Türkçü Turancı Otağ | Türkçüler

TÜRKLÜK ve TÜRK DÜNYASI OTAĞI => TÜRK KÜLTÜR ve MEDENİYETİ => Konuyu başlatan: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:44:23

Başlık: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:44:23
Özlü, soylu, sağlam bir söz; toprağa kök salmış, dalları göğe uzanan, sağlam bir ağaç gibidir. Türeticisinin bilgisiyle her çağda ürün verir…
Özürlü, bozuk, çürük bir söz; köksüz bir ağaç gibidir; toprağın yüzeyinde savrulup durur; yoktur onun yerleşecek yuvası.
İbrahim Suresi 24/25/26

Köklerini kırk bin yıllık tarihe salmış olan ulu dil ağacının; yaprağını, dalını, kolunu, gövdesini, kökünü, yani ağzımızın tadını, bırakıp; yelin önünde oradan oraya savrulan kökü, soyu belirsiz, elin, çürük, zehirli ve tadı bozuk, yemişleriyle ağzımızın tadını bozduk.
Tanrının ağzımıza, anamızın ak sütü gibi helal ve temiz olarak, yerleştirdiği dilimizi atıp, yüzyıllardır, papağan gibi, ne demeye geldiğini bilmediğimiz ezberleri yineleyip durduk.
Güya konuştuğumuzu sanıyorduk!
Oysaki düşünceden yoksun bir eylem olarak bazı sözcüklerin tekrarı şeklindeki çabayı papağanlar, büyük bir beceriyle, yapabiliyorlardı.
Türkler papağanlaştırılmıştı!!!
Tanrı’ya yakarılarımız bile papağancaydı!
Sadece dil değildi bozulan, kokuşturulan. Düşüncemiz, fikrimiz, inançlarımız, sevdalarımız, ülkülerimiz, işimiz, birliğimiz, dirliğimiz de bozulmaktaydı usulca ve derinden…
Bu Türklüğün topyekun yok edilmesi demekti!!!
Peki, bütün bunlar kimler tarafından, hangi gerekçelerle ve nasıl yapılmıştı?

İşte bu başlık altında Türklüğün bin yıllık yarasına parmak basacak ve hiç olmazsa “zararın neresinden dönülürse kardır” düşüncesiyle Türk Dilini, yeniden, “toprağa kök salmış, dalları göğe uzanan, sağlam bir ağaç” haline getirme uğrunda süregelen çalışmalara küçücük de olsa bir katkı yapmaya çalışacağız.

Kök Tenğri bizlere, bu uğraşımızda, kolaylıklar versin!!!

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:50:57
"Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin..."

"Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır... "
           
"Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. "

"Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. "

"Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."

Gazi Başbuğ’un bu sözleri bizim için bir emir ve ne pahasına olursa olsun yerine getirilmesi gereken bir görevdir!

Çünkü Yine Gazi Başbuğun deyimiyle:

TÜRK DEMEK, TÜRKÇE DEMEKTİR! 

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:54:01
Dil bir milletin en değerli malıdır.           
Ordusunu kaybeden bir millet tehlikededir. İstiklâlini kaybeden millet korkunç bir felâkete düşmüştür. Dilini kaybeden milletse yok olmuş demektir.
 
Uluğ Bilge Atsız
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:56:18
Kişiyi kirleten ağzından girenler değil, ağzından çıkanlardır.
Meryem oğlu İsa. Matta-Bap 15/11                         

Ağzımıza aldığımız yabancı şeyler; ne demeye geldiğini bile bilmediğimiz bir takım uğultular halinde ağzımızdan çıkarken benliğimizi de, düşüncemizi de, duygularımızı da kirletiyormuş da biz bunun ayırdın da bile değilmişiz.

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:58:01
Çinli bilge ve düşünür Konfüçyüs'e:

-"Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, ilk iş olarak ne yapardınız?"

Diye sormuşlar.

Konfüçyüs şöyle cevap vermiş:

-"Önce dili düzeltirdim. Dil düzgün olmazsa, kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa yapılması gereken şeyler iyi yapılmaz. Gereken yapılmazsa ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulunca, adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa, halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer. Ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bu sebeple söylenilen sözü doğru söylemeli. Hiçbir şey dil kadar mühim değildir."
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 21 Şubat 2012, 16:59:12
Türk’e en büyük ihaneti; aydın bildiği, bilge sandığı, din bilgici bellediği, kitap yüklü eşşekler, yapmıştır!
Üçoklu Börü Kam.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 22 Şubat 2012, 23:56:41
Türkler büyük topluluklar halinde Müslümanlığa geçmeye başladıklarında Türkçedeki yabancı kelime sayısı sayılabilecek kadar azdı.
Uluğ Bilge Atsız Ata’nın da değindiği gibi kağanla, çobanın; aydınla, halkın dili aynıydı. Bu haliyle Türkçe belki de o tarihte var olan dillerin en sadesiydi.
Çünkü Türkler siyasi, askeri, ekonomik büyüklüklerine ilaveten Türkçe konuşmayı da büyüklüklerinin göstergesi sayıyorlardı.
Türklerin dillerine olan bu duyarlılığı yeni kabul ettikleri dinin diğer mensupları üzerinde de etkisini gösteriyor Arap ve Farslar Türklere yaranmak için Türkçe öğreniyorlardı.
Gerçekten de miladi 1000 li yıllarda Türklerin dindaşları olan Arap ve Farslar arasında derin ve gözlemlenebilir bir Türk hayranlığı vardı.
Bu hayranlık boşuna değildi. Çünkü Türkler dilleri söz konusu olduğunda öyle duyarlı davranıyorlardı ki soy ve kan olarak Türk olan Xotanlılar’la Kençekliler’i kelimelerin önünde bulunan “E/A” harfini Türk dilinde olmayan “H” harfine çevirdikleri için onları Türk saymıyorlardı.
Türklerin dillerine olan duyarlılığı Müslümanlığı kabul etmelerinden sonra bir iki yüz yıl daha sürdü.
Ancak birden bire ne olduysa Türkler dillerine olan düşkünlük ve özeni yitirerek Arapça ve Farsçadan akın akın gelen kelime ve kavram istilasına karşı direnç gösteremez hale geldi.
Türk analar çocuklarına ”yaramazlık yapma balam” derken ”haylazlık etme evladım” demeye başlamıştı.
Bu durum bir dilden öteki dile karşı olağan sözcük karışımından öteydi.

Türk analarının dilleri bozulmaya başlamıştı!!!

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 25 Şubat 2012, 00:59:41
Kutsal Olanın Gülünç Olmaktan Kurtarılması Kaygısı

Türkçenin başına neler gelecekti neler? Lakin kutsal olanın/sayılanın/sanılanın gülünç olmaktan kurtarılması için Türkçeye kıyılacağı nerden akla gelebilirdi ki?
Erken dönem Müslüman dil bilginlerince Kur’an’ın Türkçe çevirisi yapılmış ve 1050 li yıllarda Karahanlılar döneminde yapılan bu çeviride Arapça sözcük ve kavramların Türkçeleştirme yüzdesi % 99,5 lik bir başarıyla gerçekleştirilmiştir. Yani birebir çeviri yapılabilmiştir.
Kuran’da Kuran terminolojisine ait 2500 kelime ve kavram yer alıp bunun 2490 tanesinin 1050 li yıllarda Öztürkçe karşılığı vardı. Yani Kurandaki kelimelerin ancak 250 kelimeden bir tanesinin Türkçe karşılığı yoktu. Koca Kur’an çevirisinde topu topu 10 tane Arapça kelimenin Türkçe karşılığı yoktu. Bu gün bu oran Türkçe aleyhine %70-80 Arapça % 20-30 Türkçe şeklindedir.
Bu olumsuzluğun başlangıcını Türk din ve dil bilginlerinin kutsal olanın gülünç görünmemesi düşüncesiyle ve tamamen iyi niyetli olarak yaptıkları bir takım çeviriler oluşturmuş olup açılan bu gedikten Türkçe aleyhine artan bir ivmeyle diğer tahrip edici uygulamalar yol bulmuştur.
Kur’an da geçen sıkkiyyün, yarakun, ehtı-lakun, am-nahnü gibi kavram ve sözcükler Türkçede uluorta konuşulduğunda yüz kızartan ve utanılası çağrışımlar yapan kelimelerdi.
Bunun bedelini Türkçe ödeyecekti.
Çünkü söz konusu olan kutsaldı!
Ödedi de…
Hem de %99,5 lik Türkçeden, Arapça karşısında, %20 lere gerileyerek…

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 25 Şubat 2012, 01:05:24
Kur’an çevirilerindeki Türkçe kavramlar Arapçadan daha özgün ve soyut anlamlar içermekteydi.

Arapçada gündelik konuşmada “elçi” anlamına gelen “resul” deyimi Kur’an’da dinsel olarak da aynı şekilde kullanılırken Türkler “elçi” anlamındaki “yalavaç” kelimesini dinsel anlamada kullanmayıp dinsel elçi anlamında daha soyut bir anlam içeren “yalafar” kelimesini kullanmaktaydı.
Aynı şekilde Arapçada “büyük” anlamındaki “ekber” sözcüğü Kur’an’da dinsel olarak da aynı şekilde kullanılırken Türkler “büyük” yerine “ulu” sözcüğünü kullanıyordu.
Araplar “ekber” kelimesini Allah’ın büyüklüğünü ifade etmek için “Allahüekber” şeklinde kullanırken “ekber”i bir şeyin bir başka şeyden büyük olduğu anlamında da kullanıyordu. Yani beş dörtten “ekber”dir gibi…
Oysaki Türkler “ulu” sözcüğünü sadece kutsal anlamda "Ulu Tanrı" diyerek kullanıp bir şeyin bir başka şeyden büyüklüğünü ifade etmek için “büyük”, “fazla” gibi sözcükler kullanıyordu. Yani Türkler beş dörtten “ulu” demiyor, beş dörtten “büyük”tür diyordu.
Türkler erk sahiplerinin, (hakan, bey vb.) yönetimleri altındakilere kızmasını “kırgag” olarak söylerken, Tanrı’nın kullarına kızmasının hakanların, beylerin kişioğullarına kızmasından farklı olması gerektiği düşüncesiyle ve bunu ayırt etmek için Tanrı’nın kullarına kızmasını “kargag” olarak söylemişlerdir. Oysaki Arapçada kızmak anlamındaki “gazap” sözcüğü hem kişioğullarının birbirine kızmasını hem de Tanrı’nın kullarına kızmasını ifade etmekteydi. Anlaşılacağı üzere Türkçede kutsal olan için özel kavramlar türetilmişti. Arapça bu duyarlılığa sahip değildi.
Arapçada Hasan’ın Aliye gazabıyla, Tanrının insanlara gazabı, Hasan’ın Aliye gönderdiği elçiyle Tanrının kullarına gönderdiği elçi, Tanrının “ekber” liğiyle sayının sayıdan ekberliği aynı sözcüklerle ifade edilmekteydi.

Arapçada kutsal olanla kutsal olmayan birbirinden ayırt edilmeksizin aynı sözcük ve kavramlarla anlatılıyordu.

Bu durum bile Türkçenin sözcük, kavram ve anlam zenginliği bakımından Arapçadan fersah fersah ileri ve zengin olduğunun en belirgin göstergesiydi.

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 25 Şubat 2012, 21:02:37
Türkçenin ölüm fermanı: Arap dilinin kutsallaştırılması!

Türklerin İslam toplulukları içerisinde önemli bir siyasi ve sosyal konuma gelmeleriyle birlikte Arap ve Farslarla da ilişkilerinin boyutları değişmeye başlamıştı. Bu ilişkilerin doğal sonucu olarak toplumsal, kültürel, siyasi, egemenlik vb. alanlarda rekabetler de başlamıştı.
Yukarıda da ifade edildiği gibi Türkler; Arap ve Farslılarla çok yakın temas kurmadan önce çok büyük coğrafyalara hükmetmiş, dünyanın en büyük imparatorluklarına sahip olup tarihin kaydettiği en büyük askeri, ekonomik ve siyasi gücüne ulaşmışlardı. Bu güçlerinin doğal sonucu olarak da çok parlak bir dil ve kültür sahibiydiler.
Yani dindaşları Türklerin bu parlak durumları ve geçmişleri karşısında kendi sönüklüklerini görüp aşağılık duygularına kapıldıkça bir zaman sonra tapınma, yani dini dilin Arapça olduğu ve Arapçanın Tanrı tarafından seçilerek kutsandığı savını öne sürerek Arapçayı kutsallaştırmaya yoğunlaştılar.
Araplar nihayet sihirli formülü bulmuşlardı:
Tanrı’nın dili Arapça!                                                                                                                                                                             
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 25 Şubat 2012, 21:04:16
Arap milliyetçilerinin Türklerin siyasi, askeri ve medeni olarak kendilerinden fersah fersah ileride olmaları karşısındaki ezikliklerini gidermek için ortaya sürdükleri Tanrı’nın dili Arapçadır söylemi yavaş yavaş başta Türkler olmak üzere Arap olmayan diğer Müslüman topluluklar arasında etkisini gösteriyor, diğer Müslüman toplulukların dillerine artan bir ivmeyle Arapça kelimeler ve kavramlar akın akın geçmeye başlıyordu.
Artık yeni yerleşen zihniyete göre kişioğlu Tanrı’ya Arapça dışında bir dille yakarırsa yakarısı Tanrı tarafından bırakın kabul edilmeyi makamına bile ulaşmazdı???
Yeni yerleşen bu anlayış bir yandan kutsal metinlerin ne dediğini Arap olmayanları anlayamaz hale getirirken bir yandan da ırk olarak Arapların üstünlüğü anlayışı yavaş yavaş belirginleşmeye başlıyordu.
Öyle ya Arapça Tanrı’nın diliyse Araplar da Tanrının kutsadığı millettiler?
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 25 Şubat 2012, 21:08:06
Kutsal metinler Araplar dışındakilerce anlaşılmamalıydı ki din birlerinin elinde toplumları istediği gibi güdecekleri ve birer sürü haline getirebilecekleri sihirli sopa olmalıydı.
Öyle de oldu!
Önce Arapçanın Tanrı dili olduğu kabulüne dayalı baskın tavırlarla Türkçe küçümsendi.
Dini kavramlar Arapça dışında bir dile çevrilemezdi.
Kutsal metinleri başka dillere çevirmek yetersiz olacağı gibi aynı zamanda Tanrı’nı dilini beğenmemek gibi bir gocundurma ve tehdit haline de getirilmişti.
Kim Tanrıya muhalefeti göz önüne alabilir ki?
Artık Türkler Tanrılarını "ulu"layamıyor, “ekber”liyorlardı.
Artık Türklerin Tanrısı "esirgemiyor", "bağışlamıyor,” "rahm”ediyordu.
Artık Türkler Tanrılarının “kargag”ından değil “gazab”ından korkuyorlardı.
Tanrı’yı sevilen, koruyucu olarak gören Türk düşüncesinde Tanrı; korkunç azaplarla cezalandırıcı olup çıkmıştı!
Türkler sevdikleri Tanrıdan korkar olmuşlardı.

Türkler Tanrıyla korkutuluyorlardı!!!
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 25 Şubat 2012, 21:46:48
Arapçanın Tanrı dili olduğu inancı öylesine yerleşmişti ki Türkçeyi Farsçaya karşı şiddetle ve başarıyla savunmuş olan büyük Türk Dil Bilgini Ali Şir Nevai bile söz konusu Arapça olduğunda yelekenleri suya indirip:
Alıntı
“Arap dili seçkinlik ve yükseklik bakımından dillerin en ilerisidir. Bu nokta üzerinde hiç kimsenin aykırı düşündüğü ve aykırı bir dava güttüğü yoktur. Çünkü Tanrı Kur’anı bu dille indirmiştir; peygamberimiz hadisleri bu dille söylenmiştir; büyük velilerin, din ulularının ileri sürdükleri gerçek ve değerli düşünceler gene bu dil ile meydana gelmiştir”
Diyebiliyordu!
Türk toplumunun tamamına yakınının ve aydınlarının da büyük kesiminin bu anlayışta olduğu sıralarda bir tek ünlü Türk Bilgini Biruni bu anlayışa şiddetle karşı çıkıp Arapçanın kutsal olmadığını ve hatta ilim dili olamayacak kadar sıradan bir dil olduğunu ileri sürüp;
Ali Şir Nevai’nin “Tanrı Kur’anı bu dille indirmiştir” sözüne karşılık “müşrik Araplar Tanrı tarafından indirilen Kur’ana yine bu dille karşı çıkıyorlardı”;
Ali Şir Nevai’nin “peygamberimiz hadisleri bu dille söylenmiştir” savına karşılık “müşrik Araplar İslam Peygamberine bu dille sövüp, yalanlıyorlardı” diyerek olağanüstü bir mantıkla Arapçanın haksız ve gereksiz olarak kutsandığını ifade ederken sesini yeterince duyuramıyor ya da başlamış olan Arapça kutsaldır, Tanrının dilidir çığırının etkisini bertaraf etmeye güç yetiremiyordu.

Yanlış düşünceler toplumları daha çabuk etkilemektedir.
Toplumlar ne denli ileri kültür ve medeniyet seviyesine ulaşmış olurlarsa olsunlar yine de toplumların aydınları azınlıkta, bilgisizleri çoğunluktadır.
Biruni gibi birkaç Türk aydınının sözü ileri gitmemiş, baskın olarak dayatılan Arap dilinin kutsal olduğu düşüncesi gitgide yerleşerek Türkçenin başka dillere karşı var olan koruma kalkanları ve refleksleri yok edilmiştir.

İşin daha da acıklı olanı ise Türkçeyi anlamadıkları Arapça kelime ve kavramlarla dolduranlar yaptıkları bu eylemin kutsal bir iş yani ibadet olduğunu sanarak “ibadet şevkiyle icra” ediyorlardı!!!

Türkçe kutsal bir cinayetin kurbanıdır artık!!!
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 27 Şubat 2012, 01:26:52
Türk dili, Arapça Tanrı’nın dilidir kandırmacasıyla katledilirken bu işi yaptıranlar yaptıklarının Tanrı buyruğuna aykırı olduğunu göz ardı ediyorlardı. Çünkü Tanrı; dini görevlerini yapacak kişilerden “ne dediğini bilecek ayıklıkta” olmasını istiyordu.
Yani Tanrı Kur’anda ki bildirimlerinde “bana ne dediğiniz bilerek yönelin” demekteydi.
Ancak gel gör ki Arapçanın kutsallığına inandırılmış/kandırılmış Türk’ün bunu anlama, anlasa bile yerine getirme, olanağı kalmamıştı.
Öyle ki Türk, papağanca yinelediği Arapça sözcüklerle Tanrıya yakardığını sanarken Tanrı’dan “kendisini için koruma diliyorum” sanıp “beni boş ver”, “benimle ilişkini kes” diyordu. Çünkü Türk’ün gırtlak yapısı Arapça harfleri ve sesleri çıkartmaya uygun değildi. 
Türk “bizi yarlığa, koru” anlamındaki “fağfirlena” yı dili dönmediği, “ğ” sesi Türk dilinde olmadığı ve Arapça sesleri çıkartamadığı için “fakfirlena” diye okuyarak Tanrı’dan “kendisini boş vermesini”, “kendisiyle ilişkisini kesmesini” istiyordu.
Yani Türk “sev”ilmek isterken “söv”ülmek ve “döv”ülmek istiyordu.
Türk’ü boyunduruğu altına alıp üzerinde hükümranlık kurmak isteyen Araplar, Türkler arasından edindikleri “kutsal ahmak” işbirlikçiler sayesinde Türk’ün dilini ağzından söküp alıyor yerine Türk’ün zihninde hiçbir ışıltı uyandırmayan, hiçbir nesnel çağrışım yapmayan Arapça sözcük ve kavramları doldurarak Türk’ün düşünme, fikir üretme ve us yürütme becerisini de ellerinden alıyorlardı.

Türk’ün düşüncesi ve fikri kuruyordu.

Çünkü Türk “us”unu “dil”iyle işletebilmekteydi.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Şubat 2012, 00:06:04
Türk dili; üstünlük, bilgiçlik ve seçkinlik taslamak için yabancı kelime, kavram ve tamlamaları kullanan cüceler eliyle de kıyıma uğruyordu.

Gerçekte “sıradan” olan; diğer insanlardan hiçbir üstün yanları olmayan bu cüceler “yalancı üstünlük” kurmak için “yapmacık değer”ler üretip “sıradan”lıklarını örtbas etmek için “Tanrının Dili”dir diye kutsallaştırılmış olan Arapçadan kotardıkları ağdalı kelime ve tamlamaları konuşmalarının içerisine bolca sokuşturarak kişilerin kendilerini anlamamalarını sağlayıp, böylelikle de toplumca kendilerinin "bilgili ve seçkin kişiler" sanılmasını istiyorlardı.
Bu davranış tam anlamıyla “saygınlık avcılığı”ydı.
Türk dili “yapmacık değerler”le “yalancı üstünlük”ler kurmaya çalışan “güdük fikirli”, anadilini küçümseyen “yarı aydın” “saygınlık avcıları”nın da kıyımına uğruyordu.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Şubat 2012, 00:09:16
İşte anadilini küçümseyen “güdük fikirli”, “yalancı üstünlük”ler kurma peşindeki “saygınlı avcılığı”na, güncel, bir örnek:

Alıntı
Salih Efendi Hazretleri de ufûl etti.
Salih Efendi öyle güzellikler ma'kesi bir vücûd-u nûrânî idi ki; vicdan-ı pâki her ân hamiyet, sadakat, vefa, mürüvvet ve celâletle bir nabız gibi atar; esrar-ı hakikat ve ezhar-ı fikirle zonklar ve irfan ufkunda her lâhza marifet safakları birbirini takip ederdi.
Şimdi Kudret-i Fâtıra'nın bu eser-i mümtaz, bu san'at-ı pür-envârı bizleri izalesi imkânsız gibi görünen bir hüzn-i elîm içinde bırakıp, şu mihnet ve meşakkat yurdundan, Hakk (cc) rahmetinin nümâyân olduğu meydan- ı tayerân-ı ervâha göç edip gitti.
Daha fazlasını yazmaya müteessir vicdanım muktedir değil...
Merhûmun nâm-ı celîlini kemâl-i ihtiram ve takdir ile tizkâr ve zâtı mübarekelerini rahmetle yâd eder, evlâd u ehibbâsına taziyetlerimi arz ederim.
                                                                                          M. Fehtullah DAHHAK

112 adet sözcüğün bulunduğu Fetullah GÜLEN'e ait bu başsağlığı iletisinin % 80 den fazlası Arapça ve Farsça kelime, kavram ve tamlamalardan oluşmaktadır.
Metinde kullanılan % 20 lik Türkçe ise bağlaçlar, işaret sıfatları, soru edatları ve anlam derinliği olmayan basit kelimelerdir.

Yani Türkçe; pek muhterem(!) hocaefendi hazretleri ve onun kafasındakilerce "dolgu gereci" olarak kullanılmaktadır!
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 29 Şubat 2012, 02:00:27
Yukarıda yer alan Fehtullah DAHHAK’a* ait başsağlığı iletisindeki Arapça sözcük sayısının % 80 olduğunu belirtmiştik. Pek muhterem hocaefendilerin dil konusundaki tutum ve davranışlarının bu doğrultuda olmasının yegâne nedeni; Arapçanın “Tanrı dili” olduğu ve bu nedenle kutsal sayıldığı anlayışından kaynaklanmaktadır. 
Peki, Tanrı son elçi olarak Arap dilini konuşan Muhammed Yalafar’ı değil de İngiliz dilini konuşan Charles’i seçse o zaman durum ne olacaktı?
Sağlıklı bir akıl sahibi; aklının işleyişiyle kişinin böyle bir soru sormasını ve bu sorunun yanıtını aramasını doğal görürdü.
Bu durum karşısında, akıl ve mantık kuralları doğrultusunda, İngilizce, doğal olarak, Tanrı dili sayılacaktı. Çünkü Tanrı bildirimlerinin yapıldığı dilin Tanrı dili sayılması gibi bir kabulü akıl ve mantık yadsıyamayacağından İngilizce de Tanrı dili olup çıkacaktı.
Öyleye bir kere iletinin kutsallığını göz ardı edip iletinin dilini ve yazısını kutsamaya başlayınca bu çığırın nereye varacağı ve nerede duracağı belli olmaz.
Tanrının son elçisine İngilizce seslendiğini varsayarak pek muhterem(!) hocaefendi hazretlerinin öteden beri yapageldiği “yapmacık değerler”le “yalancı üstünlük”ler kurmaya çalışan “güdük fikirli”, anadilini küçümseyen “yarı aydın” “saygınlık avcılağı”nı İngilizce üzerinden yürüteceği kesin olduğundan başsağlığı iletisini  % 80 ni İngilizce olacak şekilde yazacağı/yayımlayacağı da kesindi.
Bakalım Fethullah DAHHAK'ın *kutsadığı/kutsayacağı varsayılan İngilizceyle başsağlığı iletisini nasıl yazacaktı?

* Dahhak; Arapça Gülen anlamındadır ve çooook muhterem(!) hocaefendi hazretleri özel isim ve yer adlarının başka dillere çevirisinin yapılmaması/yapılmayacağı kuralını bile çiğneyip soyadını dahi Arapçalaştırmıştır. Aman Tanrım bu nasıl bir Arapça aşkıymış böyle?
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: o.öcal - 29 Şubat 2012, 02:40:18
Hocaefendiye(!) göre Tanrı Türkçe bilmiyor olmalı. Derdini anlatmak için de kendi dilinden anlatması gerekiyor.

Peşinden sürüklediği mahlukatın beynindeki Türklüğü çıkarıp Türklük düşmanlığını doldurabilmesi için Türkçeyi kullanırlarsa bu kadar etkin olmaları mümkün değil. Geçmişe dönük medrese eğitimine baktığımızda bu durum ortada açıkça belli oluyor. Arapça farsça konuşan yazan alim oluyor, okuyup yazamayan basit bir kul onların gözünde. Oysa Türkçe dahi okuyup yazamayan Türkmen'in beyninden ne cevherler fışkırmış ve günümüze kadar kalmıştır.

Araplaşmak kurtuluş olsa idi Araplar kendilerini kurtarırlardı. Petrolü olmayan Arap ülkelerinin durumları ortada.

Dilimi yok etmeye çalışan yobazın karşısında dimdik ayaktayız. Esenlikler kandaşım.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Almıla - 29 Şubat 2012, 16:04:05
Peşinden sürüklediği mahlukatın beynindeki Türklüğü çıkarıp Türklük düşmanlığını doldurabilmesi için Türkçeyi kullanırlarsa bu kadar etkin olmaları mümkün değil. 
Çok can alıcı bir tespit bu.
Dilin anlaşılmaz kılınmasının altında yatan hain amaçların bir tanesinin de bu tespitte değinilen husus olduğu kesindir.
Muhatabın ne dediğini anlamayacak ki ne yapmak istediğini ondan gizleyip, onları koyun sürüsü gibi güdebilesin.
Tarikat ve cemaatlere takılanlar şeyh ve hocalarının büyük alimler olduğunu Arapçayı su gibi konuştuklarını söylüyorlar. Yani konuşulanların sadece Arapça olduğunu, kendilerininse konuşulanların ne demeye geldiğini bilmediklerini dolaylı olarak itiraf ediyorlar. Bunlar için alim olmanın ölçütü Arapçayı konuşma ve yazılarda  olabildiğince çok kullanabilmektir. Bu nasıl sakat bir mantık anlayamıyorum? Oysaki Arap ülkelerinde hiç okuma yazma bilmeyen sıradan kişiler bile gayet güzel arapça konuşuyorlar. Bunların mantığına göre Arapların sıradan bir cahili bile Türklerin arasına gelince alim sayılıyor!!! Pes vallahi.
TTKvY.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 02 Mart 2012, 18:10:29
Şayet Tanrı son elçisini İngilizlerden seçip, bildirimlerini de İngilizce yapmış olsaydı Fethullah’ın kutsadığını/kutsayacağını varsayayacağımız İngilizceyle başsağlığı iletisi aşağıdaki gibi yazılacaktı?

Yani yine Türkçe dolgu malzemesi gibi kullanılarak!!!

Alıntı
Gentleman Salih Efendi Excellencelarıda  Declining Etti.
Gentleman Salih öyle güzellikler reflecton bir existance of lightman idi ki clean consgnancei her an honorable, faithfull, fidality, magnificants and graatness ile bir plus gibi atar perception of mindı light of siens, misteries of reality and provisions of idea ile zonklar and horizons of his spiritual knuwledgeı her moment morning twilight of telantları birbirini follow ederdi. Şimdi, The Pover of Creatorın bu exellent workü, bu art of full lighti bizleri removingi impossible gibi görünen bir sadness and pain içinde bırakıp, şu trauble and hardship yurdundan true compessionın aparent olduğu area of fleing of spiritse göç edip gitti. The more of thisini yazmaya afflicted consienceım poerfull enought değil. The diseasedın the title of greatini of different and sanctification ile intelligent and blessed personalitylerini compession ile remenbrence eder child and sweethartslerine condalencelarımı presentation eylerim.
                                                                                   P. Openofgod Gülen

Burada verilen İngilizce ağırlıklı başsağlığı iletisiyle yukarıda verilen Arapça ağırlıklı başsağlığı iletisinin Türkler için "anlaşılırlık bakımından" hiçbir farkı yoktur.
Sonuçta Türkler yabancısı oldukları bir takım sesler ve uğultular duyup bunlar Türk'ün zihninde her hangi bir nesne ve imge canlandırmadığından bu ses ve uğultuları da anlamlandırmayacaklardı.

Zaten öyle de olmaktadır.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 03 Mart 2012, 02:01:33
Şayet Türkler 13. yüzyıla kadar dillerine gösterdikleri duyarlılığı ondan sonra da sürdürmüş olsalardı yukarıdaki iletilerde Arapça ve İngilizce ağırlıklı olarak verilen başsağlığı iletileri şu şekilde olacaktı.

Alıntı
Saygıdeğer Salih Bey’de Sönümlenip Gitti.
Salih Bey, güzellikler yansıtan öylesi ışıltılı bir varlıktı ki, arınmış özü her an koruyuculuk, doğruluk, bağlılık, erdemlilik, ululukla bir damar gibi atar; kavrama yetisi, yön verici ışıltılarla, gerçeğin gizleriyle, düşünsel pırıltılarla seğirir; anlama yetisi çevresinde her an bilgi, bulgu çakımları birbirini izlerdi.
Şimdi, Yaradan’ın gücünün bu seçkin yapıtı, bu salt ışınsal yaratı bizleri yeri doldurulamaz, giderilemez gibi görünen yoğun bir acıyla, üzüntüler içinde, şu güçlükler, sıkıntılar yurdundan, Tanrının koruyuculuğunun apaçık görülür olduğu, tinlerin uçtuğu alana uçup gitti. Daha uzununu yazmaya içimdeki üzüntü elvermiyor. Tanrı’nın koruyuculuğuyla muştulanmış olan bu ölünün yüce adını yetkin eksiksiz bir saygıyla, ululayarak anar; saygıdeğer özlerini koruyarak anımsar, anımsatır; çocuklarına, sevdiklerine, yakınlarına başsağlığı dileklerimi sunarım…
                                                                                  M. Fethullah GÜLEN

Yukarıdaki başsağlığı iletisinin tamamı Türkçe ve herkes tarafından anlaşılabilmektedir.

Demek ki bazı kişiler topluma bilerek ve isteyerek onların anlamayacağı bir dil kullanarak yazıyor ya da konuşuyorlar.

Gerçektende yukarıda verilen ağdalı Arapça iletileri eksiksiz anlayan insan sayısı beş-on bini geçmemektedir. Çünkü Arapçayı işi gereği bilen insanlar dışında Arapça bilen insan çok çok azdır. Bu gerçeğe rağmen yazı ve konuşmalarını Arapça ve Farsçayla dolduran kişilerin "anlatma ve anlaşılma" gibi bir tasaları yok.
Bu tür davranışlar "seçkinlik", "üstünlük", "bilgiçlik taslama"nın yani “saygınlık avcılığı” yapmanın yanı sıra İslam inancını benimsemiş kişileri “Arapça konuşma ve yazmanın bir Müslüman’ı Tanrı katında yücelteceğine” özendirmektedir. Hem de Tanrı’nın Kuran’da Rum Suresi 22. ayette: “Kişioğullarının dillerinin, renklerinin başka başka olmasının Tanrının işlerinden olduğu” bildirilmek suretiyle Arapçanın diğer dillere karşı bir üstünlüğünün olmadığı gerçeği apaçık ortaya konulmasına rağmen.

Tanrı kutsal bildirimlerinde "bir dilin başka bir dile üstünlüğünün olmadığını" açıkladığı halde “bilgiçlik taslama” peşindeki “saygınlık avcıları” “yalancı üstünlük”ler kurma uğrunda Tanrı bildirimlerini bile çiğnemekten sakınmıyorlardı!
Bu “yalancı üstünlük”ler peşinde koşan “saygınlık avcıları” hem Tanrı buyruğunu ve hem de Türk Dilini çiğneyip, hırpalayarak yok ediyorlardı.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 03 Mart 2012, 17:48:32
Gülmece gibi, ama utanılası, işler!

Türk Dilini yetersiz görme, küçümseme; buna karşılık Arapça ve Farsçayı kutsama çığırı zaman içerisinde öyle sonuçlar doğuruyordu ki olup bitenler, değme gülmecelere taş çıkartacak nitelikteydi, ama bir o kadar da utanılasıydı.

Osmanlı Devleti İtalya’dan savaş topları satın alır. Bu topların İtalyanca adı “Balliemez”dir.
Balliemez” adlı bu topların adı Türkler arasında söylene söylene bir süre sonra “balyemez”e dönüşmüş ve İtalyan savaş toplarının adı bir takım ses değişimine uğrayıp “Balyemez Topu” olup çıkmıştır. İtalyanca “Balliemez” sözcüğünün ne “bal”la ne de "yemek"le bir anlam ilişkisi yoktur. Anlaşılacağı gibi sadece ses benzeşimi sonucu kendiliğinden olagelmiş bir yakıştırmadır, “balyemez topu”.
Gel gör ki "balyemez" adının böyle bir ses benzeşmesi sonucunda bir silaha ad olduğuna us erdiremeyen birileri "balyemez"in İtalyanca bir kelimeye Türkçe karşılık olarak ad verildiğini sanmışlar ve bilinçaltlarında ki "Türkçeyi küçük ve yetersiz görme dürtüsü"yle “balyemez topuna” Arapça, Farsça karışımı bir ad vermenin gerektiği inancıyla hemen işe koyulup Arapça “bal” anlamındaki “asal” ile Farsça “yemez” demeye gelen “nem-i hored”i bir araya getirmek suretiyle "Balyemez"i “asal nem-i hored” edip çıkmışlardır.
Evet bu gülünesi, ancak bir o kadar da utanılası iş, belgeli ve kayıtlıdır. İtalyanların “Balliemez” topunun "bal" ve "yemek"le hiçbir anlam benzerliği olmadığı halde ses benzeşmesi sonucu kendiliğinden oluşan “balyemez”; “asal nem-i hored”e dönüştürülüp demirbaş defterlerine de bu adla yazılmaya başlanmıştır.
Bu olay bile bir milletin dilinin din bilginleri(!) eliyle ne denli aşağılandığının ve birilerinin de açılan bu çığırdan yürüyerek, Arapça ve Farsçayı kutsama uğrunda yaptıklarıyla, ne denli gülünesi durumlara düştüklerinin en canlı göstergesidir.

Ne acı ki bu zihniyet yine iş başında ve Türkçe yalnızca Arapçayla katledilmiyor.

Bu katliama; kutsanan Arapçanın yanına, bilim ve teknoloji dili yutturmacasıyla İngilizce de katılarak, son hız devam ediliyor…
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 03 Mart 2012, 18:37:45
Ne acı ki bu zihniyet yine iş başında ve Türkçe yalnızca Arapçayla katledilmiyor.

Bu katliama; kutsanan Arapçanın yanına, bilim ve teknoloji dili yutturmacasıyla İngilizce de katılarak, son hız devam ediliyor…

İlim, bilim, teknoloji vs. adına Türkçeye kıyım ve yozluk da içler acısı bir noktaya varmıştır.
Sözü fazla “long” etmeden İnternet teknolojileriyle ilgili tanıtım nasıl yapılıyormuş görelim!

Alıntı
Bir profileınız var. Kendiniz yazıyorsunuz ve isterseniz bunu bir fotoğrafınızla birlikte mail ediyorsunuz. Bunu yaptıktan sonra member olarak bu majore girme şansına sahipsiniz. Ciddi bir profile yazarsanız eğer, bunu mach etme şansınız da var. Bir tane userim var, buna göre login yapıyorsunuz hemen. Ve sisteme connect olmaya çalışıyoruz şimdi. Bu connectionu kullanarak her hangi bir kişiye mach ediyor. Bu kişiniz specificationlarını getiriyor. Ortak olanları buluyor. Böylece sistemde var olan herhangi bir kişiyle browse etmen mümkün.
Ben burada application soruşturarak Amerika’da bulunan bir veri tabanı üzerindeki bilgileri değiştirebilirim. Ayrıca gerçek bir sistem üzerindeki bilgileri absurb etme şansına da sahibim.
Sözü fazla long etmeden burada stoplamak istiyorum…

Çok şükür ki internet teknolojilerini tanıtan kişi "sözü fazla long etmeden stoplamış".
Fetullah’ın başsağlığı iletisine bakınca buna da şükür demek geliyor.

Türkçe ölümü göstererek sıtmaya razı edilen kişi gibi, her durumda bir kayıp vermek zorunda kalıyor/bırakılıyor/görülüyor…

Yani Türkçe ölmüyor/öldürülemiyorsa bile en azından sıtma ediliyor.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 07 Mart 2012, 01:42:02
Dinsel Kavramların Türkçede Karşılığının Olmadığı Savı:

Türkçeye kıyan anlayışın gerekçelerinden bir tanesi de; Kuran’da geçen kavramların Türkçe karşılıklarının olmadığı yalanıydı.
Yalan dedik çünkü bu gerçekten büyük bir yalandı yalan olmasına ama bir kişi de çıkıp Türkçeye kıyım demek olan bu yalana yalan demek erdemliliğini ve yürekliliğini göstermemekteydi.
Oysaki daha önceden de belirtildiği gibi daha 1000 li yılarda Karahanlı Türkçesiyle Kuran’ın % 99,5 i birebir Türkçeye çevrilmişti.
Bu durum göstermektedir ki Kuran’da geçen kavramların Türkçe karşılıklarının olmadığı dayanaktan yoksundu, yani kuyruklu kulaklı yalandı.
Türkler İslamlığı benimsemeden önce benimsediği diğer inançların dinsel metinlerini Türkçeye çeviriyorlar ve bunda herhangi bir olumsuzluk görülmüyordu.
Kuran’da geçen kelime ve kavramlar salt Kur’ana özgü ve ilk defa Kuran’da kullanılan kelime ve kavramlar değildi.
Kuran’da yer alan kavramlar İslam’dan önce de puta tapar Araplar arasında hem de birçoğu puta tapım işlerini anlatır anlamlarda kullanılmaktaydı.
Kuran’da yer alan “secde” sözcüğü sözlük anlamı olarak “saygı duyulana karşı yere kapanmak” demekti ve Araplar puta taptıkları zaman da putlar önünde "yere kapanma işlemine" "secde" demekteydiler. Yani eylem aynıydı, değişen şey önünde eğilinen varlıktı.
Önce putlar önünde eğilirken sonradan Tanrı önünde eğilmişlerdir.
Yani Kur’anda geçen “secde” sözcüğü ilk kez Kuran bildirimleriyle Tanrı önünde eğilmek anlamıyla kullanılmış değildi.
Türkler İslamlığı kabul etmezden önce Tanrı önünde saygıyla eğilme işine “yükünmek” diyorlardı ve Arapça “secde”yle bire bir aynı işi anlatan aynı anlamdaki sözcüktü.
Hani dense ki Türkçede ki “yükünmek” tek Tanrıcılığa ait dini işlemi anlatan bir sözcük olmadığından kirlidir ve tek Tanrıcılığı getiren İslamlığın Tanrı önünde eğilme eylemini, bu kirliliği nedeniyle, tanımlaması yakışıksızdır.
Bu sav mantık ve dayanaktan yoksundur çünkü “secde” sözcüğü putlar önünde eğilmenin de adı olup şayet bir kirlilik söz konusuysa bu sözcük çok daha kirlidir.
Çünkü Arap puta taparlığı tarihin gördüğü en ilkel puta taparlığının örneklerinden bir tanesidir.

Ama buna rağmen Arapça kutsal sayıldığından puta taparlığın dini edimlerini de anlatan “secde” kabul edilip Tanrı'ya Türkçe “yükünmek” ten kaçınılmıştı.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 07 Mart 2012, 01:49:13
Kuran’da geçen kavramların Türkçe karşılıklarının olmadığı savıyla Türkçeye Arapça sözcük ve kavramların doluşturulması işlemi de büyük çelişkilerle doluydu. Çünkü Arapçası “es-salât” olmasına rağmen bu kelimenin Farsça karşılığı olan “namaz” Türkçeye sokuluyordu.
Diyelim ki “es-salât” sözcüğünün Türkçe karşılığı yok niye Arapça “es-salât” kelimesi doğrudan doğruya Türkçeye sokulmuyor da Farsça “namaz” deniliyordu?
Aynı şekilde Arapça "yıkanmak" demek olan “gusül” yerine Farsça “abdest” kelimesi namaz öncesi temizlik anlamında Türkçeye sokuşturulurken Türkçede “yunmak”, “yıkanmak”, “çimmek” kelimelerinin karşılığı olarak da Arapçada aynı anlamdaki “gusül” ile yine Farsçada aynı anlamdaki “abdest” birlikte kullanılıp “yıkanma yıkanması” demeye gelecek şekilde “gusül abdesti” deniliyordu.
Sanki Türkler İslamlıktan önce “yıkanma” yı bilmiyorlardı da Araplar sayesinde Farslılardan bu işi öğrenmişlerdi?
Aynı “abdest” küçük bir değişiklikle “çiş etmek”, “kaka yapmak” demeye gelecek şekilde “aptes” te dönüşüyordu. Yani Türkçe “yükünç” varken Arapça “es-salât” yerine Farsça “namaz” kılınıyor, Türkçe “yükünç” için “yıkanmak” gerekirken Arapça “gusül” terk edilip Farsça “abdest” alınıyordu, hem de bazen “b” yi “p” ye çevirerek “aptes” i bozup “kaka” yaparak.
Yani şu ya da bu adlarla yapılagelen her işin sonunda birileri Türkçenin “aptes” ini bozup, “gusül” edecek hale getiriyordu.
Aynı şekilde gün doğmadan başlayıp gün batımına kadar yemek ve içmekten uzak durma demek olan özbeöz Türkçe “baçağ” ımız yetersiz(!) görülüyor, bu yetersizlik(!) Kuran’da aynı ibadeti tanımlayan “savm” yerine Farsça “ruze” den bozma “oruç” la giderilmeye çalışılıyordu.

Arapça ya da Farsça fark etmezdi, yeterki Türkçe olmasın!
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 07 Mart 2012, 01:53:06
Türkçe olmasında ne olursa olsun mantığıyla işleyen süreç sayısız çelişkilerle dolu olup bunlardan bir tanesi ve en yaygın olanı da hiçbir mantığı olmayan “sünnet” tir.

Erkek çocuklarının cinsel organlarının ucundaki deriyi kesme işlemi, hiçbir anlam ilişkisi ve hatta çağrışımı olmadığı halde Türkçede “sünnet” olarak adlandırılıyordu.

Oysaki o kutsanan(!) Arapçada bu işlem  “hitan” demekti.
Hani erkek çocukların cinsel organlarındaki deriyi kesme işlemine Türkçede de Arapça “hitan” denilse bunu Arapçanın kutsanması adına yapılmış bir iş diye anlamaya çalışabiliriz, lakin hiçbir anlam ilişkisi olmayan “sünnet” i nasıl anlamak gerekir?

Demek ki Türkçe olmasın da yerine ne olursa olsun hovardalığı da Türkçeye kıyımın boyut ve mantığını göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Bütün bunlar Türklerin dillerine yabancılaşmalarının yanı sıra özlerine ve dinlerine yabancılaşmayı da doğurmaktaydı.

Türk Tanrıya yakarılarını yürekten duyumsayamadan, ne demeye geldiğini anlamadığı tekerlemeler halinde yapıyor ve bu yaptıkları gerçek saygı taşımayan bir takım alışkanlıkların yinelenmesinden öteye gitmiyordu.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Böri - 07 Mart 2012, 08:44:28
Alıntı
Nizâmülmülk, Büyük Selçuklu hükümdarları Sultan Alparslan ve Melikşah'ın veziridir. Büyük bir devlet adamıdır.


Ancak gözden kaçan husus,  Nizâmülmülk'ün Büyük Selçuklu Devleti'ni bir İran Devleti haline dönüştürme çabasıdır!

___________________________________

İşte Büyük Selçuklu Devleti'ni bir İran Devleti haline dönüştürme çabasının neticesi olarak, dinsel kavramların önemli bir bölümü Farsçadan alınmıştır!




____________________________________

Alıntı
Türkçeye kıyan anlayışın gerekçelerinden bir tanesi de; Kuran’da geçen kavramların Türkçe karşılıklarının olmadığı yalanıydı.
Yalan dedik çünkü bu gerçekten büyük bir yalandı yalan olmasına ama bir kişi de çıkıp Türkçeye kıyım demek olan bu yalana yalan demek erdemliliğini ve yürekliliğini göstermemekteydi.
Oysaki daha önceden de belirtildiği gibi daha 1000 li yılarda Karahanlı Türkçesiyle Kuran’ın % 99,5 i birebir Türkçeye çevrilmişti.


Sanırım, Kur'an'ın Karahanlı Türkçesine yapılmış çevirisinin bulunmuş parçaları TDK tarafından yayınlanmıştır. (Bu kitabı bir kere gördüm ama bir daha bulamadım!  :-( )
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 12 Şubat 2013, 22:12:38
Arapça “Allah”  Türkçe “Tanrı”

Günümüzde Tanrı sözcüğü Türklere, binlerce yıldır büyük bir özenle ve kalıcı olarak kullandığı halde, unutturulmak istenmektedir.

Dinci çevrelerce Arapça Allah sözcüğü yerine Türkçe Tanrı kullanılamaz savı baskın bir şekilde öne sürülmüş ve bu kara propagandanın etkisiyle Türklerin dil bilinci bulandırılmıştır.
Türklerin dil bilincinde oluşturulan bu bulanıklık toplumun beynine öyle derin izler bırakmıştır ki "günümüzde Allah yerine Tanrı diyen bir Türk neredeyse İslamiyet’ten başka bir dine bağlıymış" gibi görülmeye başlanmış ve hatta daha da endişe vericisi: "Arapça Allah yerine Türkçe Tanrı denilmesi Tanrı diyen kişinin putlara tapınıyormuş gibi görülmesi" algısını doğurmuştur.

Arapçayla ilgili bu sapkın ve yanlış görüş Türk diline ve Türklüğe ait değerlere toptan karşı olan zihniyetlerce şu uydurma ve sapkın gerekçelere dayandırılmaktadır:

           1- Türkçe Tanrı sözcüğünün Arapça Allah sözcüğüyle değil yine Arapça olan İlah sözcüğüyle aynı anlamda olduğu Arapça Allah’a İlah demenin yanlış olduğu savı.
           Bu sav doğrudan doğruya İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’a terstir. Çünkü "Kur’an’da Allah yerine İlah sözcüğü sayısız defa kullanılmıştır". Örneğin; Nas–3, Ankebut–46, Hacc–34.
Aynı şekilde günde beş defa tekrarlanan ve İslam’ın ortak ifadesi olarak kabul edilen Ezan ’da da  “eşhedü enla ilahe illallah” cümlesi de “Tanıklık ederim ki Allah’tan başka İlah yoktur” anlamındadır.

           2- Kur’an’da putlara İlah denildiği, Allah’a İlah denilmediği, İlah’la Tanrı’nın aynı anlamda olduğu ve Türkçe ’de de putlara Tanrı denilmesi gerektiği savı.
           Bu sav da düpedüz Kur’an’ın ruhuna ve dilbilimsel yapısına taban tabana zıttır. Çünkü Kur’an sık sık putlara İlah denilmemesini öğütlemekte ve hatta kesin bir dille yasaklamaktadır. "Kur’an putlara ilah denilmesini yasaklarken sadece Allah’a İlah denileceğini söylemektedir". Kur’an’da putlara İlah değil “sanem” denilmektedir.

           3-Türkçe Tanrı sözcüğünün Arapça Allah sözcüğüyle anlamdaş olmadığı, Türk Dilinde Allah sözcüğünü karşılayan bir sözcüğün bulunmadığı ve bu nedenle de Allah sözcüğünün olduğu gibi alınıp Türkçe ‘de kullanılması gerektiği savı.
           Bu iddia da hem ilmi, hem dilbilimsel, hem tarihi ve hem de dinsel dayanaktan yoksun ve insanların hafızasını, tarihin kayıtlarını, ilmin verilerini ve yazılı belgeleri yok sayan ve daha da kötüsü Müslüman Türk’ü aptal, akılsız ve beyinsiz yerine koyan adi ve iğrenç bir savdır.
           Türkler İslamlığı benimsedikleri 9. yüzyıldan ta ki 16. yüzyıla kadar gerek dinsel eserlerde ve gerekse İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ın Türkçe çevirilerinde Arapça Allah sözcüğü yerine Türkçe Tanrı sözcüğünü kullanmaktaydı. Bu 6–7 yüzyıllık dönemde Türkler; ilimde, fende, sanatta ve ilahiyat bilimlerinde gerek Müslüman ve gerekse diğer dinlere mensup toplulukların her zaman önünde olmuşlardır. En büyük din bilginleri ve ulemalar o devirlerde hep Türklerden çıkmaktaydı ve bu Türklerin tamamı Arapça Allah sözcüğü yerine Türkçe Tanrı sözcüğünü kullanıyor ve ne Türk toplumunca ve ne de diğer İslam topluluklarınca Türklerin Allah sözcüğü yerine Tanrı demeleri yadırganmıyordu.
            16. Yüzyıldan itibaren, sanki o zamana kadar Tanrı sözcüğü hiç kullanılmamış ya da kullananlar yanlış kullanmış ve o güne kadar ki ulema İslam dininin ve dilbilgisinin cahiliymiş gibi, artan bir ivmeyle, birden bire Arapça Allah sözcüğünün tam karşılığı olan Türkçe Tanrı sözcüğü terk edilmeye başlanmıştır.

             Öyle bir zaman geldi ki- günümüzde- Türkçe Tanrı demek İslamcı softa ve siyasal dincilerce puta taparlık gibi gösterildi ve toplumun büyük kesimi bilgisizlikleri nedeniyle bu kara propagandanın etkisinde kalarak dil bilinçlerini bulandırdılar.

Ham sofu, kaba yobaz ve vicdanı kara din bezirgânlarının inadına:

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

KÖK TENĞRİ TÜRK'E KUT VERSİN!

Diyerek bu iletiyi tamamlamış olalım.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: o.öcal - 12 Şubat 2013, 22:49:28
Bir kez daha hatırlamakta yarar olabilir.

Başbuğ Atatürk'ün Türk Dili İle İlgili Sözleri

 
· "Türk" demek "dil" demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim; diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır." 17 Şubat 1931
· Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz. 1 Kasım 1932
· Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. 2 Eylül 1930
· Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. 2 Eylül 1930
· Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaktır. 7 Şubat 1933
· Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir.
9/10 Ağu. 1928
· Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının, anneannelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyoruz. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir. 1931
· Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. 26 Eylül 1938
· Öyle istiyorum ki , Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarının ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar. 1931
· Gaye, bugünkü ve yarınki Türk'ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe'dir. 1932
· Bir ulusun dili, bütün bilim kavramlarını oluşturacak şekilde gelişmemişse, o ulusun bilim ve kültür alanında bir varlık göstermesi beklenemez.
· Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. 1924
. Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. 1930
"Türk Dili zengin, geniş bir dildir. Bütün kavramları anlatma yeteneği vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gereklidir. Öyle istiyorum ki Türk Dili bilimsel yöntemlerle kurallarını ortaya koysun. Bütün dallarda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği, güzel, uyumlu dilimizi kullansınlar."
"Türk milletinin dili Türkçedir. Türk Dili dünyada en güzel, en zengin ve kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sevip onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk Dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonsuz felaketler içinde ahlakını, göreneklerini, anılarını, çıkarlarını kısacası; bugün kendisini millet yapan her niteliğinin, dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk Dili, Türk ulusunun yüreğidir, beynidir."
"Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin milli ve zengin olması, milli duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil bilinçle işlensin."
"Türk demek, dil demektir. Millet olmanın en belirgin niteliklerinden biri dildir. 'Türk milletindenim.' diyen kişi, her şeyden önce kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir kişi, Türk kültürüne ve milletine bağlılığını öne sürerse buna inanmak doğru olmaz."
"Amacımız, Türk Dili'nin öz zenginliğini ortaya çıkarmak, onu dünya dilleri arasında, değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir."
"En güzel ve ileri bir iş olarak türlü bilimlere ilişkin Türkçe terimler türetilmiş ve bu yolla dilimiz yabancı dillerin etkisinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır."
"Türk Dili'nin kendi benliğine, özündeki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet kurumlarımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz."
"Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır."
"Türk Dili'nin özleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için bütün yayın araçlarından yararlanmalıyız. Her aydın, hangi konuda olursa olsun, yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise uyumlu, güzel bir duruma getirmeliyiz."
"Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene!"

Alıntı.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 14 Şubat 2013, 22:46:49
Arapça Allah ve Türkçe Tanrı Sözcüklerinin Anlamı

Arapça Allah sözcüğünün anlamı nedir? Birilerinin ileri sürdüğü gibi gerçekten Türkçe karşılığı yok mudur?
Önce Arapça Allah sözcüğünün, sonra da Türkçe Tanrı sözcüğünün anlamını ortaya koyarak bu sorunun yanıtını vermiş olalım.

Herkesin bildiği gibi Muhammet Yalafar (peygamber) kırklı yaşlarından itibaren Tanrı’nın özel görevlendirdiği Cibril (Cebrail, Gabriel) aracılığıyla kendisine ilettiği kutsal bildirimleri insanlara duyurmaya başlamıştır. Tanrı kutsal bildirimlerini yirmi üç yıllık bir zaman diliminde parça parça iletmiştir. Muhammet Yalafar’ın ölümünden sonra bu kutsal iletiler (sure ve ayetler) bir araya getirilerek kitaplaştırılmış ve bu kitaba Kur’an adı verilmiştir.

İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’dan öğreniyoruz ki (Neml–49) Araplar Kur’an’dan önce de Allah sözcüğünü bilmekte ve kullanmaktaymışlar.
Allah sözcüğü Arapların dilinde Kur’an’dan önceki putatapar oldukları dönemde de kullanılmaktaydı.
Araplar arasında, Allah’ın kulu anlamındaki Abdullah adı İslam’dan önce de bilinmekte ve yaygın olarak kullanılmaktaydı. Muhammed Yalafar’ın babasının adının Abdullah olduğunu bütün Müslümanlar bilmektedir.

Araplar Allah sözcüğünü ilk defa Kur’an’da duymuş değillerdi. Yani Araplar Allah sözcüğünü öteden beri bilmekte ve gündelik yaşamlarında yaygın olarak hem de en büyük putlarının adı olarak kullanmaktaydılar.
Arapların İslam öncesi putatapar dönemlerinde baştanrılarını Allah sözcüğüyle tanımladıklarını yine Kur’an’dan, Ankebut–61 ve 65, Lokman–32, öğrenmekteyiz.
Putatapar Arap inancına göre Allah; yerleri, gökleri yaratan, güneşe, aya ve bütün gök cisimlerine boyun eğdiren; gökte ve yerde bazı işlerin yapılması ve düzene sokulması için alt seviyede yardımcı ilahlar-putlar seçen/atayan baş Tanrı/baş ilahtır.
Aslında putatapar Araplar; büyük bir akılsızlık ve kavrama eksikliği sonucunda, Allah dışında ilah olarak tanımladığı ve baş ilah Allah’ın görevlendirdiğine inandıkları diğer putları kendileri icat etmişler ve aşağıdan (en basit aile putundan, toteminden) yukarıya (Baş ilaha) doğru kademe kademe yükselen ve yücelen ve bu yükselme ve yücelmeye doğru orantılı olarak güç ve yetkileri artan bir ilahlar dizisi oluşturup en tepeye de Allah adını verdikleri baş ilahı koymaktaydılar.
Bunları da yine Kur’an’ın anlatımlarından öğrenmekteyiz.

Bazı Türk toplumlarında gözlemlenen ve Arap puta taparlığını andıran tanrılar silsilesi; özünde tek Tanrıcılığı taşıyan ve milli Türk inancı olan Kök Tenğri inancını terk ederek, bir süre de olsa, çoktanrıcılık inancını taşıyan Manihaizm, Brahmanizm ve Budizm gibi inançlara geçen Türk toplulukları aracılığıyla tek Tanrıcı Türk inanç sistemine bulaştırılmış olan yabancı inanç sistemlerinin kalıntılarıdır.

Putatapar Araplar ilah/Tanrı anlamında Allah sözcüğünü kullanırken aynı çağlarda Dünyanın bir başka kıt'asında Araplarla hiç karşılaşmayan ve karşılıklı herhangi bir kültür, inanç ve düşünce etkileşimi olmamış olan Türkler başına herhangi bir tamlama ve sıfat getirmeksizin her şeyi yoktan var eden, yarattıklarını yediren, doyuran, yaşatan ve her şeye güç yetiren, varlığı kendinden olan, varlığı başka bir şeye dayanmayan, önsüz ve sonsuz bir yüce varlığı Tanrı sözcüğüyle tanımlıyorlardı.

Görüldüğü ve anlaşıldığı gibi Türkçe Tanrı sözcüğü Arapça Allah sözcüğünün taşıdığı anlamları bütünüyle ve hatta daha aşkın olarak taşımaktadır.
İslam’ın gelişiyle birlikte Arapça Allah sözcüğü eskiden putatapar Arapların kullandığı anlamından arındırılarak tek, eşi ve benzeri olmayan bir Tanrı anlamı yüklenmiştir.
Özünde tek Tanrı inancında olan Türkler tek Tanrıcılığı öngören İslamlığı kabul etmelerinden sonra Kur’an’da özenle tek Tanrı olarak tanımlanan Arapça Allah sözcüğünün kendi dillerinde birebir anlamdaşı olduğunu görüp Türkçe çevirilerinde Allah yerine Tanrı demişlerdir.
Daha yalın ve anlaşılır bir anlatımla: Arapça Allah sözcüğü Kur’an’da ne anlama geliyorsa Kur’an çevirilerinde Türkçe Tanrı sözcüğü de aynı anlama gelmekte ve aynı anlamda kullanılmaktadır.

Yukarıda Kur’an kaynaklı olarak verilen bilgiler ışığında net olarak anlaşılmaktadır ki Kur’an’da geçen ve Müslüman Araplarca kullanılan Allah sözcüğü Müslüman Türklerin dilindeki Tanrı sözcüğünün birebir aynısıdır.

Bu kanıtlar göstermektedir ki: Türkçe Tanrı sözcüğünün Arapça Allah sözcüğünü karşılamadığı savı; kocaman bir yalan ve Türklüğün dil bilincini bulandırmaya ve milli benliğini unutturmaya yönelik emperyalist bir oyunun din kılıfıyla yutturulmaya çalışılmasından başka bir amaç taşımamaktadır.

TTK.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: çogaycebe - 26 Şubat 2014, 04:20:18
Aman dilimizi Türkçeleştirmeyelim. Çok komik oluyor ahenkli  Osmanlıca  karşısında; hatta kaba oluyor.Tarihin arka tarafında böyle bir itiraz beliriyor bazen. Sanki bir kötüleme beğenmeme, belkide nankörlükte sayılabilir.Ona diyorum ki: Sen udunu çal dinleyelim çünkü dinlendirici, belgelerinle tarihini yap.Aslında büyük hayranlık beslerim o ayrı. Yalnız o kadar  kendini kaptırmışsın ki  GERÇEK TÜRKÇE YE düşman oluyorsun... O TÜRK DİLİ kendini zor kurtarabildi bundan dolayı kimsenin özleştirmeye, gerçek TÜRKÇE sözcüklerin kullanılmasına tahammülü yoktur.Olan hep TÜRK e Türkçeye oldu. Eskiden anamla yaşlı kadınların sohbetini dinlerdim Sözcüklerin eğilip bükülmeden hiç kavram karmaşası, algı bozukluğu yaratmayacak, dinleyince hiç insanı sıkmayan uyandıran ses tonları, birde hızlı  anlaşılır konuşma...Bilenler bilir.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: çogaycebe - 25 Aralık 2014, 16:14:30
Türkçe yi bozamayacaksınız.Yoz bir dil haline dönüştüremeyeceksiniz .Daha da yalınlaştırılacak .ERK size sonsuza kadar verilmedi.Ata binen hiç inmeyeceğim sanır.Sizin afyonlarınızın nasıl pazarlandığını  izliyorum,öğreniyorum.Küstahlık ve kibir içinde  yüzdüğünüzü de biliyorum.Canınız itesede istemesede zaten;devrimlerin devrimi dil devrimi için seferber olmuş  birileri sayesinde Türkçe yi konuşuyorsunuz.Hep konuşacaksınız.İÇİMDEN GELENLER:Bu ülkeden mülteci olarak ayrılmak istiyorum ya da can vermek istiyorum.ACILAR DAYANILMAZ OLDU.''Bizim son derece zengin, bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken, bir gece yattık sabah kalktık baktık ki o dil yok''
Başlık: Tanrı Kelimesinin Hristiyanlara Özgü Olduğunu Sanan İnsanlar...
Gönderen: Başbuğ Türk Han - 24 Eylül 2015, 11:01:58
Tanrı kelimesi hakkında biraz kelam edeyim... Tanrı sanıldığı gibi Hristyanların kullandığı bir tabir değildir... İncilde Yahve ve Yehova diye geçer... Kelime tıpkı bizdeki Tengri ve Tanrı gibi aynı ortak noktadan çıkmıştır... Tanrı batılı veya başka bir kültürün kelime öbeği değil saf TÜRK sözcüğüdür... Türediği söz İse Tengridir... Et,eng,er ve i harfleri ile yazılırdı... Eng direk okunmaz g yerine gelince dil yuvarlanırdı... Tengri söz öbeği dilin yuvarlanması sonucu dilden Tangrı diye çıkar, özetle Tengri/Tanrı birdir... Hristiyan kültürünün değil biz Türklerin kültürüdür... Çevirilerde "God" kelimesini Hristiyanların dininde Allah olmaz diyerek Tanrı diye çevirenler Batılı devletlerin içerisinde Tanrı kelimesinin olmayacağından da bir haberler... Size Tanrı başka bir dinin sözüdür diyerek sizi öz benliğinizden kopartmaya çalışıyorlar... Ve emin olun başardılar... Umarım dediklerim kulağınıza küpe olur... Orjinal incilde Tanrı diye bir kelime geçmezken Tanrının onlara atfedilmesi olacak iş değil... Gel gelelim Hristiyan kandaşlarımızda var fakat genel anlamda TÜRK ırkının bir kültürüdür Tanrı ve Tengri sözcüğü.  Kuran'da Allah yazar, İncilde Yehova vs vs ama hiçbir çeviride Allah Tanrı diye çevirildi mi? Hayır. Neden? Çünkü size kültürünüzü unutturmaktır asıl amaç... Size ters olana sizin kültürünüzü katıp düşman etmek böyle birşey işte...

Tanrı Türke Kut Versin...
Başlık: Ynt: Tanrı Kelimesinin Hristiyanlara Özgü Olduğunu Sanan İnsanlar...
Gönderen: turania_25 - 11 Kasım 2015, 16:54:54
Araştırmacı yazınız için teşekkürler...
Başlık: Ynt: Tanrı Kelimesinin Hristiyanlara Özgü Olduğunu Sanan İnsanlar...
Gönderen: Çağrıbey - 12 Kasım 2015, 08:28:54
Konuya katkı sağlayacağı düşüncesiyle bu başlık içerisinde yer alan;

1-Arapça “Allah”  Türkçe “Tanrı” (https://hunturk.net/forum/index.php?topic=5045.msg40929#msg40929)
2-Arapça Allah ve Türkçe Tanrı Sözcüklerinin Anlamı (https://hunturk.net/forum/index.php?topic=5045.msg40968#msg40968)
adlı iletilerin birer kez daha okunmasında yarar gördüğümden bağlantılarını buraya da eklemek istedim.

Değerli Başbuğ Türk Han kandaşımızın yaklaşım ve saptamaları gayet yerinde. Kandaşımızı katkı ve katılımlarından ötürü kutlarım.

Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla...
Çağrıbey.


Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 13 Kasım 2015, 17:44:52
Allah; bu kainatı yaratan ve tek olan Zat’ın ismidir.

Tanrı; insanların “olağanüstü güç sahibi yaratıcı ve yönetici” olduğuna inandıkları varlık ya da varlıklara verdikleri genel isim olmuştur.

Bu yüzden, ''Allah'' yerine, ''Tanrı'' kelimesi, aslolanı her zaman için karşılamayabiliyor...
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Fatih - 13 Kasım 2015, 18:20:45
Allah; bu kainatı yaratan ve tek olan Zat’ın ismidir.

Tanrı; insanların “olağanüstü güç sahibi yaratıcı ve yönetici” olduğuna inandıkları varlık ya da varlıklara verdikleri genel isim olmuştur.

Bu yüzden, ''Allah'' yerine, ''Tanrı'' kelimesi, aslolanı her zaman için karşılamayabiliyor...


Siyasal İslamcıların baskın propagandasıyla gocunarak, kendilerinin bile fark edemedikleri, acayip ve garaip şekillere girmiş tipik ümmetçi-ülkücü ağzından çıkabilecek tanım...
Hiç bir ilmi, dini, dil bilimsel ve tarihi kıymete haiz değil...

Siz yaratıcıya ister Allah deyin, ister Yezdan deyin, ister Hüda deyin... Ne derseniz deyin. Ama biz ısrarla Türk'ün var olduğu günden beri ağzında, dimağında ve bilincinde var olan yaratıcıya Tanrı/Kök Tenğri demeye devam edeceğiz.
Türk gibi... Türk'çe....
Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 13 Kasım 2015, 18:49:14
Siz dediğiniz BİZ; (her kimsek size göre) diyoruz ki, Tanrı kelimesi-Allah kelimesini birebir karşılamıyor yada bazı noktalarda yetersiz kalıyor. Çünkü, arapça kökenli olup, her hangi bir kelimeden türetilmemiştir. Sadece Türkçe'ye has değil, Fransızca da yetersiz olabilir, Almaca da, İtalyanca da vs...

Gramer bakımından arapça, bütün dillerden geniştir. Burada hiç bir dili ki hele Türkçe'yi asla küçümsemek anlamı çıkarılamaz, çıkarılmasını cahilliğe yorarız ancak...

Ayrıca, dilimizde tanrılar, ma'bûdlar, ilâhlar, rablar denilir. Çünkü bunlar hem gerçek, hem de gerçek olmayan ilâhlar için kullanılır. Halbuki "Allahlar" denilmemiştir. Çünkü Allah birdir ve tekdir, lakin Tanrı ile birebir Allah kasdı var ise ki yetersiz de olsa geçerlidir, ama bir çok inanışa göre de bir çok tanrılar vardır, Allahlar yoktur.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Üçoklu Börü Kam - 13 Kasım 2015, 22:32:36

Tanrı kelimesi-Allah kelimesini birebir karşılamıyor yada bazı noktalarda yetersiz kalıyor.


Hangi dilbilgisi kuralını esas alarak böyle bir iddiada bulunduğunuzu açıklar mısınız? Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı, ümmet çapulcusu sapık Necip Fazıl'ın kırık, dökük ve güdük fikir uzantısı ve ağzıyla konuşmanın Türkçü düşüncedeki yerini ve konumunu da merak etmekteyiz.
Neymiş yetersiz olan? Yetersiz olan Türkçe Tanrı kavra mı yoksa sizin Türkçe bilginiz mi?


Çünkü, arapça kökenli olup, her hangi bir kelimeden türetilmemiştir.


Ezbere ve ümmet çapulcularının ağzıyla konuştuğunu nasıl da itiraf ediyorsun?
Bilmiyorsan araştır. Bilmiyor olmak ayıp değil. Ayıp olan ezbere ve İslamı Türklüğe karşı silah olarak kullanan alçakların maksatlı sözlerini hiç bir süzgece tabii tutmadan kullanarak Türkçeyi aşağılamaktır. Bu konunun bir kaç ileti öncesini okumuş olsaydınız alıntı yaptığım:


Arapça “Allah”  Türkçe “Tanrı”

          1- Türkçe Tanrı sözcüğünün Arapça Allah sözcüğüyle değil yine Arapça olan İlah sözcüğüyle aynı anlamda olduğu Arapça Allah’a İlah demenin yanlış olduğu savı.
           Bu sav doğrudan doğruya İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’a terstir. Çünkü "Kur’an’da Allah yerine İlah sözcüğü sayısız defa kullanılmıştır". Örneğin; Nas–3, Ankebut–46, Hacc–34.
Aynı şekilde günde beş defa tekrarlanan ve İslam’ın ortak ifadesi olarak kabul edilen Ezan ’da da  “eşhedü enla ilahe illallah” cümlesi de “Tanıklık ederim ki Allah’tan başka İlah yoktur” anlamındadır.

           2- Kur’an’da putlara İlah denildiği, Allah’a İlah denilmediği, İlah’la Tanrı’nın aynı anlamda olduğu ve Türkçe ’de de putlara Tanrı denilmesi gerektiği savı.
           Bu sav da düpedüz Kur’an’ın ruhuna ve dilbilimsel yapısına taban tabana zıttır. Çünkü Kur’an sık sık putlara İlah denilmemesini öğütlemekte ve hatta kesin bir dille yasaklamaktadır. "Kur’an putlara ilah denilmesini yasaklarken sadece Allah’a İlah denileceğini söylemektedir". Kur’an’da putlara İlah değil “sanem” denilmektedir.


Bu satırlardan haberdar olarak yazdıklarına bir nebze olsun dikkat edecektin. Ama okumak, araştırmak, incelemek yerine duyulana, söylenene, iddia edilene; doğruluğu, niyeti ve amacı sorgulanmaksızın itibar edildiğinden böyle mahcup olunacak durumlara düşülüyor.


Gramer bakımından arapça, bütün dillerden geniştir.


Her sözünle bir kez daha batıyorsun. Bunun söylenti dışında bir delili var mı? Ben söyleyeyim: YOK!
Bunlar Arapçı kültür emperyalizminin mevali olarak nitelendirdikleri Arap olmayan Müslüman milletleri eziklemek için İslamı Emevileştirmiş sapıkların uydurduğu sıçmıkarından öteye ne bir kıymeti ne de bir gerçeği vardır!


Burada hiç bir dili ki hele Türkçe'yi asla küçümsemek anlamı çıkarılamaz, çıkarılmasını cahilliğe yorarız ancak...


Bal gibi de küçümsemişsin! Ya da başka bir ifadeyle öyle bir bilgi kirliliğine muhatap edilmişsin ki; düşünme, araştırma ve sorgulama yetin zayıflatıldığı ve hatta tamamen yok edildiği için kendi kendini küçümsediğinin bile farkında değilsin!


Ayrıca, dilimizde tanrılar, ma'bûdlar, ilâhlar, rablar denilir. Çünkü bunlar hem gerçek, hem de gerçek olmayan ilâhlar için kullanılır. Halbuki "Allahlar" denilmemiştir. Çünkü Allah birdir ve tekdir, lakin Tanrı ile birebir Allah kasdı var ise ki yetersiz de olsa geçerlidir, ama bir çok inanışa göre de bir çok tanrılar vardır, Allahlar yoktur. [/b]


Bu saydıkların diğer dillerden çeviri yapan aymazların bilerek veya bilmeyerek yaptığı hataların sonucudur. Oysaki batı dillerinde ve Arapçada Tanrı diye bir kelime yoktur. Ancak ne var ki Hristiyanlara ait bir inanış Türkçeye çevrilirken Tanrı kelimesiyle çevrildiği için yerleşen yanlış algı nedeniyle Tanrı kelimesi adeta Hristiyanlığa ve hatta putperestliğe ait bir tabir gibi görülmeye başlanmıştır.
Eğer bir yerde ilah tabiri kullanılıyorsa bu doğrudan doğruya Allah'ı kastetmektedir. Çünkü Allah lafzı Al-ilah kelimesinden iştikak etmiştir. Bunu başta Arap dilciler olmak üzere bütün etimolojik kaynaklar bu şekilde açıklamaktadır.
Osmanlı döneminde Tanrı kelimesi çokça kullanılmakta ve hatta Kur'an tercümelerinde bile Allah yerine Tanrı yazılmaktaydı. Mevlit metinlerinde, Yunus Emre'nin şiirlerinde, halk edebiyatında, manilerde, masallarda özbeöz Türkçe olan Tanrı, hiç bir gocuntuya kapılmadan, kullanılmaktaydı. Osmanlı dönemi alimlerinden ilk şeyh-ül İslam Molla Fenari'nin eserlerinde de Tanrı kelimesi sıkça kullanılmıştır. O zamanlar Tanrı demekte bir beis yokken ve İslam dışı herhangi bir çağrışım yapmazken öyle bir zaman geldi ki- günümüzde- Türkçe Tanrı demek İslamcı softa ve siyasal dincilerce puta taparlık gibi gösterildi ve toplumun büyük kesimi, bilgisizlikleri nedeniyle, bu kara propagandanın etkisinde kalarak dil bilinçlerini bulandırdılar.
Tanrı kavramı dilimizden, inancımızdan ve en önemlisi de duygu ve düşünce dünyamızdan sökülüp atılmaya çalışılıyor! Acaba niye?
Bunu düşünmek bile bazı şeyleri anlamanın başlangıcını teşkil eder.

turania_25 kandaşım!
Size özellikle bu başlığı iyice özümseyerek bir kez daha okumanızı öneririm.


Ham sofu, kaba yobaz ve vicdanı kara din bezirgânlarının inadına:

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

KÖK TENĞRİ TÜRK'E KUT VERSİN!

Diyerek bu iletiyi tamamlamış olalım.


TTK. (Tanrı Türk'ü Korusun!!!)
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: o.öcal - 14 Kasım 2015, 02:22:31
İslam dininin ana kaynağı Kuranı Kerimdir. İslama inanmanın şartları ile İslamın şartları ise "Amentü" dür. Arapça "İnandım-inanmak" anlamına gelir.  Fakat Amentü bir sure veya ayet değildir. Yani ana kaynağın içinden toplu bir parça değildir. Nedir o zaman? Kısaca .Alimlerin formüle ettiği bir iman cümlesidir. Ve sadece İslam dinini kabul edenleri ilgilendirir. Dini İslam olmayanları ırgalamaz bile.

 'Amentünün Türkçe meali ise şöyle verilir: Allahü Teâlâ'nın varlığına ve birliğine inandım. Allahü Teâlâ'nın meleklerine inandım; Allahü Teâlâ'nın kitaplarına inandım. Allahü Teâlâ'nın gönderdiği Peygamberlerine inandım. Âhiret gününe inandım. Kader, hayır, şer her şeyin Allah'ın yaratmasıyla olduğuna inandım. Öldükten sonra tekrar dirilmek haktır. Şehâdet ederim ki Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir.'

Buraya Dikkat edin:' Şehâdet ederim ki Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur.' Yani ilah sözcüğünün sadece Allah için kullanılacağını şart koşuyor. Ben İllaki Arapçasını söylemek gerekir diyenlerle aynı varlığı kast ederek, bu cümleyi şöyle söylersem: Tanıklık ederim ki Tanrı'dan başka Tanrı yoktur. Şirk mi koşmuş olurum yoksa Allah yerine Tanrı diyerek dilimi mi kullanmış olurum.

Eğer Kuranı Kerimin Türkçe mealini geçmişten günümüze doğru yazan insanlar Allah yerine Tanrı deselerdi şimdi bir sorun olmayacaktı.

'Tanrıların Arabaları'nı okuyup içine sindirenlerle Arap dili sevdalıları; herkes kendi yoluna diyorum son olarak.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: 4_hilal - 14 Kasım 2015, 04:56:08
Aslinda müslüman olanlar biliyor olmalilar, bilmeyenlere de ögretmek gerekir.
Araf Suresi 180.ayetin Türkçesi, "En güzel isimler Allah'indir. Ona bu güzel isimleriyle hitap edin. Allah'in isimleri hakkinda gerçekleri çarpitanlari birakin terkedin."

Halk dilinde arapçasi ile Esma'ül Hüsna denilen sözcükler, Allah'in isimleridir.
Fakat ayette Allah'in isimlerinin manasini çarpitmayin derken kastedilen sey ona baska sözcüklerle hitap etmeyin degil.
Allah'in Esma'ül Hüsna'da geçen 99 isminin belirttigi Allah'in sifatlarini, yani bu 99 ismin mana içeriklerini çarpitmayin, inkar etmeyin, saptirmayin demektir.
Buna göre orada geçen 99 isimde belirtilen ve Allah'in kendi varliginda barindirdigi özellikler, onun "Tanrilik vasfi" (uluhiyyet) ile baslar ve diger güç, sonsuz kuvvet, merhamet, canlari yaratan ve alan olmak, gibi ona has olan özelliklerini inkar etmemek demektir.

Tanri sözcügü herseyden önce uluhiyyet sifatini, Allah olma vasfi yani yaratan olmasini ifade ettigi için, o manada kullanan için Allah sözcügünün mana içerigini karsiliyor. Müslüman olan birisi Allah ismini kullanmayi daha çok seviyorum, tercih ediyorum diyorsa, bu tercihine saygi duyarim.
Fakat mana içerigi olarak Tanri sözcügünün Allah sözcügünün mana içerigini karsilayamadigi iddia edilirse, bunu kabul etmemiz mümkün degil.
Bunu biz kabul etmedigimiz gibi, Allah'in kendisi de kabul etmiyor ve yukarda bahsedilen ayette buyuruyor.

Türkçemizde çesitli vesilelerle, Tanri sözcügü çogul haliyle kullaniliyorsa, o kullanimlarda kastedilen seyin Islam dinindeki tek ilah olmadigi zaten konu içerisinde anlasilir. Kisilerin Tanri sözcügünü ne niyetle kullandigi önemlidir burada.
Allah'i kastediyorsa, Allah dahi kendisinin kastedildigini bilirken, kullara ne oluyor diye sorar, ve bende buna yanarim.

Bir eklemek istedigim de sudur ki, olaki bir müslüman size Esma'ül Hüsna 99 tanedir, Kuran'da geçen isimleridir, bu 99 isme bir 100. baska isim eklenemez diye iddia ederse. Ona diyiniz ki, Kuran'da ve hadislerde de geçen örnegin; Hannan ve Mennan isimleri Allah'in çok sevdigi isimleri olmasina ragmen, Kuran'da geçmesine ragmen, bu 99 içinde yoktur. Yani bu 99 isim evet Allah'in sifatlarini ve özelliklerini belirten isimleridir ama, Allah'in isimleri sadece bu 99'dan ibaret degildir. Aynen ayette buyruldugu gibi, en güzel isimler hep O'nundur, hangi dilde olursa olsun. Farsça Hüda'da Allah'tir, Türkçe Tanri'da Allah'tir yeterki o niyetle kullaniliyor olsun.

TTK,
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Kurtkaya - 14 Kasım 2015, 11:25:27

Tanrı kelimesi-Allah kelimesini birebir karşılamıyor yada bazı noktalarda yetersiz kalıyor.


Değerli turania_25 Kandaşım;
Size otağımızda yer alan aşağıdaki yazıyla yanıt vermek istedim.

Sanırım burada Tanrı tabirini yadırgıyorsunuz.
Arapçada Allah; İngilizcede God, Almancada Godd, Hırvatçada Bog, Romencede Dumnezeu, Rusçada Gor, Farsçada Hüda olduğu gibi Türkçe'de de Tanrı demektir.
Bunda yadsınacak ne var.?
Yani Romen çingenesi kendi dilinde yaratıcısına  Dumnezeu diye yakaracak iş Türk'e gelince Türk kendi dilinde yaratıcısına Tanrı diyemeyecek!?
Dünyanın hiç bir yerinde ve tarihin hiç bir döneminde böyle bir çifte standart ve bir milletin din kisvesiyle kültürel emperyalizme maruz bırakılması ne görülmüş ne de duyulmuş şeydir.
Türkler; içten gelen istekleriyle Müslümanca yaşamak istiyor. Lakin garip Türk'e kendince ve Türkçe Müslümanlık yapmayı bile çok görenler O'nu kutsal istismarlarla Araplaştırmaya çalışıyor.
Bizim karşı çıkışımız bunadır.
Biz Türkçüler diğer insanlara göre Müslümanlaşmakla, Araplaşmanın, dindar olmakla dincilik yapmanın farkını fark ediyoruz ve bu tutum ve davranışımızı anlamayan, algılayamayanlar bizi olduğumuzdan başka değerlendiriyor.
TTK.



Yine iletiizde:


Gramer bakımından arapça, bütün dillerden geniştir.


Demişsiniz.
Araştırın bakın böyle olmadığını Arapçanın özellikle şişirildiğini, Arapça lügatlerde; ağız, şive ve lehçe farklarından kaynaklanan değişik telaffuzların bile ayrı ayrı kelimeler olarak yer aldığını göreceksiniz.
Biz Türkçe deyince sadece Batı Türkilinde konuşulan kısmını anlamıyoruz. Türkçe: Altay Dağlarının eteğinden Macaristan'ın içine kadar uzanan ve toplam dünya coğrafyasının % 60 ını kapsayan uçsuz bucaksız bir alanda yüzlerce şive, ağız, lehçesi olan; kitaplara, lügatlere ve ansiklopedilere sığmayacak büyüklükte bir deryadır.
Antik MU ve İNKA medeniyetiyle yaşayan Kızılderili ve hatta Eskimo topluluklarında bariz şekilde Türkçe akrabalığı ve hatta benzeşmesi dikkate alındığında Türkçenin kapsadığı coğrafya neredeyse dünyanın % 75 ine yayılmaktadır.

Bir büyüğümüzün söylediği gibi:

Alıntı

Bir duygu, bir düşünce, bir düş, bir olgu, bir oluş, bir tanım eğer Türkçe'yle yapılamıyorsa başka bir dille yapılabilmesi olanak dışıdır.
Bir duygu, bir düşünce, bir düş, bir olgu, bir oluş, bir tanım eğer Türkçe'yle yapılamıyorsa bunun iki nedeni vardır. Birincisi bunun var olan dillerde karşılığı yoktur. İkincisi ve gerçek olanı ise o tanımı yapmaya çalışan kişi Türkçeyi yeterince bilmiyordur.



Siz Türkçe konuşmaya özen gösterin Türkçe size kendisini öğretecektir.

Yine bir büyüğümüzün söylediği gibi:

Alıntı

Ağzımızda; anamızın ak sütü gibi, helal ve temiz Türkçe'miz olsun!!!


Ve son söz Ulu Başbuğ Atatürk Atamızdan:

"Türk demek Türkçe demektir!"

Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun!
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 14 Kasım 2015, 11:30:56
Üçoklu Börü Kam kandaşım. Vermiş olduğunuz gayet net açıklayıcı yazı ve görüşlerinizden dolayı teşekkürü bir borç bilirim. Burada anlatmak istediklerimi sunmaya çalıştıysam da ters tepkilerle karşılaştım. Ama katı bir tavır yerine daha ılımlı açıklamalarınız da olabilirdi mühim değil. Fakat anlaşılamadık yada anlaşamadık her ne denirse artık. Türkçe dilini küçümsediğimi düşünmeniz hoş olmadı. Bu tür bir konuyu yazı ile ifadeye çalışmak hem çok zaman alacak hem de anlatılmak istenenler mutlaka yetersiz kalacaktır. Her dil, her hangi bir dile ait olan kelimelerde yetersiz kaldığı bir kanı değil, aleni bir gerçekken... Bu tür cümlelerimi iddia olarak görmeniz sizce de ilginç değil mi? Selamlar...
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 14 Kasım 2015, 11:43:57
Buraya Dikkat edin:' Şehâdet ederim ki Allah'tan başka hiç bir ilâh yoktur.' Yani ilah sözcüğünün sadece Allah için kullanılacağını şart koşuyor. Ben İllaki Arapçasını söylemek gerekir diyenlerle aynı varlığı kast ederek, bu cümleyi şöyle söylersem: Tanıklık ederim ki Tanrı'dan başka Tanrı yoktur. Şirk mi koşmuş .
 Ben İllaki Arapçasını söylemek gerekir diyenlerle aynı varlığı kast ederek, bu cümleyi şöyle söylersem: Tanıklık ederim ki Tanrı'dan başka Tanrı yoktur. Şirk mi koşmuş olurum yoksa Allah yerine Tanrı diyerek dilimi mi kullanmış olurum.

O.Öcal kandaşım, açıklamalarınız yerinde ve güzel olmuş sağ olun kaleminize sağlık. Yalnız, Allah yerine Tanrı demek sizi şirke götürür diye bir iddiada bulunmak ahmaklık olur ki kast edilen Allah ise... Erzurum'dan bolca selamlar...
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 14 Kasım 2015, 12:59:44
Kurtkaya kandaşım!

Anlatmak istediğimiz şu ki, başka milletler kendi dilinde kullandığı ve kasdettiği Allah; inancıyla alakalıdır ve buna kendi dilinde karşılık verir. Yani müslümanın kasdettiği Allah başkadır, hristiyanın başka, yahudinin, mecusinin vs başkadır. Çünkü inançla alakalı bir durumdur ve bunu zaten tartışmıyoruz bildiğiniz gibi. Yani Allah kelimesinin karşılığını veren her kelime kullanılabilir bunda zaten hemfikiriz. Kasıt Allah ise bu Tanrı da olabilir ancak, karşı çıktığımız durum sadece şu ki, Tanrı ve tanrılar yada Tanrıçalar var. Bu tür inançlara yönelik Tanrı kelimesi ile Allah ifade edilebiliyorsa bunda kimsenin gocunacak bir şeyi kalmaz zaten...
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: Fatih - 14 Kasım 2015, 15:14:52

Siz dediğiniz BİZ; (her kimsek size göre)


Sayın turania_25 Soydaşım.
Türkçede karşınızdaki kişiye "siz" demek, ötelemek, ötekileştirmek, farklılığını belirtmek anlamından önce saygı, değer verme, ululama anlamlarında kullanılır. Ben de size siz derken saygı kastıyla siz demiştim. Sen demek, özellikle yazışma dilinde, kaba ve uygunsuzdur. İşte Türkçenin inceliği ve zekası da bu noktada da kendisini gösteriyor. Türkçe hiç bir dilde olmadığı şekilde kendi iç zekasına ve diğer kelimelerle kurduğu bağı bu zekayla işleten bir yapıya sahiptir. Türkçedeki bu özellik başka hiç bir dilde yoktur.

Diğer bir hususa gelince:


Kasıt Allah ise bu Tanrı da olabilir ancak, karşı çıktığımız durum sadece şu ki, Tanrı ve tanrılar yada Tanrıçalar var.


Diye yazmışsınız. Doğrudur. Diğer kandaşlarımızın iletilerinde de belirttikleri gibi yabancı dillerden çeviri yapılan kitap ve bilhassa filmlerde Godd, Gor, vb. yerine Tanrı, tanrılar, Tanrıçalar gibi çeviri tercihleri yapılarak Tanrı kavramı binlerce yıldır anlaşıldığı anlamın dışında olumsuz yeni anlam yüklenmelerine maruz kalmıştır. Bu çevirilerde ilah, ilahe, ilahlar, ilaheler denilseydi aynı akıbete İlah kavramının da düşmesi kaçınılmaz olacaktı.
Türk inanç sisteminde hiç bir zaman çok Tanrılı bir anlayış yoktur. İslam inancında da yer alan bazı melek ve özel görevli varlıklara benzer manevi varlıklar Türk inanç sistemini iyice özümseyememiş olan antik Yunan kültür altyapısına sahip oryantalistler tarafından tanrılar, olarak tanımlanmıştır. Tabi tanrılar olunca bunlara birer eş de lazım olacağından Tanrıçalar da oluşturulmuştur. Anlaşılacağı üzere Türk inanç sistemindeki bir, tek, öncesiz ve sonrasız, doğmamış ve doğurmamış olan, her şeye güç yetiren, bir, benzersiz ve sonsuz güç sahibi Tanrı anlayışı yavaş yavaş bulandırılarak öylesine kirletilmiştir ki son zamanlarda Tanrı deyince adeta başka dine ve putperestliğe mensupluk nişanesi gibi algılanmaya kadar varmıştır.
Türk inanç sisteminde tanrılar, Tanrıçalar kavramı hiç bir zaman yokken İslam öncesi Araplarda bunlar bol bol ve neredeyse her kabileye ve kişiye bir tane düşecek kadar çoğaltılmış, erkekli, dişili bir sürü ilahlar ve ilaheler ihdas edilmiştir.
Yani dişili erkekli çok ilahlığın ya da tanrılığın kökeni, her türlü sapkınlık, çirkinlik ve çarpıklığı varlıklarında barındıran antik Yunan ve Araplara dayanmaktadır.

Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir.
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 14 Kasım 2015, 15:33:28
Siz dediğiniz BİZ; (her kimsek size göre)


Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 14 Kasım 2015, 15:36:28
Siz dediğiniz BİZ; (her kimsek size göre)

Bu cümlemizde gönül kırgınlığı oldu ise affola... Lakin, ''siz'' kelimesi bazen kinayeli anlamda kullanılınca, şahsıma ait olan anlam çıkarılabiliyor ama madem ki kasdınız saygı ifadesi idi, o zaman kusurumuzu ve bakış açımızı düzelterek, teşekkürlerimizi iletmek bize has bir duruş olsun :idea: Teşekkür ederim, sağolun...
Başlık: Ynt: TÜRKÇEYE NASIL KIYDIK?
Gönderen: turania_25 - 14 Kasım 2015, 16:09:55
Sayın Fatih Kandaşım;

Şu cümleniz, konu bütünlüğü ve fikir birliği açısından inanın beklentilerimin üstünde bir cümle oldu.

''Anlaşılacağı üzere Türk inanç sistemindeki bir, tek, öncesiz ve sonrasız, doğmamış ve doğurmamış olan, her şeye güç yetiren, bir, benzersiz ve sonsuz güç sahibi...'' bu tanımlamanın adına Tanrı diyorsanız hemfikiriz ki öyle düşündüğünüz aşikar bir durum...