Gönderen Konu: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!  (Okunma sayısı 10445 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı BezAt

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 29
  • %100 Türk
Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« : 07 Kasım 2007, 10:31:37 »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=gnw5T4KRKmA" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=gnw5T4KRKmA</a>


Başbakan, Apo’yu kurtarmaya çalışıyor




Başbakan Erdoğan’ın “Terör sorunundan bağımsız bir Kürt sorunu vardır” sözü, aslında tam da PKK’nın ne demek istediğinin iyi bir ifadesi. Eğer Kürt sorunu ile PKK sorununu, yani terör sorununu birbirinden ayırırsanız, meselenin nasıl ortaya çıktığı da ortadan kayboluverir.



O halde hemen soralım; PKK’dan önce nasıl bir Kürt sorunu vardı?
Bugün Türkiye’nin Kürt sorunu vardır diye tonlarca laf dökenlerin bu soruya verecekleri bir cevap yoktur, çünkü PKK’dan önce, en azından bir 50 yıl Kürt sorunu diye birşey yoktu bu ülkede. Kürt sorunu, PKK ile, yani terörle birlikte ortaya çıktı. Çünkü PKK terörü, varolduğunu iddia ettiği Kürt sorununu çözmek için başladı.



O halde Başbakan ne demek istediğinin farkında mı?
PKK teröründen bağımsız bir Kürt sorunu varsa ve siz bu sorunu PKK sorunundan ayırarak, demokratikleşme yolu ile çözeceğiz diyorsanız bunun ne anlama geldiğini de açık seçik ortaya koymalısınız.
Bu şu anlama gelir:



1- Türkiye’de Kürtlere demokrasi tanınmamıştır. Bu nedenle Kürt sorunu bir demokratikleşme sorunudur.



2- Kürtler demokrasi istemektedir.


3- PKK, Kürtler demokrasi istediği için ortaya çıkmıştır.


4- PKK terör uygulamıştır ama bunu da demokratik hakların elde edilmesi için yapmıştır.


5- O halde PKK terörünü ortadan kaldırmanın yolu açıktır: Devlet teröre engel olmak için demokratikleşecek, PKK ise demokratikleşmenin önünü açmak için terörü bırakacaktır.


6- Böylelikle Demokratik Cumhuriyet’e gidilecektir.


7- Terörden vazgeçmiş bir terör örgütüne siyaset yolu açmak, onun bir daha teröre başvurmasına engel olacak bir yöntemdir. Bu nedenle PKK’ya siyasi af çıkarılacaktır.


8- PKK terörden vazgeçip siyaset yapacağına göre, PKK’ya bağlı militan güçleri yatıştırmak için bu örgütün elebaşısı da hapisten çıkarılabilir, yani Apo affedilebilir.


9- Böylelikle Türkiye gücünü kanıtlamış olur. Terör örgütünü terörden vazgeçirmiş olur!


Başbakan’ın Türkiye’yi getireceği yer tam da burasıdır. Başbakan, çok açık bir şekilde PKK’yı siyasallaştırmaya ve Apo’yu hapisten çıkarmaya çalışmaktadır.



Emperyalistler Sevr’i Kürtlere uygulattırıyor






Cumhuriyet’ten bugüne Kürtler’in bir istila hareketi şeklinde gelişen nüfus hareketi yukarıda sağdaki haritada görülüyor. Kırmızı renkli bölgeler, Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerle göçtüğü ve nüfus yapısını kendi lehlerine değiştirdiği bölgeler. Bu haritayı emperyalistlerin Sevr haritası ile karşılaştırdığımızda aynı bölgelerin 80 yıl öncesinde de emperyalistler tarafından paylaşılan ve Türkiye’den kopartılan bölgeler olduğunu görürüz.


Kısacası emperyalistler Sevr hayallerini Kürtlere gerçekleştirtmektedirler. Fakat görülen o ki Sevr’i yırtan Ankara merkezli Milli Mücadele’den ders alan emperyalistler bu defa Ankara’yı da es geçmemişler ve Kürtleri yoğun bir şekilde Ankara’ya göç ettiriyorlar. Kürt göçünün masum bir ekonomik ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünen gözlerin iki haritayı bir kez daha incelemelerini tavsiye ederiz.


Devlet silah bırak demez, teslim ol der!


Terörü engellemenin yolu eğer teröristin istediklerini yapmaksa, doğrusu Başbakan’ın yöntemi en iyi sonuç verecek yöntemdir. Tüm istediklerini yaptıran bir terör örgütü, bu noktadan sonra niye silahlı mücadele versin ki!

Dünyanın her yerinde terörle mücadele, teröristle silahlı mücadeledir. Devlet, kendisine silah çeken teröristlerle savaşırsa devlet olarak kalabilir. Yok eğer kendine silah çeken örgütle silahlı mücadele etmiyor, onu ikna etmeye çalışıyor, onunla pazarlığa oturuyorsa, orada bir devletten değil ancak bir örgütten sözedilebilir. Şu an Başbakan Türkiye’yi tam da böyle bir durumun içine sokmuştur.


Terör, elbette kendisine dayanak olacak belli toplumsal, ekonomik sorunları kullanır. Bunları kullanarak kendi terörünü meşrulaştırmaya çalışır.

Bu durum elbette PKK açısından da geçerlidir. PKK da, kendi terörü için belli bazı gerekçeler ortaya sürmektedir. Başbakan ise, bu gerekçelerin doğru olduğunu kabul etmekte, devlet geçmişte hata yaptı demektedir. O halde, PKK sizin gözünüzde bir meşruiyet, haklılık kazanmış demektir. PKK ile anlaşamadığınız tek nokta, bu haklılığın ifadesi için seçilen yoldur. Şiddetten vazgeçen PKK, her şeyin çözümüdür.

Kamuoyunda kendine aydın diyen PKK yardımcısı ve yatakçısı bir grubun PKK’ya ısrarlı ateşkes çağrılarının altında böylesi bir psikoloji oluşturma güdüsü vardır. PKK, silah bırakılmaya davet edilebilecek, yüce bir örgüt konumuna getirilmektedir.
Oysa PKK silahlı bir örgüt değil terör örgütüdür. Ona en fazla, teslim ol çağrısı yapılabilir. Silah bırak, acziyetin göstergesidir. Nitekim teröristler bu çağrılardan sonra iyice şımarmaktadır.
Tüm Türkiye’ye ve o PKK yatakçılarına da soralım a zaman: PKK silah bırakmazsa ne olur? Bundan kendileri mi zarar görür, Türk devleti mi!
Elbette PKK. PKK zaten yirmi yıldır silah kullanıyor. Silah kullanmak PKK’nın kaybedeceği savaşa devam etmesi demektir. PKK’nın kaybetmesini ve bitmesini istemeyenler, sözde silah bırakma çağrısı ile PKK’yı kurtarmaya çalışmaktadırlar.
Kimse Türkleri ve Türk devletini saf yerine koymaya kalkmasın. O halde biz de PKK’ya şöyle bir çağrı yapalım: Madem Kürtlerin demokratik haklara kavuşmasını istiyorsun, devlet demokrasinin önünde engel olarak seni görüyor, sen devlete teslim ol, devlet de demokratik hakları tanısın!
Ama PKK’nın terörist elebaşıları, silahın kendi güvenceleri olduğunu söylemektedirler. O halde siz demek ki demokrasi için değil, kendi örgütsel varlığınızı korumak için çalışıyorsunuz. Bir de devletin, Türk ordusunun operasyonları durdurmasını istiyorsunuz. Ama bu komedi çok fazla bu haliyle devam edemez. Bunu Başbakan da anlayacaktır. PKK terörü, silahla bastırılacak, eşkıya gebertilecek ve sorun morun kalmayacaktır. Türk ordusunun da, Türk milletinin de buna misliyle gücü vardır. Görecekler...

Gerçek sorun: Türklerin Kürtleşmesi


Fakat buraya nasıl geldiğimizi sorgulamamız gerekmektedir. Türkiye bugün bir Kürt sorununu, hem de Başbakanın ağzından ortaya koyuyorsa, bir yerlerde yanlış yapıldı demektir.


Bizce de bir Kürt sorunu vardır, o da Türklerin Kürtleşmesi sorunudur. Cumhuriyet’in ilanından bugüne, bir dönem ivme kaybetse de, Türkler Kürtleştirilmektedir.


Tarihi olgular ve rakamlarla bu durumu ortaya koyalım. Cumhuriyet ilan edildikten dört yıl sonra 1927 yılında nüfus sayımı yapılır. O nüfus sayımında 11 milyonluk Türkiye’nin 1 milyonu Kürtçe konuşmaktadır. Kabaca Türkiye’nin %10’u Kürttür. Bu Kürt nüfusun, yani 1 milyonun yarısı Güneydoğu’da oturmaktadır, kalan yarısı ise tüm Türkiye’ye dağılmış durumdadır. Kürtlerin büyük çoğunluğu Güneydoğu’da yaşamaktadır ama Güneydoğu’nun bile %25’i Türktür.



1924 ile 1938 arasında 16 tne Kürt isyanı çıkar. 1930 Ağrı isyanı devleti çok uğraştırır. İsyan bastırılır ama bölgede yeni bir isyan beklenmektedir. 1932 yılından başlanarak Türk devleti bu mesele üzerine eğilir. Başbakan İsmet İnönü, 1935 yılında Doğu gezisine çıkar. Gezide tespit ettiklerini raporlaştırarak Atatürk’e sunar.
Rapor’da bölgede Kürtlerin hızla çoğaldığı, Türk bölgelerin içine girip Türkleri zorla Kürtleştirdiği, Kürt hareketinin bir istila hareketi halini aldığı, bölgede Türk dayanak noktaları yaratılarak, bölgede hızla bir Türkleştirme seçeneğinin uygulanması önerilir.



Gerçekten de 1927 yılından 1935’e gelindiğinde Güneydoğu’da 206 bin olan Türk nüfus, 228 bine çıkmış, buna karşın 543 bin olan Kürt nüfus 765 bine çıkmıştır. Bu doğum oranları arasındaki farkla açıklanamayacak bir olgudur. Kürtler Türklerin 10 katı artmıştır. Bununsa tek bir sebebi vardır, Türkçe konuşanlar dillerini yitirmekte, Kürtçe konuşmaya başlamakta ve yavaş yavaş Kürtleşmektedir. İşte devlet, Atatürk’ün başında olduğu devlet sorunu böyle ortaya koymuştur.


Bu sorunun çözüm yolu olaraksa nüfus politikası önerilmiştir. Nüfus politikasının bir yanı, Güneydoğu’daki ağa ve şeyhlerin, Batıya iskanı ile bölgede yoğunluğun dağıtılmasıdır, diğer yanı ise özellikle mübadele ile gelen Türklerin bölgeye yerleştirilmesidir.
Bu amaçla iskan kanunu çıkar. Belli ölçülerde sonuç alınır. Nitekim 1965 yılına gelindiğinde toplam nüfus içinde Kürtçe konuşanların oranı %6’ya kadar gerilemiştir.



Fakat 1960’lı yıllarda hızlı sanayileşme ve kentleşme ile birlikte işler yeniden tersine dönmeye başlar. Kürtçülük bir akım olarak ortaya çıkar. Büyük şehirlere ve Batı’ya akan Kürtler hemen hemen tüm bölgelerde Türklerin içinde erimek ve kaynaşmak yerine, Türklerin içinde ayrı adacıklar oluşturmaya, zamanla Türkleri tehdit etmeye ve etkisiz hale getirmeye başlarlar. Vanlılar, Diyarbakırlılır, Muşlular vs. hemşehri dayanışması gibi başlayan örgütlenme, Kürt istilacılığının başlangıcını oluşturur. Bugün tüm Batı kentlerinde, Türk’ün kafasında bir kılıç gibi sallanan Kürt tehdidi işte budur.


Tehdidin çok daha önemli bir boyutu ise kültüreldir. Kürtler, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Türk köylerini kuşatır ve Kürtleştirir. Zayıf Türk köyü dirençsizdir. Bunu bilen Kürtler, zor yoluyla Türk köylerini istila ederler. Devlet ise buna ancak seyirci kalır.


Şehre gelen Kürt önce şehir hayatının çok dışındadır. O varoştaki zavallıdır. Türkler, memur ve işçi iken onlar ancak seyyar satıcıdır. Fakat şehirde kalma hakkı bulan Kürt derhal dayanışma grubunu oluşturur. Aynı şehirliler birbirine sırt çıkar. Böylece kentler, Kürt kabadayıların eline geçer.
İş kabadayılıkla bitmez. Bu kaba güce dayanarak, ticaret sektörüne el atarlar. Türk, işçi ve memur olarak ancak sabit gelire talim ederken Kürt, inşaattan giyime, yemekten finansa tüm ekonomik alanlarda hızla sermaye birikimi yaratır. Böylece şehir Kürtleşmeye başlar.



Kürt istilasında bir üçüncü yol ise Aleviler üzerinden etkileşimdir. Güneydoğu’nun Batıya açılan, Malatya, Erzincan, Sivas, Tokat, Maraş gibi Alevi yoğunluklu şehirlerde Kürtler Aleviler üzerinde hızla tesir ederler. Böylece geçiş bölgesinde de Kürtleşme yaşanır.
Bugün Türkiye’nin hem köyleri, hem şehirleri, hem de geçiş bölgeleri Kürtleştirilmiştir. Böyle bir noktada ortada bir Kürt sorunu, hele hele demokratikleşme sorunu olmadığı açıktır. Sorun, Türk nüfusun baskı altına alınması ve eritilmesidir. O halde çözüm, Türk’ün Türklüğünü koruması olmalıdır.




Kürt istilasının çok uzun dönemli bilinçli bir politika olduğunu Cmhuriyet’ten bugüne izlemekteyiz.
Solda birinci harita 1927 ve 1935 nüfus sayımı baz alınarak hazırlanmıştır. Kırmızı işaretli bölgeler Kürtlerin yoğunlukta olduğu bölgelerdir. Bu bölgelerde 1927 yılında toplam 877 bin kişi yaşamaktadır. Bunların 206 bini Türkçe, 543 bini Kürtçe konuşmaktadır. Yani Türkçe konuşanlar nüfusun %23’ünü, Kürtçe konuşanlar %77’sini oluşturmaktadır.



1935 yılı nüfus sayımında ise bölge nüfusu 993 bine çıkmıştır. Bunun 228 bini Türkçe konuşanlar, 765 bini Kürtçe konuşanlardır.
Yani 8 yılda Türkler 22 bin kişi çoğalırken Kürtler 222 bin kişi artmıştır. Kürtler Türklerin on katı çoğalmıştır. Bunun doğum oranının yüksekliği ile açıklanamayacağı açıktır.

Nitekim Atatürk iktidarı bu durumu Kürtlerin Türk bölgelerini istila etmesi ve Kürtleştirmesi olarak değerlendirir. Bu durum üzerine Başbakan İsmet İnönü Doğu gezisine çıkar ve bir rapor hazırlayarak Atatürk’e sunar.
İsmet İnönü’ye göre bölgede en sağlam Türk kalesi Bitlis’tir. Aynı şekilde Van da Türk hakimiyetindedir. Bu bölgenin sağlam tutulması gerekmektedir. Diyarbakır ve Urfa da Türklerin dayanağı olacak bölgedir.
Kürt nüfus üç merkezli bir istila hareketi gerçekleştirmektedir. 1- Bugünkü Mardin, Hakkari, Diyarbakır üçgeninden yayılan Kürtleştirme hareketi. Bu hareket özellikle Diyarbakır, Urfa ve Bitlis’i hedef almaktadır. 2- Ağrı merkezli Kars, Iğdır, Ağrı ve Muş’ta Kürtler Ermenilerden boşalan verimli toprakları istila etmiştir. 3- Tunceli merkezinden Erzincan, Elazığ ve Bingöl’e doğru istila hareketi.

Tüm bunların önlenmesi için Atatürk iktidarı,
1- Kürtlerin başka bölgelere iskanını
2- Bölgede ağalığın tasfiyesini
3- Bölgenin Türk yerleşimcilerle doldurulmasını politika olarak belirler.
Yanda bu politikanın sonuçlarını oransal olarak


görüyorsunuz.


1927 nüfus sayımı:
Toplam nüfus: 11 milyon 778 bin. Kürtçe konuşan 1 milyon 134 bin. Yani Türkiye’nin
% 10’u. Bu Kürt nüfusun 543 bini Güneydoğu’da oturur. Güneydoğu Kürtler’in %50’sini barındırmaktadır. Güneydoğu’nun %23’ü ise Türktür.
1965 nüfus sayımı:
Toplam nüfus:31 milyon 391 bin. Kürtçe konuşan 2 milyon 291 bin. Yani Türkiye’nin %6’sı. Güneydoğu’da ise Kürtler’in oranı %40’tır.
Yani Cumhuriyet döneminde alınan tedbirlerle Kürt istilası durdurulabilmiştir.
2005:


Toplam nüfus: 70 milyon. Güneydoğu’da yaşayan nüfus 6 milyon. 20 milyon olduğu iddia edilen Kürt nüfus. Yani toplam nüfusun neredeyse %30’u. Bu rakam abartılı olsa bile 1965’te %6’ya düşen Kürt nüfusun nasıl birden artış gösterdiğinin açıklanması gerek: Atatürk dönemi politikaları terkedildiği için.




Türkoğlu Türklüğünü koru


Bugün PKK terrü ile mücadelede en önemli nokta budur. PKK, Kürtleşmeden güç almaktadır. Türkler Türklüğünü korursa PKK zayıf düşecektir. Bu ise askeri değil toplumsal bir çözümü gerektirir. Türk, kendi sorununu kendisi çözecektir.


Bunun için ilk başta yapılması gerekenlerse şunlardır.

1- Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK’ya maddi destek demektir. Türk, bu maddi desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Kürdün altında ezilecektir

2- Her Türk, Türkçe konuşmalıdır. Bunu da İstanbul şivesi ile konuşmalıdır. Dil varsa millet vardır. Ancak şehri istila eden Kürtler kendi dillerini hakim kılmaktadır. Bunlarla temas içinde Türkler de şivelerini bozmakta, Türkçe konuşsa bile adeta Kürt şivesiyle Türkçe konuşmaktadır.


TV’lerdeki Kürt dizilerinin, Kürt müziğinin, her adım başı Kürtçe müzik çalan barların, kasetçilerin, minibüslerin ortasına düşen Türk ister istemez lisanını yitirmektedir.


Buna direnmek için:
Türk, Kürt dizisi izlemez.

Kürtçe müzik dinlemez.
Kürtçe müzik çalan barlara gitmez.
Kürtçe konuşulan minibüse binmez.
Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz.


3- Türk, ancak modern şehir hayatında kendini ifade edebilir. Türk medeniyeti, köyden gelen etkilere kapatılmalıdır. Köy, her halükarda Kürtçülüğün yaşam alanıdır.


Yıllarca İstanbul’da Sivaslı, Erzincanlı, Malatyalı, Tokatlı kitlenin yarattığı köy ortamı, Kürtçülüğü güçlendirmiştir. Türk’ü saza mahkum eden köylü kafası, bugün şehirleri Kürt kültürüne teslim etmiştir.

4- Türkler, yemeklerine sahip çıkmalıdır. Türk’ün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türk’ü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir. Yemek, kültür savaşının bir parçasıdır. Mc Donaldslar ne kadar tehlikeli ise Kürt mutfağı da o kadar tehlikelidir.

Başka kültürlerin yemeklerini yiyen kültürler asimile olur. O nedenle Türk, Türk mutfağına sahip çıkmalı, başka şeyler yememelidir.


5- Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır.


Not: 30 Ağustos Zafer Bayaramı dolayısıyla asılan afişlerde şu ifade vardı: Türk ordusunun kışlası milletinin yüreğidir!



Çok doğru, Türk ordusu o zaman kışlana dön!


<a href="http://www.youtube.com/watch?v=gnw5T4KRKmA" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=gnw5T4KRKmA</a>














Ben ve Milletim
Tanrı'nın kırbacıyız
Tanrı kendi yolundan
çıkanları cezalandırmak
için bizi gönderir.!
ATTİLA

Çevrimdışı [Hun Türk]

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1299
  • TTK
    • https://hunturk.net
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #1 : 07 Kasım 2007, 22:28:08 »
             Kopyala/yapıştır yaptığınız yazı Türk solu dergisinin yazısıdır. Gökçe Fırat'ın kürtlere karşı bir çok yazısı var. Onu milliyetçi yapar mı?

            Ya kasıtlı olarak bu yazıyı ekledin, ya da bilmeden bunların oyunlarına katıldın. Arka da Deniz Gezmiş, arka müzikte Ahmet Kaya (geçen sene öyleydi) çalarken, bir yandan da kürtlere bizde karşıyız naraları atacaklar. Daha iki gün önce can ciğer kuzu sarmalarıydılar, bugün ne oldu. Kürtçü İlyas Salman hâlâ bu dergide yazılarını yazıyor. Bir iki kitap, bir iki swf dosyası hazırlayarak, saf gençleri kendilerine çekecekler akılları sıra.

Yazı şimdilik kalacak...

AĞIMIZ AKTİF HİZMET VERMEMEKTEDİR.
BURADA YAZILAN YAZILAR SİZE UYGUN DEĞİLSE LÜTFEN SİTEYİ TERK EDİNİZ. İLETİŞİMDEN BİZİ ÜZDÜNÜZ V.B İSTEKLERLE İLETİ ATMAYINIZ. ÖZGÜR DÜŞÜNCE...


Türk Milliyetçiliği, bir avuç namerdin kahpeliği ile kökü kazınabilecek bir fikir değildir.

Bana göre ticanilik, nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur.
Hüseyin Nihâl Atsız

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2001
    • https://www.hunturk.net
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #2 : 07 Kasım 2007, 23:34:00 »
Dünün ihaneti tescilli Perinçeği








Bu günün; ulusalcı(!), vatansever(!) Perinçeği



Birazcık olsun akıllı olamaz mıyız?
Soysuz çerkez piçi Deniz Gezmiş'i Türk'ün Şanlı Bağbuğuyla aynı kareye koymak alçaklığında bulunan; dünün Türk çocuklarının kanlarını dökmüş marksistleriyken, bu günün hızlı vatanseveri(!) ve ulusalcısısı(!) kesilen Türk Solu adlı bu soysuzları, sırf görüntünün aldatıcılığına bakarak referans almak şayet cehaletten değilse, düpedüz aynı teknenin çamuru olunduğundandır!..
Şimdi, iki allı-pullu laf etti diye, bunları Türk Milliyetçisi mi sayacağız?

Bir kişinin gerçek Türk Milliyetçisi ve Türkçü olabilmesi için;

Geçmişinde Türklüğe karşı, hiç bir hıyanetinin bulunmaması,
Başbuğ Atatürk'ü oryaya, buraya yamayarak istismar etmemesi,
Başta Uluğ Bilge Atsız Atamız olmak üzere, Türkçülük Ülküsüne yön veren, ululara karşı saygılı olması,
Türk Milletine uymayan devşirme fikir ve ideolojilere bulaşmamış olması,
Türk soyunun üstünlüğünü kayıtsız, şartsız kabul etmesi gerekir.

Şimdi soruyorum:
    Türk Solu denen devşirmelerde ve ulusalcılık modasına kapılan diğer budalalarda, bu saydıklarımın hangisi mevcuttur?

El cevap:
    Hiç birisi!!!

TTK.




Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Mete Saltuk

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 147
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #3 : 08 Kasım 2007, 00:06:14 »
Değerli Üçoklu Börü Kardeşim;
Ellerine, emeğine sağlık. Her devrin adamı tabirine tam uyan, ne idüğü belirsiz(ki kendisi de bilmiyor) cismen insan görünümlü bu yaratığın ne mal olduğunu bilmeyen kalmaz bundan sonra. Aslında ben son isviçre çıkartmasından(!) sonra, henüz zıplamadığı tek dal olan (ki günümüzde pek revaçta) din sömürüsüne geçiş yapmasını bekliyordum ama onun için hac dönemini bekliyor herhalde.
Bu arada mevzu bahis yazıda ki garipliği sezmiş olmama rağmen, gerek arkadaşın emeğine saygısızlık etmemek,gerek 'ben mi yanlış anlıyorum' kuşkusuyla cevap yazmadım. Bu vesileyle şahsınıza ve sizin gibi tepkisini gösteren İstemi Yabgu kardeşime teşekkür ediyorum.Saygılarımla

Çevrimdışı Temir Yalıg

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 184
  • TÜRK'ÜM BAŞKA ÜNVAN İSTEMEM
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #4 : 08 Kasım 2007, 01:30:00 »
Türk Solu Dergisi,ideolojik çorba halinde olan ve örtülü komünizm propagandası yapan bir yayındır.Nazım Hikmet gibi bir vatan hainini,Deniz Gezmiş gibi bir serseriyi,Che Guevara gibi bir iti göklere çıkarmakta bunun yanında da kendilerini milliyetçi,Atatürkçü gibi göstermektedirler.Dünün Marksistleri bugün olmuşlar Ulusalcı..!

Türk Solu mademki milliyetçi,o zaman neden fonda Ahmet Kaya çalıyor? Türk Solu mademki kürt düşmanı neden Yaşasın Türk ve kürt halklarının kardeşliği zırvasını söyleyen Deniz Gezmiş itinin resimlerini koyuyor? Türk Solu mademki Atatürkçü,hangi sebeple dışarıdan gelen ideolojilerin simgelerini bayraklaştırıyor?
-Yanıt çok basit.Sadece onların milliyetçiliği bir maske..

Bu maskenin altında komünizm propagandası var.Bu millet bu yalanları hiç yutar mı??

-Elbette yutmaz..


TTK!
TÜRK IRKI SAĞOLSUN!

Çevrimdışı Temir Yalıg

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 184
  • TÜRK'ÜM BAŞKA ÜNVAN İSTEMEM
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #5 : 08 Kasım 2007, 01:31:11 »
SOL MİLLİYETÇİ OLAMAZ
 

“Sağ” ve “sol” deyimlerinin iktisadî mânâsından başka bir de ideolojik anlamı olduğu malûmdur. Günümüzde iktisadî doktrinler 15. Asırdaki tarikatlar gibi birbirine karıştığı halde fikriyat bakımından sağ ve sol hâlâ kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış durumdadır.

Çünkü iktisadî şekiller ve şartlar zamanla değişmekte, fakat “ülkü” sabit kalmaktadır. Sosyal demokrat, Hıristiyan sosyalist, cumhuriyetçi sosyalist, nasyonal sosyalist deyimleri bu tedâhüllerin örneğidir.

Fikriyat  bakımından sağ ile solu birbirinden ayıran en kesin fark, sağın milliyetçi olmasına karşılık solun beynelmilelci karakterde bulunmasıdır.

Milliyetçilik, tarihin binlerce yılda doğurduğu sosyal bir neticedir. Binlerce yıllık hayatın kaynaştırdığı, her bakımdan birleştirdiği insan topluluklarının bu netice içinde yaşaması, onun nimetlerini gördüğü için milliyeti muhafaza uğrunda her fedakârlığa hazır bulunması da gayet normaldir. Milliyet duygusu bu kadar kuvvetli olmasaydı tarihin korkunç bozgunlarını gören milletlerin hemen dağılması gerekirdi. Böyle olmadığını, bozgunlardan sonra o toplumların daha kuvvetli olmak için nasıl çalıştığını 20. Yüzyıl tarihi göstermiştir. Bu konuda Polonya ve Almanya’yı örnek vermek kâfidir.

Sol ise, iktisadî görüş olarak bazı noktalarda haklı bile bulunsa, tabiattaki galât-ı hilkatler gibi toplum hayatının bir yanlış yaratılmasından, marazî düşüncesinden başka bir şey değildir.

Son zamanlarda görüldüğü gibi sola milliyetçilik demek milliyetçilik ile halkçılığı karıştırmaktan doğar. Halkçılık, bugün yaşamakta olan yoksul tabakanın bolluğa kavuşmasını düşünmektir. Milliyetçilik, dünü de içine alarak hem bugünü, hem yarını kapsayan bir büyüklük duygusudur.

Solun “milliyetçilik” dediği “halkçılık” siyasî sınırların dışındaki soydaşlara karşı kör ve sağırdır. Milliyetçilik ise, hangi devletin idaresinde olursa olsun bütün soydaşları düşünen, onları kurtarmak için her fedakârlığı göze alan, hayatın ve insanlığın mânâsını bu fedakârlıkta bulan ülküdür.

Solculuk için hayat “ekonomik yaşantı”dan başka bir şey değildir. Mazinin mirası, geleceğin büyüklüğü onun umurunda değildir. O, çok kazanmak, rahat edip eğlenmekten başka bir şey düşünmez. Bunları ileri sürerken her toplumda bulunan vurguncuları öne sürerek bunları sağa mal etmeye çalışır.

Milliyetçi olduğunu ileri süren “sol”, vaktiyle Fransa ve İspanya’da görüldüğü gibi komünistlerle iş birliği yaparak “millî cephe” adı altında kendi toplumlarını kardeş kavgasına, kargaşalığa ve felâkete sürüklemekten çekinmeyen bir düşünce olduğuna göre, bunlara milliyetçi demek temelsiz ve gülünç bir iddiadan başka bir şey değildir...
 

Ötüken, Şubat 1974, Sayı: 2

-Hüseyin Nihal Atsız-
TÜRK IRKI SAĞOLSUN!

Çevrimdışı BezAt

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 29
  • %100 Türk
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #6 : 08 Kasım 2007, 11:53:21 »
Acik soylemek gerekirse; yorumlari gorunce cok sasirdim.
Nedenine gelince:
Bir yazi koydum fakat bunda kesinlikle art niyet yoktu. Amac uzerinde oturup tartismak veya yorum yapmakti. Alinti yaptigim sitenin ne mantikta oldugunu gayet iyi bilmekteyim.
Yapilan yorumlara katilmamla beraber  Turk solu nun da sadece maddi cikarlar icin  milliyetciligi kullandigi kesin.

Bu anlamda oncelikle gösterilen ilgi icin tesekkureder sonrada özürdilerim ki bu kadar sert cikislar beklemiyordum.

Ikin ci alinti yaptigim (turkce dunya sitesinden) Itiraf ediyorum.. baslik li yaziyi sahsen ben okuyunca duygulanmistim. Ama sizin olaya bakis acinizi da okuduktan sonra biraz daha farkli dusuncelere girmedim degil.
Bu nedenle sitenizi iyice arastirmak istiyorum.
Saygilarimla.



Ben ve Milletim
Tanrı'nın kırbacıyız
Tanrı kendi yolundan
çıkanları cezalandırmak
için bizi gönderir.!
ATTİLA

Çevrimdışı Afsar Beyi

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 146
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #7 : 08 Kasım 2007, 12:14:29 »


Türk solu denilen güruhun bizim uzun süre kafamızı karıştıracağı ve biz Türkçülere yeni bir cephe açmak zorunda bırakacağı artık net olarak görülmeye başladı. 

Vatanımızı başkalarına yamamaya çalışanların kurdukları pis tuzaklar rusyanın karaya vurması ile kafalarına geçti. Panik havasının hemen ardından yola nasıl devam edeceklerini ve bundan sonra ne yapacaklarını uzun uzun hesapladılar.

Ekmek yiyecekleri iki yer olduğunu da çok güzel tespit ettiler. Bunlardan biri din, diğeri milliyetçilik idi. Dine her zaman uzak durmuş ve bu konuda altyapı oluşturmamış olduklarından milliyetçiliği ekmek kapısı olarak seçtiler. Zira din konusunu intihar eylemcisi olacak kadar sahiplenmiş bir kitleden taban almak çok zor bir hadisedir.

Milliyetçiliğimize dönersek, önlerinde hamaset yapan bir sentezci kesim ile, sentezcilikten de öteye gidip işi dinciliğe döken bibipçilerden başka kimse yoktu. Milliyetçiliğin ne olduğunu bilmeyen insanlar da bunların etrafında dönüp, milliyetçiliğin adını çok güzel karalamakla meşguldüler.  

Sonuçta kargaşanın arasında ne yazık ki kendilerine bir zemin buldular. Bugün pekçok insan doğru söylemler ama yanlış niyetlerle yola çıkmış olan bu insanları bizim yerimize seve seve koydular. Çünkü bu insanlar ütopyalardan bahsetmiyorlar. Gerçekleri dile getiriyorlar. Bizden daha ileride ve daha bilimsel söylemler geliştiriyorlar. Bizden tek farkları ise Türkleri götürmek istedikleri yol. Biz mankurtlaşmış Türkleri yeniden asıllarına götürmek istiyoruz. Onlar ise kendi hedeflerine. Yani yeniden sosyalizme, yeniden komünizme.

Bu başlığın kötü niyetli açılmamış olduğu düşünüyorum. Ayrıca içeriği de doğru. Buradaki tek yanlış bunları bizim değil de , Türk solunun söylemiş olmasıdır.
İğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batıralım.

Eğer halka rağmen milliyetçilik yaparsak, aramızdaki Türkçülerin bile bu siteleri izlediğini ve bunlardan alıntılar yaptılkarını daha çok göreceğiz. Belki bu başlığın altına eklenen iletilerimizden sonra bu otağa alıntı yapmayacaklardır. Ama günlük yaşamlarında alıntı yapacaklarını ve bu yasak meyveyi hep yiyeceklerini istemesek de kabul etmek zorundayız.

Kısaca tüm otağ üyelerine bir sesleniş ve sitemdir bu. Birkaç kişinin yazdığı ve açtığı başlıklar haricinde otağda yazı yazma ve başlık açma sayıları çok düşüktür ve istenilen düzeyde değildir. Birilerinden korunmanın yollarından en temel, en öncelikli olan yolu onlardan daha bilgili, onlardan daha çok okuyan ve onlardan daha doğru yorumlayan kişiler olmamızdan geçer.

Esenlikler diliyorum

Afşar Beyi
sü:kä tılıkang bugukgu tuktang (savaşa çıkın, Buguk'u tutun!)

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2063
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #8 : 08 Kasım 2007, 12:16:38 »
Solun, hele de eskinin hızlı komünistlerinin Türk Milliyetçiliği iddiasında bulunmaları, cildini makyajla değiştirmiş zencinin "ben beyazım!" iddiası kadar gülünç, inandırıcılıktan uzak ve gayr-ı ciddi bir davranıştır.

Bu Otağda yayımlanmış olan;

http://www.hunturk.net/forum/index.php/topic,2563.0.html  linkinde bulunan "TÜRKÇÜLÜK ÜZERİNE MAKALELER - NEJDET SANÇAR" başlığı altında yer alan

AZGINLAŞAN TÜRKÇÜLÜK DÜŞMANLIĞI

ATATÜRKÇÜLÜK MESELESİ-I

ATATÜRKÇÜLÜK EDEBİYATI-II

MİLLİYETÇİ HAREKET VE KARŞISINDAKİLER


adlı makaleler, bu gün karşımıza, ulusalcı ve vatansever adıyla çıkanların ne mal olduklarını anlamamız bakımından, çok önemli bilgiler içermektedir.
Atsız Bey'in de dediği gibi: "SOL MİLLİYETÇİ OLAMAZ..!"

Ne Mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana...

Saygılarımla.

Çağrıbey

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: Türk oğlu, Türk kızı : Türklüğünü koru!
« Yanıtla #9 : 08 Kasım 2007, 14:06:24 »
 Türk Solu dergisinin bu yazdıklarını Atsız Beğ, 60'lı yıllarda ve 70'lerde açık açık dile getiriyordu. Sırf bu fikirlerinden dolayı 70 yaşında zindanlara atıldı.  O zaman "Halkların Kardeşliği" anırtısı ile kürtleri savunup, son nefeslerinde de bunu söyleyip idam edilen anarşistler(Deniz Gezmiş ve Arkadaşları); bizleri kan içici faşist, halkların kardeşliğine karşı olmakla suçuyorlardı. Şimdi de pek değiştiklerini açıkçası sanmıyorum. Zaman zaman bazı makalelerde Atsız Beğ'e ve Türkçülüğe saldırıp duruyorlar. İşin ilginç tarafı bütün bu hakaretlere rağmen orada yazı yazıp bunlara tepki göstermeyen bazı Türkçü geçinenlerinde olmasıdır.

 Ancak bu insanların en azından eskiye nazaran daha düzgün bir çizgiye(her ne kadar yamuklukları bariz gözüksede,Misal Deniz Gezmiş adlı  kürt kardeşliğini savunan, anarşist-devlet düşmanı; Sovyetleri vatanı olarak kabul edip, oraya kaçıp daha evvelde bir şiirinde BAŞBUĞ ATATÜRK'e söven Sovyet iti, Kızıl Ajan Nazım gibi hainlerle; TÜRK olmayan Che adındaki bereli birisi; TÜRK YÜCE BAŞBUĞU ATATÜRK ile yanyana konmuş.) geldikleri doğrudur. Ancak bu insanlar Türkçü değillerdir. Kendi hakiki fikirlerini(Sol), birbirinden asla ayrılmaz olan  ATATÜRKÇÜLÜK ve TÜRKÇÜLÜK gibi iki kutlu dava ile sentezleyerek, bulaşık suyuna çevirmişlerdir. 

 Fikir babaları ve dergilerini finanse eden ?Çerkez? kökenli Atatürkçü(nasıl oluyorsa) Yekta Güngör Özden ise buna hiç şaşırmamak lazım.

 Bir zamanlar sokak ortasında "ben kürdüm, pkk'lıyım var mı ulan karşıma çıkacak?" diye anırıp tutuklanan hilkat garibesi kürt ilyas salman'ı da Türkleştirmişler. Kendilerini tebrik ediyorum.

 Alıntıyı yapan yeni üye arkadaşımızın kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum. Bizim yazdıklarımızı bilmemesi doğaldır. Her insan herşeyi bilecek diye bir kaide yoktur. Ancak eklenen yazı Afşar Beyi Andamııında belirttiği üzere; ne kadar doğruda olsa, yanlış kişiler tarafından yazılmıştır.

 Biz Türkçüler olarak bu fikirleri yıllardır söylüyoruz, dile getiriyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Bunları yaparken bize en ağır şekilde suçlayıp saldıranların, Türkçülük toplumda taban bulduktan sonra bu fikri sadece kendileri savunuyormuş gibi davranmaları da açıkçası; "Yavuz Hırsız, Ev sahibini bastırır" Ata sözünü hatırlatıyor.

 Saygılar

 TTK

 TÜRK IRKI SAĞOLSUN