Gönderen Konu: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri  (Okunma sayısı 36258 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Fatih

  • Gokboru Teskilat
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 369
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #10 : 23 Kasım 2014, 22:57:45 »
Günlerden bir gün, gök kanatlı Cebrail, Tanrı'nın son elçisi Hz. Muhammed'in katına yetti...
Önce selâm verip, hâl ve hatırını sual etti...
Sonra, Ulu Tanrı'nın gönderdiği şu bildiriyi yüce Peygamber'e iletti:



"And olsun geceye, gündüze...
And olsun karaya, denize...
And olsun kaleme, kâğıda...
Bir millet yarattım doğuda!

Türk diye bir yüce ad verdim.
Önüne kılavuz kurt verdim.
En üstün değerleri erdemi,
En güzel ülkeyi yurt verdim!

Donattım ruhunu imanla,
Kolunun gücünü sert verdim.
Ve onu mazluma sığınak,
Zalimin başına dert verdim!!!"

N. YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU / DESTANLAR BURCU

Çevrimdışı Fatih

  • Gokboru Teskilat
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 369
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #11 : 23 Kasım 2014, 22:58:49 »
Mamak'ta

Oğullar işkencede... Analar ağlamakta.
Körpe yüreklere kan...
Gencecik rüyâlara gözyaşı damlamakta.

Demokrasi... Hak... Hukuk... karasevdâlıları...
Şuracıkta.. Mamak'ta
Vicdanları çürüten feryâdı duymamakta.

Demek bazılarının hak, hukuk anlayışı
Bazılarını insan yerine koymamakta!..

Meğer ne faziletler varmış ta bilmezmişiz
Millî makaddesatâ saygılı olmamakta (!)

Vatan hainlerinin bile doldu çilesi;
Vatanı sevenlerin çilesi dolmamakta...
 
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Çevrimdışı Fatih

  • Gokboru Teskilat
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 369
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #12 : 23 Kasım 2014, 23:00:43 »
Veysel Öbür Dünyada

Üçlerin, Yedilerin, Kırkların gönülleri :
“Açalım Tanrı’mızın katına eI ” dediler.

O sırada dünyadan bir haber geldi anî:
” Esmekte yer yüzünde bîr çetin yel.” dediler.

Aynı haber Uçmakta değince gönüllere;
“Saz ve söz erlerinden, öldü Veysel…” dediler.

Kimi sevinçten, kim! tasadan yandı; “Eyvah.”
“Üçbin yıllık kopuzdan koptu bir tel…” dediler.

Rahmet mi, kıyamet mi… Bu haber neyin nesi?
Derken kapı açıldı; Veysel’e: “Gel.” dediler.

Dokuz huri seğirtti Kevser Havzı üstüne,
Dokuz tas aynı anda doldu ve: “Al.” dediler. ;

Veysel dokuz doluyu içti; dokuz yudumda;
Huriler: “Gitme artık, burada kal.” dediler.

Ve sundular mübarek Tuğba’nın dallarından
Yapılmış bir kopuzu; “Söyle ve çal…” dediler;

“Neyleyim şol cenneti, bendeki aşk olmasa…”
Ervah, hep bir ağızdan: “Berhudar ol…” dediler.

Veysel öptü kopuzu üç kez baş perdesinden…
“Bize Yunus dilinden velvele sal…” dediler.

Âşık Veysel gezindi tellerde ağır ağır;
“Türk’ün diline şerbet, ağzına bal…” dediler

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Çevrimdışı Fatih

  • Gokboru Teskilat
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 369
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #13 : 23 Kasım 2014, 23:02:43 »
ATSIZ Tanrı Dağı’nda

Burada baş sağlığı, orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.

Tanrı katından gelen bir yüce buyruk üzre,
Aramızdan ansızın çadırını deren var.

Orada ecdat ruha şadümanlık içinde
Burada tamu içre gönüllerde boran var.

Eksilmiş bir yanımız; çarpılmış gibiyiz hep
TANRI korusun, sanki Bozkurtluğa kıran var.

Yukardan gök mü bastı; altta yer mi çöktü ne?
Kimsede ağız, dil yok; gözleriyle soran var.

Buradan uğurlarken onu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce Alp-Eren var.

O gün Tanrıdağı’nda tan ağardığı çağda,
Dediler Oğuz Han’ın otağına giren var.

Ve Tanrı-Kut Mete’nin huzurunda Atsız’ı
Kür Şad’la Kül Tigin’le diz vururken gören var.

Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin devlet, din ve KUR’AN var.

Dayanılmaz olsa da Atsız’lığın acısı
Ulu Tanrı’ya şükür yine toy var, Turan var.

Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU

Çevrimdışı Fatih

  • Gokboru Teskilat
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 369
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #14 : 23 Kasım 2014, 23:20:48 »


Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

1929 yılında Elazığ'ın Ağın ilçesinde doğdu. İlköğrenimini burada gördü. Akçadağ Köy Enstitüsü'nü bitirdikten sonra öğretmenliğe başladı.

Çeşitli köy ve kasabalarda 19 yıl öğretmenlik yaptı. Sonra sırasıyla ilköğretim müfettişliği, Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürlüğünde şube müdür yardımcılığı, şube müdürlüğü, genel müdür yardımcılığı, İstanbul'da Devlet Kitapları Müdürlüğü vazifelerinde bulundu. 1978'de emekli oldu. Daha sonra Türk Edebiyatı Vakfı ve Doğu Türkistan Vakfı'nda çeşitli idari vazifelerde bulundu. Doğu Türkistan'ın Sesi dergisini yönetti. Son olarak Türkiye gazetesinin Kültür-Sanat köşesini idare etti. Vefatına kadar bu vazifeyi yürüttü.

Üst üste üç defa beyin ameliyatı oldu.
“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma” diye başlayan Malazgirt Marşında belirttiği gibi, 1992 senesi Ağustos ayının 21'inde Cuma günü İstanbul'da vefat etti.
RUHU ŞAD, DURAĞI CENNET OLSUN!

Türk milletinin tarihine, kültürüne ve meselelerine vakıf olan Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, İslamiyetin ve Türklüğün en güzel motifleriyle işlediği destanlarıyla Türk edebiyatına çok şeyler kazandırdı. İlkokul sıralarından itibaren şiir yazmaya başladı.

ESERLERİ:

Bozkurtların Ruhu (1952)
Gençosman Destan (1959)
Kür Şad Destanı (1970)
Malazgirt Destanı (1971)
Bozkurtların Destanı (1972)
Kopuzdan Ezgiler (1973)
Salur Kazan Destanı (1974)
Boğaç Han Destanı (1978)
Destanlarda Uyanmak (1979)
Destanlar Burcu (1990)
Alp Erenler Destanı (1991)




Çevrimdışı Fatih

  • Gokboru Teskilat
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 369
  • Kök Tenğri'nin esenliği bütün Türklerin üzerinedir
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #15 : 23 Kasım 2014, 23:23:30 »
Dağlar dağımdır benim
Gam ortağımdır benim
Söyletme çok ağlarım
Yaman çağımdır benim.'

Dündar Taşer'in büyük hâtırasına...


Türkmen Ağam

İşit beni, dinle beni, duy beni...
Eylendirmez dügün, dernek, toy... beni.
Yar beni hey... dil beni hey..oy beni...
Dündar Ağam, bizi koyup gitti bil! ...
Uçmağ içre bir menzile yetti bil! ...

Ülkü yolu diken olur, taş, olur,
Yağsız ayran, kuru ekmek aş olur...
Kim derdi ki, Ağama bir iş olur? ? ?
Kahpe felek bize oyun etti bil! ...
Attıgı taş bağrımıza battı bil! ...

Uluna da Bozkurtlarım, uluna...
Uluna da ince aylar doluna...
Gafil durup güvenirsen soluna
Başın üzre sefil baykuş öttü bil! ...
Vatanını iki pula sattı bil! ...

Tanrı bilir, dün de bizim, yarın da...
Bir gün olur; bir sabah tan yerinde,
Dalgalanır dokuz tuğ gönderinde...
Türkmen Ağam nağrasını attı bil! ...
Otağ kurup gölgesine yattı bil! ...

Yol demeyem, yel demeyem, yürüyem...
Göğüs verem, şu dağları kürüyem...
Ben Oğuz'un dediği Gök Börü'yem...
Yine doğum sancılarım tuttu bil! ...
Tanrıdağ'da 'kalk' borusu öttü bil! ...

Sanmayın bu, ağlama ya ağıttır.
Bu, Ağamın kavlince bir ögüttür.
Ağlamak ne? Dündar Ağam şehiddir
Ağlar olsan kaşlarını çattı bil! ...
Oraları birbirine kattı bil! ...
 
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Çevrimdışı daglargibi

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 251
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #16 : 24 Kasım 2014, 14:19:18 »
Su yer yüzü er  meydani
Gönül sevmez her meydani
Yüreksize yorgan dösek
Koc yigide ver meydani

Basbuglar tug kaldiranda
Atlar dizgin dolduranda
Malazgirt te Caldiran da
Sakarya da gör meydani

Kaytan biyik bura bura
Gakkos dadas sira sira
Elaziz de cayda cira
Erzurum da bar meydani

Ey ici bos disi süslü
Eli kirli yüzü pasli
Yetissin Asim in nesli
Etsin sana dar meydani

Geldigi gün kutlu cagri
Bas titresin yerin bagri
Dogu dan batiya dogru
Bir yay gibi ger meydani

Ben Türk üm de dur sözünde
Yürü Bozkurt un izin de
Kalmasin su yeryüzünde
Şeritlere şer meydani

Tanri kut Mete cagindan
Son peygamber kucagindan
Haci Bektas ocagindan
 Acik bize sir meydani

Hayaller kalinca güdük
Acildi surlarda gedik
Mehter sustu öttü düdük
Rezil oldu er meydani

Yeryüzünde kalsanda tek
Egme boyun öpme etek
Cin seddin den Nemce ye dek
Yeni bastan sar meydani

Bak neler var dünlerinde
Aci tatli günlerinde
Dumlupinar önlerinde
Mehmetcik ten sor meydani

Sancaklar kalmasin aysiz
Bozoklar ücoklar yaysiz
Soyunu bilmeyen soysuz
Düsmanina kor meydani

Ayrilik can paresidir
Sila gurbet caresidir
Ahi evran töresidir
Yarenlerle yar meydani

Git danis büyük ceddine
Sor doguda cin seddine
Girmek kimlerin haddine
Sen acmazsan bu meydani

itibar olmasa ere
Düsmana kim gögüs gere
Kör dögüsü olan yer
Derler elbet kör meydani

Uyaninca Türk ün özü
Gerceklesir Tanri sözü
Olur bir gün su yeryüzü
Insanligin hür meydanı

                                                           
Niyazi Yıldırım Gençosmanoglu

Çevrimdışı 4_hilal

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 401
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #17 : 25 Kasım 2014, 02:42:54 »
Kuru sözle anlatılacak gibi değil, feyz aldığımız, idol diye tabir edilecek cinsten, bir büyük Türk Milliyetçisiydi.
Vefatında ben 15 yaşındaydım, yeterince istifade edebildim diyemem ama yine de beslendik, çok şükür ki Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun Türklük ve Türkçülük sofrasından beslendik. Yeni nesillerde beslenecek umarım.

"Olmaz karavaştan(esir, köle)vezir" diyen...

"İçimize kin soktular,
Dinsizliği din soktular,
Kızıl Moskof, Çin soktular," diyen,

"Uyudun kaç asır boyu,
Uyan artık Oğuz Soyu,
Baba, dede, amca, dayı,
Bayram olsun, gel kucaklaş...
Alevi, Sünni, Kızılbaş..."  diyerek...

Hep Türkleri bütünleştirmeye çalışan, Dede Korkut gibiydi...

Ruhu şad olsun.
TTK

Çevrimdışı o.öcal

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 556
  • TANRI DAĞINDA, UÇMAĞA VARDI...
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #18 : 25 Kasım 2014, 21:57:15 »
Hakkında Yazdığım Köşe Yazım:

Kalemiyle Destanlaşan Bir Şahsiyet

    İçinde bulunduğumuz zaman diliminde Türk insanının, özellikle gençlerimizin büyük çoğunluğu belirli odaklar tarafından yönlendirilmenin etkisiyle ve başta, milli eğitimden uzaklaştırılmış bir eğitim sistemiyle yeni gelen nesilleri yetiştiren okullarımız olmak üzere vermesi gereken milli eğitimi verememesi yüzünden milli duygulardan nasibini alamamış bireyler olarak yetişmektedirler.

    Hatta bütün milli değerlere düşmanca tavırlar sergileyen kimliksiz, kişiliksiz sürü psikolojiyle hareket eden yığınlar haline gelenleri ve bu yığınların Türk milletinin geleceğinde söz sahibi olma çabalarının tavan yaptığını görmekteyiz.

   Günümüz siyaset anlayışının bu durumu destekler vaziyette olması ise geleceğimiz için vahim sonuçların ortaya çıkacağının habercisidir adeta.

   Geçmişte mankurtlaştırılmış, bugün ise belirli görevlere getirilmiş bir gençliğin siyasete, Türklüğe, Türk milletine, milli değerlere bakışını; hukuk, adalet ve yönetim anlayışını dolayısıyla bu anlayışın meyvelerini toplamaktayız. Ne yazık ki millet olarak hazmedilemeyen çürümüş kokuşmuş bu meyvelerle yeni nesiller geleceğe hazırlanmaktadır ki artık tehlike çanları kulaklarımız tırmalamaktadır.

   Güneydoğu Anadolu bölgesinin adeta denetimsiz bırakılması ve doğurduğu-doğuracağı sonuçlar ise vatanın bölünmezliğini düşünenlere dahi sindire sindire içirilmeye çalışılan bir zehir, piyasaya tek çözüm olarak sunulmaktadır.

   Bütün bu ve benzer olumsuz gelişmeler karşısında direnç noktası oluşturabilen bir gençliğin bulunması sevindirici olmakla beraber yetersiz gördüğümüzü ifade etmek istiyorum doğrusu. Yetersiz olmasının birçok sebepleri var elbette. Bunlardan bir tanesi de milli düşünceye sahip yazarlarımızı ve yazdıklarıyla destanlaşanları okumadıklarından veya okutulmadıklarından ileri gelmektedir.

   İşte bu yazımızda kalemiyle destanlaşan şahsiyetlerin birisinden söz etmek istiyorum. 2013 yılının son cumartesi günü İLESAM’da gerçekleştirilen şiir dinletisinde kürsüye gelen şairlerimizden birisi: ‘‘ Ben Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun oğluyum’’ demesiyle adeta derin bir uykudan uyanır bir hal aldım.

   Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bana göre milli hisleri yüksek, düşüncelerini şiire edebi anlamda çok güzel yansıtabilen ender şairlerimizden ve kalemiyle destanlaşan bir destan şairimizdir.

    Gülce Edebiyat Akımı olarak önem verdiğimiz konulardan bir tanesinin de Türk destanlarının olması ( Şairlerimizden Harun Yiğit Türk destanlarını Gülce Edebiyat Akımı nazım türleri ile şiirleştirmiştir.) nedeniyle şairimizin oğluyla tanışmak, babasıyla ilgili kısa bir sohbette bulunmak arzusuyla dinleti çıkışında kendisiyle tanışmak istedim.

   Talat Bey sağ olsunlar kırmadılar beni. Sohbet ederek zaman zaman uğradığı Milli Düşünce Merkezi’ne gittik. Orada da çay içerek sohbet edip hem kendisi hem babası ile ilgili bazı bilgiler edindim. Elinde babasıyla ilgili ve fotokopi ile çoğaltmak istediği bir yazı vardı. Dışarı çıkıp çoğaltarak bir nüsha da ben alıp tekrar görüşmek üzere ayrıldık.

   ‘‘Ey yirmi dört boy Türk en büyük atan,
   Tek Tanrı’nın kulu Oğuz Han benim.
   Unutmuş olsam da geçmişi, bugün,
   Damarlarındaki soylu kan benim.’’

   Diye seslenen ve kalemiyle destanlaşan aynı zamanda da bir eğitimci olan şairimizin eserlerini Türk milliyetçileri açısından önemli buluyorum.

    ‘‘Acunda ne varsa kurudan yaştan
    Al Dede Korkut’tan, Hacı Bektaş’tan
    Malazgirt ufkuna doğ yeni baştan…
    Dilerim Tanrı’dan bu devran döne,
    Uyan ey Türk!…Uyan! Uyumak nene?’’

    Diye haykıran milli şairimiz sanki içinde bulunduğumuz zamanı özetliyor gibi.

    25.08.1929 ‘da Elazığ’ın Ağın ilçesinde dünyaya gelen şairimiz Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü mezunudur. Milliyetçilik ülküsünün bir nefesi olan şairimiz ilk görev yeri olan Sarıçubuk’ta ‘‘Türk Milliyetçiler Derneği’nin’’ Sarıçubuk şubesini açarak yazdıklarıyla yetinmez ve çevresini de Türk milliyetçiliği konusunda aydınlatmaya başlar.

    Mahalli Elazığ Gazetesi, Yeni Fırat ve Orkun dergileri yazı ve şiirlerini yayınladıkları ilk gazete ve dergilerdir. Aynı zamanda bu dönem destansı şiirlere yöneliş zamanıdır.

    Öğretmenlik, İlköğretim müfettişliği, Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar ve Basılı Eğitim Malzemeleri Genel Müdürlüğünde şube müdür yardımcılığı, şube müdürlüğü, İstanbul Devlet Kitapları Müdürlüğünde müdürlük görevlerinde bulunan şairimiz İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Genel Sekreterliğinden emekli olur.

    Adını sayamayacağımız çok sayıda Türk milliyetçisi ile tanışan şairimiz emekli olduktan sonra kendini tamamen Türk edebiyatına ve Milliyetçilik düşüncesi yolunda çalışmalara verir. Türk Edebiyatı, Doğu Türkistan gibi dergilerde görev alır.

    Bozkurtların Ruhu, Bozkurtların Destanı, Kür Şad İhtilalı Destanı gibi on bir önemli esere imza atan şairimize göre şiir demek Türkçe demektir. Türkçe Türkün ses bayrağıdır ve gönlü bu bayrakla dalgalanır.

    Destan Şairimiz şiirleriyle Altaylardadır, Ergenekon yurtluğundadır, Tanrı dağlarındadır, Palandöken’dedir, Erciyes’tedir, burcu burcu ıtır kokan yaylalardadır. Orhun’dadır, Selenge’dedir, Fırat’tadır Kızılırmak’tadır; yağız atlarını suladığı Sakarya’dadır.

    ‘‘Aylardan Ağustos günlerden Cuma,
    Gün doğmadan evvel İklim-i Rum’a,
    Bozkurtlar ordusu geçti hücuma…
    Yeni bir şevk ile gürledi gökler…
    Ya Allah… Bismillah…Allahu ekber!..’’

    Türk gençliğinin zihninde ve gür sesinde yansımasını bulan dizeleriyle Anadolu’ya son kez gelen milletinin sesiyle Malazgirt’tedir.

    ‘‘ Ant ekmeğe ve tuza;
    Ant tuğa ve kopuza;
    Ulu Tanrı Oğuz’a,
    Verdiğini bol verdi.

    Keskin etti usunu,
    Verdi ruhun hasını.
    Asya’nın ortasını,
    Oğuzuna il verdi.’’

    Asya bozkırlarındadır, ozanın nağmesinde kopuzunun sesindedir.

    Kalemiyle destanlaşan şairimiz, an olur Mete Hanın otağına, Bilge Kaanın kurultayına, Dede Korkut’un sohbetine konuk olur. An gelir Anadolu’nun akarsuyunda çağlar, an gelir çayda çırada mumlarda ışık olur, an gelir dağlarda Gökkurt, yaylada kuzu olur.

    An olur Oğuz’un göç yolundadır, an olur Kür Şad ve kırk yiğidi ile Çin sarayını basar, an olur Söğüt’tedir, Domaniç’tedir, Mohaç’tadır, Kerkük’tedir. ‘‘ Ne Mutlu Türküm Diyene!’’ sözünün temelinde ve Cumhuriyettedir. Kısacası destanlar onda o destanların içindedir.

    21 Ağustos 1992 tarihinde aramızdan ayrılan ve kalemiyle destanlaşan şairimizi rahmetle anarken eserlerini her Türk gencinin okumasında fayda vardır diyorum.

                                                                                         Osman Öcal






UÇMAĞA VARDI..!
TANRI DAĞINDA...
ATSIZ ATA OTAĞINDA, ULU ATALAR HUZURUNDA DİZ VURMAKTA!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1797
    • http://www.hunturk.net
Ynt: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Şiirleri
« Yanıtla #19 : 25 Kasım 2014, 22:56:02 »
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu Türk Milliyetçilerine ruh ve heyecan aşılamada Atsız Bey'den sonraki en keskin kalem, en coşkulu yürektir.
O'nun kaleminde dava; destanların burcuna çıkıp, gönüller bir Altay'da Güz Kurultayında, bir Ötüken'de Kağan Otağında, bir Tanrıdağında ulu atalar yurdundadır...
Kah Mete'nin ordusunda at üstünde bir baştan bir başa, Asya'yı arşınlamakta, kah Kürşat'la Çin sarayını basmakta, kah Başbuğ Atatürk'le Dumlupınar'da destan yazmakta, kah Veysel'in diliyle Türk'ün diline bal katmakta, kah kızıl kurşunların hedefinde yedi bin yıllık Anadaolu'yu yeniden yurt yapmakta, kah Dedem Korkut makamından Oğuziline söz salmaktadır.
Yani kaleminde, her daim, Türk olmanın şerefini taşımıştır.
Ruhu şad olsun, Bozkurt yürekli, ulu ozanın!

TTK.
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!