Gönderen Konu: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü  (Okunma sayısı 18331 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« : 18 Mayıs 2011, 09:51:33 »


 18 Mayıs 1944'te Kırım Türkleri, Almanlarla işbirliği yaptıkları ve vatan haini oldukları iftiralarıyla binlerce yıldır yaşadıkları vatan toprağından sürüldüler. Türk Yurtlarını işgal edip sömüren Kızıl Emperyalizm, Kafkaslardan Ahıska ve Karaçay-Malkar Türklerini sürdüğü gibi Kırım Türkleri'ni de topluca Sibirya'ya, Türkiqtan'a sürerek çeşitli bölgelere dağıtmışlardır. Göçedenlerin yarıosından fazlası göç esnasındaki yetersiz koşullar, salgın hastalıklar ve ağır kışları yüzünden şehit olmuşlardır.

 Komünist çakal sürüsünün şefi olan Stalin adlı cani katil, öldürdüğü zulüm ve işkence ettiği yetmiyormuş gibi Kırım Türkleri'ni yurdundan vatanından etmiştir.

 Yıllarca öz yurtlarından ayrı bırakılan Kırım Türklerine, ancak Stalin'in ölümünden sonra 1957 yılında Kruşçev tarafından alınan bir kararla vatanlarına dönme izni verilmiştir. Ancak bu izin tam manasıyla uygulananmış, Sovyet Rejimi dönmek isteyen Kırım Türkleri'ne her türlü güçlüğü engeli çıkaratarak, Soydaşlarımızın Ana Vatanlarına dönüşlerine izin vermeme politikası gütmüştür.

 Mustafa Cemil Kırımoğlu önderliğinfe örgütlenen Kırım Türklerinin Ana Vatanlarına dönüş mücadelesi yıllarca sürmüştür. Bu esnada pek çok Kırım Türk'ü başta Mustafa Cemil Kırımoğlu olmak üzere tutuklanmış, çalışma kamplarına atılmış, işkence görmüş ve aileleriyle birlikte Devlet tarafından pek çok baskılara uğramışlardır.

 Uzun bir mücadeleden sonra Kırım Türkleri 1990'ların başlarından itibaren Kırım%a geri dönmeye başlamışlardır. Ancak nüfuslarının yarısı Özbekistan'da kalmıştır. Yani Kırım 'a ancak % 50'si dönebilmiştir. Dönenlerin ise pek çok sıkıntısı olmuştur. Yıllar önce kendilerine ait olan her şey yağmacı Slav sürüleri tarafından el konulmuştur. Konut sıkıntısı, işsizlik vb. problemlerin yanında Rus Irkçılarının sistematik saldırıları da soydaşlarımızın çektiği sıkıntıları arttırmaktadır.

 Türkçüler olarak Dünyada her Türk'ün çektiği acılara ve sıkıntılara duyarlı olmalıyız. Kırım'da olduğu gibi Türk Dünyasında hala düşmanlarımızın işgali altında olan Vatanlarımız mevcuttur. Türkiye Türklerinin ve Türkçülerin görevi tüm Türklere sahip çıkmaktır.

 Bu vesileyle Kırım sürgünü esnasında  şehit olan tüm Kırımlı soydaşlarımızın acılarını paylaşıyoruz. Aziz Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

 KIRIM TÜRK'tür ve de sonsuza dek TÜRK'ün kalacaktır !

 TTK


 


Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #1 : 18 Mayıs 2011, 09:52:30 »
Sürgün'ün Kronolojisi

Kemal ÖZCAN

    28 Ağustos 1941: Volga boyunda yaşayan Alman asıllı Sovyet vatandaşlarının topluca sürgün edilmesi.
    Ekim 1941: İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordularının Kırım'a girişi. Bütün Kırım'ın işgali Temmuz 1942'de tamamlanmıştır.
    Kasım 1941: Kırım'da Müslüman Komiteleri'nin kurulması.
    27 Kasım 1941: Edige Kırımal ile Müstecip Ülküsal'ın Kırım Türkleri adına faaliyetlerde bulunmak üzere Almanya'ya gitmeleri.
    11 Ocak 1942: Müslüman Komiteleri tarafından Azat Kırım gazetesinin yayınlanması.
    28 Ekim 1943: Kalmık Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.
    2 Kasım 1943: Karaçay Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.
    23 Şubat 1944: Çeçen İnguşların topyekun sürgün edilmesi.
    10 Nisan 1944: Kırım'ın yeniden Sovyet hakimiyetine geçişi.
    20 Nisan 1944: Kırım'da Alman işgali sırasında meydana gelen olayları tetkik etmek üzere Olağanüstü Devlet Komisyonu'nun kurulması.
    11 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin topyekun sürgün edilmesini onaylayan Stalin imzalı Devlet Güvenlik Komitesi kararnamesinin yayınlanması.
    18 Mayıs 1944: Kırım Türklerinin vatanlarından topyekun sürgün edilmesi.
    29 Mayıs 1944: Sürgün Kırım Türklerinin Özbekistan'a geliş tarihi.
    20 Temmuz 1944: Kırım'dan sürgün edilmesi unutulan Arabat Köyü'ndeki bütün Kırım Türklerinin eski bir geminin içine doldurulup, denizin en derin yerine gelindiğinde ambar kapaklarının açılıp geminin batırılarak Kırım Türklerinin katliama uğratılması.
    30 Temmuz 1944: Kırım ÖSSC'nin lağvedilerek Rusya Federasyonu SSC'ne bağlı bir bölge statüsüne getirilmesi.
    12 Ağustos 1944: Devlet Güvenlik Komitesi tarafından, Kırım'dan sürgün edilenlerin yerine Rusya ve Ukrayna'dan kolhoz işçilerinin getirilerek yerleştirilmesinin kabul edilmesi.
    14 Kasım 1944: Ahıska Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.
    14 Aralık 1944: Kırım'daki Türkçe yer adlarının Rusça isimlerle değiştirilmesi.
    26 Kasım 1948: Sürgün edilen Kırım Türklerinin vatanlarından ebedî olarak çıkarıldıkları ve onların bir daha vatanlarına geri dönme hakkı olmadığını belirten kararnamenin çıkması.
    4 Mart 1953: Sovyet Devlet Başkanı Stalin'in ölümü.
    21 Haziran 1953: Stalin'in sağ kolu, İçişleri eski Halk Komiseri Leonid Beriya'nın tevkif edilmesi.
    23 Aralık 1953: Beriya'nın idam edilerek öldürülmesi.
    19 Şubat 1954: Ukrayna'nın Rusya ile birleşmesinin 300. yıldönümü münasebetiyle Devlet Başkanı Hruşçev tarafından Kırım'ın Ukrayna'ya hediye (!) edilmesi.
    28 Nisan 1956: Kırım Türkleri üzerinden sürgün kısıtlamaları kaldırıldı. Ancak onlara vatanlarına dönüşlerine ile sürgün sırasında müsadere edilen mal varlıklarının iadesine izin verilmedi.
    1 Mayıs 1957: Sürgünden sonra Kırım Türkçesi ile yayınlanan ilk gazete olan Lenin Bayrağı'nın çıkarılması.
    11 Ekim 1961: Vatana dönüş için mücadele eden Kırım Türk Milli Hareketi mensuplarına yönelik ilk yargılamaların yapılması. Bu yargılamalar neticesinde Enfer Seferov ve Şevket Abdurrahmanov mahkum olmuşlardır.
    Şubat 1962: Kırım Türk Gençlik Birliği kurma teşebbüsleri.
    12 Mayıs 1962: Mustafa Kırımoğlu'nun ilk mahkumiyeti.
    Ağustos 1965: Kırım Türklerinin vatanları Kırım'ı turist (!) olarak ziyaret etmelerine izin verilmesi.
    5 Eylül 1967: Kırım Türklerinin diğer Sovyet vatandaşları ile eşit haklara sahip olduğunu, ülkenin diledikleri yerinde yaşama hakları bulunduğunu belirten Af Kararnamesi'nin yayınlanması. Yalnız kararnamenin "diledikleri yerde yerleşme hakkına sahipler" hükmü pratikte uygulanmamış ve onların Kırım'da yaşmalarına yine izin verilmemiştir.
    21 Nisan 1968: Kırım Türklerinin ilk büyük protesto gösteri: Çirçik Mitingi.
    20 Mayıs 1969: Kurucuları arasında Mustafa Kırımoğlu'nun da bulunduğu Sovyetler Birliği'nde İnsan Haklarını Savunma Teşebbüs Grubu'nun teşkili.
    12 Ocak 1970: Mustafa Kırımoğlu ve Kırım Türklerinin dostu, insan hakları savunucusu şair İlya Gabay'ın yargılanarak mahkum olmaları.
    5 Şubat 1976: TRT tarafından Mustafa Kırımoğlu'nun mahkumiyeti sırasında 303 gün süren açlık grevinde öldüğü yönünde haber yayınlanması.
    23 Haziran 1978: Kırım Türklerinin "Ebedî Meşalesi" olan Musa Mahmut'un vatanına dönüp yerleşmesi üzerine Kırım'daki Sovyet yönetiminin kendisini ve ailesini Kırım'dan zorla çıkarmak istemesi üzerine kendini yakması ve bunun sonucu olarak 28 Haziran'da hayatını kaybetmesi.
    15 Ağustos 1978: Kırım'daki Sovyet polisine dilediğini Kırım'dan çıkarma yetkisi veren Yeni Pasaport Kanunu'nun kabulü.
    14 Kasım 1986: Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti'nin, sürgüne ve çeşitli baskılara maruz kalan bütün toplulukların haklarını kısıtlayan bütün hükümlerin ortadan kaldırılarak, bu halklara haklarının ve itibarlarının iade edildiğini ve bütün bunların devlet garantisi altına alındığını açıklayan deklarasyonunun yayınlanması.
    23 Temmuz 1987: Moskova Gösterileri üzerine Sovyet Devleti tarafından Kırım Türklerinin meselelerinin çözülmesi için bir komisyonun kurulması.
    21-29 Temmuz 1987: Kırım Türklerinin Mustafa Kırımoğlu önderliğinde Moskova'da yaptığı gösteriler.
    23 Nisan - 2 Mayıs 1989: Taşkent'in Yangiyul ilçesinde yapılan Kırım Türk Milli Hareketi Teşkilatı toplantısı sonunda Mustafa Kırımoğlu'nun başkanlığa seçilmesi.
    10-12 Haziran 1989: Kırım Türk Milli Hareketi Teşkilatı'nın Mustafa Kırımoğlu başkanlığında Kırım'daki ilk toplantısını yapması.
    29 Ocak 1990: Kırım Türklerinin sorunlarının çözülmesi amacıyla yeni bir Devlet Komisyonu'nun kurulması.
    12 Şubat 1991: Kırım ÖSSC'nin Ukrayna'ya bağlı olarak yeniden kurulması.
    26 -30 Haziran 1991 : II.Kırım Tatar Milli Kurultayı Vatan Kırım’da Akmescit’te toplandı. Kurultay’da Kırım Tatarlarını temsile yetkili en üst organ olarak 33 kişilik Kırım Tatar Milli Meclisi seçildi ve başkanlığa Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu getirildi.
    24 Temmuz 1991: SSCB Bakanlar Kurulu'nun "Kırım Türklerinin Kırım'a düzenli bir şekilde dönmeleri ve orada kendileri için gerekli şartların oluşturulmasının devlet garantisi altına alınması" hakkında kararname kabul etmesi.
    13 Kasım 1991: Ukrayna Vatandaşlık Kanunu'nun Kabulü.
    1 Aralık 1991: Ukrayna Bağımsızlık Deklarasyonu'nun oylanarak kabul edilmesi.
    27 Mart 1994 : Kırım’da yapılan seçimler sonrasında Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın belirlediği, 14 Kırım Tatar Milletvekili sürgünden sonra ilk defa Kırım Parlamentosuna girdi.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #2 : 18 Mayıs 2011, 09:58:53 »
 Aşağıdaki uzun makaleden Kırım Türklerinin Sürgünü ve geri dönüş mücadelesi ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olabilirsiniz.

KIRIM TÜRKLERİNİN SÜRGÜNÜ VE MİLLİ MÜCADELE HAREKETİ (1944-1990) KIRIM TÜRKLERİNİN SÜRGÜNÜ VE MİLLİ MÜCADELE HAREKETİ (1944-1990)

Dr. Kemal Özcan

http://www.surgun.org/surgun/pdf/surgun.pdf

Çevrimdışı Cebe Noyan

  • Her Şey Türk İçin, Türk'e Göre!
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 319
  • Türk Irkı Sağ Olsun!
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #3 : 18 Mayıs 2011, 11:42:48 »
Kırım sürgünü hatıraları

Kırım Türkleri bir gece ani baskınla yurtlarından çıkartıldı. Ne bir lokma yiyecek ne de bir yudum su alabilmişlerdi yanına. İşte o acı hikayelerden bir tanesi...

1923 yılında Sudak’a bağlı Souksu köyünde doğdum. 1931 yılında okula başladım. 1935 senesinde ise Sudak ortaokuluna girdim. Biz o vakitler Souksu köyünde oturuyorduk. Sonra Taraktaş’a taşındık. Taraktaş’da öğrenci yurtları vardı. İlk zamanlar yatak, yemek ve okul ücretsiz idi. Sonradan yatak için de, yemek için de ve hatta okul için bile para almaya başladılar. Rahmetli babam kolhozda çalışıyordu.

Kolhozlara aylık yerine az az yemek için erzak veriyorlardı. Bizler evden okula para olmadığı için yayan gitmek durumundaydık (Taraktaş-Sudak arası yaklaşık 14 kilometredir). Ben daha sonra maddî sıkıntılar yüzünden okuldan ayrılıp, Küçük Taraktaş kolhozunda sekreter olarak çalışmaya başladım. Ama bir müddet sonra ortaokulu bitirip Yalta’daki öğretmen okuluna girdim. 1941 senesi savaş başladığında ben Yalta’da idim. Savaş olduğundan dolayı, okulu bitirmeme rağmen diploma alamadım. Benimle beraber Otuz köyünden Sultaniye Veliyeva ve S. Seytmemetov da vardı. İşte savaş hayatına böyle başladım.

Büyük ağabeyim Celâl Ablâlimov savaşa gitti. Diğer kardeşim Ablâmit de savaş başladığında askerdeydi. Ondan mektup aldık, Gomel şehrinde imiş. O orada ebediyete kadar kaldı. Kırım ise Alman ordusunun işgali altındaydı. 14 Nisan 1944 senesi Sovyet Ordusu Kırım’a girdi. Her bir köyden bilgili kızları topladılar. Beni de o kızların arasına aldılar. Sonra hepimizi değişik yerlere dağıtarak halkın listesini yaptırdılar. Halka sorulan sorular şunlardı: Adın, soyadın, yaşın ve milletin. Biz nereden bilebilirdik bu hazırlanan listelerin bizim Kırım Tatar halkının kara yazılı günü için olduğunu?

18 Mayıs 1944′de sabah saat 4′de kapılar çalındı. İki er ve bir subay bizleri uykudan uyandırıp, üstümüze ne giyebildiysek öylece bizi tekme-tokat silâh zoruyla evimizden dışarıya çıkardılar. Kamyonlara doldurup Kefe şehrine götürdüler. Bindiğimiz kamyonları geri geri sürerek istasyonda duran hayvan vagonlarının kapısına yanaştırıp, aşağıya inmemize müsaade edilmeden kamyondan doğruca trene bindirildik. Onların gözünde bizler insan değil, hayvan gibiydik. Vagonun içi hayvan pisliğinden cıvık cıvıktı. Vagon ağzına kadar silme dolduktan sonra kapılar kapatıldı ve on iki gün sonra Rusya’nın Gorkiy (Nijniy Novgorod) bölgesinde açıldı.

İki vagon Kırım Çingenelerini orada şehrin ortasına bıraktılar. Çünkü onlar çalışmazlardı. Bizi de Gorkiy bölgesi Pravdinsk kâğıt kombinesine bıraktılar. Balıkino denilen yere de iki vagon adam götürdüler. Savaştan sağ kalan Seferov ve bazı Kırım idarecilerini Volga tarafına derin dağlar içine götürdüler. Bir daha onlardan haber alamadık. Kâğıt kombinasının adamları yaşımızı, mesleğimizi sorup sabaha kadar bizi bilgimize göre işlere dağıttılar. Açıkta hiç kimse kalmadı. Yaşlı, genç, çocuk hepimize bir iş buldular. Ben öğretmen olduğumdan bana masa başında iş yazmışlar. Aylığımı sordum, “600 ruble ve 450 gram ekmek” dediler. O zaman ailemiz babam, annem, ben, Ayşe kardeşim (Şimdi Taraktaş köyünde oturuyor) ve Settar kardeşimden (rahmetli oldu) oluştuğu, yani kalabalık olduğu için aylığı çok olan ağır bir iş istedim. B.eni selüloz atölyesine aldılar. Orada cepheye kâğıt hazırlıyorlardı. Fakat orası sağlığa çok zararlıydı. Oraya ilk girdiğim günlerde devamlı hap-şınyor, gözlerimden yaş geliyordu.

Asan kardeşimi de Almanlar işgal sırasında orduya hizmet için götürmüşlerdi. Aradan yedi yıl geçtikten sonra gelip bizi buldu (1989′da Asan kardaşım Vatan Kırım’da vefat etti). Sudak şehrinde yaşayan bir insanperver Rus arkadaşım bana mektup ve iki küçük paket yolladı. Bu da hatıralarımın bir köşesinde daima duruyor.

Bir müddet sonra insanlar, yapılan eziyetlere dayanamayıp kaçmaya başladılar. Ondan sonra fabrikanın idarecileri biz Kırım Tatarlarına kumandanlık rejimi koydular. Ayda iki defa işlerimizi bırakıp kumandan gözetimi altında gidip imza atıyorduk.

1956 senesi biraz gevşeme oldu. Beni imza atmaya götürmemeye başladılar. Bilâhare Özbekistan’a gittim. Rahmetli eşim savaştan sonra Taşkent’de okumuş. Savaş başladığında orduda yemin merasiminden sonra cepheye götürmeyip İran’dan gelen çekirge sürüsünü kovmaya göndermişler. Sonra cepheye gitmiş, oradan da sağ-salim dönmüş. Savaşta General Berzarin’in alayındaymış. İlk onlar Berlin’e girip bayrak çekmişler. General Berlin’e girdiğinde sevinip motosikletten düşüp ölmüş.

Bizler acı ve uzun sürgünlük yıllarından sonra Vatan’a dönmeye muvaffak olabildik. Pek çoklarımız bu günleri göremeden sürgünde son nefeslerini verdiler. Neyse bu günümüze de şükür, daha beterinden Allah saklasın. Allah evlâtlarımıza Vatan Kırım’da ilelebet yaşamayı nasip etsin. Biz göremeyiz belki ama, inşaallah evlâtlarımız Tarak Tamgalı Gökbayrağımızı göklerde görürler. Amin.

Emel Dergisi , Sayı:211 Kasım - Aralık 1995 , Sf. 23
Ümmetinizin bittiği yerde, Türk'ün Kudreti başlar.


"Niye kaçıyoruz? Çok diye niye korkuyoruz? Azız diye niye kendimizi hor görelim? 'Hücum edelim' dedim. Hücum ettik...Savaştık. Bizdeni iki ucu,
yarısı kadar fazla idi. Tanrı lûtfettiği için, çok diye korkmadık, savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık."
(Bilge Tonyukuk - 2. Taş, Batı Yüzü - 3-4-5-6)

Çevrimdışı Atsız Gök-Börü

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 236
  • Tek Dağ Başı Mezar Oluncaya Kadar !
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #4 : 18 Mayıs 2011, 14:33:57 »
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=10IZ5Zrc28A" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=10IZ5Zrc28A</a>

      Moskof'a olan öfkemiz , kinimiz biter mi ? Moskof'a öç duygumuz , ölsekte neslimize vasiyetimizdir. Bir gün elbet o yurtlarda , tekrar Nogay yiğitleri özgür Türkelinde , güreş tutacak , at koşturacaktır.

      Mustafa Cemiloğlu ruhuyla , o sürgünde , Sibirya steplerinde , madenlerinde can vermiş bütün soydaşlarımızın ruhu şad , mekanı cennet olsun.

        TTK!

       

       
GAYRI RAHATTA BULDUM CANIMA "İLK HARAMI "!

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2182
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #5 : 18 Mayıs 2011, 15:23:32 »
 Kızıl Emperyalizm döneminde Kırım Türkleri'nin çektiği sıkıntıları çok iyi anlatan, Alman İstihbaratı tarafından yobaz teröristler tarafından şehit edilmiş olan Merhum Necip Hablemitoğlu Hoca'nın aşağıdaki iki kitabını mutlaka öneriyorum.

Sovyet Rusya'da Devlet Terörü


Kırım'da Türk Soykırımı


Çevrimdışı Türkistan Ordusu

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 339
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #6 : 06 Haziran 2012, 15:55:52 »
El Cezire'nin ingilizce yayın yapan kanalında, Kırımlı soydaşlarımızın sürgünleri, geri dönüşleri ve varolma mücadeleriyle ilgili 45 dakikalık bir belgesel yapmışlar:
 
http://www.aljazeera.com/programmes/aljazeeraworld/2012/05/2012517132318999379.html
 
 
İleri! İleri! Türkistan erleri!
Senin için ölürüz Türkistan illeri...

(Türkistan Lejyonu'nun anısına atfendir).

Çevrimdışı Sima

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 12
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #7 : 12 Nisan 2013, 17:32:18 »
"Haitarma" Kırım sürgünü haqqında yeni bir film çekilib. Nümayişi 18.05.2013ildə olacaq.
Filmdən göstərilən parçalar çox təsirlidir.  :-(
 <a href="http://www.youtube.com/watch?v=4wlH3rclkmA" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=4wlH3rclkmA</a>

Çevrimdışı daglargibi

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 251
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #8 : 12 Nisan 2013, 19:04:50 »
Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım’da.
Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını.
Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız
Kırım topraklarına Kırım Türk’ünün adını

Yavuz Bülent Bakiler


Kirim her Türk'ün yüreginde bir yaradir. Bir zamanlar Sefa Giray Han'lara mekan olan Kirim bugün Türk'süzdür. Her ne kadar son dönem Kirim Türklerinin memleketlerine geri dönmeleri icin yogun bir kampanya baslatilmis olsa da bir yandan Ukrayna devleti bir yandan Ruslar Kirim'da gücü elinde tutan güclerdir. Kirim nüfusunun %58'ni Ruslar, %24'ünü Ukraynalilar, %12'ni kirim Türkleri olusturmaktadir.
Rus milliyetcilerinin nihai hedefi Kirim'i Rusya'ya baglamaktir. Bugün Ukrayna'nin basinda Rus yanlisi bir iktidar oldugu icin Ruslar Kirim'da istedikleri gibi at oynatmaktalar. Cengiz Dagci eserlerinde Kirim Türk'ünün Vatan kaybini ve acilarini en güzel sekilde anlatir.

Çevrimdışı daglargibi

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 251
Ynt: 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü
« Yanıtla #9 : 18 Mayıs 2013, 20:09:20 »
 II. Dünya Savaşı’nda Alman-Sovyet harbinin başlamasından kısa bir süre yıldırım hızıyla Sovyetler Birliği’nin batı kesimlerini işgal eden Alman orduları 24 Ekim 1941’de Kırım’a girmeye başladılar. Alman 11. Ordusu 16 Kasım 1941’e kadar Akyar (Sevastopol) hariç bütün Kırım yarımadasını ele geçirmeyi başardı. Akyar müstahkem mevkii ise çok şiddetli muharebeler ve bombardımandan sonra ancak 4 Temmuz 1942’de düştü.

              Kırım’ın Almanlar tarafından işgali, Stalin rejimi tarafından ezilmiş bütün Sovyet halkları ve bu meyanda Kırım Tatarları için bir ferahlama hattâ kurtuluş gibi görüldüyse de, bu düşüncelerin yanlış olduğu daha ilk günlerden anlaşıldı. Dinî ve sosyal hayatta gayet sınırlı bazı tavizlerin dışında Alman işgal idaresinin de Kırım Tatarlarına hürriyet ve hele istiklâl vermeye hiç niyetli olmadığının görülmesi bütün ümitleri ortadan kaldırdı. Sert işgal idaresi Kırım Tatar millî müesseselerinin kurulmasına meydan vermedikten başka, binlerce Kırım Tatarını da Alman savaş sanayiinde işgücü olarak kullanmak üzere cebren Almanya’ya götürdü. Zaten Nazi Almanyası’nın savaş planları arasında Kırım’a Almanların iskân ederek burayı daimî olarak Almanya’nın entegral bir parçası haline getirilmesinin bulunduğu biliniyor.

              Savaşın Almanlar aleyhinde bir seyir takip etmeye başlamasıyla birlikte, Kızıl Ordu kaybettiği bölgeleri bir bir geri almaya başladı. Nihayet, 11 Nisan 1944’den başlayarak 9 Mayıs 1944’e kadar Kırım yarımadasının tamamını ele geçirdiler. Kırım muharebeleri sırasında Almanlar geri çekilirken pek çok köyü yakıp yıktıkları gibi, Kızıl Ordu birliklerinin tutumu da farklı olmadı. Kızıl Ordu işgalinin ilk haftalarında “hain” olarak nitelendirilen Kırım Tatarlarına yönelik yaygın kurşuna dizme, tecavüz ve yağma olayları yaşandı.


              Ancak Kırım Tatarları için asıl büyük felâket Stalin tarafından 11 Mayıs 1944’de imzalanan ve Kırım Tatarlarının son ferdine kadar Kırım’dan sürülmesini emreden karardan sonra gerçekleşti. Bu kararın icrası NKVD birlikleri tarafından 17 Mayıs’ı 18 Mayıs 1944’e bağlayan gece Kırım’ın her yerinde aynı anda yerine getirildi. Gece NKVD askerleri tarafından yataklarından kaldırılan Kırım Tatarları, hazırlanmaları için yalnızca 15-20 dakika zaman ve ancak ellerinde taşıyabilecekleri kadar eşya almalarına izin verilerek hayvan vagonlarına yüklendiler. Pek çoğunda oturmaya yer kalmayacak derecede insanla doldurulan vagonlar dışarıdan mühürlendiler ve en az üç-dört hafta sürecek olan yolculuğa çıkarıldılar. Günlerce yiyecek ve su verilmeyen, cesetlerin dışarı çıkarılmasına müsaade edilmeyen ve hiçbir tıbbî yardımın söz konusu olmadığı bu ölüm yolculuğu sırasında açlık, susuzluk, hastalık, bitkinlik ve havasızlıktan on binlerce insan hayatını kaybetti. Sürgünden hiçbir Kırım Tatarı istisna edilmedi. Dağlardan inen Kırım Tatar Sovyet partizanları ve Kızıl Ordu askerleri ile her rütbedeki Komünist Partisi mensupları dahi sürülenler arasındaydı. Kızıl Ordu saflarında cephede bulunan Kırım Tatar askerleri ise her şeyden habersiz savaşmaya devam edecekler, savaş biter bitmez de (en yüksek Sovyet madalyası olan “Sovyetler Birliği Kahramanı” madalyasını alanlar dahil) sürgün yerlerine gönderileceklerdi.

              Kırım Tatarlarını taşıyan vagonların hemen tamamı Orta Asya (özellikle Özbekistan), Urallar ve Sibirya’da boşaltıldılar. Sürgün yerlerinde asgarî yaşama ve barınma imkânları mevcut değildi. Ağır çalışma şartlarında ve her türlü temel ihtiyaçtan mahrum olarak bir çeşit toplama kampı rejimi içinde yaşamaları gerekiyordu. “Özel iskân” rejimi denilen bu rejim içinde her Kırım Tatarının gece kumandanlığa yoklama vermesi gerektiği gibi, bulunulan mahalden beş kilometreden fazla uzaklaşmak da kesinlikle yasaktı. Bu durumda her bir ferdi ayrı vagonlarda başka yerlere sürülmüş olan aileler birbirlerinden tamamen kopuk olarak en az on iki yıl geçirmek durumunda kaldılar. Sürgün yolculuğu esnasında ve bunu müteakip ilk birkaç yıl içinde sefalet şartları altında hayatını kaybeden Kırım Tatarlarının sayısına dair sürülenlerin verdikleri ve son yıllarda açıklanan çeşitli resmî Sovyet rakamları arasında büyük farklar vardır. Buna rağmen toplam insan kaybının 100.000 kişiden az olmadığı ve 18 Mayıs 1944’de sürülenlerin yarısına yakınının hayatını kaybettiği genel olarak kabul edilmektedir.

              Sürgün yalnızca Kırım Tatarlarının pek çoğunun hayatlarını kaybetmeleri ve geride kalanların da yaşadıkları yerin cebrî olarak değiştirilmesi manâsına gelmiyordu. Sürgünle birlikte, adetâ böyle bir milletin hiçbir zaman mevcut olmadığını göstermek istercesine Kırım Tatarlarından kalan her türlü iz büyük bir hızla yok edilmeye başlandı. Kırım’da Kırım Tatarlarından kalan bütün mallar yağmalandıktan başka, pek az istisna ile Kırım’ın Türk-İslâm geçmişine ait hemen bütün tarihî binalar, abideler ve eserler yerle bir edildi. Bu meyanda (kısmen Hansaray’ın haziresi hariç) hiçbir yerde tek bir Müslüman mezarlığı dahi bırakılmadı. Kırım Tatarcasında yazılmış her türlü kitap ve yayın (bu dildeki bütün Sovyet neşriyatı da dahil olmak üzere) Kırım’daki ve Sovyetler Birliği’ndeki diğer kütüphanelerden toplanarak imha edildi. Kırım’da (yalnızca özel sebeplerden dolayı Bahçesaray ve Canköy şehirlerinin isimleri hariç) Türkçe isim taşıyan yüzlerce şehir, kasaba ve köyün adı tamamen Rusça olanlarla değiştirildi. 1944’den 1980’lerin sonlarına kadar Sovyetler Birliği’nde fiilen “Kırım Tatar” sözünün kullanılması dahi yasaklandı. Ansiklopedilerden ve tarih kitaplarından Kırım Tatarlarına dair maddeler tamamen çıkarıldıktan başka, iç pasaportlarda ve hattâ nüfus sayımlarında bile bu ismin zikredilmesi yasaklandı. Diğer bir ifadeyle Kırım Tatarları resmî literatürde âdetâ geçmişte ve halihazırda mevcut olmayan bir halk haline getirildi. Kırım’da Kırım Tatarlarından boşalan yerlere ise 1944 yazından itibaren Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinden getirilen Rus ve Ukrain nüfusun iskânına girişildi. Kırım Tatarlarının sürülmesiyle Kırım’ın Sovyet usûlü muhtariyeti de mânâsız hale geldiğinden Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de 1946’da lağv edildi ve yarımada alelâde bir oblast olarak Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı. 1954’de ise, Ukrayna’nın “Rusya’ya katılmasının” 300. yıldönümü gerekçe gösterilerek, Ukraynalılara bir jest olarak Kırım oblastı Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı. O dönemde Sovyetler Birliği’nin her noktası zaten tartışmasız bir şekilde Moskova’ya bağlı olduğundan teknik olarak hiçbir şeyi değiştirmeyeceği düşünülen bu “hediye”nin uzun vadeli neticeleri, Ukrayna 1991’de bağımsızlığını kazandıktan sonra görülecekti.

              Sürgünün en ağır dönemlerinin geçmesinden hemen sonra, 1956’dan itibaren Nikita Hruşçov’un nisbî yumuşama politikasının da verdiği cesaretle Kırım Tatarları vatanlarına dönme taleplerini ortaya koymaya başladılar. Bu maksatla sürgün yerlerinde pek çok komiteler kurularak Sovyet hükûmetine hitaben sayısız dilekçeler halk temsilcileriyle Moskova’ya gönderildi. Tamamen kanunlara ve Sovyet rejiminin meşruiyet sınırlarına riayet edilerek yürütülen bu çabalar Vatan’a dönüş yönünde hiçbir olumlu neticeye ulaşamadıktan başka, bir müddet sonra ön plana çıkan Kırım Tatarları Sovyet rejiminin gazabına uğramaya başladılar. Artık bir “Kırım Tatar Millî Hareketi” teşekkül etmiş durumdaydı. Sovyet rejimine sadakatin teyid edildiği legal eylemlerin bütünüyle boşa çıkması üzerine Kırım Tatar Millî Hareketi teşebbüs grupları faaliyetlerini özellikle 1960’ların başlarından itibaren yeraltına indirmeye mecbur kaldılar. Yine kanun çizgisinin lafzına uygun, ancak yeraltı teşkilatlanmasıyla icra edilen bu mücadele, Kırım Tatarlarının bulunduğu her yerde ve büyük bir kararlılıkla yürütüldü. O kadar ki, Kırım Tatar Millî Hareketi, Sovyetler Birliği’ndeki bütün demokratik ve millî yeraltı hareketleri içinde en büyük ve güçlülerinden biri olma vasfını Sovyetler Birliği yıkılana kadar sürdürdü. Sovyet hükûmetine yöneltilen talepler giderek artan sayıda Millî Hareket mensubunun hapse atılması ve baskı altına alınmasıyla cevaplandırıldı. Ancak Kırım Tatar Millî Hareketi’nin faaliyetlerinin dış dünyanın da ilgisini çekmeye başlamasıyla, Sovyetler Birliği yönetimi en azından göstermelik bazı tavizler vermeye mecbur kaldı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bir millet kendi torpagindan nasil silinir buna en güzel örnek Kırım'daki soydaslarimizdir. Umarim  Anadolu Türk'ü Kirim Türkünün ugradigi akibete ugramaz.