Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Soydaşlarımızın Uğraşları / Ahtapot
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 16 Şubat 2020, 17:33:27 »

Gizem dolu, sır dolu, pek çok bilinmezliklerle dolu kainatın bilmem nerelerinde sessizce dönüp durmakta olan sevgili dünyamız. Üzerinde yaşamalarına, hayat bulmalarına, barınmalarına olanak tanıdığın on binlerce yıldan beri her şeyi ile belki de sadece sende var olan canlı varlıklar. Özgün düşünme yetenekleriyle, hayal güçleriyle, inatçılıklarıyla her zaman, her yerde ortaya çıkabilen ve bir bilinmezi bilmek için, problemlerin çözümüne yardımcı olmak için şevkle, istekle; kendilerinin yaşamaları lazım gelen hayatın normalitesinden arınarak, normalitenin bir parça üstüne çıkarak ve o geride bıraktıkları normalitecilerin yararına bir takım çabalar, arayışlar içine giren idealistler.

Denizin engin maviliklerinde aylardır pek çok yeri gezip dolaşmasına karşın gördükleri ona hiç de yabancı gelmeyen, o gördüklerine daha önceden biliyormuşçasına ilgisiz ve bu denize sularını akıtan ırmağı ilk fark ettiğinde düşüncesinde oluşan tutkunun harekete geçirdiği, ırmağın çıkışına, kaynağına ulaşmaya karar verdirttiği bir genç ahtapot.

Genç ahtapot ırmakta ağır ağır ilerlemeye başladı. Daima yüzeyde bulunmaya özen gösterdiği için, ırmak kenarında bulunan ağaçları, otları, çiçekleri, kuşları ve küçüklü, büyüklü canlı yaratıkları yakından incelemek olanağını buluyordu. Günler birbiri ardına geçip gittikçe, ırmağın genişliği daralmaya, sular daha bir coşkun akmaya ve meyil artmaya başladı. Genç ahtapot, akıntıya karşı yüzdüğü için, her geçen gün biraz daha fazla zorlanmaya başladığını fark etti. Hani sıkıntıya katlanamayıp kendini bırakıverse hiç yorulmadan denize geri dönebilecekti. Fakat, bu onun yapamayacağı bir işti. Mademki bir idealistti ve bir idea uğruna buralara kadar gelmişti, geriye dönüş söz konusu olamazdı.

Genç ahtapot çok uzaklarda zorlukla fark edilen karlı dağın yamaçlarına ulaştığında önüne oldukça yüksekten suların döküldüğü bir çağlayan çıktı. Bu çağlayanı aşıp yoluna devam etmesi gerekirdi, ama nasıl? Yaptığı bir iki deneme bu işin şimdilik olanaksız olduğunu gösterdi. Zaten yorgundu.  Günlerdir dur durak bilmeden, gücünün sınırlarını sonuna kadar zorlayarak buralara kadar gelmişti. “ Bir zaman için dinlenmeli, gücümü toplamalı, bu çağlayanı aşmayı başarabileceğime inandığım an gelip çağlayanı geçer yoluma devam ederim, diye düşündü. Dün gelirken gördüğüm kollardan birine sapar, orada günlerimi sakin geçirebileceğim bir yer ararım. Çağlayan şimdilik bekleyedursun. “

Genç ahtapot geriye dönüp, ırmağın kollarından birine girdi. Yok şurası, yok burası derken,sonunda bir göle vardı. Genç ahtapotun göldeki sakin yaşantısı oldukça uzun sürdü. Gerçekte bir idealist için zamanın fazla bir önemi yoktu. Zaman bırak geçsindi. Önemli olan geçen zamanı ustaca değerlendirebilmekti. Devamlı olarak fikir bakımından bir büyüme, bir ilerleme içinde olacaktın. Bu idealistçilik zaten sende doğuştan vardı. Sen istemesen de şartlar seni buna zorlardı. Bir ideanın peşinden gitmeye başladığın yani sen bir idealist olduğun zaman, dikkatli bir şekilde geçmişini düşünürdün ve şimdi anımsamak istemediğin o mutsuz, o karamsar, o kederli günlerinin bile seni nasıl eğitmiş olduğunu, deneyim sahibi yaptığını fark eder de şaşar kalırdın.

Aradan yıllar geçmiş, geçen yıllarla birlikte genç ahtapot büyümüş, olgun bir ahtapot olmuştu. Gölde ve gölün çevresinde yaşayan canlı varlıklarla daima iyi ilişkiler kurmuş, onların anlattıklarına kendi gözlemlediklerini de ekleyerek epey bir bilgi birikimine sahip olmuştu. Her şey çok güzeldi, belki de çok daha güzel olacaktı. Eğer göl kıyısına insanlar kamp kurmasalardı. Ahtapot insanları göl kıyısında görür görmez, içgüdüsünden gelen dikkat et sesine kulak vermiş, gölün dibindeki mağarasına çekilmişti. Günlerini mağarasında geçiriyor, ara sıra da, gölün derinliklerinde dolaşıyordu. Bazı günler göl yüzeyinde bir iki kayık görüyor, fakat kayıklardaki insanların kürek çekişlerini gölün derinliklerinde yüzerek seyretmekten başka hiçbir şey yapmıyordu.

Günlerden bir gün, bir kayık gölün ortalarına yakın bir yerde giderken ortalık kararıverdi. Şiddetli bir yağmur başladı. Gittikçe daha sert esmeye başlayan rüzgar gölde büyük dalgalar oluşturuyordu. Kayıkta bulunan insanların yaklaşan fırtınadan kaçmak için gösterdikleri çabalar boşuna oldu. Kayıklarının alabora olarak batmasını bir türlü engelleyemediler. Ahtapot yaklaşan fırtınayı önceden hissetmiş, kayıkta bulunan insanlar tarafından görülme tehlikesini göze alarak kayığın birkaç metre altına kadar sokulmuştu. Kayık battığında dev dalgalar arasında çırpınıp duran iki insanı güçlü kollarıyla sıkıca kavrayıp, onların boğulmalarına engel olmak için, yüzeye çıktı ve süratle kıyıya doğru yüzmeye başladı. Baygın durumdaki iki insanı kıyıda emin bir yere bırakan ahtapot, gölün derinliklerindeki mağarasına çekildi.

Bu olayı takiben geçen on gün içinde göl yüzeyinde hiç kayık göremeyen ahtapot insanların gitmiş olabileceklerini düşünerek yüzeye çıkıp çok uzaklardan kampın bulunduğu kıyıya doğru baktı. İlk dikkatini çeken şey, kıyıdaki kocaman demir kayıklar oldu. İnsanlar ayrıca kampın bulunduğu çadırların yanına tahtadan barakalar yapmışlardı. Çok insan vardı kıyıda. Gölün fazla sularını ırmağa akıtan kola doğru yüzmeye başladı. Kıyıdaki insanlara fark ettirmeden gölden çıkıp gitmeyi planlıyordu. Fakat çıkışa vardığında etrafta gitmesini engelleyen dikenli teller olduğunu üzülerek gördü. Bir hata yapmaktan korkuyordu. Bu dikenli telleri parçalayıp atar, yoluna devam edebilirdi. İşin içinde yaralanmak, çaptan düşmek olasılığı da vardı. Irmaktaki çağlayan zaten yolunun üstünde bir büyük engeldi. Çağlayanın karşısına çıktığında güçsüz durumda bulunmak yakışık almazdı.

Sonraki günlerde göl yüzeyi birdenbire hareketlendi. İnsanların göl kıyısına kadar kamyonlarla getirdikleri parçaları birbirine monte ederek yaptıkları gemiler vızır vızır gidip gelmeye başladı. Gemilerden dalgıçlar göle girerek gölün dibini taramaya başladılar. Dalgıçların ellerindeki zıpkınlar görülür görülmez ahtapota yöneltilecekti. Gölde her kolunun uzunluğu beş metreyi bulan sekiz kollu dev bir ahtapot vardı ve bu ahtapotu öldüren ödüllendirilecekti. İşte burada biraz düşünmek gerekirdi. Katledilmek istenen bu ahtapot fırtınalı bir havada iki insanı mutlak bir ölümden kurtarmıştı. Onlar bayılmadan önce kendilerini kurtaranı görmüşler, ötekileri ahtapotun varlığından haberdar etmişlerdi. Ötekiler ötekilere, ötekilerde ötekilere durumu bildirmişler ve son ötekiler, ortaya bir ödül bile koymuştu. Bu durumu çıkışı olmayan bir labirent biçiminde algılamak gerekmektedir.

Ahtapot artık gölde barınmasının olanaksızlığını anlamıştı. Tüm iyi niyetine karşın insanlar onun bu gölde biraz daha fazla araştırma yapmasına izin vermeyeceklerdi. Zaten gölde bir süre daha yaşamak gereksizdi. Öğrendikleri yeter de artardı bile. Ahtapot mağarasından hınçla dışarı fırladı. Korkunç bir süratle kampın önünde demirli bulunan gemilerin tam karşısında su yüzeyine çıktı. Günlerdir arıyordunuz işte buradayım ve sizden korkmuyorum der gibi kabardıkça kabarıyor, gölde yapay dalgaların oluşmasını sağlıyordu. Aniden soluna doğru yöneldi. Kıyıdaki insanların hayret dolu bakışları altında göl çıkışındaki dikenli telleri paramparça ederek kola girdi ve bir süre sonra ırmağa ulaştı. Irmağın akıntılarına rahatça karşı koyarak çağlayanın önüne geldi ve iki kolunu uzatarak oradaki kayalara tutunup yukarıya çıktı.

Daha sonraki günlerde ahtapot ırmağın kaynağına ulaşmak için gösterdiği yoğun çabayı devam ettirdi. Kaynağın bulunduğu karlı dağın yamaçlarında daracık boğazlardan zorlukla geçiyor, derinliğin yüzmesine olanak tanımadığı yerlerde de adım adım ilerliyordu. Yamaçlarda yağan yağmur havanın giderek soğumasıyla birlikte kara dönüşüyor, yağan kar altında buz gibi soğuk suda titremek ona dağlarda yaşamın ne derece zorlu olduğunu öğretiyordu. Ahtapot daha ileriye gitmenin mümkün olmadığını düşünmeye başladığı bir sırada ırmağın kaynağını buldu. Kaynak, kayaların arasından, mağara gibi bir yerden yeryüzüne çıkıp doğuyordu.

Ahtapot konuyu özetle toparladı: “ Demek kaynak burasıymış. Su bu daracık yerden yeryüzüne çıkıyor, yağan kar ve yağmur sularıyla besleniyor, çevreden kimi dereciklerin sularını alarak çağlayana kadar iniyor. Çağlayan geçildikten sonra sağdan soldan pek çok kol alan su gittikçe büyüyerek bir ırmak halinde benim doğduğum denize varıyor ve denizle bütünleşiyor. Uzun bir süre içinde yaşadığım göl fazla sularını ırmağa bir kol aracılığıyla akıtan büyükçe bir su birikintisinden başka bir şey değilmiş. “

Dönüş yolunda, çağlayana yaklaştıkça, ahtapotu bir düşüncedir aldı. Acaba insanlar onu oralarda bekleyebilirler miydi? Bu yüzde elliye yüzde elliydi. Yani bekleyebilirlerdi de beklemeyebilirlerdi de. Onun orası belli olmazdı. Ahtapot korkmuyordu. Zaten böyle durumlarda bir idealist için korku en son akla getirilecek bir şeydi. Korkmak için hiçbir neden yoktu. Ahtapot şöyle bir durum değerlendirmesi yaptıktan, ne olursa ne şekilde hareket edeceğini hesapladıktan sonra, çağlayandan aşağı indi. Suların üstünden göğsünü gere gere yüzerek gölün ırmakla bağlantısını sağlayan kolun yanından geçti, gitti.

Ahtapot, birkaç gün sonra denize vardı. Yıllar önce, genç bir ahtapotken, bir idea uğruna yola çıkmış; yıllar sonra, büyük, olgun bir ahtapot olarak işte geriye dönmüştü. Fakat  idea, ideal değildi henüz. Bir idealist öğrendiklerini başkalarına da öğreterek, onları da bilgilendirmeliydi. Ben bana yetecek kadar bilgi sahibiyim fazlasını öğrenmesem de olur diyemediğin gibi, ben herkesten çok daha fazla bilgiliyim varsın benim bildiklerimi başkaları bilmeyiversin de diyemezdin. Ahtapot, kısa bir süre dinlendikten sonra girişimlerine başlamak istiyordu. Öğrendiklerini başkalarına da öğreterek onları da bilgilendirecekti. Beyninde kendisinin bilip de başkalarının bilmediği tek bir bilgi kalmayana kadar.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım


Sihirli Masallar - Bilgi Yayınevi
Yayın Yılı 2009  Sayfa:188-196
2
SORU-CEVAP / GÜZEL ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ İŞGAL EDEN İŞGALCİLER!
« Son İleti Gönderen: Burak0320 15 Şubat 2020, 21:52:55 »
Esenlikler Soydaşlarım!
  Bildiğiniz üzere Ülkemiz kurulduğu günden bu yana Büyük Türk Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği ve Eski Monarşinin Türk Ulusuna layık gördüğü yoksulluğu, fakirliği, cahilliği, yobazlığı ve güçsüzlüğü yok etmek hedef gösterdiği "Muasır Medeniyetler" seviyesine her ne kadar içten ve dıştan engellerle karşılaşsa da kararlılıkla ilerlemeye devam ediyor ve edecektir de!
   Bu Modernleşme, Akıl ve Bilimde Türk İnsanının söz sahibi olması, kısmî ekonomik refah bazı Barbar ırkların ve onların tasmasını elinde tutan Emperyalizmin ağzını sulandırıyor! Bu güzel Ülkeyi ve Ülküyü yok etmek ve sömürüp işgal etmek için her yolu deneyen Emperyalizmin son dönemde moda yöntemlerinden biri de "Göç ve Sığınmacılık"tır!
   Ülkemize âdeta bir kanser hücreleri gibi yerleştirip Vücudun ( Ülkemiz Türkiye'nin) bütün faydalı besinlerini ( imkânlarını ) çalıp sağlıklı hücreleri ( Asil Türk Vatandaşları ) ölüme götürecek kadar zarar vermeyi amaçlayan Göçmen ve Sığınmacı İstilasına son dönemlerde güzel Ülkemiz Türkiye ne yazık ki çok yoğun bir biçimde maruz kalmış âdeta Silahsız askersiz işgal ve istila edilir duruma düşmüştür!
   Güzel Ülkemizin geleceğini ve yarınlarını tehdit eden, sömürmeyi hedefleyen korku filmlerindeki zombileri andıran ve masumlaştırılmak için tüm Devletimizin imkanını bu kirli oyunlarına alet ederek bu "sığınmacıları" ülkemize zorla "yamama" çalışmalarına soyunanlarında nasıl bir ihanet içinde olduklarını görmek çok da zor değil!
   Bu işgalcilere karşı Ülkemizi, Devletimizi, Ulusumuzu ve Güvenliğimizi korumak için neler yapıyoruz diye sormamız gerekir? Nice güçlü düşmanı ezmeyi, yok etmeyi spor bilmiş Türk Ulusu için bu iğrenç yaratıklardan ülkemizi korumak yine çok da zor olmayacaktır!
     
Okuduğunuz için Teşükkürler!  :trbayrak :prbay
3
SORU-CEVAP / Ynt: Fenotip meselesi
« Son İleti Gönderen: Burak0320 15 Şubat 2020, 21:27:38 »
Merabalar Sevgili Kardeşim!
Ben bu Ulu ağı geç keşfetmiş birisiyim ve "Soru - Cevap" kısmında gezinirken Soruna rastladım ve seninle benzer hisleri yaşadığımızı fark ettim. Benim de Fenotipim kastettiğin gibi sarı saç beyaz ten ve görece açık göz renginden oluşuyor! Ama Damarlarımda akan Asil Kanın verdiği kudrete inanıyorum ki Türk olarak doğdum ve de öyle öleceğim! Tarihin de şahit edeceği üzere çok geniş coğrafyaya yayılmış bir Irkın Evladıyız. Irkımızın bu şekilde bir fenotipe sahip bireylere sahip olması Irkımızın başkalarıyla karışmasından değil Bu fenotipsel özelliklere doğal olarak sahip olmasından kaynaklanır! Avrupa ve Kuzey Batı Asya bölgelerinde yaşayan ( Ülkemizde dahil ) Tarihî Türk Boylarına baktığımızda da bu fenotipsel özelliği görürüz (Bkz. Hazar Türkleri, Gagauz Türkleri, Balkan Türkleri...). Ulusumuza aidiyet Fenotipsel Değil Düşünsel bir gösterge ile mümkündür!
Teşekkürler :trbayrak
4
Soydaşlarımızın Uğraşları / Ynt: Bandırma Vapuru
« Son İleti Gönderen: alptekin39 29 Ocak 2020, 16:59:43 »
Müthiş yazmışsınız Serdar bey, elinize sağlık. Okurken gerçekten etkilendim, Bandırma Vapuru'nun fedakarlığını Türk halkının fedakarlığı olarak gözlerimin önüne getirdim. Zor zamanları, Mustafa Kemal'in Bandırma Vapuru'na çıkışıyla birlikte ortaya çıkan umut halini düşündüm ve gözlerim doldu açıkçası. Benzer bir hissiyatı Atina'da Trikopis'in mezarı diye gösterdikleri yere gittiğimizde hissetmiştim. Ne yazık ki günümüzde insanımız Yunanistan'da villa satın almak, İngiltere vatandaşlığına geçmek, Avrupa'ya göç etmek hayalleriyle yanıp tutuşurken bu ülke kurulurken yapılan fedakarlıklar unutuyor.
5
Konuyu biraz inceledim, öğrenme açısından gayet kolay bir dil gibi görünüyor fakat fonetik olarak çok karmaşık. Diğer dillerle etkileşime geçince dilin nasıl değiştiğini görebilseydik keşke. Örneğin okunmayan bazı harfler iletişim engeli teşkil edebilir.
6
GÜNCEL / FETHULLAH GÜLEN DGM DOSYASI FETÖ
« Son İleti Gönderen: alptekin39 29 Ocak 2020, 15:57:19 »
Otağımızın izleyici ve konuklarına yine otağımızın başka bir sayfasında yer alan ve bu konuyla yakından ilgili olan:

FETHULLAH GÜLEN DGM DOSYASI FETÖ

Adlı konuyu takip etmelerini öneririz.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla...
Çağrıbey.

Hakan Şükür alçağını FETÖ soymuş demek..  :kahkaha01: Haberlerde çıkınca adam yerine koyup izlemiyorum, fıkra gibi yani.
7
SORU-CEVAP / Ynt: SOYAĞACIMIZ - Soyumu nasıl öğrenebilirim ?
« Son İleti Gönderen: Çağrıbey 24 Ocak 2020, 17:35:22 »
Erzurum Köprüköy saltukogulları (Saltuk beyliği) hangi boya bağlı?

Cevaplarsanız memnun olurum

Esen kalın



Esenlikler BilgeKagan58 kardeşim.
Saltuklu Beyliği Anadolu'da kurulan ilk Türk devleti olup tarihi kayıtlarda bu beyliğin Malazgirt Savaşında çok önemli roller üstlendiği belirtilmektedir.
Soy ve secere kayıtlarına göre Saltukluların Oğuz topluluğundan ve Selçuklu hanedanına akraba olduğu kaydedilmektedir.

1-Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi,
2-Faruk Sümer, Selçuklular Devrinde Doğu Anadolu'da Türk Beylikleri
3-Veli SALTIK, Alevi Türkmen Tarihi ve Saltuklular
4-Abdulkerim Özaydın, "Saltuklular" (Akademik Makale)
5-Doç. Dr. Ali Ongül, "Saltuklular" (Akademik Makale)
Eserlerinde Saltukluların Selçukluların akrabası olduğu bilgilerine yer verilmiştir.

Ayrıca Gürcü kaynaklarında da Saltukluların Selçuklu hanedanının akrabası olduğu yazılmaktadır.
Buna göre Saltuklu Beyliği:
Oğuzlar / Üçoklar / Denizhanoğulları / Kınık boyuna mensuptur.

Umarım yardımcı olmuşumdur.
Sağlık ve esenlik dileklerimle..

TTK.



Erzincan/Tercan/Mamahatun Mahallesi sakinleri hangi boya mensup öğrenebilir miyim?

Cevaplarınizı merak ile bekliyorum.

Esenlikle kalın.

Benim soruma da cevap verirseniz sevinirim

Esenlikler Tercan Kandaşım,
Hoşgeldiniz, esenlikler getirdiniz.
Size geç yanıt verdiğimiz için kusura bakmayın. Sanırım diğer yöneticilerimizin biraz meşguliyetleri var. O nedenle size ben yardımcı olmaya çalışacağım.
Sorunuzun yanıtına gelince:
Tercan/Mamahatun ve çevresinde yer alan yerleşkeler Saltukluların yurtluğu olup Saltukoğulları; Oğuzlar / Üçoklar / Denizhanoğulları / Kınık boyuna mensuptur.
Zaman içerisinde anılan yerden başka yere, başka yerlerden Mamahatun'a gerçekleşen göçler nüfus yapısında önemli değişikliklere neden olmaktadır. Takdir edersiniz ki bu tür hareketlilikleri bilebilmemiz mümkün değil.
Saltukoğulları Beyliği Malazgirt zaferinde büyük yararlıklar göstermiş ve başta kendi yurtlukları olan Erzurum, Erzincan dahil olmak üzere Anadolu'nun Türkleşmesinde ve Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti olarak, silsileten, günümüze kadar gelen kadim Batı Türkili Devletinin kuruluş ve kalıcılığında çok önemli görevler üstlenmişlerdir.
Aynı zamanda Saltukoğulları Anadolu'da kurulan ilk Türk Beyliği olma özelliğine de sahiptir.
Yaşadığınız yere adını veren Mama Hatun Saltukoğulları Beyliğinin Kurucusu olan Saltuk Beğ'in kızıdır.
Tercan 1938 yılına kadar Mamahatun adıyla Erzurum'a bağlı bir yerken, 1938 de çıkartılan bir kanunla Tercan adıyla Erzincan'a bağlanmıştır.
Bu konu başlığı altında, bir kaç ileti yukarıda, verilen bağlantıları ve ileti eklerinde ekli dosyaları bilgisayarınıza indirip okursanız bu anlatılanlara ilave bilgilere de sahip olacaksınız.
Eğer başka bilgiler var ise bizimle paylaşırsanız o bilgilerden hareketle daha odaklanmış ve isabetli bilgiler verebiliriz.
Bazen çok önemsiz gibi görülen ufak bir ayrıntı büyük bilgi ve tarihi vesika niteliğinde olabiliyor ve bir çok bilinmezin aydınlanmasına katkı yapıyor. Örneğin aile adı, lakabı, yer veya coğrafi bölge adı, kullanılan eşyalardaki desen, motif, hayvanların kulaklarına vurulan tamgalar, düğün, cenaze merasim adetleri, oyun, halay, Türkü türleri vb.
Kesin olan şey ise; Tercan Mamahatun bölgesinin yerlilerinin Oğuzlar / Üçoklar / Denizhanoğulları / Kınık boyuna mensup olduğudur.
Dileriz tatmin edici yanıt verebilmişizdir.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla...
Çağrıbey.


8
SORU-CEVAP / Ynt: SOYAĞACIMIZ - Soyumu nasıl öğrenebilirim ?
« Son İleti Gönderen: Tercan 22 Ocak 2020, 13:53:53 »
Erzurum Köprüköy saltukogulları (Saltuk beyliği) hangi boya bağlı?

Cevaplarsanız memnun olurum

Esen kalın

Esenlikler BilgeKagan58 kardeşim.
Saltuklu Beyliği Anadolu'da kurulan ilk Türk devleti olup tarihi kayıtlarda bu beyliğin Malazgirt Savaşında çok önemli roller üstlendiği belirtilmektedir.
Soy ve secere kayıtlarına göre Saltukluların Oğuz topluluğundan ve Selçuklu hanedanına akraba olduğu kaydedilmektedir.

1-Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi,
2-Faruk Sümer, Selçuklular Devrinde Doğu Anadolu'da Türk Beylikleri
3-Veli SALTIK, Alevi Türkmen Tarihi ve Saltuklular
4-Abdulkerim Özaydın, "Saltuklular" (Akademik Makale)
5-Doç. Dr. Ali Ongül, "Saltuklular" (Akademik Makale)
Eserlerinde Saltukluların Selçukluların akrabası olduğu bilgilerine yer verilmiştir.

Ayrıca Gürcü kaynaklarında da Saltukluların Selçuklu hanedanının akrabası olduğu yazılmaktadır.
Buna göre Saltuklu Beyliği:
Oğuzlar / Üçoklar / Denizhanoğulları / Kınık boyuna mensuptur.

Umarım yardımcı olmuşumdur.
Sağlık ve esenlik dileklerimle..

TTK.



Erzincan/Tercan/Mamahatun Mahallesi sakinleri hangi boya mensup öğrenebilir miyim?

Cevaplarınizı merak ile bekliyorum.

Esenlikle kalın.

Benim soruma da cevap verirseniz sevinirim
9
SORU-CEVAP / Ynt: kürtleşmiş türkler var mıdır ?
« Son İleti Gönderen: Çağrıbey 20 Ocak 2020, 14:28:05 »
Merhaba arkadaşlar, Ben zaza kökenliyim aslen sivaslıyım annem balkan Türkü ( ailemin söylediğine göre) ama asyalılara benziyorum, çekik gözlüyüm burnum ve dudaklarım türklere benziyor ama uzun boyluyum. sizce kürtleşmiş türklerden olma ihtimali var mı herkes zazayım dediğimde şaşırıyor özellikle yabancılar moğol musun veya asyalımısın diye soruyorlar. Isteyene özelden fotoğrafımı atabilirim) yanlış anlamayın amacım ırkçılık değil. Sadece bir soru, iyi akşamlar :) ( tabi hepimiz Türküz ama kökenimi sadece merak ediyorum)

Neden Balkan Türk'ü yanınızı ve Türklük çağrıştıran tipolojinizi ikinci plana atıp zaza tarafınızı öne çıkartma gayretindesiniz ki?
Türk olarak dünya gelmek Tanrı'nın kişi oğullarına bahşettiği en büyük nimettir.
Tabii salt Türk olarak doğmak yetmez.
Türk doğmak bir şanstır, ancak önemli olan Türk kalabilmektir.
Türk kalmak için Türk gibi düşünmek, Türk gibi yaşamak ve Türk gibi yüksek ülküler peşinde koşmak gerekir. Yani dilde, işte, fikirde, amaç ve erekde de Türk olmak lazım.
Soyu, sopu katışıksız Türk olduğu halde fikren ve vicdanen başka yerlere kayanları Türk sayabilmek olanaksızdır.

Sorunuzla ilgili olarak aşağıda köprülerini vereceğim otağ başlıklarından gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz.

Oğuz Boylarına Mensup Toplulukların Yaşadıkları Yerler

ANADOLUDA YERLEŞEN TÜRK BOYLARI VE YERLEŞTİKLERİ BÖLGELER

TARİHTE TÜRK BOYLARI

Kürtlesmis Türkmenler?

Ayrıca ileti ekine Oğuz boyları ve Afşarlarla ilgili iki dosya ekledim. Bu dosyaları bilgisayarınıza indirerek ayrıntı olarak okuduğunuzda daha çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Çağrıbey.
10
GÜNCEL / Ynt: Siyasal İslamcılığın Beslendiği Kaynaklar!
« Son İleti Gönderen: Çağrıbey 20 Ocak 2020, 14:13:49 »
Otağımızın izleyici ve konuklarına yine otağımızın başka bir sayfasında yer alan ve bu konuyla yakından ilgili olan:

FETHULLAH GÜLEN DGM DOSYASI FETÖ

Adlı konuyu takip etmelerini öneririz.

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla...
Çağrıbey.

 
Sayfa: [1] 2 3 ... 10