Gönderen Konu: iNCELEME (ELEŞTİRİ) Yesevi Sultanım  (Okunma sayısı 3080 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 1352
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
iNCELEME (ELEŞTİRİ) Yesevi Sultanım
« : 01 Nisan 2012, 12:40:51 »
Yesevi Sultanım

Yüz yılları delip geçen cıdanın,
Mirascısı olduk aziz vatanın.
Davasına uyduk ulu atanın,
Yesevi sultanım pirim efendim.

Senin irşadına boyun eğerim,
Nefesinle dolar canım ciğerim.
Himmeteyle bize artsın değerim,
Yesevi sultanım pirim efendim.

Hakka sığınalım tut ki elimden,
Haktan gayrı kelam akmaz dilimden,
Ruhumuz nasipler alsın ilimden,
Yesevi sultanım pirim efendim.

Ehlibeytin yolu bizim yolumuz,
Hakka hizmet için kalksın kolumuz.
Gel kerem eyle ki dolsun gönlümüz,
Yesevi sultanım pirim efendim.

Durmuşoğlum derki, aslım yesevi,
Uzak kalmaz bana sunni, alevi.
Kalbimizdeki aşkın da alev''''i,
Yesevi sultanım pirim efendim.

Hüseyin Durmuş.

Şiiri şöylecesine bir okumak zaten var olan anlamını görmemizi sağlasa da,ben biraz derinlerine dalmak istedim ...

Bu şiir ve şairi hakkında ulaşabildiğim derinliği ve ruhunu anlamak istercesine bir kez daha okudum,okudum...

Biliyoruz ki Anadolu''nun yurtlaşması Anadolu''nun fethiyle başlamadı...Evet bu topraklar Malazgirt savaşıyla Alparslan''ın ve ona gönül veren Alp_Erenlerin nicesinin kanlarıyla bizim olsa da ondan öncesi var bu toprakların yurtlaşmasının...

İşte burda şairin adeta nakış nakış dokuduğu şiirinde karşımıza çıkan Erenler ve bu erenlerin piştiği,yetiştiği Yesevi okulu çıkar karşımıza...Ahmet Yesevi Anadolunun Türkleşmesine zemin hazırlayan,Yunusların,Pir Sultan Abdalların,Hacı Bektaşların... Tevhidi tedrisatından geçmiş ya da onun tasavvuf anlayışından nemalanmış,yetişmiş erenlerine pir olmuştur ozanımıza ve tüm şairlere olduğu gibi...

Her dörtlükte onun yüceliği ,ilmi, irfanı bilgisi ve Allah inancı şairin dizelerinde nakış nakış işlenmiş''''Yesevi sultanım pirim efendim'''' dizeleriyle verilen değer adeta işlenmiş zihinlere...

Anadoluya getirilen islam inancı ve islamın hoşgörüsü...Türk''ün islamı algılaması ve yorumlaması şairin şiirinde bir başka renk güzellik olarak karşımıza çıkar ''''

Durmuşoğlum derki, aslım yesevi,
Uzak kalmaz bana sunni, alevi.
Kalbimizdeki aşkın da alev''''i,
Yesevi sultanım pirim efendim.''''

Galiba var olan özümüzü yitirdiğimizin resmi olmuş gibi şairin son dörtlüğü...

Çünkü bugün yaşanan ötekileşme ,ötekileştirme algısı ,duygusu..Türk''ün din tarihinde yoktu ,olmamalıydı...Osmanlının en büyük zaaafı sanırım bu olmuştur...ONUN DA TARİHİ GERÇEKLERİ iyi bilmekle anlaşılacağını sanıyorum..Yavuz ve Şah kavgası olmayan düşmanlığı malesef günümüze kadar taşımıştır...Bize düşen görev değil kavgaları sunni ayırımları yapmak, Yesevinin
TASAVVUF ANLAYIŞINI,ÖĞRENCİSİ YUNUS''U ANLAMAK İŞTE ŞAİRİN ANLADIĞI VE HİSSETTİĞİ GİBİ...

Lutuf Veli
[ALINTI]
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 1352
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
Ynt: iNCELEME (ELEŞTİRİ) Yesevi Sultanım
« Yanıtla #1 : 02 Nisan 2012, 11:06:38 »
İnceleme (Eleştiri) 2

Senli Hùzùnler

Ben sendeki satirlari okudum

Her cümlesinde hüzün kokladim

Sigindim harflerinin golgesinde

Kucak dolusu anlam yükledim yüregime

Sicacik bir el hissetim kalbimin üzerinde

Ben sendeki satirlari okudum

Her cümlesinde hüzün kokladim

Marur Gözlüm

Sevgiyi,sevgiliyi şiire benzetmek...şiir bilip onu anlmaya çalışmak ,okumak ,hissetmek ...belki de bilinmeyeni tanınmayanı...hissetmek yaşamaktır.

Ben sendeki satirlari okudum

Her cümlesinde hüzün kokladim

işte şair kısacık şiirinin ilk dizesinde bunu söylüyor .Ben sendeki satırları okudum derken aslında şiirden uzaklaşıldığını cümleleştiğini görsek de bir sonraki dizede yeniden şiire yakınlaştığını görebilmekteyiz...''''Her cümlesinde hüzün kokladım'''' diyerek şiirin ruhunu adeta resmediyor.

Sigindim harflerinin golgesinde

Kucak dolusu anlam yükledim yüregime

Belki de şiirin en vurucu ,anlamlı dizeleri şiirin ortasına gizlenmiş ...diğer şairlerin aksine...Ne başta ne sonda ...ortada gizlenmiş adeta şiirin ruhuna duygusuna uygun bir şekilde.

''''Harflerin gölgesine sığınmak'''' sanat ve imge açısından mükemmele yakınlaşmış bir söyleyiş...İnsanlar gölgeye sıcaktan ,bunaldıkları zaman ya da mecazi olarak birilerinin himayesine ihtiyaç hasıl olduğunda sığınır ,bir ulu ağacın,dallı ağacın ,yapraklı ağacın ya da varlıklı varlı ,güçlü insanların gölgesine sığınır...

İşte şair bu dizelerde ,yanan yüreğinin ya da hissettiği aşkın ızdırabını dindirmek için değil yüreğini anlamlandırmak sevgiyle aşkla ,güzelliklerle anlamlandırmak adına ,o şiirleşen harflerin kelimelerin satırların ,cümlelerin belki de anlam kazanan bir sözün gölgesine sığınır sığınmak ister...

Sicacik bir el hissetim kalbimin üzerinde

Ben sendeki satirlari okudum

Her cümlesinde hüzün kokladim

Gölgelere sığınan yürekler aşkın ,acının belki de hasretin eleminden kederinden ,ızdırabından kaçmak isterken...o kalbin üzerinde sıcacık bir el hissetmek galiba aşkın güzelliği olsa gerek ama sonraki dizelerde hala o kaygılar hala var olan hüznü hissetmek yaşamak şairin ikilemi olsa gerek...

Şiir okunmak içinse mükemmel bir serbest okudum...Yok şiir incelenmek ,hissedilmek anlanmak ,yorumlanmak içinse eksikti ,azdı,...şairin söyleyecekleri olmalıydı daha...

Lutuf Veli

[ALINTI]
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 1352
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
Ynt: iNCELEME (ELEŞTİRİ) Yesevi Sultanım
« Yanıtla #2 : 12 Nisan 2012, 10:04:36 »
BEYİM (ELEŞTİRİ-KRİTİK)

Bunca ağır yükü yükledin bana,
Sevene sıkıntı verilmez Beyim...
Derdinin ilacı yar’dır insana,
Dermansız yaralar sarılmaz Beyim…

Kara sevda bir kez gelmesin başa,
Acımaz gözünden dökülen yaşa,
Başını vursan da kocaman taşa,
Fermansız gönüle girilmez Beyim…

Aşkından kavrulup tutulsan derde,
Ararsın durmadan gezdiğin yerde,
Sorarsın herkese sevdiğim nerde?
Önüne gelene sorulmaz Beyim…

Başını o kadar eğme diyorsun,
Dikeni var güle değme diyorsun,
Vefasız olanı sevme diyorsun,
Gönüle zincir vurulmaz Beyim…

Boşuna uğraşma diyorsun dön gel,
Vazgeç bu sevdadan desen de sen gel,
Bağlansa yollarım olsan da engel,
Sevenin önünde durulmaz Beyim…

Alıp gitse seni sevdanın seli,
Kaf dağından essin Anka’nın yeli,
Perişan olsa da Şahan’ın hali,
Vuslat'sız menzile varılmaz Beyim...

MEHMET ŞAHAN
18.02.2012-İSTANBUL

Bunca ağır yükü yükledin bana,
Sevene sıkıntı verilmez Beyim...
Derdinin ilacı yar’dır insana,
Dermansız yaralar sarılmaz Beyim…
Şair şekil özellikleri bakımından umumiyetle ozan tarzı yazan kalem şairlerindendir…Edebiyatımızın tarihi seyri içerisinde ozanlık;baksı, kam ,şaman ,aşık, gibi adları almış ve günümüze kadar çeşitli işlevlerini yitirerek ya da yeni işlevler kazanarak gelmiştir.İslamiyet öncesi sözlü geleneğin halk kültürü içinde aşıklık geleneğini irdelediğimizde görürüz ki ozanlar;din adamı,büyücü medyum ve ozanlık görevlerini üstlenmişlerdir.İslamın kabulüne kadar da bu görevlerini,yuğ ,şölen gibi merasimlerde sürdürmüşlerdir…

İslamiyetin kabulüyle değişen yaşayış ve anlayışımız yazının Türk hayatındaki yerini alması ve Arapçanın sonraları Farsçanın da yoğun baskısıyla artık işlevini yitiriyormuş gibi görünen ozanlar yeni dinin değerlerini ,islamın kurallarını Türk anlayışıyla şiirlerinde yorumlamaya başlamışlardır…Herne kadar algı anlayış değişse de Türk’ün yaşayışı nözellikle halk arasında pek fazla bir değişime uğramamış ya da halka aydın zümreye yansıdığı kadar yansımamıştır…Yine Türk insanı İslamı yüzyıllardır yaşdığı dinin (Göktanrı) anlayışıyla algılamış ,yine o kahramanlık dolu hayatının bir parçası yapmıştır bu yeni dini..Fetihler de bunun sonucu değil mi…İslam öncesi Turandı,Kızılelmaydı islamla birlikte cihanı fethetme ülküsü Nizamı Alem ülküsüne dönüşmedi mi..

15. yüzyıla kadar bu8 gelenek kimi zaman kaybolmaya başlayan nerdeyse yok olma çizgisine gelmiş ozan geleneğimiz ..İslamın öğretisi ve kurallarını öğreten bir okul görevi üstlenen tekkelerde zaviyelerde ,medreselerde dersler almış ,okumuş aydın şairlerce devam ettirilmiştir.Özellikle mezhep çatışmaları ve dindeki ötekileşmelerin sonucudur ki Alevi -Bektaşi geleneğinin şairleri ozan geleneğini kendi İslam anlayışlarıyla sürdürmüşlerdir.Diğper yanda Anadoluyu Türkleştiren bir öğretinin ,ekolun öğrencileri…Yesevi anlayışına uygun olarak Yunus kimliğinde karşımıza çıkar…Çeşitlenmiştir artık bu gelenek…Aşkı tabiatı ,gurbeti ,hasreti sevgiyi yazarken buna anlayışlarına uygun Mistizmi de dahil etmiştir bir çoğu…

Lakin bu gelenek her daim saz ile ya da bir musiki aletiyle karşımıza çıkmaz…Özellikle dini şiirlerde saz yavaş yavaş yerini daha mistik aletlere bırakmaya başlar yerini.Bu geleneğin 15 yüzyıldan sonra bir ayrışımla karşı karşıya olduğunu görürüz…Bir yanda sözlü geleneğin kopuz ve saz eşliğinde şiir söyleme geleneği bir yanda kalemle yazma geleneği…Aynı kurallar ve konuları biri doğaçlama çalıp söylerken bir diğeri musikiyi bir yana bırakmış sadece yazmıştır…İşte şairimiz bu ikinci geleneğin günümüz temsilcilerinden olup bu geleneği oldukça güzel başarılı sürdüren şairidir…Ele aldığımız şiirin şekil özelliklerine de baktığımızda bunu çok net görmekteyiz…

Şiir 6+5 11’lik hece ölçüsüyle yazılmış…Dili İstanbul Türkçesi…oldukça sade anlaşılır ve akışkan…’’Beyim’’ redifiyle yazılmış şiirde mısra mısra aşıkın hali melali resmedilmekte…Ağır yük hissediyor omuzlarında özellikle aşkın yükü aşıkın yükü onu anlatması ya da çare olunması ,sarılması istenen aşığın omzunda yük olmuştur belki de çaresizlikten…Şair biliyor ki aşıka çare olmak ,yaralarını sarmak zordur…Bunu bildiğini özellikle üçüncü mısra da’’ Derdinin ilacı yar’dır insana’’diyerek beyan ediyor…Gayrısı olmaz yara sarılmaz ,çare olunmaz …olunacaksa ancak onun sevgilisi çare olacaktır…

Kara sevda bir kez gelmesin başa,
Acımaz gözünden dökülen yaşa,
Başını vursan da kocaman taşa,
Fermansız gönüle girilmez Beyim…
Özellikle bu dörtlükte ayan ediyor çaresizliğin sebebini şair’’Fermansız gönüle girilmez’’derken…Aşkın ne menem bir şey olduğunu ve kara sevda sözüyle ne zor bir duygu olduğunu ama bu duygunun karşılıksız olması halinde aşığın neler çekeceğini ve de çare olmayacağını aşikar etmiş şairimiz…Lisanı letafetle…

Aşkından kavrulup tutulsan derde,
Ararsın durmadan gezdiğin yerde,
Sorarsın herkese sevdiğim nerde?
Önüne gelene sorulmaz Beyim…

Üçüncü dörtlükte bu aşka birkez tutulanın ,yakasını kaptıranın kara sevdaya düşenin ayan beyan resmi var da bura da bir öğütten de geri durmuyor ozan…Önüne gelene sorulmaz diyerek…Kara sevda bir divaneliktir bir delilik halidir bu bazen menkıbelerde ,tasavvufta enel hakka kavuşmaktır …Leyla mecnun hikayesinde olduğu gibi…Şirin şu ana kadar ki dizelerinde bu mistizmi görmediğimiz için ilahi aşk boyutunu bir tarafa bırakıyoruz…

Başını o kadar eğme diyorsun,
Dikeni var güle değme diyorsun,
Vefasız olanı sevme diyorsun,
Gönüle zincir vurulmaz Beyim…
Bu dörtlükte aşığa nasihatler devam ediyor Beyim’’ sözüyle var olan kişi ya da şair tarafından…Belki de şair yaşadığı bir karşılıksız saevdanın betimlemesini gönlü ile ruhunun mücadelesini yansıtmıştır bu şiirde…Bunca öğüt nasihat ve akıl vermelere rağmen bunları yapmanın imkansızlığı son dizede aleni beyan ediliyor…Kısaca ne etsen ne eylesen dahi ne söylesen boş diyor gönül ferman dinlemiyor, engel olnamıyor,durdurulamıyor…Birkez aşıkına gönül kaymaya dursun…

Boşuna uğraşma diyorsun dön gel,
Vazgeç bu sevdadan desen de sen gel,
Bağlansa yollarım olsan da engel,
Sevenin önünde durulmaz Beyim…

Yine öğütlerin ,nasihatlerin dahi zorlamaların ,karşı durmaların çaresiz olduğunu hiçbir şeyin aşıkın aşkına engel olmayacağını boşa çaba boş işler olduğunu ozan ‘Sevenin önünde durulmaz’’ dizesiyle bir kez daha kara sevdanın,yüreğin ferman dinlemeyeceğini haykırdığını görüyoruz bir ozanın bir ozana belki de ozanın yüreğine nasihatleri biçiminde…

Alıp gitse seni sevdanın seli,
Kaf dağından essin Anka’nın yeli,
Perişan olsa da Şahan’ın hali,
Vuslat'sız menzile varılmaz Beyim...
Bu dizeler de gösteriyor ki; ozan bu sevdanın ne kadar imkansız ve uzak olduğunu bilmesine rağmen (Kaf dağı,Anka..)masal dağı ve masal kahramanları olmazlardandır hayalidir…Bir kez aşka düşenin perişan olacağı kapılıp yok oluşa gideceğini bile bile hala bir kavuşma umudu var ‘’Vuslat ‘’sözünde…Belki de şair yok oluşu bir kavuşma olarak görmekte…

Burada Nihal Atsızın hatırladığım bir dizesi Vuslatın algılanışı açısından örnektir.
Bitiş bildiğin baştır
Ölü diriye eştir…

Belki de Nihal atsızdaki bitişin baş olması gibi…Şairin vuslatı da bu şiirde aşkın aşıkların buluşması olacaktır bir yok oluşla…

Şiir bütünüyle sözlü geleneğin devami ve bireyselliği işleyen teması aşk sevda ve belki de karasevdanın bu kadar güzel işlenişiyle çağımızın karacaoğlanından bir güzel deyiş gibi okunmayı ve övgüyü hak ediyor…

Lutuf Veli

[ALINTI]
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 1352
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
Ynt: iNCELEME (ELEŞTİRİ) Yesevi Sultanım
« Yanıtla #3 : 17 Nisan 2012, 23:40:15 »
Şiir /Kritik
17.04.2012 23:04:12
Bilmezmisin neden düştüm çileye
Geleceğim elbet güldüğüm zaman

Söz verdimya kesin benim kararım
Yitirdiğim gençliğimi ararım
Yaşadığım her saniye zararım
Geleceğim ben ben olduğum zaman

Düştüğünde memleketin cemre‘si
Kaybolunca vefasızın zümresi
Şart olur şart vatanımın umresi
Geleceğim haber aldığım zaman

Fedaiyim derde düştüm amansız
Felek tokatladı gitti zamansız
Dünya gözü ile görmem imkansız
Geleceğim gülüm öldüğüm zaman

©zan Fedai

Ozan Fedai; Uzun yıllardır gurbet diyarlarının yılmaz savaşçısı olmuş...Özü sözütyle ülkesinin ,ülküsünün saz ve söz elçisi belki de modern çağın evladı fatihanı.75 YILINDA BİLMEM KAÇINCI DALGA göç fırtınasına kapılmış hala ülkem ve ülküm diye hasretini çığıran yiğit Anadolu uşağı.Onu tanımam geç olsa da şiirleriyle ve saza söze hakimiyetiyle burada tanımaktan mutlu olduğum dostlarımdan biriydi ve müstesna bir yeri vardı benim için...Burda birkaç kez şiirini tahlil etmewk istemişsem de her defasında bir aksilik bu şairin ,ozanın şiirlerini kritik etmeme engel olmuştu...Bugün kısmetse beğendiğim şiirlerinden birini,belki de önüme çıkan ilk şiirini tahlil etmeye çalışırken herşeye her duruma hazırlıklıydım...Belki de bu incelemeden sonra bir takım olumsuz tepkiler alacaktım,belki dostun sitemini...

Bu tahlili yaparken bir kez daha gördüm ve anladım ki eleştirmenlerin işi zordur...Hem ben egosundan kurtulacaksın ,önyargı illetine bulaşmayacaksın ve nesnel yargıları ortaya koyacaksın...Tabi ki bir eseri inceliyorsan öncelikle eserin sahibini tanıyacaksın en azından yaşamı hakkında bilgilere sahip olacaksın.Tanışıklığımız malesef sanaldandı belki de birkaç kez msn'den merhabamız olmuştu ama onu sanki çok yakından tanıyordum .Meşk ettiğimiz aşıklar kahvesinin ozanlarından biriydi belki de...Çukurova bölgesinin aşığı ozanı çoktu onlardan biri gibi gördüm yüreğim ısındı evvela...Birçoğu hakkın rahmetine kavuşmuş olan(Abdulvahap Kocaman ,Aşık Feymani,Halil Karabulut,Mahmut Taşkaya)ozanlardan farkı yoktu şiir dünyam içinde Fedai Dostun..



Söyleyişi bizden ,Anadoludan...Yüreği sıcacık bir Anadolu Ereniydi sanki bu Avrupalı Aşığın.Avrupalı diyorum umarım alınmaz...Ne de olsa yıllardır ekmeğini yiyip suyunu içtiği o Haçlı diyarlarının kültürünü tanımış,bilmiş lakin kendi kültüründen asla taviz vermemiş Türkoğlu Türk'tü ozanımız...Pek çok şiirinde işlediği hasret ve gurbet teması bu şiirde de karşımıza çıkıyor...Hem de öylesine derin ve anlamlı ki dize dize sanki bu gurbet denen illetin ne acılar yarattığını şairin o müstesna yüreğine nasıl dokunduğunu görmekteyiz...

Şiir klasik 11'li hece ölçüsüyle kaleme alınmış yer yer 4+4+3 kalıbı kullanılırken bazı dizelerde bu durak 6+5 oluvermiştir...Kafiye ilk dörtlükte halk şiirinin özelliği olduğu gibi yarım kafiye iken diğer dörtlüklerde tam kafiye ve zengin kafiye olarak karşımıza çıkmaktadır...Bu dahi ozanın ozanlığı hakkında fikir vermekte.Şiir bilgisi ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamakta.Okumuş eğitim görmüş ya da enazından günümüz modern şairler hakkında epey bilgisi olduğunu şiiri bir kulak dolgunluğu değil yaşayan araştıran ,okuyan bir ozan olduğunun göstergesidir.

Yeter artık gel diyorsun sılaya
Gelceğim fırsat bulduğum zaman
Bilmezmisin neden düştüm çileye
Geleceğim elbet güldüğüm zaman

Şiirinin teması gurbet ve gurbetteki bir yüreğin vatan özlemi...Daha ilk dizede bunu görmek mümkün.Sılaya gelmek, gel diyen birinin ,birilerinin olması bir başka ızdıraptır gurbetteki yürek için işte ozan belki bir iç sesin çağrısına cevap veriyor belki de bir sevenin çağrısına''Geleceğim fırsat bulduğum zaman''dizesi daha sılaya dönmenin vakti zamanı olmadığını ,yapacaklarının olduğunu fısıldıyor sıladaki o sese...

Birinci dörtlüğün son iki dizesi çektiği çilenin o ses tarafından bilinemeyeceğini ama malumun ilanı olduğunu görüyoruz..''GURBET'' gurbette güldüğü zaman geleceğini söylüyor ozan ki,bunun olmayacağını ilan ediyor adeta.Gurbet tüm ozanlarda şairlerde acının ,ızdırabın imgesidir .Oysa ozanımız güldüğüm zaman dediğine göre aslında gurbette çektiği çilelerin ,ızdırabın acının ilanını etmekte bu sözle...



Söz verdimya kesin benim kararım
Yitirdiğim gençliğimi ararım
Yaşadığım her saniye zararım
Geleceğim ben ben olduğum zaman

Söz verdiğini ve kararının kesin olduğunu söylüyor,belki de bu verdiği söz geri dönüş sılaya dönüş içindir ama ikinci dizede geçip giden günlere sitem var adeta...Uzun yıllar yaban ellerde ,gurbette kalmanın verdiği bir ızdırabı dillendirmiş ozan bu dörtlükte...KAYBETTİĞİ ,YİTİRDİĞİ GENÇLİĞİ BULDUĞU ZAMAN SÖZÜNÜ YERİNE GETİRECEĞİNİ söylüyor ki bunun olmayacağını bildiği halde buna edebi sanat alanın da bilmemezlikten gelme (Tecahül-ü Arifane)diyoruz oldukça da başarılı ozan bu konuda.

Bu dörtlüğün ikinci bölümünde ise gurbette olduğu her anın bir zarar olarak yaşandığını onun için bir kayıp olduğunu görüyoruz ki bu aynı zamanda sıla özleminin ne derece ozanı yaktığının resmidir.Ozan bunu bilmesine rağmen bir takım eksiklerin ,kimlik ya da benlik korkularının olduğunu söylüyor bu sorunları aştığım zaman sılaya döneceğim diyerek dönmeyi adeta bir koşula bağlıyor şu dizede '' Geleceğim ben ben olduğum zaman''

Düştüğünde memleketin cemre‘si
Kaybolunca vefasızın zümresi
Şart olur şart vatanımın umresi
Geleceğim haber aldığım zaman

Aslında dönmenin şartı bu dizelerde bu dörtlükte biraz daha netleşmekte.Şairin ikinci dörtlükteki ben ben olduğum zaman dizesi daha da anlam kazanmakta...Kısaca ülkem ,milletim özüne kimliğine döndüğü zaman ,yani Adı TÜRK OLAN BU ÜLKENİN ADINA LAYIK OLDUĞU ,İNSANLARIN ÜLKESİNDE BAYRAĞININ ALTINDA KORKUSUZCA KİMLİĞİNİ YAŞAYABİLDİĞİ ZAMAN anlamı katmakta.

Bu dörtlükte farklı ve özgün imgeler gözümüze çarpmakta belki de ilk kez karşımıza çıkan bir deyiş var ki bütün şiire anlam katan bir güzellik''Düştüğünde memleketin cemresi'' Cemre Anadolu Türk İslam analayışında baharın müjdecisi bir olgudur.Havaya ,toprağa ,suya düştüğü kabul edilen ve düşmesiyle havaların ısındığı toprağın uyandığı suyun ılıdığı kabul görmüştür yüzyıllardır.Kısaca hayatın başladığı şekillendiği ,canlandığı...Tabiatın yaşama kaynağı olkduğu kabul görür Cemre ile...Bu dizede farklı anlamlar yüklü...Belki şair sanat kaygısı gütmeden bir bahar vakti geleceğini söylüyor belki de ülkede taşların yerinden oynadığı ,kimliğimizin ve ülkümüzün yaşandığı yaşatıldığı vakit demek istiyor ki bu daha kuvvetli ihtimal...

Böyle kulanınışlara Tevriye sanatı denir ki şairin her dizesinde bu edebi sanatları görmek olasıdır.

Şart olur şart vatanımın umresi
Geleceğim haber aldığım zaman

Aynı dörtlüğün sonraki dizeleri daha da anlamlı ve şiirin bütününe anlam katmakta biraz da dini boyutuyla...Umre ziyarettir o yüce peygamberiVatanın umresi imgesiyle vatanı nasıl kutsallaştırdığını görmekteyiz ozanın...Tarih boyunca Türkler için hep böyle değil miydi.Oguz kağandan beri vatan kutsaldı...Eşini ,atını,okunu veren bir verimsiz toprak parçası istendiğinde savaş ilan eden hakanların nesli isek elbetteki ozan gibi kutsal görürüz vatanı...Ancak bu kutsal vatana gelmenin şartı var ozan için bir haber bekliyor o da daha önceki dizelerde belirttiği ülkenin ,ülkede yaşayan insanların çizdiği resimdeki özelliklere sahip olduğunu duymak haber almak istiyor ozan...

Fedaiyim derde düştüm amansız
Felek tokatladı gitti zamansız
Dünya gözü ile görmem imkansız
Geleceğim gülüm öldüğüm zaman

Son dörtlükte ozanın düştüğü dert yine ülkesi ve ülküsü için kaygılarıdır umarım bu sözü gerçek anlamda söylememiştir..Tüm ozanlarda var olan felekle kavga ya da feleğe isyan ,sitem ozanımızda da karşımıza çıkıyor ki gurbeti yaşayan için olmazsa o9lmazdır feleğin sillesi.Ki tüm bu saydıklarıyla ne kadar imkansıozı istediğini aşikar etmiş son dörtlükte ozan ki, son dize Allah gecinden versin apaçık söylüyor...Ya da bu şartlar altında bu ülkeye olan ümidinin azaldığını dahası kırıldığını hem de yok olduğunu gösteriyor ki...Daha ne söylesin ozan bize onu şiirini,ülkemin gerçeklerini haykırdığı için sadece alkışlamak düşer...

Lutuf Veli

[ALINTI]
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.