Gönderen Konu: ESİRİM OLUR MUSUN?  (Okunma sayısı 2555 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Kanpusat

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 63
ESİRİM OLUR MUSUN?
« : 09 Mart 2013, 10:30:01 »
Tarih, milletleri ve devletleri yazar. En çok da Türkler'den bahseder. Ünlü bir bilim adamının dediği gibi, "tarihten Türkler'i çıkarsanız ortada tarih diye birşey kalmaz."

Güç ve asalet yırtıcılara özgüdür; yenilginin varlığını reddedecek kadar cesaret ve yüksek ahlakın yalnız Türkler'e ait olduğu gibi...

Buna karşın birileri size bütün insanların eşit, farklılık gözetmenin saçma olduğunu söyleyebilir. Kötülerin hep yenildiğini, iyilerin demokrasi getirdiğini anlatıp, halkların kardeşliğinden dem vurabilir.

Ruslar eşitlik, Amerikalılar özgürlük götürmek için Afganistan'ı işgal edebilir. Bahaneler değişir, sonuçlar hep aynı kalır.

Gerçek asla aciz düşmez. Kaybeden kötüler değil, artık kötü diye anılacak olan kaybedenlerdir. Tarih yaşananlardan ibarettir ancak onu eline alıp yüksek sesle okuyan hep galipler olmuştur. Bu hikayelerde kaybedenlerin payına hiç elma düşmez; genelde elde ettikleri kuru kuruya eşitlik ve kardeşlik naralarıdır. Dinleyenler bu kardeşlik konulu hikayeyi inandırıcı bulmazlarsa elmadan pay istemeye kalkarlar ki bu, masalı anlatanlar için gerçek bir felakettir.


***

Hiçbir tehlikenin olmayacağına inanmak, çok tehlikelidir. Türkler öyle bir uykuda ki bu, tarih sahnesinde asırların verdiği yorgunluğun değil basbayağı kasıtlı bir uyuşturulmanın sonucu.

Yaşadığımız topraklarda şu an için en büyük tehlike kürtlerdir. Dün bunu inkar edenlerin savunduğu fikirler, kürtlerin gerçek yüzlerini göstermesiyle bugün bir bir intihar ediyor.

Bu cümleleri okuduğunuzda etkisi altında kaldığınız propaganda yüzünden yargılayıcı duygulara sahip olabilir; ezilmiş(!) ve hakları elinden alınmış bir topluluğa karşı katı bir tavır alma diye düşünebilirsiniz.

Fakirlik, eğitimsizlik gibi onlarca sebep sıralayıp, sosyal yalanlar uydurup hergün sizin veya tanıdıklarınızın payına düşeni bir şekilde aldığı yanıbaşınızdaki kürt terörünün varlığını inkar edebilirsiniz.

Bunları düşünmek sizi rahatlatır. Kürt medyasının enjekte ettiği bu uyuşturucu sizi olan bitenden uzaklaştırabilir. Ancak gerçekleri değiştiremez.

Gerçek aciz değildir.

Ülkeniz hakkında düşündüklerinizi yönlendiren nedir? Televizyon, gazete, internet, radyo arasıra da müzik ve kitap mı?

Pekiyi, size siyahı beyaz olarak gösteren gözlük ve yere eğilmiş bir baş ile hangi güneş hangi ufuktan bahsedebilirsiniz?

Gerçekleri kim anlatacak? Kim gösterebilecek ezilmiş sandığınız kürtlerin hergün yanıbaşınızda yaptığı ahlaksızlık ve saldırganlığı? Kerkük'te arkasına Abd'yi alınca Türkmenler'i katleden bu aşağılık topluluğun eline fırsat geçtiğinde uyguladığı baskıdan kim söz edecek?

Okuldan, işten, alış-verişten dönüp televizyonu açtığınızda tüm kanalları kaplayan Kürt dizileri ile mi bilinçleneceksiniz; yoksa Pkk'ya yardım edip sonrada kasetleri Türkler tarafından kapışılan, konserlerinde izdiham yaşanan kürt ibo, mahsun, alişan, keko, özcan, emrah ve hergün yenisi çıkan şarkıcı bozuntuları ile mi?

***

Şu anda birçoğunuzun bünyesinde farklı dozlarda olmak üzere dolaşan bu uyuşturucunun -açık adı ile kürt kültür emperyalizminin geçmişine bakalım.

Türk milleti 200 yıldır kürtleri hain ve arsız olarak bilir ona göre muamelesini yapardı. Özden gelen bu tepki Anadolu'da deyiş ve atasözlerine sıklıkla yansımıştır.

Tarihe 93 Harbi diye geçen 1877 yılında Ruslar'la yaptığımız savaşta Kars düşman tarafından kuşatılmışken, kürtlerin Diyarbakır ve Siirt'te mağaralarından inip Türk köylerini yakıp yıkması ve devlet memurlarını katledip evlerini, ailelerini yağmalaması kürtlere olan tepkiyi iyice su yüzüne çıkarmış; yine ardından gelen 1. Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı sırasında yaptıkları bu nefreti katlayarak günümüze getirmişti.

Öncelikle Türkler'in kürtlere karşı haklı ve katı duruşu yumuşatılmalıydı. Türkler'in en zayıf noktası duygu sömürüsü karşısında yelkenleri hemen suya indirmesidir.

Önce Küçük Emrah, Davaro, Kibar Feyzo, Çiçek Abbas olup sinema ve televizyonlara girdiler. Burada temel amaç aşağılık ve ahlaksız olarak bilinen kürtlerin aslında acı çekmiş, mağdur olmuş, zararsız, iyi kalpli ve zaman zaman da komik olduklarını Türkler'in kafasına sokmaktı. Her propaganda yayını sonrası okullarda çocuklar, işyerlerinde büyükler, evlerde hanımlar, kürtleri komik ve fakir gösteren bu filmlerde geçen "ayi babandır itoğli" gibi replikleri tekrarlayıp gülüştüler. Türkler'in eğlenceli bulduğu, tebessüm ettiği bu yapımların oluşturduğu genel kanı birilerini de bıyık altından güldürüyordu şüphesiz.

Yıllarca sürdü benzeri yayınlar. Siyasilerin kürtler üzerinden oy hesapları artık yazılı medyanın da onları sevdirmeye çalışmasına sebep oluyor, Türk milleti giderek tepkisizleşiyordu. Siyaset sahnesinde bölünüp keskinleşen Türkler, hangi tarafta olursa olsun Türk'e zarar vermeyi amaç edinen kürtlerin ekmeğine yağ sürüyordu.

80 öncesinde Türkiye'ye kin kusmak için farklı grupları truva atı olarak kullandılar. En sert silahlı eylemlerin yapılmasını isteyen hep onlardı. Ardından savunduklarını daha açık ve şiddetli biçimde gerçekleştirecek olan Pkk'nın ortaya çıkışı ve nüfus artışıyla birlikte ezilmiş ve komik tiplemesinden sıkıldılar. Türkiye'deki politikaları kendi açılarından sorgulayan Eşkiya benzeri yapımlar ortada dolaşmaya başladı.

Boynunu bükünce mahsunu oynayan, sırıtınca bizleri güldüren kürt tiplemesinin yerini ülkenin temel kavramlarını eleştiren haklı dava adamı(!) kürt karakteri aldı.

Kürtler'le ilgili yılların verdiği acı tecrübeler, dersler, Türkler'de bıraktıkları kötü intiba kısa sürede hafızalardan silinmişti.

Sol merkezli görüş onlara herkesten fazla sahip çıkıp tabanını genişletmeye çalışırken, yıllar sonra kullanılıp bir kenara atılacağının farkında değildi.

Karşı(!) tarafta durum daha da vahimdi. Açıkça bir kürt milliyetçisi olan Said-i Nursi'nin kitapları elden ele dolaşıyor, kürtler ırkçılıklarının dozunu giderek arttırırken inançlı Türkler din kardeşliği masalı ile uykuya çoktan dalmış oluyordu.

Ancak bunların içinde belki de en acı olanı, kürtler tarafından aldatılmayı halen gururuna yedirip itiraf edemeyen sözde milliyetçilerin (!) durumudur. Pkk ve Apo'yu Ermeni, dağdaki kürtleri kandırılmış, sokaktakileri de kardeş ilan eden bu anlayışın Türkler'e ve Türkiye'ye verdiği zarar gelecekte tarih kitaplarına konu olacaktır.

Sonuç olarak Türkler'in kürtler hakkında ahlak ve davranış bakımından bütün olumsuz fikirleri propaganda ile yıkılmıştı.

Son darbe kürtlerin fiziksel görünüşleri ve korkak oluşları hakkındaki görüşleri tersine çevirmekti. Kürt hayranlığı aşılamak için uygun zemin oluşmuştu.

Televizyonlar birden kürt dizilerinden geçilmez oldu. Önce Asmalı Konak gibi hafif yollu yoklama çekildi. Oltaya takılan Türk milleti, daha sonraları kürt ailelerinin yaşamlarını konu alıp, onları metheden yapımlarla karşılaştı.

Hangi kanalı açsanız bir kürt dizisi çıkıyor, aile yaşamlarına ve suratlarına tiksintiyle bakılan kürtler; kalabalık ve güçlü, yakışıklı ve güzel, mert ve dürüst olarak karşınıza çıkıyordu.

Gece gündüz ekranda olan kürtlerin özlerinden yüzlerine yansımış olan çirkinlikleri perdeleniyor, alternatifleri azaltılarak jön olarak karşımızda duruyorlardı. Önce araplarınkine benzer yanık seslerini duymak, sonra da utanç duvarı gibi duran suratlarını izlemek mecburiyetinde kalıyorduk.

Yahudilerce özel anlamı olduğu için lağım faresini bile "Miki Fare" diye tüm dünyaya sevdiren propaganda adlı silah, bu kez Türk'leri vuruyordu.

***

Gerçeği daha fazla inkar etmek anlamsız.

Bu son perdedir. Bir yandan Abd talimatlı, sizlere kürt hayranlığı aşılayan yapımlar diğer yandan Avrupa tavsiyeli gelin-kaynana programları ile giderek daha fazla esir şehrin insanlarına benziyorsunuz.

Kürtlerin hızla neden ürediklerini anlatıp, önlem almaktan bahsedenlere onlardan önce siz karşı çıkacaksınız. Çünkü bulanık gözleriniz mahallenizde bir eve doluşup, ahlaksızca ve bilinçli bir şekilde üremeye devam eden kürtleri değil ancak dizidekileri seçebilecek.

Artık sokakta sizin ve yakınlarınızın canını yakan tinerciler denince bunun tek sebebi olan kürtleri düşünmeyeceksiniz bile. Eğitimsizlik, fakirlik, sosyal adalet gibi kavramların arasında boğulacak; kafanızı toplayıp gerçek soruyu asla soramayacaksınız.

Pkk denince aklınıza, varlığınıza nefretle ateş açan kürtler gelmeyecek. O dış güçlerin oyunuydu diyecek, bitti sanacak; öldürülen binlerce teröristin kaç milyon akrabası ve sempatizanı olduğunu hesaplayamayacaksınız.

İlköğretim çağındaki kız çocuklarına dahi askıntı olup, fırsat bulunca tüm kötülüğü yapanların onlar olduğunu bilmek istemeyecek; kürtler göç etmeden önce şehrinizin ne kadar huzurlu olduğunu anlatmaya çalışanları duyamayacaksınız.

Söz azınlık haklarından açıldığında, Kerkük'te Türkçe ders verdiği için eğitim yuvalarına bile saldıran kürtlerin hakkını onlardan çok savunduğunuzun farkında olmayacaksınız.

Sosyal eşitsizlik denince aklınıza sadece ekranda gözünüze sokulan güney doğu illeri gelecek. Türkiye'nin en fakir beş ilinin hangileri olduğunu sormayacak, ülkenin en yoksul ikinci ili Gümüşhane'nin neden suçlu üretmediğini anlayamayacaksınız. Karadeniz Bölgesinde elektriği ve suyu dahi olmayan köyleri hiç bilmeyeceksiniz.

Tüm yaşantınız şartlı reflekse dönüşecek. Kürt denince ezilmiş insanları, terör denince ikiz kuleleri, bölünme denince komplo teorilerini düşünebileceksiniz ancak. Ve giderek unutacak, unuttukça tükeneceksiniz.

***

Bu topraklar çok kavimi yuttu. Bugün buradaysak varlığımıza göz diken 2.5 milyon rum ve ermeniyi sürdüğümüz içindir. Tarih ders almayanlara tekrardan ibaret.

O zaman da bu kuklaların ipleri Avrupa, Rusya ve Abd'nin elindeydi; bugün de çok farklı değil. Bir varsa izlemede kalan Rusların yerini Yahudiler aldı.

Ancak kürtlerin yaptıklarını es geçip kabahati başkalarına bulmak gerçekçi değil. Kendini satmaya niyetli olanı pazarlayacak birileri elbet çıkacaktır.

Bizim hatamız bu mahluklara hep müşteri olmamızdır. Toplum olarak düzenimizi, birey olarak yaşantımızı, aile olarak huzurumuzu ve millet olarak sağlımızı bozan kürtlerin yarattığı tehlikeyi hala inkar etmek eğer gaflet değilse, nedir?

Kara yılan giderek daha fazla vücudumuzu sarıyor. Eğer bu dışarıya karşı yapılan bir gösteri ise, zehiri alınmamış halde boynumuza dolamak gerçekten cesaret işi. Şartlar gerektirdiği için sinsice yaklaşan bu sürüngenleri onların iş yerlerinden alış-veriş ederek, saplantılı siyasi görüşlerle oy verip seçilmelerini sağlayarak, gözlerindeki korkuyla karışmış nefreti yok sayıp arkadaşlık ederek bizler besliyoruz.

Çatısız, duvarsız esirim olur musun evinden çıkma vaktidir. Gerçekte neler olup bittiğini hala görmüyor muyuz? Kafkaslar, Doğu Avrupa ve Ortadoğu'da toz duman olan onlarca ülkenin insanları da böyle uyutulup, esir edildi.

Ekrandaki hava durumu haberleri önümüzdeki günlerin güneşli geçeceğini söylese de; bulutlar kararıp denizler kabarırken siz üstünüzü sıkı giyinin. Yaklaşan bir fırtına var.
Yaşananlar bu fırtınanın habercisidir.

Ardından Türk burçlarından doğacak güneş, Anadolu'yu bugünkünden çok daha fazla aydınlatacaktır.

Mandı Şire


20 Şubat 2005
 
Türkler, Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur. Nihâl ATSIZ

Türkçü; eyyamcı ve dalkavuk olamaz. Sert yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir. Nihâl ATSIZ