tarihi ilk biz yazdık son noktasınıda biz koyacağız.selametle

                                                                                                  turan_attila
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TÜRK-KAN - 28 Ağustos 2007, 22:21:31
Göktürkler zamanında Ötüken'de yapılan bir kanal sistemi var ve bu taşlar oyularak yapılmış.ruslar sovyet zamanında orayı işgal edince ihtiyaç üzerine kanal sistemi yapmak istemişler ve Göktürklerin yaptığı sistemi bulmuşlar.dedikleri laf şu ''buraya bu sistemden başka sistem yapılamaz mümkünatı yok'' biz hem iyi olan herşeyi severiz.Atatürk'ün bir lafı var ''Türk'e güzel olan şeyi veriniz reddetmesi mümkün değildir''.ben inanıyorum ki Tarihi ilk biz yazdık son noktasınıda biz koyacağız.selametle

                                                                                                  turan_attila

 Anda,

 Bahsettiğiniz kanal sistemleri hala Doğu Türkistan'da bulunmaktadır. Uygur Türkleri tarafından yapılmışlardır. Bunlara Karız Tünelleri adı verilmektedir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrklerde_su_k%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC

 "Günümüzden 2500 yıl kadar önce Uygur Türkleri Doğu Türkistan'ın Turfan bölgesinde 'kariz' denen yer altı su kanalları yapmıştır. Bu yer altı su kanalarının uzunluğu 5000 km'yi bulmaktadır. Bu karizlerin bir kısmı günümüzde de kullanılabilmektedir. Yatay yer altı kanalı olan karizler ile binlerce yıldır çöl ortasında oluşturulan tarım alanları sızıntı ve buharlaşma olmadan yer çekimi gücü ile çalışan bir sistemle sulanmıştır. Orta Asya'da kariz olarak adlandırılan yapıya Anadolu'da da rastlanmaktadır. Anadolu'da bilinen kariz yapılara Gaziantep, Şanlıurfa, Van ve İskilip kentlerinde raslanılmıştır ve bunlarda günümüzde hala kullanılmaktadırlar. Anadolu'da kariz yerine kehriz ve benzeri yöresel isimler kullanılmıştır."

TTK

 
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Turan_AttilA - 28 Ağustos 2007, 22:25:33
TÜRK-KAN'a:
sağolasın anda ben tarihi okumaktan çok dinlerim muhterem İbrahim hocam anlatmıştı lisedeyken.aklımda öyle kalmış düzelttiğin içi tekrar sağol selametle

                                                                                                   turan_attila
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: TÜRK-KAN - 28 Ağustos 2007, 22:36:48
TÜRK-KAN'a:
sağolasın anda ben tarihi okumaktan çok dinlerim muhterem İbrahim hocam anlatmıştı lisedeyken.aklımda öyle kalmış düzelttiğin içi tekrar sağol selametle

                                                                                                   turan_attila

 Cennetmekan Ecdadımızın bizlere bıraktığı Tarih, engin bir deniz misali olunca bizim gibi fanilerinde o denizin içinde kaybolması çok doğaldır.

 TTK
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI Türk TAKVİMİ
Gönderen: Turan_AttilA - 28 Ağustos 2007, 22:41:08
TÜRK-KAN'a:
bize miras bırkılan bu engiz denizde son nefesimize kadar tüm benliğimizle kaybolmak ve diğer Türklere de bu şevki verbilmek dileğiyle.Allah Türk'ü korusun ve yüceltsin!
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:40:58
Takvimler ve Türk Halk Takvimi (Kocakarı Takvimi)
 
1. BÖLÜM: TÜRKLER ve TAKVİM
 
Takvimler; zamânı yıllara, aylara, haftalara ve günlere bölerek hesâb eden cetvellerdir ve cihanşumul bir gerekliliktir. Bölümlere ayırmak, sınıflandırmak; âdeta ilâhî bir kânûndur. Cânlı ve cânsz varlıklar, bilimler, duygular, kan öbekleri (grupları), uzunluk ve ağırlık birimleri gibi muhtelif unsurlar, nasıl ki sınıflara ayrılarak daha iyi anlaşılıyor ve öğreniliyor ise, zamân da böyledir. İnsan ırkları da böyledir.
 
Târih boyunca çeşitli milletler, çeşitli takvimler oluşturmuş veyâ var olan takvimleri kullanmışlardır. Takvimsiz bir millet, serseriden farksızdır.
 
Takvimlerin çoğu iki temel esâsa, Güneş?e ve Ay?a dayanır.
 
Güneş esâslı takvim, Dünyâ?nın Güneş?e göre dönme ekseninin açısını temel alır ve bir tam dönüşü; yâni 1 yıl, 365 gündür. Şemsî takvim olarak da bilinir. Şems, Arabça?da ?Güneş? demektir.
 
Ay esâslı takvim, Ay?ın tam devrelerini (sinodik ayları) temel alır. ?Mevsim yılı? da denilen bir Güneş yılında 12.37 sinodik ay, 354 gün bulunur; yâni ay yılı daha tez tamâmlanır. Bu nedenle Ay takvimlerini, Güneş takvimine çevirirken belirli bir sürenin eklenmesi (periyodik interkalasyon) gerekir [1]. Kamerî takvim olarak da bilinir. Kamer, Arabça?da ?Ay? demektir.
 
Günümüz dünyâsında en yaygın olarak kullanılan takvim, Güneş esâslı olan ve hatâ payı en az olan Milâdî takvimdir. Gregoryan takvimi olarak da bilinir. Günümüzde 1 ekinoks yılı, 365.242375365 gündür (365 gün 5 saat 49 dakika 12 saniye). Milâdî takvimde 1 yıl, ortalama 365.2425 gündür ve gerçek ekinoks yılı uzunluğuna oldukça yakındır. Yılda ?ortalama? 0.000125 günlük bu ufak hatâ, 10.8 sâniyeye karşılık gelir. Takvim hesâplamasında 1 günlük hatânın ortaya çıkması için yaklaşık 8.000 yıl geçmesi gerekir. Bununla birlikte 8.000 yıl içinde bir ekinoks yılının uzunluğu da sâbit kalmayacaktır ve hangi uzunlukta olacağı tam olarak bilinemez. Bu yüzden Milâdî takvim yeterli hassâsiyette bir takvimdir ve yeniden düzenlenmesi çok uzun bir süreliğine gereksizdir.
 
Bu takvim, Eski Mısır?a dayanır. Iyonlar ve Yunanlılar kanalıyla Batı?ya aktarılmıştır. Romalılar, Jül Kayzer zamânında Julyen takvimi olarak düzenleyip kullandılar. Yeniçağda Papa 12. Gregor tarafından yeniden düzenlenerek Gregoryan takvimi adını aldı. Günümüzdeki adı Milâdî takvimdir. Türkiye?de 1926?dan beri kullanılır. Milat, Arabça?da ?doğmak? anlamına gelir. Herhangi bir olayın başlangıcı anlamında da kullanılır [2].
 
Türkler, On İki Hayvanlı Türk Takvimi [3]?ni ve Celâlî, Hicrî ve Rûmî takvimleri kullanmışlardır.
 
Hicrî takvim; İslâmî takvim ve Müslümân takvimi adları ile de bilinir. 1 yılı 354-355 gündür ve 12 aydan oluşur. Takvimin milâdı; yâni başlangıcı, Muhammed bin Abdullah?ın Mekke?den Medine?ye göçüdür. Bu olay, İslâmîyet?te Arabça ?Hicret? olarak bilinir. İki çeşit Hicrî takvim vardır. Biri, Güneş esâslı olup, milâdı 20 Eylül 622 olan Hicrî-Şemsî takvim; diğeri de Ay esâslı olup, milâdı 16 Temmuz 622 olan Hicrî-Kamerî takvimdir. Fakat Hicrî takvimden kasıt, umûmîyetle Ay esâslı olan, Hicî-Kamerî takvimdir. Hicrî takvimde 12 ay adı şöyledir: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülâhir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Receb, Şâban, Ramazan, Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce.
 
Rûmî takvim, Hicrî-Şemsî takvimin Osmânlı?daki adı idi. Milâtları farklıdır. Güneş esâslı Rûmî takvimde milât, Osmanlı?da bu takvimin uygulamağa girdiği 1 Mart 1256 Cuma (Milâdî olarak 13 Mart 1840) târihidir. Önceden Hicrî-Kamerî takvimi kullanan Osmânlı, Tanzimat döneminde Rûmî takvimi de kullanmağa başlayarak, 1870?e kadar çift takvim kullanmış oldu. Hicrî-Kamerî takvimde yılın son günü, Rûmî takvimin çakışan yılından her yıl 11 gün geride idi. İkililiğin önlenmesi için o târihten sonra yalnız Rûmî takvim kullanıldı. Rûmî takvim, Batı?nın Gregoryen Milâdî takvimden 13 gün geride idi. İkisi de Güneş esâslı olan Rûmî ile Miladî takvim arasında 13 günlük sâbit fark olduğu için; Hicrî-Kamerî takvimin aksine, mevsimler hep aynı aylara denk gelmiş oldu. Yıl farkı da, takvimin milâdındaki fark olan 584 yıla sâbitlendi. Bu fark; Rûmî takvimin, Jülyen takvimini; Milâdî takvimin de Gregoryen takvimini esâs aldığındandır. 8 Şubat 1332 (Milâdî 1917) târih ve 125 sayılı kânûnla Jülyen esâslı Rûmî takvim yürürlükten kaldırılarak, Gregoryen esâslı Rûmî takvime geçildi. Rûmî takvimde 12 ay adı şöyledir: Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Teşrin-i Evvel (Birinci Teşrin), Teşrin-i Sânî (İkinci Teşrin), Kânûn-ı Evvel (Birinci Kânûn), Kânûn-ı Sânî (İkinci Kânûn).
 
Milâdî yılı, Rûmî yıla çevirmek için, Miladî târihten ?584? çıkarılır. Tersi için, Rûmî târihe 584 eklenir. Hicrî yılı, Miladî yıla çevirmek için; Hicrî yıl önce 33?e bölünür, elde edilen sayı Hicrî yıldan çıkartılıp, 622 sayısı eklenir. Jülyen takvimini Gregoryen takvime çevirmek için günümüzde 13 gün eklenir. 2100 yılından sonra bu fark 14 güne çıkacaktır.

Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:41:58
2. BÖLÜM: TÜRK HALK TAKVİMİ (KOCAKARI TAKVİMİ)
 
Halk takvimi, belli bir yörenin iklim koşulları ve hayâtî faaliyetlerine dayalı olup, uzun ve sâbit tecrübeler sonucunda oluşan; o milletin mitolojik, törelik, târihî, dînî ve hayât şekli özelliklerine dayanan mahallî nitelikli bir zamân bölümlemesidir. Herkesçe ve özellikle yeni nesilce pek bilinmeyen, ülke ekserîsinde ufak mahallî farklılıklar gösteren gayr-ı resmî takvimdir. Millî ve resmî takvimlerden farklıdır. Her farklı coğrafyanın kendine has bir halk takvimi olabilir. Bunun nedeni o coğrafyanın iklim, tabiat ve hayât biçimidir. Tarım ve hayvancılığa dâir her iş, bu takvime göre işleyen bir disiplin içindedir [4]. Türkiye?deki halk takvimi, Rûmî takvim esâslıdır. ?Eski Takvim?, ?Eski hesâp?, ?Baba hesâbı?, ?Kocakarı takvimi? gibi adlarla anılır. Kocakarı sözcüğüne kısaca değinmekte fayda var. Kocakarı, bugünkü yarı menfî anlamında algılanmamalıdır; zâten böyle algılanması da yanlıştır. Bu ad, halk bilgelerine verilen sıfatlardan biridir. Türk harsında Ak Sakallılar, Gök Sakallılar, otacılar, ihtiyarlar, kamlar, bakşılar gibi konumlardan biridir. Tıpkı Batı?da bu konumda olanlar için kullanılan ?cadı (witch)? adına, sonradan Hıristiyan taassubu etkisi ile savaş açılması ve bu sıfatın menfî bir anlam kazanması gibi, bizde de İslâmî ve siyâsî bâzı nedenlerle bu sıfatlar îtibâr kaybetmiştir. Kısaca pagan kültür ve ilimlerinin, dünyâyı saran İbrâhimî istilâsına mâruz kalması ile birçok kavram farklı algılanmağa başlamıştır.
 
Türklerde, her birinde ortalama 90 gün olan mevsim bölümlenmesi şu şekildir:
21 Mart?ta başlayan Yaz (İlkbahar anlamında). İlkbahar gün-tün eşitliği (ekinoks).
21 Haziran?da başlayan Yay (Yaz anlamında). Güneş en üst düzeydedir. En kısa gece yaşanır.
23 Eylül?de başlayan Güz (Sonbahar anlamında). Sonbahar gün-tün eşitliği (ekinoks).
21 Aralık?ta başlayan Kış. Güneş en alt düzeydedir. En uzun gece yaşanır.
 
Mevsim adlarında, sâdece Batı Türklerinde, XV. yüzyıldan beri ?yay? adı, öteki anlamıyla (ok-yay?daki yay) karıştığından olsa gerek kaybolmuş, yerini ?yaz? almış; yaz?ın bıraktığı boşluğu da Farsça ?bahar? doldurmuştur. Öteki Türklerde hâlen bu adlar kullanılır. Her mevsim, kendi adıyla anılan üç aya bölünür: İlk (ön), orta ve son (geriki) ay. Meselâ Kışın ön (ilk) ayı, Kışın orta ayı ve Kışın son (geriki) ayı gibi. Temür?ün Kazakistan kitâbesinde görülen bu takvimin ay adları, yüzyıllar boyunca Türkler arasında yaşamıştır. Mevsimler bâzen 3 aya değil, 45 günlük iki aya da bölünmüştür. Bununla birlikte ?özellikle Türkiye?de- 40 (erbain) ve 50 (hamsin) türünde 90?lık bölümlemeler de görülür [5].
 
Türkiye?deki halk takviminde yıl; sıcak günler için Hızır (Eyyam-ı Rûz-ı Hızır), soğuk günler için Kasım (Eyyam-ı Rûz-ı Kasım) olarak ikiye ayrılır. Bu ayrım, umûmî olarak iki mevsimi kabûl eden eski bir takvim anlayışına dayanır [6].
 
Milâdî 6 Mayıs?taki Hıdırellez toyunun yılbaşı kabûl edildiği günden, 7 Kasım akşamına kadar olan 186 günlük kısım, Hızır devresidir. Yaz (İlkbahar)?ın ikinç yarısı, Yay (Yaz)?ın tamâmı, Güz?ün ilk yarısını kaplar. Yılbaşı olarak bâzı Türk halklarında 21 Mart kabûl edilir.
 
Kasım devresi ise Milâdî 8 Kasım?dan, 5 Mayıs akşamına kadar olan 179 (Şubat 29 çekerse 180) günlük kısımdır. Güz (Sonbahar)?ün ikinç yarısı, Kış?ın tamâmı, Yaz (İlkbahar)?ın ilk yarısını kapsayan Kasım devresi, 40 (Arabça: erbain) ve 50 (Arabça: hamsin) kısımlarına ayrılır. 50 günlük olan hamsin dönemi, oldukça soğuktur. Kasım 46?sında (Milâdî 21 Aralık) erbain başlar. Kasım 86?sında (Milâdî 31 Ocak) hamsin başlar. 186 günlük Hızır ve 179 günlük Kasım devrelerinin toplam günü, tam 1 yıl olan 365 gün eder.
 
Türkiye?deki halk takviminde, Hızır ve Kasım gibi yılın 2 devreye bölünmesi durumu, başka Türk halklarında da vardır. Oşlak/Aşlak Ay, 21 Mart?taki Yaz (İlkbahar) gün eşitliğinde başlar. Son Ay ise, 23 Eylül?deki Güz (Sonbahar) gün eşitliğinde başlar.
 
Yeni bir devreye girilirken ilgili giyecek, yiyecek, barınak, yakacak gibi unsurlarda düzenlemeler yapılır. Türk hayât biçimindeki yaylak ve kışlaklar da bununla ilgilidir.
 
Türklerin bilinen ilk takvimi olan 12 Hayvanlı Türk takviminde milât, Tanrıkut Batur (Tanrıkut Mo-dun, yanlış bilinen adıyla Mete Han)?un tahta çıkışı olan ve Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluşu olan M.Ö 209 yılıdır [7][8]. Bu takvimde aylar, ?Birinç Ay, İkinç Ay, Üçünç Ay?? diye adlandırılır idi. Güneş esâslı Türk takviminde yıllar, ay bölümlenmesi gibi 12?ye ayrılan bir sistem ile işler. Buna göre yıllar şöyledir: Sıçan (Fare) Yılı, Sığır Yılı, Pars Yılı, Tavşan Yılı, Balık Yılı, Yılan Yılı, Yunt (=Yılkı, At) Yılı, Koyun Yılı, Biçin (=Maymun) Yılı, Tavuk Yılı, İt Yılı, Domuz Yılı.
 
Güneş esâslı bu takvimin, Ay esâslı olanında ise 12 ay adı şöyledir: Koran (Karaca), Bugra (Erkek deve), Kulça (Dağ koçu), Teke (Erkek Keçi), Oğna (Bozkır keçisi), Sığın (Erkek Geyik), Koçkar (Koç), Elik (Dağ keçisi), Maral (Dişi geyik), Arkar (Dağ koyunu), Toygar (Tarla kuşu), Kökek (Guguk Kuşu).
 
12 yılın 5 katı olan 60 yıllık devreleri ile Gök Türkler, Uygurlar, Tuna ve İtil Bulgarları tarafından kullanılmıştır. 2. Gök Türklerin Orkun Anıtları, Uygur bitig ve hukûk belgeleri, Tuna Bulgarların yazıtları, Bulgar Hanları dizini ve Manas Destanı?ndaki bâzı olaylar, bu millî takvimimiz ile târihlendirilmiştir.
 
Türkiye'deki halk takviminde ay adları sâbit olmayıp, yöreden yöreye ve çeşitli alanlara göre adlar alır.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:42:50
2-A: GÜN ve AY ADLARI
 
Hava olaylarına göre: Yelen Ayı (Mart), Açar Ayı (Nisan), Kırçan Ayı (Mayıs), Uraş Ayı (Haziran), Biçen Ayı (Temmuz), Bozar Ayı (Ağustos), Söken Ayı (Eylül), Budan Ayı (Ekim), Karaş Ayı (Kasım), Kırlaş Ayı (Aralık), Buğdan Ayı (Ocak), Akpan Ayı (Şubat).
 
İklim değişikliğine göre: Tuluğan Ayı (Mart), Açan Ayı (Nisan), Kandık Ayı (Mayıs), Isık Ayı (Haziran), Tozaran Ayı (Temmuz), Bozaran Ayı (Ağustos), Kısık Ayı (Eylül), Koçan Ayı (Ekim), Bolağan Ayı (Kasım), Aralık Ayı (Aralık), Çağan Ayı (Ocak), Güçük Ayı (Şubat).
 
Tarım ve hayvancılığa göre: Sürüm Ayı (Mart), Dikim Ayı (Nisan), Saçım Ayı (Mayıs), Kırkım Ayı (Haziran), Biçim Ayı (Temmuz), Derim Ayı (Ağustos), Verim Ayı (Eylül), Ekim Ayı (Ekim), Söküm Ayı (Kasım), Katım Ayı (Aralık), Sağım Ayı (Ocak), Üsüm Ayı (Şubat).
 
Tarım araçlarının adına göre: Külek Ayı (Mart), Köten/Kotan Ayı (Nisan), Sapan Ayı (Mayıs), Kosak Ayı (Haziran), Orak Ayı (Temmuz), Diren Ayı (Ağustos), Döven Ayı (Eylül), Tapan Ayı (Ekim), Dibek Ayı (Kasım), Kazan Ayı (Aralık), Ocak Ayı (Ocak), Kirmen/Eğirmen Ayı (Şubat).
 
Türkiye dışındaki Türklerde ay adları
 
Kazaklar: Kökek Ayı (Mart), Mamır Ayı (Nisan), Otamalı Ayı (Mayıs), Şilde Ayı (Haziran), Tamız Ayı (Temmuz), Kırküyek Ayı (Ağustos), Kazan Ayı (Eylül), Karaşa Ayı (Ekim), Caltoksan Ayı (Kasım), Kantar Ayı (Aralık), Akpan Ayı (Ocak), Birtin Ayı (Şubat).
 
Hakaslar: An Ayı (Mart), Pes Ayı (Nisan), Ölen Ayı (Mayıs), Piçen/Biçen Ayı (Haziran), Orgak Ayı (Temmuz), Ürtün Ayı (Ağustos), Kurtuyak Ayı (Eylül), Kırlaş Ayı (Ekim), Kiçig Ayı (Kasım), Cel Ayı (Aralık), Azığ Ayı (Ocak), Körük Ayı (Şubat).
 
Şorlar: Şın Ayı (Mart), Sabın Ayı (Nisan), Odağ Ayı (Mayıs), Piçen Ayı (Haziran), Orgak Ayı (Temmuz), Ürtün/Urtun Ayı (Ağustos), Kus Ayı (Eylül), Kırlaş Ayı (Ekim), Kiçik Ayı (Kasım), Çel Ayı (Aralık), Çaskı Ayı (Ocak), Koruk Ayı (Şubat).
 
Sagaylar: Namıs Ayı (Mart), Tartçan Ayı (Nisan), Par Ayı (Mayıs), Tos Ayı (Haziran), Ot Ayı (Temmuz), Alçan Ayı (Ağustos), Çarıs Ayı (Eylül), Hırlas Ayı (Ekim), Alay Ayı (Kasım), Çil Ayı (Aralık), Hıra Ayı (Ocak), Körik Ayı (Şubat).
 
Altaylar: Koskar Ayı (Mart), Silker Ayı (Nisan), Çulug Ayı (Mayıs), Toz Ayı (Haziran), Kisçen Ayı (Temmuz), Ürten Ayı (Ağustos), Kişkerek Ayı (Eylül), Soh Ayı (Ekim), Alay Ayı (Kasım), Kürgen Ayı (Aralık), Pozug Ayı (Ocak), Kang Ayı (Şubat).
 
Kumandılar: Örteng Ayı (Mart), Kezel Ayı (Nisan), Olan Ayı (Mayıs), Toz Ayı (Haziran), Çızıg Ayı (Temmuz), Tayga Ayı (Ağustos), Küçkerek Ayı (Eylül), Sok Ayı (Ekim), Kitig Ayı (Kasım), Küzer Ayı (Aralık), Argan Ayı (Ocak), Kerek Ayı (Şubat).
 
Saka-Yakutlar: Ustar Ayı (Mart), Iyam Ayı (Nisan), Ihıyah Ayı (Mayıs), Vot Ayı (Haziran), Atırdah Ayı (Temmuz), Balağan Ayı (Ağustos), Altınnı Ayı (Eylül), Ahsınnı Ayı (Ekim), Bilide Ayı (Kasım), Tohsunnu Ayı (Aralık), Olunnu Ayı (Ocak), Tutar Ayı (Şubat).
 
Balkarlar: Hıçavban Ayı (Mart), Lukur Ayı (Nisan), Yaynı Ayı (Mayıs), Kırkar Ayı (Haziran), Kırkavuz Ayı (Temmuz), Güznü Ayı (Ağustos), Kaçnı Ayı (Eylül), Endirevük Ayı (Ekim), Başıl Ayı (Kasım), Bayıça Ayı (Aralık), Avuznu Ayı (Ocak), Toturnu Ayı (Şubat).
 
Türklerde 1 tam gün, süresi 2 saat olan 12 çaktan (çağ); yâni toplamda 24 saatten oluşur. 2 saatlik her çak, süresi 15 dakika olan 8 keh?ten oluşur. Bununla birlikte bâzen çak/çağ, Güneş esâslı 12 Hayvanlı Türk Takvimi?nde 60 seneye karşılık gelebilir. Kullanıma göre değişir. 1 gün, kün (gün, gündüz) ve tün (dündüz) olarak iki devreye ayrılır. Gün, saat 6.00?da; tün, 18.00?de başlar. Güneşin doğuşu ve batışı ile ilgilidir. Güneş?e göre yatmak ve kalkmak, insanın biyolojik saati gereği en faydalı olan uyku düzenidir [9].
 
Türklerde gün adları da çeşitlilik gösterir ve ilk gün, sâbit değildir. Türklerde gün adları şöyledir:
Türkiye?de
Pazartesi: Geçeği, Odgün, Gürgegün.
Salı: Ortağı, Orgün, İnegün.
Çarşamba: Uğrağı, Yeygün, Barasgün.
Perşembe: Gideği, Aragün, Tozagün.
Cuma: Toplağı, Elgün, Bayrıgün.
Cumartesi: Gireği, Başgün, Giregün.
Pazar: Direği, Dergün Diregün.
 
Karaçay-Balkarlarda
Pazartesi: Başgün.
Salı: Kürgegün.
Çarşamba: Barasgün.
Perşembe: Ortagün.
Cuma: Bayrımgün.
Cumartesi: Kıyavgün.
Pazar: Iyıkgün.
 
Özbek ve Türkmenlerde
Pazartesi: Doşenbe, Düşembi, Duşem, Duşenbe, Düşenbe, Düyşembi.
Salı: Seşenbe, Sişembi, Seşem, Sişenbe, Seyşenbe, Şeyşembi, Seysenbi.
Çarşamba: Çeherşenbe, Çerşembi, Çerşem, Çerşenbe, Çarşenbe, Şarşembi, Sersenbi.
Perşembe: Pençşenbe, Pencişembi, Pencşem, Penşenbe, Peyşenbe, Beyşembi.
Cuma: Cuma, Cüme, Cumga, Coma, Yoma, Juma
Cumartesi: Şenbe, Şimbe, Şemi, İşembi, Senbi.
Pazar: Yekşenbe, Yekşembi, Yekşem, Cekşembi, Ceksenbi.
 
Moğollarda:
Pazartesi: Gal, Guluvun (Ateş).
Salı: Uha, Usun (Su).
Çarşamba: Mod, Modun (Ağaç).
Perşembe: Alt, Altan (Altın).
Cuma: Şor, Şoron (Toprak).
Cumartesi: Nar, Nara (Güneş).
Pazar: Sar, Sara (Ay).
 
Acı bir gerçek ki, Türkiye?de kullanılan resmî takvimde ay ve gün adlarından yalnızca ocak, ekim, aralık adları Türkçedir. Dilde, iş?te, fikirde birlik için en temel unsurlardan biri olan takvimler düzenlenmeli ve bütün Türkler; Güneş esâslı, 4 mevsimli, 2 devreli, 12 aylı, haftada 7 günlü ortak bir takvim oluşturmalıdır.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:43:52
2-B: ÖNEMLİ GÜN ve OLAYLAR
 
Türkiye?deki halk takviminde belli başlı önemli günleri devrelere ayırarak verelim.
 
HIZIR DEVRESİ (6 Mayıs ? 7 Kasım)
Hıdırellez (M. 6 Mayıs): Yukarıda başlangıcından ve niteliğinden bahsettiğimiz Hıdırellez gününde halk arasında çeşitli toylar düzenlenir. 6 Mayıs?ta artık Yay (Yaz) mevsimi gelmiş, soğuklar bitmiştir. Hıdırellez, ?Hızır? ve ?İlyas? adlarının birleştirilmiş hâlidir. Türk pagan inançlarındaki Irkıl Ata/Koca/Hoca, İslâm etkisinden sonra Hızır karakteri ile birleştirilmiş veyâ ona terk edilmiştir. Irkıl Ata, ilk kam (şaman), kamların atası, Türk töre ve âyinlerini ilk koyan bilge kişidir. Oğuz Kağan destanımızda, Oğuz?un ayguçısı (meclis reisi), bilicisi (veziri) ve bilgesidir. Hızır?ın özelliği, Bay Terek (Ulu Kayın, Hayât Ağacı. Birçok pagan inanışta görünen bir unsur olup, Türklerde yeri çok mühimdir) kökleri dibindeki bengüsuyundan (Âb-ı hayât, ölümsüzlük suyu) içmiş olup, ölümsüz olması ve karada yaşayan insanlara yardım etmesidir. Denizde yaşayanlara yardım edeni de İlyas?tır.
 
Mûsevî, Hıristiyan ve Müslümân geleneklerinde ortak bir mitolojik kişiliktir. Dolayısıyla bâzı özellikleri Gılgamış destanına dayanır. Hızır efsânesi, İskendemame?den sonraki zamâna, Mûsa ve yol arkadaşlarının konu edildiği Mûsevî efsânesi ?Elias ve Rabbi Josue b. Levi?ye ve Kur?ân?a (18. Sûre, 59.-81. Âyetler) girmiştir. Hızır, Türk aktarımlarına da birçok efsâne ve inanış biçiminde girmiş ve bir peygamber olarak ele alınmıştır [10].
 
Dede Korkut, kitabında aynı kişi olarak bazen Hızır bazen de Hızır-İlyas adıyla boz atı üzerinde ölümcül biçimde yaralanmış olan kahramânın yardımına koşar; kahramânın çâresiz annesine ayran ve yabanî çiçeklerden oluşan bir merhem hazırlamasını önerir. Evliya Çelebi (17. yüzyıl), seyahatnamesinde bir çağdaşının (muhtemelen hayâlî bir kişilik) Hızır ile olan ve Mûsa ile yoldaşının öyküsünü andıran bir mâcerasını anlatır. Ancak bu, sonsuz hayât bitkisini arayan Gılgamış mâcerasının bir yorumudur [11].
 
Hızır, Sunnî Müslümânlara oranla Alevîlerde biraz daha yaygın ve kökleşmiş konumdadır.
 
İlgili diyişler ve inanışlar:
?Ver Hıdırellez?i, vereyim yazı?
 
Yiyecek kapları, ambarlar ve para keselerinin ağzı açık bırakılır. Böylelikle Hızır?ın bu yerlere bereket getirmesi beklenir. Hıdırellez gecesi, gül ağacının altına istenilen şeylerin küçük bir resmi çizilir veyâ yazılırsa Hızır?ın kendilerine yardım edeceğine inanılır. Dilek yazılan kâğıtlar, aynı zamânda kırmızı kurdeleye bağlayıp gül ağacına asılır. Evlenmek isteyen kişi, özel surette yapılmış tuzlu çöreği 5 Mayıs akşamı yiyerek yatarsa, rüyâsında evleneceği kişiyi görür. Hıdrellez gecesi ateş yakıp üstünden atlanırsa dilekler gerçekleşir. Baharın ilk kuzusu Hıdrellez gecesi yenirse sağlık ve şifa bulunur. Hıdrellez günü kırlardan toplanan çiçek veyâ otlar kaynatılıp suyu içilirse bütün hastalıklara iyi gelir. Bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzellenilir [12].
 
Hıdırellez günü çalışılmaz, bağ bahçe işleri yapılmaz. Kırlara çıkılır, piknik yapılır, eğlenilir. Trabzon?un hemen her yöresinde Hıdırellez günü doğacak çocuk veyâ buzağının sakat olabileceği korkusu vardır. Eğrice teriminin kullanılması da bu durumla ilgili olmalıdır. Çocuk veyâ buzağının sakat doğmaması için ?Hıdırellezin eğrisi doğrusu için; Eğrice büğrüce, uğurum olsun doğruca? diyerek kabak tohumu ekilir. Çamaşır yıkanmaz, yıkanmak zorunda kalındığında sıkılmaz. Çünkü gebe inek veyâ kadın varsa doğacak yavrunun kötürüm olacağına inanılır [13].
 
Hıdırellez günü yaş ağaç kesilmez, ormandan eve herhangi bir şey götürülmez. Götürülmesi durumunda o yıl yılanın çok olacağına ve evi sineklerin basacağına inanılır. Evlerde bulunan el değirmenlerinde başkasına mısır çektirilmez, değirmen ödünç verilmez. Hanenin bereketinin gideceği düşünülür. Hıdırellez günü türbeler ve mezarlıklar ziyâret edilir. Ziyâret sırasında çocukların önden gitmesi makbûldür. Çünkü onların duası daha iyi kabûl görür [14].
 
Özellikle evde kalmış genç kızlar ve evlenecekler için bu gün çok önemlidir. Geleceğe âit evlilik dileklerini ve dualarını Hıdırellez gecesi yaparlar. Gül ağacının dibine taştan evler kurulur ve yazma bağlanır. Evde kalmış kızlar, başlarından üç kez açarak kilit geçirirler. Böylece kısmetlerinin açılacağına inanılır. Akşam tuzlu yiyecekler yerler, su içmeden yatarlar. Rüyâlarında ya evlenecekleri kişinin elinden su içerler ya da hiçbir şey göremezler [15].
 
Mayıs Yedisi (M. 20 Mayıs): Sayılı fırtınalardandır. Mayıs yedisi bulutlu veyâ yağışlı geçerse Yaz mevsimi iyi geçer, bolluk olur. Mayıs yedisi sıcak geçerse yaz mevsimi kurak geçer ve kıtlık olur.
 
Doğu Karadeniz?de ?Çepni Bayramı? olarak da bilinir. Trabzon?da Çepni Türklerinin ağırlıklı olarak veyâ yer yer yurt tuttuğu Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Beşikdüzü ve Şalpazarı yörelerinde bir bayram gibi kutlanmakta, pek çok şenlikler yapılmaktadır. Mayıs yedisi, Ordu (şehir merkezi)?da (Demir, 1999: 42) ve Giresun (Aksu çayının çevresi)?da (Gökdağ, 1998: 421-430) bilinmekte olup, kutlamalardaki uygulamalar umûmîyetle birbirine çok benzemektedir.
 
İlgili inanış ve uygulamalar:
 
Şenlikler Ağasar Irmağı?nın denize döküldüğü, Beşikdüzü?nde yapılır. Yörede, köylerdeki oturanlar da dâhil; özellikle hastalar, kısmet arayan genç kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, yürüyemeyen çocuklar bayramlık elbisesini giyer ve deniz kenarına iner. Yedi dalgaya ayak sokulur veyâ su ısınmışsa yedi dalganın altından geçilir. Isınmamışsa yedi dalganın üzerinden atlanır. Suyun insanda bulunan uğursuzlukları alıp götürdüğü, ağrı ve sızıların bu yedi dalgayla gittiği kabûl edilmektedir. Özellikle hasta çocukların iyileşmesi için deniz kenarına getirilmesi yaygındır. Tekne ve kayıklarla denizde tur atılır, yedi derenin denize döküldüğü ağızlardan ve Deliklitaş isimli kayanın altından geçilir. Hastalıkların ve yılın bütün sıkıntılarının denize kaldığına inanılır. Hasta olanlar, ağrıyan yerlerini deniz suyu ile özellikle yıkarlar. Ağrıların ve hastalıkların denizde kalacağına inanılır. Eskiden köylerden sığırların sürülüp deniz kenarına indirildiği ve deniz suyu ile yıkandır idi. Çocuğu olmayan bayanlar, özellikle Delikli taşın altından geçerler ve geçerken dua ederler. Akşam eve dönerken deniz suyu getirilir. Uğursuzluğu uzaklaştırması ve bereket getirmesi için bu su, eve ve tarlalara serpilir [16].
 
Ülger Doğumu Fırtınası (M. 31 Mayıs): Mayıs 18?inde Ülger yıldızı doğar. Gün doğusundan şiddetli bir yel eser. Bu yel insanlara, hayvanlara ve bostanlara zarâr verir. Bu yüzden Ülger doğacağı gün hayvanlar dışarı çıkarılmaz, ahır ve ağılların pencereleri, kapıları kapatılır.
 
Yay (Yaz) / Hızır Gündönümü (M. 21 Haziran): 21 Haziran?daki gündönümünde, güneş ışıkları Yengeç Dönencesi?ne dik gelir. Kuzey yarıkürede en kısa gece (GYK?de en kısa gün) yaşanır ve gölgelerin en kısa olduğu gündür. Kuzey yarıkürede günler kısalmağa, Güney yarıkürede uzamağa başlar.
 
Kuyruk Doğumu (M. 1 Temmuz): Haziran 18?inde kuyruk doğar. Kuyruk Yıldızı da Ülger Yıldızı?nın doğuşu gibi mala, davara zarâr verir.
 
Terâzi Doğumu (M. 31 Temmuz): Temmuz 18?inde Terazi Yıldızı doğar.
 
Ağustos Sıcağı / Eyyam-Bahur (M. 14 ? 21 Ağustos): Halk takviminde ağustosun ilk haftasında (M. 14-21 Ağustos) bunaltıcı ve kavurucu sıcaklar olur. Çobanlar, sürülerini gölgelere çeker. İlgili diyişler: ?Ağustosun sıcağı, sanki fırın ocağı?.
 
Mihrican-Bostan Bozan (M. 14 Eylül ? 14 Ekim): İlkgüz (Eylül) ile Ortagüz (Ekim) arasında (M. 14 Eylül-14 Ekim) görülen fırtınadır. Ülger yeli gibi, çok soğuk eser ve bütün mahsûlleri mahveder. Mihrican değen patates, salatalık, kabak gibi bostan mahsûlleri yanar, kapkara olur.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:45:09
KASIM DEVRESİ (8 Kasım ? 5 Mayıs)
 
Kalandar: Milâdî olarak 12 Ocak?ı 13 Ocak?a bağlayan gece yâhûd 13?ü 14?e bağlayan gece kutlanır. Kalandar sözcüğünü türlü dillere bağlayan tetkiklerin en mantıklısını Rusça?ya bağlananda buluyoruz [17].
 
Kalandar akşamı misâfirliğie gidilmez, herkes evindedir. Yalnızca çocuklar, evlerinden poşet, çanta vb alıp dışarıda buluşurlar ve civardaki tanıdık veyâ tanımadık (yâni özellikle şehirlerde) evlerin kapısına giderler. Berâberinde getirdiği poşeti, çantayı kapının koluna asar veyâ eşiğine koyar, sonra da zili veyâ kapıyı çalıp saklanır. Kapı açıldığında çocuklar saklandığı yerden ?Kalandar? diye 1-2 kez bağırır veyâ hîç seslemez. Ev sâhibi, bu poşetlere yiyecek koyar ve kapıyı kapatır. Böylece çocuk, poşetini alır ve bu işe devâm eder. Sonunda bütün çocuklar bir yerde buluşarak topladıkları ganîmeti birbirleri ile üleşir (paylaşır) ve eğlence yaparlar. Yörenin mânilerini derler, oyunlarını oynarlar. Aynı gelenek, Güney Âzerbaycân?da da vardır.
 
Sayılı Doksan (Erbain ve Hamsin): Erbain (kırk gün) ve Hamsin (elli gün) günlerinin toplamı anlamında bir tâbirdir. Erbain ve Hamsin?in ikisine birden denir.
 
Erbain / Zemheri (M. 22 Aralık – 30 Ocak): Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Erbain, Arabça 40 demektir. Bu zamânın diğer adı Zemheri?dir. Ülkemizde kışın en şiddetli geçtiği Zemheri?de tecrübeli ihtiyarlarımız ?Soğuk tepeden iner? derler. Açıkta kalan cânlılarda ölüm olayları Zemheri?de daha çok olur. Congoloslar (veyâ Kara-Congolos) [18] bu ayda dışarıda dolaşmağa başlar.
 
On İki Gün Arası (M. 24 Ocak – 5 Şubat): Erbain?in son 6 günü ile Hamsin?in ilk 6 günü arası olan 12 günlük zamândır. Kış mevsiminin en şiddetli soğuklarının olduğu sayılı günlerdir. Bu târihler arasında yola çıkmanın ölümle sonuçlanacağı eskiden sıkça dile getirilir idi.
 
İlgili diyişler: ?Bu zamân öyle bir zamândır ki, aşırı soğuklardan komşu komşuya gidemez?.
 
Hamsin (M. 31 Ocak ? 21 Mart): Eskilerin ifâdesiyle Hamsin?de ?Soğuk yandan gelir?. Hamsin günleri, Erbain (diğer adıyla Zemheri) kadar şiddetli soğuk olmasa da ?Hamsin, ocakta tenceren donsun? sözü bizlere mîras kalmıştır.
 
İlgili diyişler: ?Hamsinde taş taşa kuştu olur?
 
Amansız Elli (M. 4 Ocak ? 22 Şubat): Karakış Ayının 20?sinde (M. 4 Ocak) başlayıp, Güçük Ayının 9?una (M. 22 Şubat) kadarki 50 gün boyunca soğukların aralıksız sürmesiyle bu adı almıştır. Karakıştan son 19 gün, Zemheri?den 31 gün, Güçük?ten ilk 9 gün, amansız elliyi oluşturur.
 
Güçük Yedisi (M. 20 Şubat): Aşağıda bahsedeceğimiz ilk cemrenin düşmesinden önce Vakit Yeli eser. Güçük Ayı havası karârsızdır. Hava tahmîniyle ilgili özel günlerdendir. O gün hava ya çok iyi, ya çok kötü olur.
 
İlgili diyişler: ?Ya kar yağar, kar küçük devenin kuyruğuna çıkar ya da sıcak olur, sıcaklık küçük iti solutur?. Karârsız havayı belirtmek için: ?Deli güçük kudurdu?.
 
Cemre Düşmeleri: Cemre, Arabça?da  ?kor hâlindeki ateş? anlamına gelir. Türkçesi imre, imere, emire?dir. Emre adı ile bağlantılı olduğu düşünülür [19]. Cemreler, yedişer gün ara ile havaya, suya ve toprağa düşerek, düştüğü yeri ısıtır. Meteorolojik olarak, sıralaması yanlıştır. Halk arasında önce havanın, en son toprağın ısındığı inancı, gerçekte tersidir. Buna kanıt olarak, dağ doruklarındaki karlar gösterilebilir.
 
Birinci Cemre: Güçük ayının 7. gününde (20 Şubat) havaya düşer. Havalar ısınmağa başlar.
İkinci Cemre: Güçük ayının 14. gününde (27 Şubat) suya düşer. Sular ısınmağa başlar.
Üçüncü Cemre: Güçük ayının 21. gününde (6 Mart) toprağa düşer. Toprak ısınmağa başlar.
 
Vâde Yeli / Bade Yel (M. 3-6 Mart): Güçük 18-21 arası güneyden (kıble) eser. Bu rüzgârı poyraz karşılarsa 40 gün kış, gündoğusu karşılarsa hastalık, karayel karşılarsa bolluk olacağı söylenir.
 
İlgili diyişler: ?Deniz, kıbleyi basarsa bolluk olur, yaz boyu çipintili (yağışlı) gider. Kıble, denizi basarsa kurak gider, kıtlık olur?
 
Kocakarı Soğukları / Beldir Aciz (M. 11-18 Mart): Güçük Ayının 26?sı ile Mart Ayının 5. günleri (M. 11-18 Mart) arasındaki, yaşlıların dayanmakta zorlandıkları sayılı fırtınadır.
 
İlgili diyiş ve inanışlar: ?Çok eski târihlerde, köyün birinde oğlakları çok sevdiği için koyun yerine keçi besleyen bir nine yaşarmış. Her yaz yaylaya çıkan nine, bir sene zamânı gelmediği hâlde havaların ısınmasına aldanarak Güçük Ayının sonunda yaylaya çıkar. Bir-iki gün yaylada kalır ve havaların sıcak olması hoşuna gider. Bunun üzerine kış ayı ile alay eder. Kış ayı 4 gün 4 gece kar yağdırıp tipi estirir (Güçük?ün son dört günü). Ancak nine ve oğlakları ölmeyince kış, mart ayından üç gün borç alır. Böylece 7 gün 7 gece fırtına estirir. Nine ve oğlakları soğuktan ölür?.
 
Mart Dokuzu (M. 21 Mart): Bu gün Büyük Türk Eli?nde en bilinen önemli günlerdendir ve birçok ad ile anılır. Bunlardan bâzıları Bahar Bayramı, Gün Dönümü, Günsırtı, Mart Dokuzu, Mart Dutma, Kurt Kızanı, Mart Bozma, Mart Bozumu, Mart Kırma, Yılbaşı, Yılsırtı, Yeni Gün, Yaz (Bahar) Toyu, Ulus Günü, Oğuz Toyu?dur.
 
Türklerde yılbaşı, gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart gündür. 21 Mart?a rastlayan bu gün Türk topluluklarında Nevruz, Ergenekon, Bozkurt, Çağan gibi adlarla bilinmektedir (Çay, 1991: 61).
 
Mart Dokuzunda Yaz (İlkbahar) gelişi kutlanır. Güneş?in Koç burcuna girdiği bugün, yukarıda bahsettiğimiz gibi çoğu Türklerde yılbaşı olarak da kutlanır. Farsça ?Nevrûz (Nev: yeni, rûz: gün)? adıyla da bilinir. Bugünde şiddetli fırtınalar görülebilir. Bugünden sonra kışın etkisi geçmeğe başlasa da havanın ne yapacağı belli değildir. Alçaklarda havanın ısındığı, yükseklerde çetin soğukların sürdüğü gündür. Mart ayında kar yağabilir. Abrıl (Nisan) Beşinden (M. 18 Nisan) sonra kışın tehlikesi biter. Hıdırellez?de ise kış tamâmen biter ve sonraki günler Yazdan sayılır.
 
Büyük Türkeli?ndeki Yeni Gün kutlamalarında tabiat, atalar ve od (ateş) kültü bir aradadır. Kırlara çıkma ve eğlence, şenlik, oyun, temizlik, yiyecek ve giyecek düzenlemeleri ile hediyeleşme, akraba ziyâreti ve içtimâî dayanışma, ad verme, od yakma ve üzerinden atlama gibi âdet ve geleneklerin yanı sıra, Hıdırellez kutlamalarında da görülen Hızır kültü, kabir ziyâreti, kurban, niyaz, bolluk ve bereket gelmesi için yapılanlar, sağlık, mutluluk, baht açıklığı için yapılanlar ve tutulan dilekler şeklindeki uygulamalar ile kutlanır [20].
 
İlgili diyiş ve inanışlar:
?Mart kapıdan baktırır, kazma, kürek yaktırır?
?Mart dokuzuna 9 kütük 9 harar saman hazırla?
 
Mart Dokuzu ile ilgili ilk faaliyet, temizliktir. Mart Dokuzu?na bir hafta kala evdeki eşya, tamâmen dışarı çıkarılır. Ev baştan ayağa temizlenir ve süpürülür. Ev eşyâsı temizlenerek içeri alınır ve yeniden yerleştirilir. Evin çevresi de çalı süpürgeleriyle süpürülür. Ev sâhibi, gençlerin istediği veyâ uygun gördüğü hediyeyi onlara verir. Bu hediyeler ekserî yiyecektir. Sonra gençler uygun bir yerde toplanırlar. Büyük bir meydan ateşi yakıp çevrisinde eğlenceler düzenlerler. Eğlencede bölge Türküleri ve mâniler okunur, seyirlik oyunlar oynanır. Eğlence gece geç saatlere kadar devâm eder. Mart Dokuzu sabahı gün doğmadan kalkılması, en güzel ve en yeni elbiselerin giyilmesi esâstır. Erken kalkılması, o yıl her sabah erken kalkmak için bir başlangıç sayılır. Erken kalkmak, bir bereket ölçüsüdür. En güzel ve en yeni elbiselerin giyilmesi, o yıl rahat ve güzel günler geçirme temennisiyle ilgilidir [20].
 
Mart Dokuzu?nda eve ilk gelen kişinin uğur veyâ uğursuzluk getireceğine inanılır. Yıl boyunca hanenin işleri yolunda giderse her yıl Mart Dokuzu?nda eve aynı kişi getirilir. Bu gelen kişiye yemek ikrâm edilir, hediyeler verilir [22].
 
Evin en yaşlısı çeşmeden su alır, dökerek eve kadar gelir. Eve kuzu veyâ en yeni doğmuş buzağı getirilir. Eşikten geçerken ayağına dikkat edilir. İlk adımını sağ ayağı ile atarsa uğur, sol ayağı ile atarsa uğursuzluk olarak kabûl edilir. Kuzu veyâ buzağı evde doyurulur. Şâyet o yıl hanenin işleri yolunda gitmezse, uğursuzluğun Mart Dokuzu?nda eve ilk gelen kişiden kaynaklandığına inanılır. O şahıs bir daha o gün eve alınmaz. Uğuru denenmiş kişiyi başkaları da evine götürür [23].
 
Trabzon?un Şalpazarı ilçesindeki Ağasar ırmağının doğu tarafında Mart Dokuzu ile ilgili en yaygın inançlardan biri kurt ile ilgilidir. Hatta bu güne kurt kızanı da denilmektedir. İnanışa göre kurtlar Mart Dokuzu günü kızan olurlar, çiftleşirler ve temizlenmek üzere suya girerler. Sudan çıktıklarında eğer sırtları kurursa o yıl havalar iyi olacaktır. Kurumazsa o yıl iyi geçmeyecek demektir. Kurtların Mart Dokuzu?nda çiftleştiğine inanıldığı için bu günde evlenenlerin çocuklarının olmayacağına inanılmaktadır. Evli çiftlerin bu güne dayalı çocukları olursa sakat doğacağı da bir başka inançtır. Trabzon?un Şalpazarı, Düzköy ve Tonya ilçelerinin bazı köylerinde bir yıl içerisinde doğmuş çocuklar, Mart Dokuzu?nda köyün kenarından akan bir dereye götürülür ve dere suyu ile yıkanır. Yıl boyunca suya giren yabanî hayvanların gücünün suya, oradan da çocuğa geçeceğine, bunun da çocuğun sağlığını olumlu olarak etkileyeceğine inanılmaktadır. Ordu?nun Ulubey ilçesine bağlı Şeyhler köyünde de her yıl mart ayının dokuzuna rastlayan günde yeni doğmuş çocuklar değirmene getirilip oluğun altında yıkanır. Burada yıkanan çocuğa yıl boyunca suya giren kurtların gücünün geçeceğine ve hasta olmayacağına inanılmaktadır. Buna benzer bir uygulamaya Terme ilçesine bağlı Oğuzlu köyünde ve Giresun?un Şebinkarahisar ilçesinin bâzı köylerinde rastlanmıştır. Bir yıl içinde doğmuş çocuklar, Mart Dokuzu?nda köyün kenarından akan bir dereye götürülür ve dere suyu ile yıkanır. [24].
 
Martın İki Dokuzu yâhût Mart On Sekizi (M. 31 Mart): Hava aldatıcıdır, fırtınalı geçebilir.
 
Abrıl Beşi (M. 18 Nisan): Mart Dokuzundan (M. 21 Mart) sonra havalar biraz ısınınca, Abrıl Beşinde birden bastıran şiddetli soğuklar ve don olayları olur. Önceki sıcaklara aldanarak yaylaklara göçenler, geri döner. Abrıl Beşi geçince ekim-dikim işleri başlar.
 
İlgili diyişler ve inanışlar:
?Korkma Zemheri kışından, kork Abrıl?ın beşinden, öküzü ayırır eşinden?
 
?Bir zamânlar adamın biri, Abrul?un beşinde öküzlerini alıp çift sürmeğe gitmiş. Sabah giderken hava iyiymiş, günlük güneşlikmiş. Öğleye doğru hava birden değişmiş. Yağmur, dolu, kar, fırtına, boran birbirine karışmış. Tarla köye biraz uzakmış. Öküzün biri o soğuğa dayanamamış ve ölmüş. İşte bu olay üzerine de bu söz söylenir olmuş?.
 
?Bir çiftçinin iki öküzü vardır. Fırtına nedeniyle yemsiz kalırlar. Öküzün biri satılır ve parasıyla diğerine yiyecek alınır?.
 
Sitte Sevir: Abrıl (Nisan) ayının 7. günü ile 12. günü (M. 20-25 Nisan) arasında 6 gün süren sayılı fırtınadır. Bu fırtına ?Sitte Sevir, her saati bir devir? deyimiyle, bir ânı bir ânını tutmayan şeklinde tanımlanır.
 
Kış / Kasım Gündönümü (M. 21 Aralık): 21 Aralık?taki gündönümünde, güneş ışıkları Oğlak Dönencesine dik gelir. Kuzey yarıkürede en uzun gece (GYK?de en uzun gün) yaşanır ve gölgelerin en uzun olduğu gündür. Kuzey yarıkürede günler uzamağa, Güney yarıkürede kısalmağa başlar.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:46:01
2-C: HALK METEOROLOJİSİ ve BUNA BAĞLI İNANÇLAR
 
Halk Arasında Rüzgâr Adları ve Özellikleri
Sarıyel: Doğudan batıya eser. Aşırı derecede yakıcı bir soğuk yapar. Kelkit ırmağını bile dondurduğu görülmüştür. Ocak ayından şubat sonuna kadar eser.
 
Karayel: Kuzeyden güneye eser. Kasım ayı sonlarında başlar. Bâzen de aralık ayında başladığı görülür. Kuru soğuk yapar. Karın yağacağını haber verir.
 
Kabayel: Umûmîyetle kuzeydoğudan eser. Yönü kesin olarak belli değildir. Kış ortasında esmeğe başlar. Bu rüzgâr, karın erimesinde, çiçeklerin açmasında etkili olur.
 
Ağyel: Batıdan doğuya eser. Mart başından ekim ayına kadar sürer. Meyvelerin oluşmasına, ekinlerin başak tutmasına yardım eder. Esince serinlik verir.
 
Tersyel (Samyeli): Güneyden eser. Mart ayında esmeğe başlar. Çiçekleri yakar. Hasat mevsiminde ekinleri ve meyveleri olumsuz yönde etkiler. Tarım ürünlerine büyük zarâr verir.
 
Poyraz: Kuzeydoğudan esen sert bir rüzgârdır, serinleştiricidir. Yüksek yerlerde ekili alanlarda su ihtiyacını karşılar, çiseyi getirir.
 
 
Halk Öngörüleri, Tahmînleri ve İnançları
 
A) Kış (Kasım Devresi) ile İlgililer
Kış, 99 gün sürer. Buna ?99 Hesâp? adı verilir. Karakışın 1?inden başlamak üzere 99 gün sayılır ve 99 hesâp bitince, ?Dağ başı tandır başı? olur. Yâni dağ başı, tandır başı gibi sıcak olur; dışarıda kalan ölmez. Karakışın başlangıcı olan 14 Aralık gününe 99 gün eklenirse, bu süre 21 Mart?a; yâni Mart Dokuzu (Yeni Gün / Bahar Toyu)?na isâbet. Zâten 21 Mart?tan sonraki günlerde kışın etkisi geçer. Abrıl Beşi?nden sonra tehlikeli olmaktan çıkar. Mayıs ayının başlangıcı ile bitişi arasındaki bir târihte sona erer. ?Urumun kışı, ya mayısın sonu, ya mayısın başı? denilerek, gerçek anlamda kışın mayıs ayı içinde sona ereceği belirtilir. ?Ver Hıdrellez?i, vereyim yazı? şeklindeki deyim, bu fikri destekler mahiyettedir.
 
?Koç katımında, koç ilk olarak kara koyuna sağerdirse (ilişirse) o yıl kış az olur (Kara koyun, ortalığın kara olmasına; yâni karın az olmasına işarettir). Koç eğer ak koyuna sağerdirse o yıl kış uzun geçer? (Ak koyun yoğun kar yağışına işârettir).
?Güz mevsimi erken gelir, rüzgâr çok eserse o yıl kış uzun sürer.?
?Güzün yağmur çok yağarsa kış uzun geçer?
?Ağaçlar yapraklarını erken dökerse kış çok olur?
?Kavağın yaprağı tepeden dökülürse kış çok, etekten dökülürse kısa olur?
?Irmak ve dere kenarları çok yosun bağlarsa kış erken gelir?
?Koç ayında soğuk çok olursa o yıl kış uzun ve sert geçecek demektir?
?Koç ayında davar sık yatarsa, kış uzun ve sert geçecek, seyrek yatarsa, hafif geçecek demektir?
?3. cemrenin düştüğü gün hava soğuk olursa, kış uzun sürer?
?Şubat sonunda karayel eserse, kış mevsimi uzar?
?Kork Abrul?un beşinden, öküzü ayırır eşinden; korkma Zemheri?nin kışından?
?Ağyelin ardı kış; şakanın ardı döğüş?
?Pelit ağacının kozağı çok olursa, kış çok olur?
?Zemheri?de (Ocak ayında) havalar sıcak olursa, o yıl kıtlık olacak demektir?
?Töngel ve pelit kozağı çok olursa o yıl kış çok olur?
?Karakış ve Zemheri aylarında gök gürlerse kış bölünür?
?Ayva bol olanda kış çetin geçer?
 
B) Yaz (Hızır Devresi) ile İlgililer
?Bir kuşum var ötmeyişin (ötmeyince), bir otum var bitmeyişin (bitmeyince) gelmem? dermiş. Buradaki kuş Körbağ kuşu (Baykuş) yâhût ibibik; ot ise, üzerliktir. Çünkü üzerlik otu geç güverir (yeşerir).
?İstersen yazı, bekle Hıdırellez?i?
?Ağustos?ta yatanı, Zemheri?de büvelek tutar?
?Yazın ceketini al da, kışın ister al, ister alma?
 
C) Yağış ile İlgililer
?Güneşli havada yağmur yağarsa, kurt doğuruyor demektir?
?Göllerde kurbağaların topluca bağırması, yağmura işârettir?
?Arıların peteğe geri dönüşleri hızlanırsa, yağmur yağar?
?Bulutlar kuzeye doğru hızla hareket ederse yağmur yağar?
?Bulutların batıdan doğuya hareket etmesi yağmura işârettir. Hareket doğudan batıya olursa hava açar?
?Serçe kuşları yere fazla çökerse, yağmur yağar?
?Hayvanların büvelek tarafından fazlaca kovalanması yağmurun yağmasına işarettir?
?Akşam bulut kızarırsa havayı hoş bil; sabah bulutu kızarırsa sırtını yaş bil (Akşamdan bulut kızarırsa hava açar, sabah bulut kızarırsa yağmur yağar)?
?Mart kumluk, nisan yağmurluk?
?Ay doğarken donuk görünürse, yağmur yağar?
?Uzunca bir iplik üzerine, kırk kelin adı söylenerek düğüm vurulursa, yağmur kesilir?
?Zararlı yağmuru kesmek için çamurdan yoğrularak yapılan kurbağa, kıbleye bakan bir duvarın deliğine konursa, yağmur kesilir?
?Çamurdan fare yapılıp ateş yanında kurutulursa, yağmur kesilir?
?İlk düşen dolu tanelerinden birisini, anasının ilk çocuğu olan biri alıp koynuna koyarsa, dolu kesilir?
?Dere özlerine (vadileri) parça parça duman çökerse yağış olur?
?Songüz?ün (Kasım) 15?inden sonra deniz üstünde öğleden sonra Ebem Kuşağı çıkarsa kar çok yağar (Kar yüksekliği fazla olur)?
?Zemheri ayında yağmur yağacağına katran yağsa daha iyidir?
?Keçiler kuyruk kaldırırsa yağmur yağar?
?Koyunlar yüzü kıbleye dönüp yatarsa yağmur yağar?
 
Ç) Ekim Dikim ile İlgililer
Tohumun tarlaya atılması için üç kez yağmur yağması beklenir. Sonra toprak elde sıkılır; eğer sıkılan toprak yapışırsa, ekin ekilir. Buna halk dilinde ?ekin derosu? denir.
?Elik öğürdüğünde ekin ekmeye başlanır?
?Aralıkta değil, aralık bulursan ek?
?Ağustosta tohum ekilmez; geveze karının kahrı çekilmez?
?Ya herk et ya terk et?
?Kasımdan on gün evvel ek, on gün sonra çek?
?Güzün ekilen tohum dört el atılır; üçü biter, biri çürür. Yazın ekilen tohum üç el atılır; biri çürür, ikisi biter?
Bakla, bezelye vb. ayın eskisinde (dolunayda) ekilir. Ürün verimi iyi olur ve iyi pişer. Ayın yenisinde (Hilâl) ekilirse iyi ürün vermez ve pişmez.
 
D) İlgili İnançlar
Yaz kırağısı çorağa, güz kırağısı kurağa delâlettir.
Karakış karadan, Zemheri aradan, Gücük az, Mart yaz.
Kışın meyveler vakitsiz çiçek açarsa o yıl ölüm çok olur.
Öğleden önce hava bulutla kaplanıp, kararırsa ve arasından güneş çıkar (alamuk) ve batıdan Ebem Kuşağı (Gökkuşağı) çıkarsa bir süre yağmurluk gider. (Yedi gün yağar yâhût yedi gün sonra yağar. Ebem Kuşağı doğuda olursa kuraklık olur)
 
E) Yıllık Hava Tahmîni
Türkiye?deki halk takviminin özelliklerinden biri de, yılbaşı ile birlikte sonraki her günü bir ayı temsîlen sayarak yıllık tahmîn yapmaktır. Osmânlı?da kullanılan Rûmî takvimde yılbaşı, 13 Mart idi. Yukarıda bahsettiğimiz gibi halk takvimi de, bu takvime göre düzenlenmiş idi. XIX. yüzyılın başlarında, Türklerin idâresinde olduğu günlerde, Atina?da Türklerin mart ayında yeni yılın gelişini kutladığını bir İngiliz seyyahtan öğrenmekteyiz (Baykara, 2001: 39). Bundan hâriç, bir de Türklerin millî takvimi olan 12 Hayvanlı Takvim?de de yılbaşı 21 Mart?ta idi. Bu yılbaşı ikiliğinden dolayı bâzı yörelerde 13 Mart, bâzılarında 21 Mart, Trabzon gibi bâzılarında ise her ikisi de yıllık hava tahmîninde kullanılır.
 
1 Mart (M. 13 Mart) veyâ 9 Mart (M. 21 Mart) günü hava nasılsa, mart ayı ekserî öyle olur. Sonraki 8 gün, mart ayından sonraki 8 ayı temsîl eder. Son 3 ay olan aralık, ocak ve şubat ayları sayılmaz; çünkü o aylarda havalar zâten soğuk olur. Bu tahmîn günlerinde, günün yarısı iyi, yarısı kötü ise, temsîl ettiği ayın da yarısının iyi, yarısının kötü geçeceği şeklinde yorumlanır. Yıl tahmîni için bu iki yılbaşı da kullanılıyor ise, 13 Mart?taki ilkine ?Birinci Dokuz?, sonraki 21 Mart?takine ?İkinci Dokuz? denir.
 
21 Mart yılbaşında yıllık hava tahmîni örneği:
21 Marttaki hava, mart ayını; 22 Marttaki hava, nisan ayını; 23 Marttaki hava, mayıs ayını (…) 29 Marttaki hava, kasım ayını temsîl eder. Sonraki 3 ay olan aralık, ocak ve şubat aylarını saymağa gerek yoktur.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:46:49
2-Ç: HALK TAKVİMİ TABLOSU
 
Verdiğimiz bütün bu bilgiler ve denizcilerin takvimi doğrultusunda Türkiye?deki halk takvimi aşağıdaki gibidir. Uygun bir tasarımı yapılarak, resmî takvime alternatif olarak evlere konulmasının ve yaşatılmağa çalışılmasının yarârlı olacağı kanısındayız.
 
Halk takvimi, resmî takvimden 13 gün geridir. Yâni halk takviminde her ay, resmî takvimde karşılık geldiği aynı ayın 14. günü başlar ve resmî takvimde sonraki ayın 13. günü biter. Örnek: Resmî takvimde kasım ayı, halk takviminde 14 Kasım?da başlar, 13 Aralık?ta biter.
Mart ayı, 14 Mart ile 13 Nisan arasıdır.
Ocak ayı, 14 Ocak ile 13 Şubat arasıdır.
Temmuz ayı, 14 Temmuz ile 13 Ağustos arasıdır.
 
Aşağıdaki günler, resmî takvime göre verilmiştir:
 
OCAK (Zemheri, Kalandar)
1-10: Zemheri fırtınası.
4: Amansız Ellinin başlangıcı.
12-13 / 13-14: Kalandar gecesi.
14: Karakancalos fırtınası.
17: Fırtına (2 gün).
19: Haçın Suya Atılması.
23: Fırtına.
24: On İki Gün Arasının başlangıcı.
25: Kış şiddeti fırtınası.
26: Kışın en şiddetli çağı.
28-29: Ayandon Fırtınası.
30: Erbain / Zemheri sonu.
31: Hamsin başlangıcı. Balık fırtınası. Balıkların Karadeniz?den Marmara?ya geçişi (Hamsi hayvanının adı, buradan gelir).
 
 
ŞUBAT (Güçük)
1: Hamsin fırtınası (3 gün). Hamsi hayvanının bol ve olgun olduğu çağ.
1-7: Ağaç dikme çağı.
4: Fırtına (3 gün).
5: On İki Gün Arasının bitişi.
10: Fırtına (3 gün).
13: Fırtına.
19: Kuşların çiftleşme çağı.
20: Birinci cemre havaya düşer. Vakit Yeli eser.
22: Amansız Ellinin bitişi.
23: Fırtına (2 gün).
26: Leyleklerin gelişi.
27: İkinci cemre suya düşer.
 
 
MART (DERT)
1: Fırtına.
2-3: Soğukların kırılması.
3-6: Vâde/Bade Yeli.
5-6: Üçüncü cemre toprağa düşer.
7-9: Ağaçlara su yürümesi, Bağ Budama ve Kalem Aşısı çağı.
11-18: Kocakarı soğukları, Berdül?aczin başlaması. Daha çok yaşlıların etkilendiği, kemikleri sızlatan soğuklar.
12: Hüsun fırtınası.
15: Fırtına.
17: Bardül?aczin sonu.
19: Kırlangıçların gelişi.
21: Yaz (İlkbahar) mevsimi başlangıcı. Mart Dokuzu Toyu (Bahar, Nevruz). Gün-Tün denkliği. Hamsin?in sonu.
23-24: Kozkavuran fırtınası. Kuzey Ege ve Marmara?nın batı kesiminde etkili olan Lodos fırtınası.
26-29: Çaylak fırtınası. Kış sonunda veyâ başında olan öncü-artcı fırtına.
29: Fırtına.
30: Fırtına (3 dokuzların ikincisi).
31 Mart: Mart İki Dokuzu / Mart On Sekizi.
 
 
NİSAN (APRUL, EBRIL)
2-3: Çiçeklerin açması.
4: Bülbüller Ötüyor (Feryâd-ı Andelib).
6-7-8: Kırlangıç fırtınası. Kırlangıçların Anadolu?ya geliş çağları.
9: Fırtına (3 dokuzların üçüncüsü).
11: Leylek gelişi fırtınası.
15-16: Kuğu fırtınası (3 gün). Sayılı sert fırtınalardan biri.
18: Abrıl Beşi. Şiddetli soğuk.
20: Sitte-i Sevr (Güneşin Boğa burcunda girdiği dönem)?in başı.
25: Sitte-i Sevr (Güneşin Boğa burcunda girdiği dönem)?in sonu. İpekböceğinin çıkması.
29: Fırtına (3 gün).
 
 
MAYIS
4: Çiçek fırtınası. Bitkilerin çiçek açması.
6-7: Hıdırellez. Ekimlerin başlangıcı. Hıdırellez?den sonraki ekimler verimli olur.
7-9: Doğu rüzgârlarının esmesi.
11: Mevsimsiz soğuklar (3 gün).
12: Yağmurların kesilmesi.
16-17: Filizkıran fırtınası. Bitki filizlerinin kırıldığı yaklaşık 8 şiddetindeki fırtına.
17: Gül mevsiminin başlaması.
19: Kokulya fırtınası (2 gün). İpek böceğinin kozası, koza örme çağı.
20: Mayıs Yedisi. Çepni Toyu.
30: Kabak/Çabak meltemi (2 gün).
31: Bevarih rüzgârlarının başlaması (Şiddetli  sıcak ve rüzgârlar. Samyeli). Ülker fırtınası (Ülker Takım Yıldızı doğar).
 
 
HAZİRAN (KİRAZ)
2: Fırtına.
3: Filiz koparan fırtınası (3 gün) Yaklaşık 8 şiddetinde.
3-4: Kuzey rüzgârlarının esmesi.
7-8: Ekin biçme çağı.
10-11: Ülker doğumu fırtınası (3 gün). Ülker Takım Yıldızı?nın Boğa burcunda görünmesi.
16: Güney rüzgârlarının esmesi.
21: Yay (Yaz) mevsimi başlangıcı. ?Gündönümü? fırtınası, uzun günlerin başlaması. Güneşin dünyaya en yakın olduğu dönem.
22: Fırtına.
26-27: Kızıl erik fırtınası (2 gün) Avrupa eriği sınıfında çiçek açma dönemi.
30: Yaprak aşısı çağı.
 
 
TEMMUZ (ORAK, ÇÜRÜK)
1: Yaprak fırtınası. Tüm bitkilerin yapraklandığı yeşil dönem. Kuyruk Yıldızı doğumu fırtınası.
3-4: Sam yelleri (sıcak rüzgârlar).
6: Fırtına (2 gün).
8-9-10-11: Çark dönümü fırtınası.
10: Bevarih rüzgârlarının sonu. Şiddetli sıcak ve  rüzgârların sonu.
15: Orak çağı.
16: Fırtına (2 gün).
16-18: Sıcakların artması.
20: Gündönümü fırtınası. Güneşin dünyaya en uzak olduğu dönem (Yaz).
25: Fırtına (2 gün).
27: Karaerik fırtınası.
30: Kara/Kızıl erik fırtınası Avrupa eriği sınıfında meyve verme dönemi.
31: Sıcak günlerin başlaması. Terâzi Yıldızı doğumu.
 
 
AĞUSTOS (HARMAN, ASUS, ÇÜRÜK)
3: (Marmara Bölgesi) Doğumgünü fırtınası. Yavru doğumlarının arttığı dönem.
5: Orak çağı sonu.
7-10: Sıcakların sonu.
14-21: Ağustos sıcağı / Eyyam-Bahur. Şiddetli ve kavurucu sıcaklar.
17: Fırtına.
19: Fırtına (leyleklerin dönüşü).
20: Fırtına (2 gün).
22/23: Sam rüzgârlarının sonu.
26-27: Leyleklerin gitme çağı.
28: Mihrican Fırtınası.
31: Mercan fırtınası.
 
 
EYLÜL (İLKGÜZ, ÜZÜM, İSTAVRİT)
2: Mihircan fırtınası. Güz başlangıcı.
6/7: Bıldırcın geçimi fırtınası. Poyraz rüzgarları ile Karadeniz?e göç.
13: Çaylak fırtınası. Kış sonunda veyâ başında olan öncü-artcı fırtına.
14: Mihrican-Bostan Bozan fırtınası başlangıcı.
16-17: Sıcakların azalması.
19: Fırtına.
23: Güz (Sonbahar) mevsimi başlangıcı.
25: Fırtına.
27-28: Kestane karası fırtınası. Marmarada balığın bollaştığı dönem.
30: Turna geçimi (göçü) fırtınası.
 
 
EKİM (ORTA GÜZ, DARI AYI, KOÇ)
3: Kuş Geçimi fırtınası. Anadoludaki son kuşların göç dönemi.
4: Koç Katımı fırtınası. Sürüden ayrılan koçların sürüye geri salındığı zamân.
8-9: Yaprak Dökümü fırtınası. Tabiatın yaprak dökerek kışa hazırlanması.
10-11 / 14: Meryem Ana fırtınası. Gök gürültülü ve şimşekli yağış getiren fırtınalar.
14: Mihrican-Bostan Bozan fırtınası bitişi.
15: Yağmurların başlaması, Koç Katımı çağı.
17: Kırlangıç fırtınası. Anadolu?dan göçmeleri.
18: Kozkavuran fırtınası. Kuzey Ege ve Marmara batısındaki Lodos fırtınası.
19/21: Bağ bozumu fırtınası. Bağlardaki üzümlerin toplanma dönemi.
20-21: Suların soğuması.
26/28: Balık fırtınası. Balıkların Marmara Denizi?nden Karadeniz?e geçişi.
31: Ağaçların budanmağa başlanması.
 
 
KASIM (SON GÜZ, AHIRGÜZ, ÜZÜM AYI, KOÇ, KOÇ KATIMI)
2: Kuş Geçimi fırtınası. Anadoluda kalan son kuşların ayrılma dönemi.
3: Lodos rüzgârlarının başlaması.
5: Kuş Geçimi gırtınası.
7: Kasım fırtınası.
8: Kasım Başı.
9-10: Pastırma Yazı.
12: Lodos fırtınası.
17: Koç katımı fırtınası.
18: Böceklerin kışlığa çekilmesi.
20: Koç Katımı bitişi (Sürüden ayrılan koçların sürüye geri salındığı zamân).
22/24: Güney rüzgârları.
28: Fırtına, ağaçlardan suların çekilmesi.
29-30: Ülker Dönümü fırtınası.
 
 
ARALIK (KARAKIŞ, SIĞIR KOYAN)
1-2: Kuzey rüzgârlarının esmesi.
2: Ülker dönümü fırtınası. Ülker Takım Yıldızı?nın, Boğa burcundan ayrılması.
6: Kuzey rüzgarları.
9-10: Karakış fırtınası (2 gün).
15: Fırtına (2 gün).
19: Fırtına.
21: Kış mevsimi başlangıcı. Gündönümü fırtınası, uzun gecelerin başlaması. Güneş?in, Dünyâ?ya en uzak olduğu dönem.
21/22: Erbain/Zemheri başlangıcı.
26: Uzun gecelerin sonu.
28-30: Gündönümü Fırtınası.
31: Fırtına.
Başlık: Ynt: TÜRKLERDE ZAMAN KAVRAMI ve 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ
Gönderen: Kurtkaya - 11 Mart 2015, 14:47:45
KAYNAKLAR
[1] Encyclopedia Britannica. Lunar calendar (chronology). http://global.britannica.com/EBchecked/topic/351352/lunar-calendar
[2] TDK. Güncel Türkçe Sözlük. http://www.tdk.org.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.521407706b2147.11055585
[3] Osman TURAN. On İki Hayvanlı Türk Takvimi. Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2004.
[4] Yıl içindeki tarım ve hayvancılığa dâir işlerin vaktini ve niteliğini öğrenmek için bkz: Mehmet Ali Işık. Atalarımızın Kullandığı Eski Ay ve Günlerin İsimleri (http://www.kar-der.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=443:atalarimizin-kullandii-esk-ay-ve-guenlern-smler&catid=48:makale&Itemid=77).
[5] Tuncer BAYKARA. Türk Kültür Tarihine Bakışlar.
[6] Şule YAVER. Halk Takvimi, Mevsimlere Bağlı Kültürel Unsurlar ve Halk Hukûku.
[7] Hüseyin Nihâl ATSIZ. Orkun, 15 Temmuz 1963, Sayı: 18.
[8] Hüseyin Nihâl ATSIZ. Ötüken, 1973, Sayı: 4.
[9] Washington Üniversitesi Araştırması. Nature Science Update. 4 Mayıs 2004 (http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/biyoloji/S-439-16.pdf).
[10] Pertev Naili BORATAV. Türk Mitolojisi – Oğuzların; Anadolu, Azerbaycan ve Türkmenistan Türklerinin Mitolojisi. BilgeSu yayınları. Ankara, 2012. Sf: 77-79.
[11] a.g.e
[12] Bkz: [6].
[13] Prof.Dr.Necâtî DEMİR. Trabzon Yöresinde Zamân, Halk Takvimi ve Sayılı Günler. 2012.
[14] a.g.m
[15] a.g.m
[16] a.g.m
[17] Yöre hakkında araştırmalar yapan yabancı ve Türk araştırmacılar, bu kelime üzerinde özellikle durup Rûmcaya bağlamaktadırlar. Asan, kelimeyi ?????????? (kalandar) biçiminde yazmış ve ?Ocak ayı? mânâsına geldiğini söylemiştir (2000: 354). Emiroğlu ise, Lâtince ?calendae? (ayların birinci günü) den geldiğini bildirmektedir (1989: 138). Ocak ayı Yunancada ???????????? biçiminde yazılmakta olup (Aksoy, 2001: 61) Kalandar ile hîçbir ilgisi bulunmamaktadır. İngilizcede calendar ?takvim? (Redhouse, 1986: 131), Fransızcada calendrier ?takvim, gün bilgisi; program, zamân çizelgesi? (Saraç, 1985: 201), Rusça kalendar ?takvim?, İtalyanca kalandarya ?takvim? mânâsındadır. Kelime; mart, nisan, ağustos gibi yaygın olarak Türkiye?nin diğer bölgelerinde bilinmediğine göre İngilizce, Fransızca veya İtalyancadan Türkçeye geçmiş olması mümkün değil gibi görünmektedir. O hâlde akla tek ihtimâl gelmektedir: Kelime, Trabzon yöresine, I. Dünya Savaşı sırasında Rusların Trabzon ve çevresini işgâlleri sırasında getirdikleri kartol, kartubu (<kartofel) ?patates?, boşga (<boçka) ?yayık?, istikan (<stakan) ?bardak? gibi gelmiş olmalıdır. Şimdiye kadar I. Dünya Savaşı?ndan önce Trabzon ve yöresinde ocak ayına kalandar denildiğine ve bu adla kutlama yapıldığına dair en küçük bir bilgiye rastlanmamıştır. Hatta bu sözcüğün geçtiği bir kaynak henüz bilinenler arasında değildir. Şayet mübadele sırasında Yunanistan?a göçenler bu kelimeyi biliyorsa, onlar da yine Ruslardan öğrenmiş olmalıdırlar.
[18] Kıllarla kaplı, kara renkli, maymun veyâ çocuk büyüklüğünde kötü bir mahlûktur. Doğu Karadeniz?de ve Bulgarlarda bilinir. Kışın en soğuk olduğu Zemheri?de gece vakitleri dolaşır. İki türlü zarâr verir. Evin kapısına gelerek dışarıdan, içeride bulunanlardan birisinin adını seslenir ve peşine takarak götürüp o kişiyi kaybeder. Kişi eğer uyanamazsa ve evine dönemezse, soğuktan ölür veyâ bir daha o kişiden haber alınamaz. Dışarıda dolaşanlara ?Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?? gibi sorular sorar. Verilecek yanıtların içinde mutlaka ?kara? sözcüğü olmalıdır (Kara-x?ten geliyorum, kara-x?e gidiyorum). Böyle yapılmadığında Karakoncolos, elindeki tarakla vurur ve öldürür.
[19] Celâl BEYDİLİ. Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Yurt Yayınevi, sf: 263.
[20] Bkz: [6].
[21] Bkz: [13]
[22] Bkz: [13]
[23] Bkz: [13]
[24] Bkz: [13]
Çetin KOŞAR. Akbulut Köyü Halk Takvimi. 22 Aralık 2009 (http://akbulutkoyu.blogcu.com/akbulut-koyu-halk-takvimi/6623056).
Kabataş Haber. Dedelerimizin Hava Tahminleri. (http://www.kabatashaber.com/dedelerimizin-hava-tahminleri-arastirma)
Erol OKUTUCU. Belirli Günler ve Sayılı Fırtınalar, Halk Meteorolojisi ve Deyimleri.