Gönderen Konu: L A İ K L İ K  (Okunma sayısı 3145 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1352
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
L A İ K L İ K
« : 09 Ağustos 2013, 22:21:49 »
       Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki batılılaşma hareketleri sırasında aydın kesimde beliren; din işleri ile devlet işlerinin ayrı tutulması, biçiminde özetlenebilecek laik anlayışı, bu hareketlerle ilgilenen Atatürk'ü de etkilemiştir. Bunun üzerine Atatürk din olgusunu çağdaş bir anlayışla belirlemiştir.

      "Din bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece, din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz."

      Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes, Allah'ına istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı, bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur.

      "Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç bir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiç bir zaman, siyaset aracı olarak kullanılamaz."


      Ancak laik devlet uygulaması, Türkiye'de bir çok tartışmalara, çok defa yanlış anlaşılıp yanlış yorumlamalara konu olmuştur. Bilerek ya da bilmeyerek, bilinçli ya da bilinçsiz Atatürk'e ve Atatürkçülüğe hep bu çizgiden saldırılmıştır. Bu nedenle de laiklik ve laik devlet düzeni, Türkiye'mizde geç ve güç anlaşılmıştır. Ve hatta halen bazı kendini bilmez şahıslar, saldırılarına devam etmekte ve dini siyasi amaçla kullanmaya çalışmaktadırlar.


Ve bunun üzerine de başka bazı kendini bilmezler kime saldıracağını bilmeden top yekün inananlara saldırarak aşşağılık yobazların ve siyasal islamcıların ekmeklerine yağ sürmektedirler.

TTK.
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.

Çevrimdışı Delikurt38

  • Tanri Türkü ve Türk Yurtlarini Korusun
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 127
Ynt: L A İ K L İ K
« Yanıtla #1 : 09 Ağustos 2013, 23:16:36 »
Cok güzel bir anlatim olmus. Yüregine saglik.Bir Türkcü olarak Müslümanim dedigimde bircok kesim tarafindan yadirganiyorum.trajikomik birdurum Aslinda neymis Islamiyet Irkciligi yasaklamis.Irkcilik Islamiyet tarafindan yasaklanmamis. Aileni Akrabani Komsunu kollamak farzdir.Islamci kesimler maalesef Günümüzde komsularini görürlerken Kendi kanlarindan kardeslerini görmemekte. Icler acisi bir durum. Türkcülügü Turanciligi bilmeden önyargilarla yargilanmamizami Yoksa Sadece bazi kesimler yavas yavas araplastiklari icin vicdani Secimim olan Dini inancim icin Gönüldaslarimdan Irkdaslarimdan Andalarimdan tepki görmeme bazen dislanmamami yanayim sasirdim dogrusu. Belki yanlis düsünüyorum Ama Kendi kültürünü Benligni kaybetmemis Türk Töresine uygun yasamaya calismak dini inancla bagdastirilmamali.Türküm Müslümanim Günün birinde Turanin kurulacagna Türkün Dünyaya Hükmedecegne ve islam dünyasininda Türke biat edecegine inaniyorum ve bu inancimi savunuyorum.Araplasmis müslümanlarin alayini Türkün bir tel sacina degismem. ve Sanirim gerccek olan bu olmali. Insanlari dini inanclari ile degil kimlikleri ile siniflandirmali 
birakalim da herkez dini inancini diledigince yasasin Hirstiyani Samani Müslümani Tengricisi damarindaki kan Türk kani ise Türktür ve öz be öz kardestir bundan Ötesi yok.

Tanri Türkü ve Türk Yurtlarini Korusun!!
Ülkü; ilk önce, insanların gönüllerinde, gönüllerin derinliklerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamleler sırasında da ülkülü millet, kahramanların ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da millet yürür, önce manen sonra maddetten ilerler, olgunlaşır, erginleşir.

H. Nihal Atsız

Çevrimdışı sami_aru

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 43
Ynt: L A İ K L İ K
« Yanıtla #2 : 11 Ağustos 2013, 01:39:22 »
Sonuna kadar katılıyorum.Din seçim millet kaderdir.Dinini bilmeden iyi yorumlamadan ben namazımı kılıyım da bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışıyla,hümanist safsatalarla,cahillikle başımız büyük derde girdi.Bunda televizyondan tut en basitinden geçim sıkıntısının aile bireyleri üzerinde baskı yaratarak bu bireylerin tek amacını sadece ailesine ve kendine bakmakmış gibi gösterdi.Okuduğu izlediği bir kaç safsatayla düzgünce araştırmadan her türlü kaynaktan yararlanmadan duyduklarıyla milletimiz zeminsiz ve özenti bir siyaset anlayışına girdi.Türklüğü köküne kadar savunanlara sanki koyu bir futbol takımı taraftarı gibi fanatikmiş gözüyle bakıldı ve toplumda bir antipati oluşturuldular.Düşmanların istediği her şey yavaş ancak kesin ve kararlı adımlarla üstümüzde yürümeye devam etti ediyor ve edecek gibi gözüküyor.Buna bu bilgiyle bu anlayışla bu millet nasıl karşı koyar bilmiyorum elbet gün gelecek devran dönecek ancak büyük zararlar almış olacağız.İşte tüm bunların içinde de en sahtekar araç din oldu.Aynı dinden olan insanlar aynı millettendir anlayışı daha camideyken çocukların kafalarına işlendi,insanlar böyle düşünerek ve Arapça ibadet ederek büyüdü.Sonunda da insanlar Türklüğü sadece bir sıfat olarak bir vatandaşlık adı olarak kullanıp kendilerine sadece müslüman adını taktılar.Atatürk uçmağa vardığından beridir bu böyle sürüp gidiyor.Umarım aklımız başımıza en kısa zamanda gelir.
Tengri Türkü korusun çünkü bu günlerde çok ihtiyacımız var...
Hayat kolay ama yaşamak zordur.Aynı Türk olarak doğmanın kolay, Türk kalıp Türk olarak ölmenin zor olduğu gibi...
Arukan

Çevrimdışı Kurtkaya

  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 377
Ynt: L A İ K L İ K
« Yanıtla #3 : 11 Ağustos 2013, 11:20:33 »
1055 yılında Tuğrul Bey halifenin davetiyle Bağdat'a gitmiştir.
Abbasi halifesi Kaim Biemrillah Tuğrul Bey’e askeri hususlar ve devlet yönetmek de dahil her konuda kendisine tabi olmasını istemiş ancak Tuğrul Bey halifeye "siz askerlik ve devlet yönetiminden anlamazsınız, kendi işinize bakın!" diyerek modern anlamda laik bir devlet uygulamasının örneğini sergilemiştir.
İslâm tarihinde ilk defa Tuğrul Bey zamanında, halifenin yetkileri bir anlaşmayla sultana devredilmiş, halife sadece İslâm ümmetinin dinî lideri olarak kalmıştır. Buna göre biri dinî diğeri devlet işleriyle ilgilenen iki lider İslâm dünyasını idare ediyordu.
Eski çağlarda adına ne denilirdi bilmiyorum ama hiç bir Türk devleti yönetimini bütünüyle din adamlarına devretmiş değillerdi.
Din adamları her zaman saygıyla karşılanmış, dine gereken önem verilmiş ama askerlik, maliye ve diğer devlet işlerinde dini kurallar işletilmemiştir.
Yani bu gün adına laiklik denen kurum Türklerde başından beri vardı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk diğer bir çok Türk örf, adet ve töresi gibi etkisileştirilmiş ve mecrasından saptırılmış olan bu kurumu da yeniden dirilterek Türk aydınlanmasını gerçekleştirmiştir.
Tanrı Yüce Türk'ünü Korusun.