Son İletiler

Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10
81
GÜNCEL / HAYIF BANA YAZIK BANA VAH BANA
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 16 Şubat 2019, 19:00:37 »

HAYIF BANA YAZIK BANA VAH BANA

Halk Ozanı Aşık Mahsuni Şerif, Nevşehir'in Hacıbektaş İlçesi'nde toprağa verilirken, Aşık Mahsuni'nin yakınları, TBMM Başkanı Ömer İzgi, Meclis Başkanvekili Kamer Genç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Eski CHP Milletvekili Fikri Sağlar, Kahtalı Mıçı, Kıvırcık Ali, Musa Eroğlu, Belkıs Akkale, Edip Akbayram, İlyas Salman, Eşber Yağmurdereli, Alevi Dernekleri temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.
El Cezire (Arap Televizyonu) Umre'ye gittiğinde aşırı doz Viagraya bağlı olarak Medine'de kalp krizi geçirip hayatını kaybeden gazeteci Hasan Karakaya'nın cenazesine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, Karakaya’nın ailesi ve yakınları, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan yardımcıları Numan Kurtulmuş ve Lütfi Elvan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bazı milletvekilleri, "Kemal Efendi" diye tanınan Kemal Hut, İstanbul İl Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, Anadolu Ajansı İstanbul Haberleri Editörü Hüseyin Altınalan, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu, Abdurrahman Dilipak, Ersoy Dede, Melih Altınok'un da aralarında bulunduğu gazeteciler de saf tuttu.
Ve Ozan Arif’in cenaze töreni, Ülkücü olarak  Mansur Yavaş, İyi Parti Gen. Bşk. Meral Akşener, Koray Aydın, Samsun Belediye Büyükşehir Başkanı Zihni Şahin, Hayati Tekin, Erhan Usta, MHP Samsun İl Başkanı Abdullah Karapıçak, ahde vefa diyerek cenaze törenine katılmama yasağını görevinden istifa ederek dinlemeyen Ülkü Ocakları Çarşamba Ocak Başkanı İlhan Arıcı, AKP Samsun İl Başkanı Ersan Aksu ve Bozkurtlardan oluşan Türk Milleti mahşeri bir kalabalık oluşturmuştu.  Ahmet Yılmaz geldi sanat camiasından, İsmail Türüt ve bir de Uğur Işılak. Oysa gözler ve gönüller çok farklı kişileri boş yere aradı ama yoklardı, gelmemişlerdi.
Sol düşünce kalemi Selçuk Haznedar; ‘’ Belki de Nihal Atsız damarıydı. Sultan Galiyev, Ziya Gökalp, Nurettin Topçu, Cemil Meriç damarı. Kuvayi Milliye damarı, yurtseverlik damarı. İşte bu ayrışmada bir çok namuslu, yurtsever ülkücüyle birlikte tavır aldı Ozan Arif. Son yazdığı bir şiirde şaşırtıcı bir ustalıkla ihaneti ve iktidarını anlatıyordu. Bir duruşu, bir kaygısı, vicdanı olan idealist insanlardandı. Anti emperyalistti. Devşirilmedi. Zulme- sömürüye-ülkeyi satanlara karşıydı. Türkiye namuslu bir çocuğunu, bir yurtseverini kaybetti. Rahmet olsun" diyerek son görevini yaparken onurlu insan olmanın sağ ile sol ile ilgisi olmadığını ispatlamış oldu.
Ahmet Türk adlı PKK terör destekçisine geçmiş olsun dileklerini ileten, Zürriyetsiz diyene sınırsız destek veren sonra ‘’Adam Sandım’’ diye Ozanca yürekle yanlışları dile getirdi diyerek Ozan Arif’e  kızıp  cenazesine rahmet dilemeyenlerin, ölümünü adeta eğlence düzenleyerek kutlayanların söylemlerindeki dava’ya ne kadar inanabiliriz ki.
Ozan Arif'in cenazesi,  Ozan ile Şarkıcı farkını bir kez daha ortaya çıkardı Siyasetin dava olmadığını, siyasetin iktidar mücadelesi olduğunu, eleştiriye tahammül olmadığını da ortaya çıkardı. Hatta Vefa denen duygu, Dava denen duygu, Adamlık denen vasıf Ozan Arif'in cenaze töreninde, anlatılmadan yaşanarak ders olarak Türk Milletine son bir kez daha anlatılmış oldu.
Bu gün popüler olan siyasetçiler, sanatçılar yarın teker teker unutulacak ama Ozan Arif Türk Milletinin yüreği olarak hep yaşayacak. Pir Sultan'ı herkes güzel hatırlıyor, Hızır Paşa'yı küfürle. Ozan Arif'i tarih güzel hatırlayacak ama kindarları hatırlamayacak.
Kardeşlik yok, Vefa yok, Ülküdaşlık yok. Ben şimdi hangisine yanayım.
Türkmen Ozanı Yunus Emre, yüzyıllar öncesinden ne güzel özetlemiş:
‘’Hayıf bana yazık bana vah bana’’
Uğurlar olsun, atalar yoldaşın olsun, Tengri seninle olsun Ozan Arif.

Adil ÖZTÜRK
82
GÜNCEL / KOPUZDAN BİR TEL DAHA KOPTU
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 13 Şubat 2019, 21:52:40 »
KOPUZDAN BİR TEL DAHA KOPTU
‘’Arif der ki: bunca yıl ay’’
‘’Geldi geçti vay dünya vay’’
‘’Yaşamaksa yaşadım say’’
‘’Aha geldim, gidiyorum’’

Ozan Arif’i ilk kez 1977 de ‘’Türkçüler Gecesi’’nde Aksaray (68) a geldiğinde tanımıştım. ‘’Türkçüler Gecesi’’nde görevli geçlerden biri idim ve Ozan Arif ile rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’i yakından tanıma fırsatı yakaladım hatta rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in elini öpmüştüm. O yıllar MHP nin gerçek kimliğinden uzaklaşmadığı Bozkurtların yuvası olduğu yıllardı. Her ne kadar 1969 Adana Kongresinde Sentezcilik tuzağı kurulmuş olsa da MHP hala Bozkurtların yuvası idi ve Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Hüseyin Nihal Atsız gibi Türkçü ışıklarla aydınlanıyordu. Aradan geçen yıllar içinde MHP değiştikçe değişti. Geçen zaman sürecinde rahmetli başbuğ Alparslan Türkeş’i 1995 de Afyonkarahisar’a bir İftar yemeğine geldiğinde tekrar yakından görüp elini öpmek nasip oldu ve yine beraberinde gelen Ozan Arif ile sohbet etmek imkanını yakaladım. Aradan geçen onca çalkantılı süreç Ozan Arif’in yüreğindeki Turan sevdasının ateşini söndüremedi.
Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün sonsuzluğa gidişinden sonra gerçekten Türk Milletine kendini adamış iki insanı yakından tanıma onuruna erişmiş olmanın mutluluğunu hala yaşamaktayım.
Ozan Arif yüreğindeki ‘’Turan Ülküsü’’ ile yaşamış ve Turan Ülküsünün aşkı ile ölmüş gerçek bir ozandı. Ozan olmanın gereği olan doğruları söylemenin sivri dilli olmak olduğunu ve kendi şahsına vereceği zararı bile bile ozanlığın gereğini son nefesine kadar yaşadı, Türk Milletinin yüreği oldu, dili oldu. Kimse çamur atmaya kalkmasın ki Ozan Arif kadar Türk Milletine hizmet verilse idi şimdi bu sıkıntılar yaşanmazdı.
Bu gün (13.2.2019) Türk Milletinin yüreğinin sesi olan kopuzdan bir tel daha koptu. En acı olanı da sonsuzluğa giden Türkçü ışın yeri maalesef doldurulamıyor. Türk Milleti her gün biraz daha sahipsiz, Türk Milleti her güm biraz daha ışıksız kalıyor. 
Ozan Arif sonsuzluğa gitti. Ruhu şad, durağı uçmak olsun.
Türk Irkı var Olsun.

Adil ÖZTÜRK
83
GÜNCEL / GÖRMEK İSTEMEYEN GÖZE IŞIK NE FAYDA
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 11 Şubat 2019, 17:48:41 »
GÖRMEK İSTEMEYEN GÖZE IŞIK NE FAYDA

Yerel Seçim tarihinin belirlenmesinde bile tuhaflık var. 31 Mart tarihi, Türk Milletinin hafızasında birçok olumsuzlukların olduğu bir tarihtir ama buna takılmayacağım. Esas dikkatimi çeken, 31 Mart 2019 Yerel seçimlerdeki ülke atmosferi.
Sanki, Can Yücel’e adanmış bir seçim havasında süreç işliyor. Ne demişti Can Yücel; ‘’Ülke bölünsün istiyorum. Yandaş, yalaka ve yavşaklar bir tarafa. Onurlu, şerefli, üreten emekçi insanlar bir tarafa.” Bu seçimler de tam bu slogan niteliğinde. Ülke iki oluşum ile seçime giriyor. ‘’Cumhur İttifakı’’ ve ‘’Millet İttifakı.’’ Her iki taraf ta birbirini ihanet ile suçlamakta, her iki taraf ta eli kanlı PKK terörü ve Fetö denen Dinci Terörünü malzeme olarak kullanmakta. Oysa uzun yıllardır ülkenin istisnasız tüm kesimleri hem PKK Teröründen hem Fetö Dinci Teröründen yeterince zarar gördü ve görmekte. Kimsenin kimseye bu iki melaneti yamamasına gerek yok. Kim kimin ne olduğunu biliyor. Boşuna ‘’Tencere dibin kara seninki benden kara’’ edebiyatı yapmayalım.
Ülkenin başında bir de Suriyeli Mülteci belası var ki Türkiye de geleceğin en büyük terörü olma yolunda. Öyle ki PKK Terörü ve Fetö Dinci Terörünü ikiye katlayacak derecede tehlikeli. En az İki milyon Ermeni Suriye’den mülteci kimliği ile Türkiye’ye girmiş durumda. Zaten üretim ekonomisinden vazgeçilmiş, doksan beş yıllık Cumhuriyet Türkiye’si birikimleri olan sanayii yatırımları satılıyor, verimli tarım arazileri yabancıların dolarlarına peşkeş çekiliyor, bol bol tüketim ekonomisi uygulanıyor.
TBMM de; herkes dindar oldu, Allah, kitap, kutsallık üzerinden siyaset yapılıyor. Sanki siyasetçi değil, hoca efendiler, hacı efendiler sanırsın. Milliyetçilik ise zaten seçim dönemlerinde siyasetçilerin bir numaralı malzemesidir.  Enflasyonun sorumluları: Dış güçler, Pahalılık: Marketlerin suçu, Faizler: Bankaların suçu.
Türkiye’deki devlet ve özel üniversitelerde onca Ekonomist, Mühendis, Botanikçi, Tarım ve Hayvancılık üzerine uzman mezunlar veriliyor. Bunlardan mezun olanlar hiç mi üretim projesi geliştirmiyor. Hiç mi yerli otomobil, yerli uçak, yerli bilgisayar, yerli cep telefonu projesi ortaya konmuyor. Siyasetimiz üretip satmak üzerine değil de hazır olanı tesisleri satmak ve tüketim üzerine yoğunlaşıyor.
Sahi gelişmiş dediğimiz ülkelerin parlamentolarında da bizde olduğu gibi din ve milli konular üzerine mi siyaset mi üretiliyor yoksa bilim ve teknoloji projeleri mi üretiliyor?
Bir gün, TBMM de bilimin, teknolojinin ve sanayi de kalkınmanın projeleri üzerine olumlu tartışmaların, muasır medeniyet seviyesini yakalama heyecanının yaşandığı atmosferi görebilecek miyiz?
Kutsal Kitabımız ‘’OKU’’ diye başlamasına rağmen okumayan, dedikodu yapan, üretmekten uzak, tüketmeyi seven bir toplum olduk. Beyazıd-ı Bistami’nin güzel bir sözü vardır ‘’ Gayesi hak (okumak) olmayanın rehberi şeytandır.’’ der. Hiç kimseyi sorgulamadan önce nefis muhasebesi yaparak tercihlerimizden dolayı kendimizi sorgulamamız gerekmez mi. Çünkü; ‘’Hayatımız yaptığımız tercihlerin toplamıdır.’’


Adil ÖZTÜRK
84
GÜNCEL / ANDIMIZ'A ÇEKİMSER KALMAK
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 07 Şubat 2019, 20:26:57 »
ANDIMIZ’A ÇEKİMSER KALMAK

Oylama sonucuna acı acı güldüm. MHP, TBMM deki Andımız Oylamasına (EVET) diyemedi. PKK ile saf tuttuğu iddia edilen CHP Andımız’ın okullarda okutulmasına destek verdi, güya Türk Milliyetçiliğin kalesi görülen MHP Andımız’ın okullarda okutulmasına çekimser kaldı. Kimin kiminle ittifak yaptığı görücüye çıkmış oldu. ‘’Andımız’ı okutmazsam namerdim’’ dyen MHP ‘’Görmedim’’, ‘’Duymadım’’, ‘’Bilmiyorum’’ u oynadı. MHP’ye sormak gerek Andımız’daki hangi cümle sizi rahatsız etti de çekimser kaldınız? AKP’de seçim sonrası kalıcı bir Açılımın rayları döşenmekte, aynı zamanda kamuoyu oluşturulmaktadır.
Kuruluşunun ellinci yılını kutlayan MHP’yi kurucu Genel Başkanı ’’Ülkücü olup ta Atatürk'ü sevmeyen kişiler, Ülkücülüğün temel anlam ve prensiplerini kavrayamamış insanlardır’’ diyen rahmetli Alparslan Türkeş bile tanıyamaz bu hali ile.
Bir ‘’Beka’’ sözü dolaşmaya başladı ama eğer bir millet, millet olma vasıflarını oluşturan milli değerlerini yitirmişse, ülkesinin kuruluş felsefesine sahip çıkamıyorsa bir toplumun zaten beka diye bir olayı kalmamıştır ki sorunu olsun.
Başbuğumuz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ‘’Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir’’ uyarısını görmezden gelerek, Irak’tan, Afrika’dan, Suriye’den mülteci, din kardeşi adı altında farklı kimliklerde yığınlar getirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuru Türk Milletine melezleşme hastalığını bulaştırmak suretiyle Ümmetleştirmek hırsı ile Türk Milletini hızla melezleştirmek, beka sorunu değilse nedir beka sorunu. Ümmetleşen hangi topluluk bağımsız bir devlet olarak kendini devam ettirebilmiştir? ki hepsi de emperyalistlerin işgali altında sömürülmekteler.
Suriye'den mülteci kılığında Türkiye'ye gelerek yerleşen en az iki milyon Ermeni için neden kimse bir şey demiyor da, Andımız rahatsızlık veriyor? Daha neyin bekasını tartışacağız?
‘’Beka’’ derken, önce ‘’Beka’’nın adını koymak gerekmez mi?
Millî değerler ayaklar altına alınmakta.  T.C.nin kurucuları kötüleniyor aşağılanıyor.  T.C.yi kuran ana unsur Türk Milleti, din baskısı ile kimliksizleştiriliyor.  İnsanlar, günaha girerim, hain damgası yerim korkusu ile baskı altına alınıyor, fabrikalar, topraklar satılıyor, tarıma kota konuluyor, hayvancılık öldürülüyor, eğitim kurumları bilimsellikten çıkıp dinsel kimliğe dönüşüyor, üretim gittikçe azalıyor, bunun aksine tüketimde aşırı bir hızlanma söz konusu, insanlar kredi kartları aracılığı ile küresel sermayenin gönüllü köleleri durumuna düşmekte. En tehlikelisi de toplum kutuplaşmakta, birbirine düşman hale getirilmekte.
Şimdi tekrar sormak gerek, Andımız’daki hangi cümle sizi rahatsız etti.  Beka sorunu mu var koltuk sorunu mu var.
Adil ÖZTÜRK
85
GÜNCEL / BEKA VE IĞDIR
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 03 Şubat 2019, 18:09:10 »
BEKA VE IĞDIR

İyilik, yiğitlik, ululuk, büyüklük, bahadırlık anlamına gelen Iğdır, Ermenistan sınırında yiğit bir Bozkurt duruşunu sergileyerek Türk milletine güven vermektedir.
2014 Yerel Seçimlerinde Ermeni-PKK ittifakı ile HDP 18 bin 168 oyla Iğdır’da birinci parti olarak çıkarken, başarısız bir strateji sergileyen MHP 17 bin 442 oyla ikinci, AKP ise 4 bin 490 oyla üçüncü parti olmuştu.
Bütün siyasi çevrelerin kazanabilmek için ‘’Beka’’ diye adlandırdıkları kazanmak stratejilerinde Iğdır belki nüfus olarak küçük ama jeopolitik konumu itibari ile gerçekten beka meselesinin ciddi olarak düşünülmesi gereken bir sınır şehridir.
Ermenistan’a karşı Bozkurt duruşu ile set vururken Azerbaycan Türkleri ile Nahcivan bağlantısı dolayısı ile gerçekten çok önemli bir konumda. Bu konumundan dolayı yüzyıllarca Türkmen, Ermeni hakimiyet çatışma alanı olmuştur. Ermeniler 1900 lü yıllarda Rusların desteği ile Türk soykırımı yapmalarına rağmen Iğdır’a hakim olamayarak kaybetmelerine rağmen Iğdır üzerindeki emellerinden vaz geçmemişler bu sefer de PKK Terör Örgütü aracılığı ile Iğdır’a hakim olmaya çalışmaktadırlar.
Geçmiş dönemde İçişleri bakanlığı da yapmış olan sn. Akşener bu gerçeği gördüğü için particilik kompleksini bir tarafa bırakarak önce Türklük bilinci ile Türk Milliyetçiliğinin bayrağı olan MHP’nin elini güçlendirmek için Iğdır’da İyi Parti olarak aday çıkarmamıştır.
Oysa her platformda ülke bekası için birlik ve beraberlik mesajları veren MHP ve AKP ne hikmetse Ermeni-PKK terörünün kazandığı Iğdır’da tek aday ile girmeyip, ayrı ayrı aday çıkartarak seçime girmekteler. Eskile bu gibi duruma ‘’Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’’ derdi. Aynı yanlışa düşmeyen sn. Akşener ve partisini bu dürüst ve milliyetçi davranışlarından dolayı kutlamaktan başka ne yapılabilir ki?
Artık bundan sonra, yıllarca onurlu mücadelesi ile ispatlamış olduğu milliyetçiliğinden zerre şüphe duyulamayacak kadar mert insan Sinan Ogan’ın çabalarına destek olmak zamanı.
Beka zamanı ise işte beka işte Iğdır, birlik zamanı ise işte birlik, Türklük zamanı ise İşte Türklük.
NOT: Herhangi bir siyasi parti taraftarı değilim. Sadece Türk Milliyetçisiyim.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’

Adil ÖZTÜRK
86
GÜNCEL / Şehit Kardeşim Yüzbaşı Yunus Çelebi
« Son İleti Gönderen: atsizcerisi 30 Ocak 2019, 08:33:45 »


Şehit kardeşim için kaleme alınan bir yazıyı paylaşmak istedim ,Ayrıca kardeşimle ilgili instagramda hergün bir resim paylaşmaktayım  takip etmek isteyenler bu hesabı m.celebi5021 takip edebilir.

Kardeşim Şehit Yüzbaşı Yunus Çelebi  Şırnak’ta, 11 Haziran günü PKK'lı teröristlerle girilen çatışmada yaralandıktan sonra tedaviye alındığı Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (GATA)  Ramazan Bayramının 2. günü  16 Haziran 2018’de   şehit olmuştur.  Şehidin babası Kemal Çelebi  ve kardeşleri şehidin Türk bayrağına sarılı tabutu başından hiç ayrılmadı. Şehit Yüzbaşı Yunus Çelebi (33), memleketi Erzurum'da Ramazan Bayramının üçüncü günü  17 Haziran 2018’de babalar gününde babasının üzgün bakışları arasında törenle  kara toprağın kara bağrına emanet edildi. Bir babanın babalar gününde yaşayabileceği en büyük acıyı şehit Yüzbaşı Yunus Çelebi’nin babası Kemal Çelebi yaşadı. O baba, başka babalar evlatsız kalmasın ,babalar gününde büyük acılar yaşamasın diye  evladını cennete uğurladı. Bu dünyada bir daha şehit evladını göremeyecek, bir daha sesini duyamayacak, bir daha ona dokunamayacak. Zor ama gururlu günler yaşayacak, yine de acısı hep tarifsiz kalacak. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Zor ama gururlu bir yolda yürüyecek.

     Şehit acısını yaşayan ve yüreğinde taşıyan bilir. Ödenen bedel vatan ve bayrak içindir. Bedeli ödeyenler ise sadece şehit düşen kahramanlar değil, o kahramanların anneleri, babaları, eşleri, çocukları ve kardeşleridir. Zannedilmesin ki, şehit düşenlerin acısı unutulur. Kaç yıl geçerse geçsin şehit acısı o yüreklerde hep yaşanır. Şehit acısı bazen insanın yüreğine öyle düşer ki çifte acı yaşatır. Bir babanın babalar gününde, bir annenin anneler gününde bir eşin sevgililer gününde ya da bayramlarda  şehadet şerbeti içmesi şehit acısını ikiye katlar. Erzurumlu şehit babasının yaşadığı şehit acısı maalesef o büyük  acılardan birisidir. Oysa ki, o baba her baba gibi evladı tarafından babalar gününde hatırlanacak idi. O baba, evladı tarafından babalar gününde hatırlanınca baba olmanın tadına varacaktı. Ne acıdır ki, PKK’lı hainler o babamızın yüreğinde şehit ateşi düşürdüler. O baba bundan böyle babalar gününde şehit oğlunu toprağa veren bir baba olarak hatırlanacak. Ne yazık ki o şehit  babası için babalar günü acı bir gün olarak hep hafızalarda kalacak. O şehit babasının yaşadıklarını kelimelerle anlatmak mümkün olmayacak. Vatan için, bayrak için evlatlarını feda eden  ve sonrasında vatan sağ olsun demeye devam eden babalarla gurur duyulur. Bu yüzden  babalar gününde şehit oğlunu kara toprağa veren babaya minnettarız. O babanın  kahraman evladı benim için, senin için, bizim için ,hepimiz için şehit düştü bunu asla unutmayalım.

     Güle güle Erzurumlu şehit Yüzbaşı Yunus Çelebi. Senin fedakarlığın, senin kahramanlığın, senin vatanseverliğin hepimize örnektir.  ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü düşündün. Sen gerçek bir kahraman ve gerçek bir vatan evladısın. Senin fedakarlığın Türk milletine büyük bir destandır. Şüphesiz unutulmayacaksın, unutursak, kanımız kurusun. Şehidim ruhun şad mekanın cennet olsun. Sana ve ailene milyon kere minnettarız.
87
GÜNCEL / KARŞILIKSIZ İYİLİK
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 28 Ocak 2019, 22:01:59 »
KARŞILIKSIZ İYİLİK

Bir defasında pazara giderken, yaşlı bir amcanın, pazar arabasına ip bağlayıp, o ipi de boynundan geçirip, sürükleyerek pazardan döndüğünü görmüştüm. Amcadan müsaade isteyip, arabasını evine kadar taşıdım. Amcanın pazar arabasını evine kadar götürdükten sonra kendi Pazar alış-verişimi yapmaya gittim.
‘’insanlar sevilip sayılmak için yaratmış, eşyalar kullanılmak için.’’ Bu sözü bir yerde okumuştum beni gerçekten çok etkiledi.
Aslında toplum olarak çağın yeniliklerine kendimizi o kadar çok kaptırdık ki içinde yaşadığımız toplumu gerçek anlamda göremeyecek hale geldik. Buna ister bencillik deyin, isterseniz hayat şartları deyin. Hiç bir bahane yaşadığımız toplum içinde yapmamız gereken ama unuttuğumuz görevlerimizi yapmamıza engel olamaz.  Toplumumuzu tekrar iyiliksever bir hale getirmek çok kolaydır. Yalnız yaşayan ve pazar/market alışverişini fiziksel olarak yapamayacak durumdaki yaşlıların alışverişini yapabiliriz. Bize maliyeti sadece az bir zamanımızı feda etmemiz olacaktır. Önce ihtiyaç sahiplerini belirleyip, sonra da gönüllüler, müsait oldukları zamanlar ve destek verebilecekler semtler belirleyebiliriz ve sonrasında sadece tabloda eşleştirme yapılarak yardıma muhtaç insanlara yardım ederek insan olma erdemimizi içimizde hissedebiliriz.
Bir de, Tinerci (Uyuşturucu madde bağımlısı) ve sokak çocuklarının topluma kazandırılması olabilir ki, hem o çocuklar için hem de toplum için en büyük iyilik olacaktır.
Bir de barınaklardaki o sevimli masum hayvanlar. İmkan sahibi kişilerce o sevimli hayvanların sahiplenilmesini sağlamak belki de insan olmanın en büyük erdemlerinden birisidir.
Yunus Emre ne güzel özetlemiş, ‘’ Yaradılanı hoş gör Yaratan ötürü’’  Gerçek manada insan olmak için yaradılanları karşılıksız sevmek işte huzurun tılsımı bu olmalı. Karşılık beklemeden yapılan iyilik, iyilik yapana da, iyilik yapılana da huzur verir. Karşılıksız iyilikte nüfuz, riya, makam için bir yere gelmek gibi bir amaç yoktur. Sadece Allah rızası vardır. Eskiler ‘’Bir elin verdiğini diğer el bilmemeli’’ derdi.
Dünya değişebilir, insanlar değişebilir, kültürler değişebilir hatta insanların inandığı dinler bile değişebilir ama insan olma vasfımız olan merhamet duygumuz asla değişmez. Yeter ki merhamet duygumuzu kendi içimizde öldürmeyelim.
Belki de yapacağımız en büyük iyilik; Kimseye gülmeyip ve Kimseyi kınamamaktır.
Kısaca; İnsan olmak çok zordur. İyilik yaparken psikolojik sağlığınızı bile kaybedebilirsiniz. Vicdansız olmak insan olmaktan çok daha kolaydır. Seçeneği biz yapacağız. Vicdansızlığı seçerek yaşamakta elimizde, her türlü şartlara direnerek insan olmak erdemine sahip olabilmekte elimizdedir.
Yunus Emre’nin dediği gibi; ‘’Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz.’’
İyi olalım, iyi kalalım. Esenlikler.

Adil ÖZTÜRK
88
GÜNCEL / SON CİHAT FETVASINDAN BU GÜNE
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 19 Ocak 2019, 12:01:05 »
SON CİHAT FETVASINDAN BU GÜNE

Birinci Dünya Savaşı'na girilirken, Osmanlı Devleti olarak son resmi cihadı; (1914'ün 14 Kasım)ında ‘‘İslam'ın düşmanlarına’’ Cihad-ı Ekber Fetvası  ile ‘’Cihat İlan Ettik’’ ama fetvamız bir işe yaramadı. İslam dünyasının bir bölümü burnumuza bize karşı yazılmış bir başka ‘’Cihat Fetvası’’ dayadı, Hıristiyanların yanı sıra Müslümanlar ile de savaşmak zorunda kaldık ve bu fetvalar savaşı on binlerce Türk askerinin canına mal oldu.
Birinci dünya savaşını tetikleyen nedenlerin başında her ne kadar Avrupa’daki reform hareketleri gösterilse de insanların milliyetçi duyguları ön plana çıkmaktaydı ve bu milliyetçilik duygularının harekete geçmesi birinci dünya savaşını başlatmıştı. Birinci Dünya Savaşı sonunda hanedanların hüküm sürdüğü İmparatorluklar yıkılmış yerine ulus devlet esasına dayalı birçok devlet kurulmuştu. Osmanlı devleti de bu gelişmelerden etkilenmiş ve Hıristiyan Avrupa’daki topraklarını kaybettiği gibi Müslüman Ortadoğu’daki topraklarını da kaybetmiştir. Osmanlı devleti (24 milyon km2)yi bulan topraklarından Anadolu diye tabir edilen (814.578 km2)lik bir alana kadar inmişti. Emperyalistler bu küçük toprak parçasını da Türklere layık görmedikleri için Türkleri Anadolu’dan da tamamen atmak için Çanakkale’ye çıkarma yapmaya kalkmışlar ama karşılarında ummadıkları bir Türk direnişi sonunda yenilmişlerdir. Bu ölümcül gelişmeler karşısında çaresiz ve sessiz kalan Osmanlı padişahından ve İslam Halifesinden ümidini kesen Türk milletine Çanakkale Zaferi adeta can simidi olmuş, Türk Milletini yüzyıllarca süren uyuşukluk uykusundan uyandırmıştı.  Zümrüdü Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğan Türk Milleti, artık silkinmeye başlarken emperyalistlerde boş durmamış Türk yurdunu işgale başlamıştı. ‘’Ya İstiklal Ya Ölüm’’ diye ayağa kalkan Türk Millet (19 Mayıs 1919) da başlayan amansız bir savaş sonunda (24 Temmuz 1923) tarihinde imzalan Lozan Barış Anlaşması ile Hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm dünyaya karşı kendisini tescillemiş oluyordu. Artık ‘’Türkiye Türklerin’’di ve bunu tüm dünya da kabul etmişti.
Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi ‘’Türkçülük’’tü. Bunu pekiştirmek için T.C. Devletinin paralarında ve pullarında Bozkurt amblemi kullanılmaktaydı. Ayrıca Seküler bir Milliyetçilik anlayışı ile devlet destekli özel sektör sermayelerince üretime dayalı fabrikalar kurulmaya başlanmıştı. Savaştan yeni çıkılmış olmasına rağmen Yolcu uçağı üretimine başlanmış ve dünyadaki uçak üreten (5) ülkeden birisi T.C. olmuştu. Demiryolları ile yurdun dört bir yanı demir ağlarla örülüyor, bilim, sanat, spor, edebiyat, tekstil, tarım, sanayii hamleleri mucize derecesinde başarılı bir şekilde devam ediyordu. T.C.nin bu hızlı kalkınma hamleleri birilerini rahatsız etmeye başlamıştı. Birkaç kez T.C. devletinde etnik isyan çıkarma çabaları ve dini kalkışma çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
O kara gün (10 Kasım 1938) adeta Türk mucizesini sekteye uğrattı. Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK artık sonsuzluğa gitmişti. Yerine gelen iktidarlar ne yazık ki aynı Türklük şuurunda olamadılar. Türk Milletinde Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK ile uyanan Türkçülük şuuru dalga dalga yeni nesillere aktarılırken iktidar sahipleri emperyalist güçlere yavaş yavaş boyun eğmeye başlamışlardı. İktidar ile halk ilk kez ciddi olarak (1944 Türkçülük Olayları) diye adlandırılan yargılama sürecinde karşı karşıya gelmişlerdi. Türk Milleti Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK’ün tekrar kazandırdığı Türklük kimliğini koruma savaşı ile karşı karşıya idi. (1969 Şubat)ına gelindiğinde yargılamalar durduramadıkları Türkçülük uyanışı yeni bir şok daha yaşayacaktı. Adana’da iki gün süren değişim kongresinde Türkçülerin simgesi "Tanrıdağı"nın yanına, İslamiyet’in simgesi "Hiradağı" eklenip yeni bir slogan üretilmişti: "Tanrıdağı kadar Türk, Hiradağı kadar Müslüman.",  "Tanrı Türk’ü Korusun" parolasının yerini de "Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın" almıştı. Türkçüleri asimile etmek için İslam dini kullanılmaya başlanmıştı. Son dönem Türkçülüğün ateşli savunucusu Hüseyin Nihal ATSIZ ve arkadaşları partiden tasfiye edilmişler, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olmuş, "Bozkurt" sembolü, yerini "Üç Hilal"e bırakmış. "Bozkurtlar", "Ülkücüler"e dönüştürülmüştü. Artık, "Türkçü" yerine "milliyetçi" denilecekti. MHP Genel Başkanı olan Alparslan Türkeş bir müddet sonra ‘’Hac’’ vazifesini yaparak ‘’Hacı Başbuğ’’ olmuştu.  Türkçülükten Ülkücülüğe dönüştürülen geçler otobüslere bindirilip Adıyaman’daki Nakşibendi Menzil Şeyhi’nin elini öptürülmeye götürülüyordu. Parti binalarından yavaş yavaş ATATÜRK resimleri indirilmeye başlanmıştı. Hüseyin Nihal ATSIZ’ın, Ziya GÖKALP’in kitaplarının okunması yasaklanmış sadece Seyit Ahmet ARVASİ’ye yazdırılan ‘’Türk-İslam Sentezi’’ kitap okutularak Türkçü gençlik Ülkücü olarak yeniden dizayn edilmeye başlanmıştı. Bu yeni oluşum için Türkçülere gözdağı vermek amaçlı olarak Ankara’da Ali BALSEVEN isimli Türkçü bir Üniversite öğrencisi öldürülmüştü. Ali BALSEVEN sıradan bir Türkçü’de değildir. Namıdeğer ‘’Biber Ali’’ 1969 Adana Kongresinde tarihteki on altı bağımsız Türk devletini simgeleyen on altı bayrağı taşıyan idealist Türkçülerden biriydi. Türk Milliyetçisini Türk Milliyetçisine öldürtmüşlerdi.  Artık Türkçülük Türk Milliyetçileri arasında da öcü gibi algılanmaya başlanmıştı. Türk Milliyetçilerine bu fitneyi sokanlar bir yandan da ‘’Milli Mücadeleciler’’, ‘’Büyük Doğu’’, ‘’Milli Görüş’’ isimleri altında Arap Kültür Emperyalizmini Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yeşertmeye başlamışlardı.
Diğer yanda Komünist Rusya’nın sıcak denizlere inmek hayalleri için Türkiye Cumhuriyeti içinde oluşturmaya çalıştığı Komünist bir gençlik oluşmakta idi. Aslında Osmanlı devleti döneminde ‘’Amele Fırkası’’ olarak ilk kez filizlense de Kurtuluş Savaşı nedeni ile duraksamıştı. Sovyet Rusya’nın el altından desteğini alan Komünist örgütlenme kendilerini topluma Solcu, Halkçı, Devrimci olarak sunmakta ve ‘’Bağımsız Türkiye’’ sloganını kullanmakta idiler. Birçoğu samimi düşünce ile fırsat eşitliğini savunsa da içlerine Kürtçü ve Ermeni Taşnak Örgütü militanları sızarak iyi niyetli olanları sabote ederek adeta bir sol terörü haline getirmişlerdi. Sol örgütlerin ‘’Bağımsız Türkiye’’ sloganına Ülkücüler de ‘’Milliyetçi Türkiye’’ sloganını kullanmaya başlamışlardı. İlginç olan ise  ‘’Milli Mücadeleciler’’, ‘’Büyük Doğu’’, ‘’Milli Görüş’’ adını kullanan dini yapılanmadakilerin hiçbir sloganı veya belirgin özelliği yoktu. Adeta hayalet birer yapılanma görünümündeydiler. Esas amaç din ile kamufle edilerek hem Türklük bilincini yozlaştırılmak hem de Arap Hegemonyasını hakim kılarak melez bir toplum yaratmaktı. Bu sinsi amaçları için gayritürk olan Türkümsüler her şeyi kendilerine mübah görerek emperyalist güçler ile işbirliğine gitmişler bu işbirliklerini de kamufle etmek için ‘’Yavuz hırsız ev sahibini bastırır’’ misali ‘’Derin Devlet’’, ‘’Gladio’’ gibi etkenleri bahane ederek Türk Milletine istediklerini yaparak iktidara gelmişler ve iktidarlarını da devam ettirmişlerdir. (1980 in 12 Eylül) sabahı birilerinin ‘’Bizim Çocuklarımız’’ dedikleri bir karanlık darbesi; Türkçüler hemen hemen bitme noktasına gelmişti ama kendilerine Ülkücüyüm diyen Türk Milliyetçiler ve kendilerine Devrimci diyen Solcular için adeta kıyameti yaşatmıştı. Ülkücüler ve devrimciler kıyamda ilen birileri palazlanmakta, güçlenmek idiler. Türkiye’nin dört bir yanında ayrık otu misali kök salıyorlardı. Türklüğe ait ne var acımasızca yok ediyorlar din adına Arap Emperyalizmini yerleştirenlerin ihanetlerini zafere dönüştürme projeleri hazırlıyorlardı. Dışarıdan Arap, Süryani, Kürt, Ermeni ve Afrikalı Zenci getiriliyordu. Artık Türkiye Cumhuriyeti kurucusu olduğu Türklerin çoğunlukta olduğu Ulus devlet olmaktan çıkmaya başlamış Melez bir devlete dönüşmüştü. Bu dönüşüm Ülkücüleri Ümmetçiliği kabule, Devrimcileri de Burjuvalaşmaya ikna etmişti. Birinci dünya savaşında yıkılan hanedanlıkların yerini şimdi küresel sermaye hanedanlıkları almakta idi ve bu küresel sermaye hanedanlıklarının yerli işbirlikçileri İttifaklar oluşmaya başlamış, son Cihat Fetvasından bu güne unutulan Ümmet (Arap) ihaneti şimdilerde Hac ve Umre Turları ile yeniden necip millet safsatalarına ve Arap aşkına dönüştürülmeye başlanmıştı.
On binlerce yıllık tecrübe ve birikimi olan köklü Türk Kültürünün yerini bedevi Arap çöl adetleri almaktaydı.
Türkiye Cumhuriyeti yeni güneşlerin doğuşunda kimlere, nasıl ‘’Günaydın’’ diyecekti, bunu da ileriki günlerde göreceğiz.
‘’Tanrı Türkü Korusun!..’’

Adil ÖZTÜRK
89
GÜNCEL / GEP GEŞTEK
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 06 Ocak 2019, 22:48:46 »
GEP GEŞTEK
Türkistan yöresinin çok eski bir geleneği olan ve yemekli sohbet toplantısı anlamına gelen ‘’Gep Geştek’’ e davet edildik.  Türkistanlılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından organize edilen geleneksel ‘’Gep Geştek Toplantısı’’ çok muhteşemdi. Doğu Türkistan’dan gelen özgürlük ateşiyle yanan civanmert gençler göğsümüzü kabarttılar. Her biri ayrı bir Kürşad, her biri ayrı bir Bilge Han, her biri ayrı bir Osman Batur adayıydı. Doğu Türkistan Türklüğünün sorunları konuşuldu. Karınca kararınca Allah ne verdiyse bir şeyler geldi masaya yendi. Yemek esnasında bu gençler yine büyük bir ahlak ve fazilet örneği sergilediler. ‘’İşte Asil Türk Milleti’’ diye gururlandık. Yemek sonrası Kuran’ı Kerim okundu ve Peygambere, ashaba, sahabeye dua edildi ama edilen duada ne bir İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur vardı, ne bir Gan, Batur Mehmet Bakioğlu vardı, ne Alibek Hakim vardı, ne Mehmet Rıza Bekin Paşa vardı nede bizim duymadığımız ama Doğu Türkistan Türklüğü için şehit olmuş bir Türk ismi hep Araplar için dua edildi Araplara rahmet okundu. Elbette İslam içtihadı üzerine olduğumuzdan güzel bir şeydi yemek sorası Kur’an’ı Kerim okunması ve dua edilmesi. Ama yemek duasında bir an kendimi Suriyeli Mülteci Arapların veya Filistinli Mültecilerin yemeklerinde dua ediyormuşum gibi hissettim. Sözlerim yanlış anlaşılmasın ama bu yemek Doğu Türkistanlıların dayanışma yemeği idi ve yemek duasında Doğu Türkistan’ın milli kahramanı İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur anılmayacak, Nilka ayaklanmasının lideri Gani Batur Mehmet Bakioğlu anılmayacak, Doğu Türkistan’da başlayan istiklal hareketine katılarak Kazak ve Uygur Türkleri ile birlikte askeri ve siyasi mücadele veren Alibek Hakim anılmayacak, Doğu Türkistan Vakfını kurarak Doğu Türkistan Türklüğünün haklı mücadelesini dünyaya duyuran Doğu Türkistan Vakfı Kurucu Başkanı Emekli General Mehmet Rıza Bekin Paşa anılmayacak ne zaman anılacak. Elleri ve gönülleri Allah’a yönelmiş duayı pür dikkat dinleyen bu Kürşad ruhlu, Bilge Kağan ruhlu, İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur ruhlu Türkistanlı asil Türk gençleri bu anlarda İstiklal mücadelelerinin önderlerini bu dualarda anmayacaklar, onlara dua etmeyecekler de ne zaman o kahramanlarına dua edecekler bilecekler, bu kutlu davayı başlatan bu yiğitleri şimdi bilmeyecekler de, kalplerine şimdi koymayacaklar da o kahramanlarını ne zaman bilip, ne zaman kalplerine koyacaklar. Doğu Türkistan Mücadelesinin evveliyatını bilmeden sonrasını nasıl getirecekler. Allah Resulü Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde; ‘’Ahte vefa göstermeyenin imanı, emanete riayet etmeyenin (hıyanet edenin) dini yoktur.’’ Buyurmuştur. Doğu Türkistan’da Kürşad’ın, Bilge Kağan’ın, İsa Yusuf Alptekin’in, Osman Batur’un, Alibek Akim’in, Bani Batur Mehmet Bakioğlu’nun, Mehmet Rıza Bekin Paşa’nın emanetidir Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesi bayrağı.
Hukukta ‘’Usul ile uğraşırken esası kaybediyoruz’’ diye bir deyim vardır. Biz Doğu Türkistan Türklüğünün istiklal Savaşında, Doğu Türkistan Türklüğünü bağımsızlığa götürmemiz gereken mücadele vermemiz gerekirken şucu, bucu olmanın telaşında, kısam amaçların kazanımları telaşındayız. Milli kimliğimizi vurgulamaktan korkar bir vaziyet sergileyerek tamamen dini bir kimlik bürünmüş görünümündeyiz. Oysa esas olan Türk olabilmektir.  Türklük mecburiyetimizdir, bu mecburiyeti geri plana atarak dini tercihimizi hareket ekseni yapacak olursak asla başaramayız. İsrail’in Filistin’i işgali bunu en açık örneği değil mi.
Doğu Türkistan Türklüğünün Özgürlük mücadelesi sadece Türkiye Türklüğünün meselesi değildir, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Azerbaycan’ı içine alan bir ‘’Turan Davasıdır’’.  Dilde, Fikirde, İşte Birlikte hareket edilerek Doğu Türkistan Türklüğüne bağımsızlık kazandırılır. Bu nedenle Doğu Türkistanlı Türk kardeşlerimizin Arapça harfleri kullanmaktan vaz geçip bütün Türk kardeşlerinin kullandığı latin alfabesini kullanmaları ve dini ögelerin yerine milli ögeleri ön plana çıkarması gerekmektedir. (2019 Yılı) Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilen Kırgızistan’ın ‘’Oş şehrinde’’ Doğu Türkistan Türklerinin bağımsızlığı her yönüyle ele alınmalıdır. Doğu Türkistan davası sadece Türkiye’nin veya Doğu Türkistan’ın sorunu değildir, Türk Dünyasının Turan olma yolunda önündeki en büyük sınavıdır.
‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!..’’
Adil ÖZTÜRK
90
GÜNCEL / MERHAMETİMİ ÇALDIN
« Son İleti Gönderen: Adil ÖZTÜRK 29 Aralık 2018, 23:48:33 »
MERHAMETİMİ ÇALDIN

Zamanın birinde delikanlının birisi at çiftliğinin önünden geçerken gözüne bir tay ilişir. Bu taya adeta aşık olur. Çiftlik sabine varır ‘’- Bu atı bana sat’’ der. Çiftlik sahibi ‘’- Ver Beş bin altın tayı al’’ der. Delikanlı çiftlik sahibi ile el sıkışır yanındaki parayı da kaparo olarak verir beş bin altını kazanmak için yollara düşer. Gel zaman, git zaman aradan yedi yıl geçer ve delikanlı beş bin altını tamamlar çiftlik sahibine götürür verir beş bin altını tayını alır. Tabi tay da bu yedi yıl içinde tam bir küheylan olmuştur. Delikanlı sevinçle atına biner memleketinin yolunu tutar. Epey bir yol gittikten sonra hem kendi karnını hem de atını doyurmak için bir dere kenarında mola verir. Allah ne verdiyse çıkınındaki soğan ekmeğini yemeğe başlar ki, üstü başı yırtık, sersefil olmuş biri gelir ‘’- Selamünaleyküm delikanlı üç gündür boğazımdan lokma geçmedi bana da yiyecek bir şeyler verir misin’’ der. Delikanlı hemen toparlanır yabancıyı buyur eder. ‘’ – Aleykümselam amca, biz Türklerin töresinde düşküne yardım, olan yiyeceğimizi paylaşmak vardır gel Allah ne verdiyse birlikte yiyelim’’ der. İkisi birlikte yemeklerini yemeye başlarlar. Sonradan gelen açım, perişanım diyen, yabancının karnı doymaya başlayınca delikanlının atını gözüne kestirir. Delikanlının bir anlık gafletinden yararlanan yabancı atın üzerine biner ve oradan hızla uzaklaşır. Delikanlı yabancının atını çaldığını fark ettiğinde artık iş işten geçmiştir. Atını çalan yabancının arkasından; ‘’Açım dedin rızkımın yarısını verdim ona yanmıyorum,  atı almak için yedi yıl çalıştım yedi yıllık emeğimi çaldın ona yanmıyorum. O yedi yılda atı almak için beş bin altın biriktirdim şimdi o beş bin altını çalmış oluyorsun ona yanmıyorum, beş yıl aç, susuz kaldım çalıştım didindim altın biriktirip aldığım hayallerimin atını çaldın ona da yanmıyorum, (Merhametimi Çaldın) ona yanarım.’’ diye bağırmış.

KISSADAN HİSSE;
Yüce Türk Milleti Ülkesini istila eden düşmanları kanıyla, canıyla savaşarak ülkesinden kovduktan sonra yıllarca çalışıp didindiği, emek verip kalkındırdığı ülkesine aman dileyip gelenleri geri çevirmedi, merhamet etti ekmeğini-aşını paylaştı, evini, ocağını açtı. Ama o acınacak halde gelenler karınları duyunca yüce Türk Milletinin canına, malına, ırzına kastetmeye başladı. Yüce Türk milletinde de kim bilir ilerde vatanıma da kastederler endişesi oluşmaya başladı. Kucak açtıklarının nankörlükleri sonucu oluşan bu endişe yüce Türk Milletinin ‘’Merhamet duygusunu’’ zedelemez İnşallah. Yüce Türk Milletinin merhameti kadar hiddeti de yücedir. Aman dileyip gelen yabancılar artık tez zamanda ülkelerine dönerler de Türk Milletindeki yüce merhametin yerini Cehennemi hiddet almaz.
Girecek olan (2019) yılı tüm insanlık ve Yüce Türk Milleti için Mutluluk yılı, misafir olarak gelenlerin de ülkelerine geri dönüş yılı olur.
Mutlu Yıllar!..

Adil ÖZTÜRK
Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10