Gönderen Konu: TÜRKLERDE KADIN  (Okunma sayısı 14738 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aybala-Kün

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 48
Ynt: TÜRKLERDE KADIN
« Yanıtla #10 : 04 Aralık 2013, 17:40:45 »
Bütün bunlardan sonra Türk kadını erkeklere hizmet eder, Türk kadını evde oturur, konuşmaz, erkek ne derse onu yapar gibi söylemlerde bulunanlar var bir de. Elimin tersiyle bir güzel çarpmak istiyorum onların suratına. Cahillik öyle bir şey demek ki.

Çevrimdışı 4_hilal

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 401
Ynt: TÜRKLERDE KADIN
« Yanıtla #11 : 05 Aralık 2013, 00:32:38 »
Bütün bunlardan sonra Türk kadını erkeklere hizmet eder

Erkeklere ifadesi evet doğru değil belki de, lakin Türk kadını erkeğine yani kocasına hizmet eder tabi ki, ne var bunda :)
Evlenmeden önce, babasına ve öz erkek kardeşlerine de eder.

Yani yeri gelir erkekte karısına hizmet eder, feministliğin alemi yok Aybala-Kün kardeşim  ;D
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Milli Mücadele'de belli adlar var, onlardan başka nice kahraman Türk kadını varmış birkaç sene önce aldığım bir kitabı okuyana kadar,
bu kadar çok kadın kahramanlarımız olduğunu bilmiyordum.
TTK

Çevrimdışı KUTLUG

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 25
Ynt: TÜRKLERDE KADIN
« Yanıtla #12 : 05 Aralık 2013, 15:56:05 »
Yaradılış destanında Tanrıya ilham veren Ak Anadır. Destanlarımızda evlenmek istenilen kadın ata iyi bilen , kılıç kuşanandır. Kadın her daim erkeğinin yanında ve aynı çizgidedir ne bir adım önde ne de bir adım arkadadır. Kamcıllıkta kadın yedinci kat göktedir ve gök ve yerin evladıdır. Oğuz Kaan'ın eşlerinden biri hayat ağacından diğeri ise mavi ışıktan doğmadır. Kadın günümüzde layık olduğu yeri maalesef bulamamakta ve horlanmaktadır.

Çevrimdışı Aybala-Kün

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 48
Ynt: TÜRKLERDE KADIN
« Yanıtla #13 : 06 Ocak 2014, 23:22:32 »
Bütün bunlardan sonra Türk kadını erkeklere hizmet eder

Erkeklere ifadesi evet doğru değil belki de, lakin Türk kadını erkeğine yani kocasına hizmet eder tabi ki, ne var bunda :)
Evlenmeden önce, babasına ve öz erkek kardeşlerine de eder.

Yani yeri gelir erkekte karısına hizmet eder, feministliğin alemi yok Aybala-Kün kardeşim  ;D
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Milli Mücadele'de belli adlar var, onlardan başka nice kahraman Türk kadını varmış birkaç sene önce aldığım bir kitabı okuyana kadar,
bu kadar çok kadın kahramanlarımız olduğunu bilmiyordum.


Yok ben onu demek istemedim zaten. Yani demek istedim ki sanki Türk kadınının Çerkeslerde olduğu gibi tek işi ve vasfı erkeklere hizmet etmektir. Erkeklerin hizmetçisi konumunda gibi. Yoksa tabi ki her şeyden önce yaşça büyük olan babasına hizmet eder, geri gelir yaşça küçük erkek kardeşleri de ona hizmet eder. (Yaşça büyükler zaten etmez de.) Yoksa ben de öyle demek istemedim, feministlik lüzumu olmayan bir şey zaten ;-)

Çevrimdışı alkanaga

  • Yasakli
  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 68
Ynt: TÜRKLERDE KADIN
« Yanıtla #14 : 17 Eylül 2015, 01:00:53 »
 Değerli kardaşlar, Kadınlar, eşlerimiz, annelerimiz, bacılarımız, arkadaşlarımız. İyi ki varlar. Biz erkeklerin minnet duymamız gerektiği kişiler onlar. Bizim toplumumuzda kime sorsanız “kadın başımızın tacı” , “cennet annelerin ayakları altında” vs gibi sözlerle kadını yüceltir ama gerçek hayatta acaba böyle mi? Kadına ne kadar değer veriyoruz?
Maalesef hemen her aman duyabileceğimiz kadına karşı şiddet haberleri, kadın istismarları, negatif ayrımcılık gibi pek çok kadına yönelik mesele var ülkemizde. “ Kızını dövmeyen dizini döver” veya “ kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik bırakmayacaksın” gibi veciz deyişlerle tanımlanan dengesiz ve çarpık inançlar var. Özellikle de aile içi şiddet tam bir Tabu’dur. Örneğin ülkemizde bazı yapılan araştırmalarda görülmüş ki, erkeğin gerektiğinde karısı dövmesi benimsenmiş. Yine ülkemiz %58 oranıyla Bangladeş, Etiyopya gibi ülkeleri geride bırakabilmiştir.
İnsan insandır. Birbirini seven insan şiddet gösterebilir mi? İnsanlığın yarısı sevgi ise yarısı tahammül yani sabırdır. Şiddet, boyun eğildiği miktarda kader olur.
Tarihimize baktığımızda İslam öncesi dönemde Türk kadını o günün koşullarında özgür ve erkekle eşittir. Eski Türklerde ev yalnız kocanın malı olmayıp, kadın ve erkeğin ortak malıdır. Dinsel inançlar kadını kutsal kabul etmiştir. Türk kadını ata biner, ok atar, gerektiğinde savaşırdı.
İslamiyet’in kabulünden sonra, kadının toplumsal konumu koklu bir bicimde değişmiştir. İslami hukukun getirmiş olduğu hükümler, bazı yorumlamalar ile kadının kamusal yasamdaki alanını sınırlandırmıştır. Kadın aile ve ev hayatının içinde sıkışıp kalmıştır. İslami hükümlere göre, esin rızasına dayanan çok esle evlilik olgusu, erkeğin bu rızayı atlamasıyla pratik yasamın bir parçası haline gelmiştir. Dolaysıyla kadından beklenen en büyük erdem, itaat ve boyun eğme olmuştur. Osmanlıda kadın Latif’tir. Büyüklerin veya eşinin yanında yüksek sesle konuşamaz. Çocuk ve ev işleri ile ilgilenir, ev de bile yürürken ayak seslerinin duyulmaması için zarif ve sessiz hareket eder, mutluluğunu ve hüznünü oyalara, dantellere işler.
Osmanlı Sarayındaysa Harem’inin içindeki kadınlar, İmparatorluğun her devrinde sayıları yüzlerle anılacak kadar çoktur. Her ne kadar İslami şeriatta dört kadından fazlasına izin vermemişse de, köleler hakkındaki yorum ve hükümler sayesinde bir sürü cariyenin alınıp satılmasına kimse ses çıkarmamıştır. Haremde çoğunluğu oluşturanlar daima cariyelerdi. Bunlar padişahın kölesi sayılırlar ve malı olarak değerlendirilirlerdi. Duraklama ve gerileme devrinde savaş ganimetleri yetersiz olmaya başlayınca, cariye bulmakta da güçlük çekildiğinden, esir pazarlarından da satın alınmıştır. Osmanlı tarihçisi Âşık Paşazâde, İstanbul, Bursa ve Edirne'de çok büyük Esir haneler ve esir pazarları olduğundan bahsetmiştir.
Türk kadını Cumhuriyetle beraber seçme ve seçilme hakkını almıştır. Böylelikle kamusal alanda varolma bilincini taşıyan Türk kadını, modernleşen devletin hizmetinde çok daha rahat çalışmaya başlayabilmiştir. Yine de günümüzde kadınlarımızın 6’da 1’i okuma yazma bilmemektedir. Bazı yörelerimizde de hala ağırlıklı olarak kız çocukları okula gönderilmemektedir. Geçen kızılaydayım, yerlere bakmaktan ar duydum zira kadın istismarı sayılabilecek küçük afişler ve kartvizitler yerlere saçılmıştı. Kadın, hep cinsel obje olarak görüldü erkek tarafından, toplumsal kimliğinin üstü örtüldü, zira heva ve heveslerimizin simgesiydi, bu yüzden bu da sömürüldü.
Yazımın başında demiştim ya hani, “kadın başımızın tacı” diyorduk. Başımıza taç olan bu haldeyse, bizler ne haldeyiz? Gerçek Müslüman tüm damgalamalardan beridir. Şu cu bu cu diye tarafı olmaz zira o her taraftır. Kadını da erkeği de, aileyi de, insanı da, insanlığı da içine alır.
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN

Çevrimdışı alkanaga

  • Yasakli
  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 68
Ynt: TÜRKLERDE KADIN
« Yanıtla #15 : 17 Eylül 2015, 01:07:28 »



Bugün kadının ne olduğunu tartışıyoruz. Hatta gazete haberlerine baktığımızda görüyoruz ki belli yer ve zamanlarda kadınlara sünnet töreni gibi reklamlı toplu örtünme törenleri yapılıyor (Taraf, 25Ekim 2014). Erkeklerle araya set ve sınır çekiliyor. Sorsanız; “bu gelenek olmuş’’ gibi cevaplar alırsınız. Gelenek, geçmişte sahiplenilmiş olan toplumsal alışkanlıklardır. Gelenekler toplumda karşılık buldukça devam ederler, değişirler veya karşılıksız olurlarsa bırakılabilirler.

Eski Türk geleneklerimize bakalım örneğin, acaba kadının yeri neydi?

Nikâh’a ve tek eşli evliliğe dayanan bir aile düzeni vardı. Nikâh, törenle gerçekleştir ve özellikle köy düğün geleneğinin tarihsel köklerini oluşturan, önemli bir olay, bir tür sözleşmedir. Nikâh için ana ve babanın onayı şarttır. Evlenen erkeğin, gelinin ana-babasına bir miktar mal vermesi gelenektir. Başlık adıyla günümüze dek süren bu gelenekte, verilen mala kalıng denirdi. Gelin, gittiği ailenin hak sahibi bir üyesi olur; kocasının ölmesi durumunda, malların ve çocukların velayeti ona kalırdı. Yaş ayrımı çok olan evliliklere izin verilmez ve yaşlı kuşaktan erkek, genç kuşaktan bir kadınla evlenemezdi (Çin Belgeleri, Sencer Divitçioğlu, “Kök Türkler” Yapı Kredi Yay.). Yine kadının miras hakkı vardı, kendi malını dilediği gibi kullanırdı, kocanın boşanma hakkı olduğu gibi kadının da boşanma hakkı vardı. Kadınlar at biner, kılıç kuşanır ve yay atarlardı. Savaş zamanları bağlı oldukları beylere tabi olurlar verilen görevleri erleriyle birlikte yerine getirirlerdi. Er leri savaşa gittiğinde otağı korumakta bacılara düşmüştür. Kadının toplumdaki yeri, özellikle Arap kültürüyle ilişkiye geçildikten sonra önemli oranda değişmesine rağmen bu geleneği devam ettiren Anadolu Türk beylikleri de olmuştur. Örneğin Dülkadir Beyliği’nin, “otuz bin erkek ve otuz bin kadından” oluşan bir ordusu bulunmaktadır. (akt. Prof. Fuat Köprülü, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, 1981). Yine 12.yüzyıl tarihçilerinden İbn Cübeyr, “Türk ülkelerinde kadına gösterilen saygıyı, başka hiçbir yerde” görmediğini belirtmiştir (Orta Asya-Tarih ve Uygarlık” J.Paul Roux, Kabalcı Yay., 2001).

Peki, ne oldu da Türk kadını eşitlik konusunda ayrı tutuldu?

Özellikle inanç ve toplumsal baskıların artması, İslam adı altında arap geleneklerinin Türk kültürüne enjekte edilmesi, kadının fıtratını sorgular hale getirmiştir. Örneğin Emeviler döneminde, fetihlerin sonucunda elde edilen cariyeler ile evlilik de yaygın idi. Cariye sahibi olan, isterse onunla evlenir, isterse satar, isterse bir başka şey karşılığında değişir idi. Ya da onu azat eder, mevlası olurdu. Yine, Özellikle erkek çocuklar, gelecekte kendilerinin halefleri sayılacakları için daha da önem arz etmektedir (Ali Aksu, Eskidergi, Emeviler döneminde kadın).

Ya Osmanlıda durum nasıldı?

Osmanlının kuruluş zamanıyla, yükselme, duraklama ve çöküş dönemleri arasında dahi pek çok farklar vardır. Kuruluş zamanında orta asya ve horasan gelenek ve göreneklerinin devam ettiğini görebiliriz. Örneğin bacıyanı Rum kadın Teşkilâtı, özellikle anadoluyu İslamlaştırma çalışmalarına aktif olarak katılmış ve asker Teşkilâtında da kilit roller üstlenmiştir. Bu durum, modern anlamda bir ''sivil inisiyatif örgütünün'' ilk örneklerindendir.
Yükselme devriyle ve sonrasında daha net görülen Harem ve saray hayatında türlü entrikaların baş aktörü kadın sultanlar olmuşlardır.
Kadını imparatorluk içerisinde esir pazarlarında da görebiliriz. Aşık Paşazadenin anlatımına göre; İstanbul'daki en işlek esir pazarı Kapalıçarşı'nın hemen dışında, Nur-u Osmaniye'den Çemberlitaş'a giden yol üstündeki tek katlı, ortası avlulu bir hanmış. 15. yüzyılda yaşamış Osmanlı tarihçisi Âşık Paşazâde'nin anlattıkları bazı çok ilginçtir: Bursa'da ve Edirne'de çok büyük Esirhaneler ve esir pazarları varmış. Her savaştan sonra, sefer dönüşü Osmanlı orduları en güzel kızları ve kadınları toplayıp buraya getirir, satarlarmış. Yazarın da katılmış olduğu 2. Murad'ın Macar seferinde o kadar çok Macar kızı esir alınmış ki, en güzeli bile 300 akçeden fazla etmez olmuş. 2. Murad'ın Belgrad seferinde ise, esir alınan kızların değeri daha da düşmüş ve bir cariye bir çizmeyle değiştirilir olmuş. 2. Murad, Âşık Paşazâde'ye de dokuz cariye ver­miş. Paşa bunları 200-300 akçeye zor satabilmiş (Aşık Paşazade, Tevârîh-i Âl-i Osman).
Harem yaşamının gizli ve kapaklı kalması, öncelikle saray kadınlarının dış dünya ile ilişki kurmama kuralına bağlıdır. Padişahlar, kendileri için seçilmiş bu kadınları kimseye göstermezlerdi. 2. Mahmud zamanına kadar çarşaf ve ferace de takmadıklarından, toplu olarak saray dışına çıkma özgürlükleri dahi olmamıştır.
Kadınların yabancı erkeklerden gizlenmesine bir örnek olarak, Fuad Carım "Kanuni Devrinde İstanbul" adlı eserinde, hastalanan bir sultanın hekimle karşılaşmasını şöyle anlatır:
Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan hastalanınca, esir bir İspanyol doktoru tedavi için getirmişler. Doktor, sultanın nabzını yoklamak için kocası Rüstem Paşa'yı güç bela ikna edebilmiş. Mihrimah Sultan'ın yatak odasına girmişler. Doktor yatağın kenarına gel­diğinde, çarşaf yığınının arasından çık­mış bir koldan başka bir şey görememiş. Doktor nabzı ölçüp diğer kolu da tut­mak isteyince, Rüstem Paşa'nın sabrı taşmış ve sinirlenip doktoru yakasından tuttuğu gibi kapı dışarı atmıştır.
Tanzimatla beraber yenilikler getirilmeye çalışıldı kadın konusunda ama, tepeden inme yenilikler toplumda sudan çıkmış balık misali bir durum yarattı ve çoğu kabül görmedi. Zira Avrupa kanunları direkt alınmış ve bir uyarlama yapılmamıştı. Yine de ilk Türk feminist hareketlerin tanzimatla başladığını söyleyebiliriz. Fatma Aliye Hanım, kadın sorunlarını romanında yayınlayan ilk Türk kadındır. 1908-1923 yılları arasında 40'dan fazla kadın örgütü kurulmuş, okuma yazma oranlarının azlığına ve dağıtım imkanlarının sınırlılığına rağmen, oldukça fazla sayıda okuyucuya ulaşan 27 adet kadın dergi ve gazetesi çıkartılmış, üniversite de dahil olmak üzere, kadınların eğitim görme ve çalışma oranları artmış, 1917'de çok eşliliğe sınırlama getiren kanun çıkartılmış ve kadınların seçme-seçilme haklarıyla ilgili istekler ilk olarak bu dönemde dile getirilmiştir.
Cumhuriyetle beraber kadınlar seçme ve seçilme hakkı elde etmiş, kadın toplumsal hayata tekrardan katılabilme fırsatını yakalayabilmiştir. Bununla beraber, maalesef kadını hala toplumsal hayatta göremeyen, geleneksel görüşler devam etmektedir…
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN