Gönderen Konu: Ömer Seyfettin'in bir hikayesi  (Okunma sayısı 15641 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Böri

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1084
Ömer Seyfettin'in bir hikayesi
« : 29 Aralık 2011, 12:17:02 »
HERKESİN İÇTİĞİ SU   (İfham Gazetesi - 1919)


Ling-Yu gayet akıllı, gayet ihtiyar bir imparatordu. O kadar ilerlemeyi severdi ki halkın geçmiş ile hiçbir alakası kalmamasını temin için bütün Çin’in eski kitaplarını, eski kütüphanelerini yaktırmıştı. Çinliler adeta onun tanrılığına bile inanır gibi oluyorlardı. Derlerdi ki:

"Ling-Yu, Dünyada Allah’ın dehasından bir örnektir. "

 Devri; rüyasız, yorgun bir uyku gibi geçiyordu.

 Bir gün huzuruna bir soylu girdi. Secdeye kapandı.

 - Efendimiz, baş müneccim geldi, mutlaka size bir şey arzetmek istiyor, dedi.

 İmparator Ling-Yu, dehası sayesinde gelecekte ne olacağını bilirdi.

Derdi ki: "Sebepleri doğru görebilenin sonuçtan şüphesi kalmaz." Onun için baş müneccimden daima kendi tahminlerini dinlerdi. Şimdiye kadar o, hiç böyle habersiz gelip bir şey söylememişti.

- Tuhaf, diye başını salladı, acaba ne söyleyecek?

- Gayet mühim bir şeymiş efendim.

 İmparator düşündü, işler tıkırındaydı. Öyle mühim bir şeyin olabileceği yoktu.

 - Gelsin, buyurdu.

 Huzura giren başmüneccim, resmi secdesinden kalktıktan sonra:

- Ah efendim, gayet korkunç bir felaket bizi tehdit ediyor, dedi.

 İmparator, dünyanın her şeyine vakıftı. Şaşırdı. Görünürde savaş, kıtlık, ihtilâl gibi bir şey yoktu. Badem gözlerini süzerek:

- Yanılıyorsun, dedi.

- Hayır efendim, muhakkak bir felaket!

- Savaş mı?

- Hayır.

- Ya ne?

- Bir yağmur, efendim.

- Yani taşkın.

- Hayır, yalnız yağmur…

İmparator, liyakatli başmüneccimin saçmaladığına ihtimal vermezdi. Tekrar onu bir süzdü. Merakla sordu:

- Yağmur niçin bir felaket olsun?

- Bu yağmur çok sürecek.

- Sürsün.

- Suyundan kim bir damla içerse deli olacak!
 
İmparator düşündü. Hakikaten felaket korkunçtu. Tahmininde yanılıp-yanılmayacağını başmüneccimine tekrar sordu. Zavallı alim bundan son derece emindi. Korkusundan tir tir titriyordu. Saraya hemen bütün soylular toplandı. Günlerce süren görüşmeler, toplantılar sonunda daha bu uğursuz yağmur başlamadan sarayın bütün sarnıçlarının, küplerinin, vazolarının, mahzenlerinin yedek olarak temiz sularla doldurulmasına karar verildi.

Aradan bir hafta geçmedi, başmüneccimin haber verdiği yağmur hafif yağmaya başladı. Bir gün, iki gün oldu. Dinmedi, hızlandı. Bardaktan boşanırcasına yağdı-durdu. Her tarafı sel aldı. Nehirler, çeşmeler, oluklar taştı. Adeta mini mini bir tufan! Başmüneccimin haber verdiği felaket hakikaten, aynen meydana geldi. Kim bu yağmurdan bir damla karışmış bir suyu içerse hemen çıldırıyordu. On beş- yirmi gün içinde bütün halk çıldırdı. Yalnız imparatorla yanındakiler, sarayda saklanmış sulardan içiyorlar, akıllarını başlarında tutabiliyorlardı.

Uğursuz yağmur dinmedi. Memlekette çıldırmayan kimse kalmadı. Umumiyetle deliren halk, işi öyle azıttılar ki; artık ne soylular, ne hâkimler; saraydan sokağa çıkabiliyorlar, ne de içeriden-dışarıya meram anlatabiliyorlardı. Bir curcunadır gidiyordu.

İmparatoru o zaman bir düşünce aldı. Bunun sonu ne olacaktı. Evet, bir kere deli olan artık akıllanamıyordu. Zırdeli halk bahçe surlarının etrafında toplanmış, gece-gündüz , sabah-akşam zurnalarla- davullarla kulakları yırtan bir gürültü koparıyorlar:

- Delilere bakın, yuha, yuha…, diye yedek sulardan içip akıllı kalanlara dillerini çıkarıyorlardı.

Bir gün geldi ki yiyecek filan almak imkansızlaştı. Laf anlayan, söz dinleyen kalmadı. İdare bozuldu. Uğursuz yağmurun suyundan içmeyip akıllı kalanların felaketi çok dehşetliydi. Hayatları tehlike içinde geçiyordu. Bir avuç kişiydiler. Milyonlarca delinin maskarası oldular…

Fakat Ling-Yu gayet akıllı, gayet ihtiyar bir imparatordu. İşe yaramayan zarar getiren aklın, delilikten hayırlı bir şey olamayacağını bilirdi. Bir sabah çılgın halkın tecavüzünden, eğlencesinden ürkmüş yakınlarına:

- Herkesin içtiği sudan hemen içiniz, emrini verdi.

Soylular, hekimler, filozoflar, hakimler:

- Aman efendim, akıllarımıza, ilimlerimize yazık olur, diye karşı gelmek istediler.

İhtiyar imparator:

- Herkes deli olduktan sonra birkaç kişinin aklına lüzum yoktur, dedi.

Uğursuz yağmurun sularından doldurttuğu ilk kadehi kendi yuvarladı. O anda ufukları sarsan kahkahaları attılar. Surun dışındaki curcunaya katıldılar.

Gel zaman-git zaman bu umumi curcunanın adı "sosyal düzen" oldu. Halk içinde tekrar akıllananlar "delidir" diye tımarhaneye tıkıldı.
 

 

ÖMER SEYFETTİN

Türkiye'ye ihanet edenler cezalandırılmalıdır!

Çevrimdışı Kurtkaya

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 371
Ynt: Ömer Seyfettin'in bir hikayesi
« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2011, 18:25:32 »
Cennet mekan Ömer Seyfettin'in çok güzel bir hikayesi...
İbret dolu, düşündürücü ve daha da önemlisi günümüz insanının ve toplumunun içler acısı halini çok güzel tarif ediyor.
Şu ifadelerin çarpıcılığana bakın:
Alıntı
Halk içinde tekrar akıllananlar "delidir" diye tımarhaneye tıkıldı.
Sanırsınız ki Ömer Seyfettin bu hikayeyi ileriki zamanlar, bu günler, için yazmış.

Bu güzel paylaşımından dolayı Böri Beye teşekkür ederim.
                Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun.

Çevrimdışı Türkmenoğlu

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 43
Ynt: Ömer Seyfettin'in bir hikayesi
« Yanıtla #2 : 11 Mart 2013, 15:04:03 »
Güzel paylaşımın için teşekkürler..
Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı,
Dörtyüzsene durdun hadi,
Çık ey, yüzbin mızrağımız!

Çevrimdışı daglargibi

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 251
Ynt: Ömer Seyfettin'in bir hikayesi
« Yanıtla #3 : 21 Nisan 2013, 17:20:36 »
Ömer Seyfettin, Atsiz Ata'dan sonra eserleri ile yüregimize su serpen büyük bir Türk düsünürü ve yazaridir, ayni zamanda Balkan harbin'de kahramanliklar gösteren Türklerin ve yine Balkanlar'daki milletlerin Türk'e olan düsmanligini eserlerinde dile getirmistir.
Ne yazik ki Vatan'in kurtuldugunu göremeden 1920'de seker hastaligi yüzünden hayata veda etmistir. Ömer Seyfettin'in eserleri her Türkcü'nün kutlu yolunda karanliga isik olacaktir. Ömer Seyfettin'in milliyetcilik anlayisinin irk temeli üzerine bina edilmemesi yadirganmamalidir zira Ömer Seyfetin'de aynen Mehmet Akif Ersoy gibi ümmetciligin, osmanliciligin etkin oldugu bir devirde yasamistir.
Ömer Seyfettin her ne kadar soy milliyetciligini islemesede eserlerinde, Türk olmayan azinliklarin irk bilincinden, Türk'ün ise bu bilincten yoksunlugundan bol bol bahseder. Böyle bir insana cerkez diyorlar birde, adamin kafayi yiyesi geliyor. Bir cerkez'in isi yokta Türklügü savunacak !? Ömer Seyfettin özü ile sözü ile Türkoglu Türk'tür.

Çevrimdışı azakoğlu

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 33
Ynt: Ömer Seyfettin'in bir hikayesi
« Yanıtla #4 : 28 Şubat 2014, 07:43:47 »
Ömer Seyfettin hikâyelerini çok severim.Bu hikâyesini okumamıştım.Hemen dosyama kaydettim.Paylaşıma teşekkür ediyorum.
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN!
TÜRK ZATEN YÜCE!