Gönderen Konu: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM  (Okunma sayısı 8477 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İgdirhan

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 325
ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« : 13 Haziran 2007, 18:50:09 »
Kendilerini seçilmiş insanlar olarak gören Amerikalı'lar, dünya egemeliğini ellerine geçirmek için Türkler gibi diğer ulusları da toptan yok etmeyi planlıyor.
Bu amaçla başlatılan GENOM projesine göre önce toplumların milli değerleri ortadan kaldırılıp bölünmeleri sağlanacak,sonra tarihin sayfalarına gömülecektir.
Geçmiş yıllarda bütün Töton ırkları içinde Amerikan halkı, "sonunda dünyanın dinçleştirilmesine öncülük etmek üzere" seçilmiş ulus olarak görülürdü.
 Amerika'nın yüce görevi buydu.
Tanrı Amerikan halkını, "dünyanın gelişmesini emanet ettiği halk, hakça bir barışın koruyucuları olarak atamıştı .
1910'ların ABD'sinde Beveridge bu görüşleri dile getirmişti. Bugünün ABD Başkanı Bush, "Birliğin Durumu" adlı konuşmasında "Kendisinin yıldızların ötesinden aldığı ilhamla dünyayı demokratikleştirme ve özgürleştirme" görevi olduğunu söylemiştir.
Genetik silah
6 Mayıs 2005 tarihli Milliyet Gazetesi'nin haberine göre dünyadaki ırkların genetik geçmişini aydınlatmak üzere "National Geographic" Derneği ve IBM şirketinin sponsorluğu ile "Genografi" adlı bir proje başlatılmıştır.
Bu proje ile Genetik yapısı nispeten saf olan yerli topluluklardan en az yüz bin DNA örneği toplamayı hedeflemektedir.
Bu projeye, dünyanın her yanından genetik geçmişini bilmek isteyenler de katılabileceklerdi.
Bu noktada öteden beri Türkiye'de çeşitli isimler altında ortaya konulan birkaç somut olayı hatırlamak gerekir. Bunlardan en popüleri ünlü Dr.Babuna olayıdır.
Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un Tespiti  Kan kanseri olan ve ABD'de tedavi gören Dr.Babuna'ya uygun kemik iliğinin bulunması için Türkiye'nin belirli bir bölgesinden büyük bir "kan toplama" kampanyası düzenlenmiş ve analiz için binlerce kan örneği ABD'ye gönderilmişti.
Dr.Osman Durmuş Sağlık Bakanı olur olmaz "Kanla genetik haritamızı çıkarmak istiyorlar" diyerek bu kampanyanın stratejik ve sinsi amaçların aracı olarak kullanılmasına dikkat çekmişti.
Toplanarak ABD'ye gönderilmiş olan kanların geri getirilmesi için de olağanüstü gayretler ortaya koymuştu.
Genom Projesi'nin Türkiye yönünden önemi
Proje özellikle Türkiye'yi hedef almamaktadır. Gerçekte bilimsel içerikli bir araştırma olup küredeki insanların geçmişleri, kökleri ve ırki özelliklerine ilişkin veriler elde etmeyi amaçlamaktadır.
Ancak Türkiye'de her fırsattan yararlanarak ortaya konulan ya da konulacak olan her bilgi ya da veriyi "Türk soyu" aleyhine yorumlama gayretkeşliği içinde bulunan onlarca insan var.
Bunun tipik örneklerinden birisinin de bu proje vesilesiyle proje sorumlusu Dr.Wells ile yapılan bir söyleşi ve Milliyet Gazetesinden söz konusu söyleşinin veriliş biçimidir.
Milliyet gazetesi henüz tamamlanmamış, sonuçlandırılmamış ve kesinliği konusunda da her zaman kuşkular olacak olan bir projeyi vesile ederek şu başlığı atıyor: "Türkiye'de Türk Genlilerin Sayısı Az".
Dr.Wells'in "Türkiye'de Türk geni az" görüşlerine Türkiye'den uzmanlar da büyük bir iştahla derhal katılmışlardır. Bir gen uzmanı:
"Türkler çok heterojen. Bu aslında beklenen de bir sonuç. Çünkü Türkiye göç yolları üzerinde. Önemli olan insanların kültür birliğidir. Türkler genetik bakımından çevresindeki insanlara benziyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslara benziyoruz. Ermenilere de Arap'lara da biraz benziyoruz ama kendimize özgü bir yapımız var".
Bir başkası da Türkiye'nin "Heterojen bir yer olması çok doğal, biz göçmeniz. Biz, durduğumuz yerde durmamışız. Cinsel cazibe çok önemlidir. Türkler gerek erkekleri gerek kadınları göçmen oldukları için çok rahatlıkla kapalı kalmamışlar. Sürekli bir hoşgörü içinde bulundukları toplumda gen alıp vermişler, eş alıp vermişler".
Gazetecinin "Araştırma sonucunda, örneğin Orta Asya'dan geldiğini sanan bir Türk, atalarının Afrika'dan Anadolu'ya geçtiğini öğrenebilir, öyle mi?" diye sorduğu soru ve bu soruya verilen cevap da oldukça ilginçtir. Yapılan araştırmaların ortay çıkardığı söylenen bilimsel bulgularına göre bütün ırklar Afrika'dan türemiş ve oradan dünyanın diğer yörelerine dağılmışmış.
Bu mantığa göre Orta Asya'ya da insanlar Afrika'dan gitmiş olmalıdır. Orta Asya'dan Anadolu'ya birkaç kişi (!) de olsa birilerinin geldiği bir vakıa olduğuna göre bu mantığa göre önceden bilinen bir sonuç niçin şaşırtıcı olsun?
 Türklük kavramını ortadan kaldırmak istiyorlar
Genom ve benzeri araştırma sonuçları gerekçe yapılarak küreselleşmenin gereği olan, tüm eski mensubiyet, aidiyet veya kimliklerin yeniden tanımlanması, onlardan kuşku duyulmasının sağlanması ve bunlara bir çok yeni değerler eklenmesi söz konusu edilebilecektir.
Bu tür projeler milletleşme sürecini henüz tamamlayamamış toplumlarda sosyal, kültürel ve siyasal sonuçlar doğuran büyük çalkantılara neden olabilir.
Bu bağlam henüz Türk mü, Türkiyeli mi? Müslüman mı, Ilımlı Müslüman mı? Türk vatandaşı mı, Dünya vatandaşı mı? Olduğuna karar verememiş aydını bu denli bol olan bir ülkede büyük etkileri olacağı açıktır.
Genom projesinin Türkiye'ye yönelik amaçları için şunlar söylenebilir.
1.Türk'lük kavramının tartışmaya açmak
"Türkiye'de Türk genlilerin sayısı az" gibi bir ön yargı ile yola çıkanlar Türkiye'nin Türklerin ülkesi olarak nitelendirilmesinin sona erdirilmesi amacını güttükleri söylenebilir.
Buna bağlı olarak da Türkiye'de yeniden milliyet, Türk, Türklük, milliyetçilik, milli egemenlik, bağımsızlık gibi kavramları tartıştırmaya çalışabilirler.
2.Kimliklerden kuşku duymak
Türkiye'de yaşayan insanların kimlikleri konusunda kafalarının karıştırılarak; insanların mevcut aidiyetlerinden kuşku duyar hale getirmek isteyebilirler.
Nitekim Türkiyeli bilim adamlarının bile kerameti kendinden menkul bu tür araştırmalara bilim dışı kalırız korkusuyla "evet, zaten biz de böyle olduğunu biliyorduk" gibi bir yaklaşım içine girdiklerine göre halk kitlelerinin bu tür spekülasyonlar karşısındaki durumunun ne olacağını iyi düşünmek gerekir.
 3.Azınlıkların kışkırtmak
Bu projenin Türkiye yönünden etnik ve mezheple ilgili yapıları abartıp, kışkırtarak mikro milliyetçi akımların gelişmesini sağlamak gibi gizli bir amaca hizmet ettiği açıktır.
Son zamanlarda AB'nin Alevilerin ve Kürtlerin azınlık olarak kabul edilmesini talep etmesiyle sözü edilen gen projesi arasında gizli bir bağlantı bile söz konusu olabilir.
Genom projesiyle AB'nin Türkiye'de suni azınlık yaratmayı esas alan uçuk taleplerine bilimsel gerekçe üretilmiş olabilecektir.
4.Sosyal çözülmeler yaratmak
Toplumların benzerliklerini perdeleyerek farklı yanlarını ve ayrıntıları ön plana çıkarıp sosyal çözülmelerin önünü açmakta bu tür projelerin bir başka amacı olabilir.
 5.Kitleleri birbiren düşürmek
 Barış içinde bir arada yaşayan kitleleri birbirine düşürmek, ulusal sınırların laboratuarda üretilmiş ırkı ve etnik yapılar doğrultusunda yeniden çizilmesini sağlamak.
 6.Ülkeler'in kendi içlerine kapanmasını sağlamak
Özellikle imparatorluk mirasçısı olan Türkiye gibi ülkeleri etnik/ırki çelişkilerle uğraştırarak kendi içine kapanmasını sağlamak ve hatta ayrıştırma başarılı olursa kontrol edilebilir etnik temelli küçük devletçiklere dönüştürmek.
"Genom" milli değerleri yıkma sürecinin son aşamasıdır.
Türkiye'de son zamanda milli olan her şeye şuursuzca saldıran sayısız yazar/gazeteci ve düşünür türemiştir. Bunlar Türkiye için değerli, kutsal, milli, etik bulunan her şeye saldırarak halkta moral bunalımına neden olmaktadırlar.
Gerçekte yapılan psikolojik bir savaştır.
Bu savaşı klasik savaştan ayıran askerle ve silahla değil kavramlarla yapılmış olmasıdır.
Örneğin Türklerin meşhur "Oğuz Kağan Destanı"ndan bugüne, nesillerin nesillere aktararak getirdikleri bir "vatan"ın kutsallığı algısı vardır.
Bunun için Türkün olduğu her yerde önce yüreklere sonra da dağa bayıra her yere "Önce vatan" yazılmıştır. Vatan uğruna ölen evladının ardından bir baba çıkar ve "oğlumu uğruna kaybettim. Vatan sağ olsun" der.
Bu duyguyu yenmek ve halkın nezdinde gözden düşürmek için sureti haktan görünen türlü çeşit gayret sarf edilmektedir.
Bir gazete yazarı vatana ihanetin sağlayacağı yararları bir İspanyol yazardan alıntı yaparak şöyle ifade eder: "Vatan tüm kötü alışkanlıkların anasıdır: İlletten tedavi olmanın en hızlı ve etkin yolu onu satmak, ihanet etmektir; nasıl mı satmak? İster pahalı ister bedavaya; kime mi? En yüksek peyi kim sürerse ona; ya da, verip kurtulmak ağulu armağanı, onu hiç bilmeyene, bilmek de istemeyene; ister zengine ister yoksula, umursamazın tekine ya da bir aşığa; salt ihanet zevki yeter; bizi belirleyen, bizi tanımlayan, istemeden bizi bir şeyin sözcüsüne dönüştüren; üstümüze bir yafta yapıştıran, bize bir maske yakıştıran ne varsa ondan sıyrılma zevki uğruna… Haraç mezat satmak her şeyi; tarih, inanışlar, dil; çocukluk, manzaralar, aile; fırlatıp atmak kimliğini, sıfırdan başlamak; Sisyphos olmak, aynı zamanda, kendi küllerinden yeniden doğan Anka kuşu".
Bu yazar aktardığı bu sözlerden sonra "önce vatan" ilkesini sistemimizden dışarı atıp atamayacağımızın ne kadar önemli olduğunu altını çiziyor.
 "Vatan seni seviyor mu?"
Bir başka meşhur düşünürümüz (!) de şöyle diyor;
"İnsanı zorla askere alıyorlar, Afganistan'a yolluyorlar. 'Vatanını seviyorsan' diyorlar.
'Sevmiyorum' derse ne olacak?
Siz vatanı seviyor musunuz?
Ben yaptığım işi seviyorum.
İnsan yaptığı işi seviyorsa, bir de 'vatanı sevmek' diye ayrıca bir meslek çıkmaz ortaya.
Vatan sevmek bir meslek midir Allah aşkına?
Bir de 'Vatan seni seviyor mu?' diye sorarlar adama".
Bu düşünür (!)bir mülakatta sorulan "Milliyetçilik ne demektir?" sorusuna Oscar Wilde'dan şu alıntıyı yaparak cevaplandırmıştır:
"Her alçağın son sığındığı yer milliyetçiliktir".
Bu anlı şanlı (!) yazar ülke ve millet sevgisiyle dolu, zamanını üretmekle geçiren, kütüphane ve laborotuvarları mesken edinmiş, eba ecdatının mirasına saygılı, diline ve inanç değerlerine bağlı olmayı milliyetçilik olarak algılayan insanlara bile dolaylı da olsa "alçak" deme hakkını kendinde görebilmektedir.
 Milliyetçiliğe karşı dünya vatandaşlığı
Bir başka yazar :
"Millet herhangi bir insan kümesinden neden daha değerli olsun?" diye sorarken bir diğeri "milliyetçiliğin iyisi yoktur" diye yazar.
Milliyet, milliyete bağlılık bilinci, milli devlet ve milli egemenlik aşağılanırken onun yerine konulması gerekenler üzerinde de kafa yoran bir başka aydınımız erkekçe (!) bir çıkışla "milliyetçiliğe karşı dünya vatandaşlığı"nı önerir. Birisi çıkıp da kendi ülkesinin vatandaşı olmayı beceremeyen birisinin dünya vatandaşı olmayı nasıl becereceğini soracağını ise hiç aklına getirmez.
Kuşkusuz bütün bu çabalar entelektüel egzersiz olsun diye yapılmamaktadır.
Millet, milliyet, milliyetçilik, vatan vb. kavramların tahribinin ardından son aşama olarak Genom Projesi ile de "Türk diye bir soy yoktur" siz "kendinizi yanlış tanıyorsunuz, aslında siz Afrika'dan Mao Mao ya da Hutu kabilesinin ilk reisinin torunlarısınız" demeye getireceklerdir.
Ardından da vatanınız dünya, milletiniz bütün insanlıktır; bulunduğunuz topraklara gelince işte oralar bulunmanız gerekli olan topraklar değil!
Nitekim Genom ve benzeri projelerle eş zamanlı olarak Türkiye'de Türklerin yüzdesi de verilmeye başlanmış, milliyetçilik sözü edilen projenin varsayımlarına göre yeniden Türklük'ün tanımlanması ortaya atılıp önerilmeye başlanmıştır.
 GENOM Projesi neyi amaçlar?
Genom, ABD'nin dünyadaki en büyük güç olma savaşının en büyük silahıdır.
Yakın geçmişte SSCB'nin evrensel iddialarından ve kapitalizmin lideri ABD'yle rekabetten çekilmesiyle dünya tek kutupluluğa mahkûm hale gelmiştir.
Neredeyse bütün ülkelerinin günümüzde egemenlikleri, meşruiyetleri, etkinlikleri ve varlıkları tek küresel güç olan ABD'ye bağımlıdır.
ABD' de tarihin kendisine sunduğu bu eşsiz tek güç olma fırsatını sürekli kılabilmek için elinden geleni yapmaktadır.
Bu bağlamda tek küresel güç olmanın sağladığı stratejik, askeri ve politik üstünlüğünü dünyanın herhangi bir köşesinde tehdit edecek bir bloklaşmanın ya da bütünleşmenin ortaya çıkmasını engellemeyi birinci stratejik hedef olarak almıştır.
Bu bakımdan bölgesel güç olabilecek ülkeleri etnik, soy, dil, mezhep, ideoloji vb. yönlerden ayrıştırarak güçsüzleştirmektir.
İşte "Genom" bu amacı gerçekleştirecek çok güçlü ve bir o kadar da tehlikeli stratejik bir saldırı projesidir
.Bir başka deyişle Milli Devletler'e yönelik ırkçı saldırıların başlangıç aşamasıdır.
Türkiye kendi genlerini AB/ABD/Yunan/Ermeniperest olmayan, kendisini "Dünya Vatandaşı" değil Türk vatandaşı olarak gören fikir namusuna sahip bilim adamlarına emanet etmelidir.
Gen araştırmalarını Türkiye'ye karşı silah olarak kullanmak isteyenlere karşı kendi argümanlarını bizzat kendi bilim adamlarına hazırlatmalıdır.
Artık birileri bu konuda da "Değmesin mabedimin göğsüne namehrem eli" demek cüretini göstermelidir.

Kaynak: Yeniçağ

Çevrimdışı İgdirhan

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #1 : 13 Haziran 2007, 19:05:18 »
Bilindiği gibi yüz elli yıldan bu yana sosyalistler; sömürünün kalkmasının, eşitliğin, adâletin ve insanî bir düzenin kurulmasının ancak tekelci kapitalizmin yıkılmasıyla gerçekleşebileceğini iddia etmişlerdi.
Bunun tek yolunun da “devrim” yapmaktan geçtiğini savunmuşlardı.
Gerçeği ve geleceği kendi tekellerinde gören sosyalist ideologlar savundukları ideolojinin “bilimsel” olduğunu söylerken onlara karşı çıkanları da bilim dışı, gerici ve şoven kategorilere dahil ediyorlardı.
Dahası tarihin “bilimsel sosyalizmin” ifâde ettiği gibi aktığını, “tarihin amansız kanunları” bulunduğunu ve geleceği yüzde yüze yakın bir biçimde tahmin ettiklerini söylüyorlar ve “diyalektik” ve “tarihî materyalizm”in doğanın ve toplumun; algı, yönelim açıklamasının yanılmaz yöntemleri olduğunu iddia diyorlardı.
SSCB’nin 1991’deki hazin sonu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde bilimsel sosyalizmin, tarihî materyalizmin, diyalektik ve komün anlayışının bütün dogmalarını yıktı.

Bilimi Egemenliği Meşrulaştırma Aracı Olarak Kullanma:
Gerçekte bilimsellik başta olmak üzere tarihin, toplumun, ideolojinin ve insanlığın geleceği konusundaki iddia ve tezleriyle liberal kapitalistlerle sosyalistler bir paranın iki yüzü kadar birbirine yakındılar. Her ikisi de maddenin (gücün) zâlimleşmesine göz yumar, her ikisi de materyalisttir, her ikisinin de iddiaları evrenseldir.
Marx “bütün dünyanın işçileri birleşiniz!” diyerek teorik düzlemde kalırken, tekelci sermaye dünyayı “defacto” olarak birleştirmeye çoktan başlamıştı. Marx’a göre “emeğin” (işçilerin), patrona göre “sermayenin” vatanı yoktu. “Komünizm, devlete takılı kalmış resmî, radikal bir kapitalizm; kapitalizm ise, bireye indirgenmiş sivil, esnek bir komünizmden başkası değildi ve olamadı. İkisi de tilmizlerine, sömürüyü, istismarı, aldatmayı, kendi çıkarını her şeyin üstünde utmayı öğretti.
‘Öteki’ denen nesnenin hep tüketen ve tüketme gücü dışında, sürekli tükenen olması ve öyle de kalması gerektiğini anlattı.
”1 Kendisini bilimsel ilân eden sosyalizmin izlediği stratejiyi benimsediği anlaşılan liberal küreselciler de, Genom gibi projeleri devreye sokarak ulusal devletlerin etnik/ırk/mezhep temelli olarak küçültülmesinin ne denli bilimsel gerçeklere dayandığını araştırmaya çalışmaktadırlar.

Genlerle Bir Zamanlar Biyolog Lısenko Trofim Denisoviç Oynamıştı
Paleontolog Dr. Wells’in “Genom” adlı projesi üzerine ifâde edilen görüşler bir zamanların ünlü Rus Biyologu Lısenko’nun görüşlerini çağrıştırmaktadır.
Henüz üzerinde bilim dünyasının tam anlamıyla mutabık kalmadığı görüşleri hatta sonuçlandırılmamış araştırmaları “kanıtlanmıştır” ya da “kanıtlanacaktır” şeklinde ifade edenlerin sözleri Lisenko’nunkilerden çok da farklı değildir.
Onun için Profesör Wells’in “Genom” projesine geçmeden Lisenko ve yaptığı bilimsel(!) çalışmalar hakkında kısaca bilgi vermek yararlı olacaktır.

Lysenko, genetik, değişim ve türlerin oluşumu üzerine ortaya koyduğu konsept ve yaptığı bilimsel çalışmalarla SSCB’nin Bilim Akademisi’nin 1941, 1943 ve 1949 yıllarında Stalin ödülünü olan akademisyenidir.
1940-1965 yılları arasında SSCB Bilim Akademinse bağlı Genetik Enstitüsü müdürlüğü görevini yürütmüştür.
Onun konseptine göre, tüm bitkileri sunî olarak elde etmek mümkündür.
Lisenko, bir mucize türü icat edeceğini, kısa zamanda neredeyse hiç masraf gerektirmeyen yöntemlerle tüm tarım kültürlerinin verimliliğini artıracağını vaat etti ve böylece ülkede kısa zamanda popüler bir insan hâline geldi.
1929’da filizlenmekte olan buğday tohumlarını soğuğa etkisiyle nasıl verimliliğinin artıracağını bildiğini iddia etmişti.
Lisenko meslektaşlarının arasında bilime zarar verenlerin bulunduğunu söyleyen ilk kişi oldu; bilim polemiğini ise politik kundakçılık olarak nitelendirdi. Zamanında Lisenko konsepti tek doğru düşünce olarak kabul edildi ve buna karşı herhangi bir eleştiri düşmanlık olarak kabul edildi.
Biyolojide 1948 yılında tamamen yerleşen Lisenko “monopolizmi” Stalin’in farklı düşüncelerle olan mücadelesiyle birleşerek birçok bilim okullarının kapanmasına ve bilim adamlarının ölümüne neden oldu.
Lisenko’nun yönetimi sebebiyle Sovyet genetik okulu bertaraf edildi.
Daha sonra Lisenko’nun fikirlerinin sahte öğreti araştırmalarından ve deneylere hile katılmış olan bir şarlatanlıktan ibaret olduğu ispatlanmıştır.
Dünya hâkimiyeti peşinde koşanların -Hitler, Stalin, günümüz diktatörleri vs.- hayvan, bitki ya da insan genleri üzerinde yapılan araştırmalara büyük bütçeler ayırması tesadüf değildir.
Zira genler uzun yıllardan bu yana stratejik bir silâh olarak kullanılmaktadır.

Irkçılık Batı Emperyalizminin En Güçlü Silâhıdır
Sömürgeci güçlerin sömürülerini, tahakkümlerini ve soygunlarını meşrulaştırmak amacıyla sürekli bir biçimde doğrudan ve dolaylı olarak ırkçılığı bir silâh gibi kullandığı bilinmektedir.
Uzun yıllar Batı, emperyalist emellerini; Asya’da “barbarları uygarlaştırmak”, Afrika’da “yamyamlara insanlık öğretmek”, Amerika’da Mayaların Azteklerin “insan kurban etme geleneklerine son vermek” ya da “Hindistan’da gelin yakma” gibi gerici ve insanlık dışı gelenekleri ortadan kaldırmak gibi değerlerin arkasına saklamıştır.
Tarih boyunca DNA, gen, kan, ırk, kafatasıyla ilgili olarak yapılan bilimsel çalışmalar ya da ortaya konulan görüşler gerçekte insanlıktan daha çok siyasî emellerin araçları olmuşlardır.
“Irkçılık”ın Batı bilinç altının en güçlü siyasî geni olduğu, ABD’nin Afganistan/Irak olaylarında ve son olarak da AB’nin Türkiye’ye karşı takındığı tavırlarda ortadadır.
Gerçekte Batı/Beyaz/Hıristiyan kültürün insan ve ırk konusundaki düşünceleri iyi bilinmeden bugünün siyasî tarihi ve olayları lâyıkıyla anlaşılamaz.
Çok bilinen sembol isimlerin bu konudaki görüşlerine kısaca değinmek bugün “Genom” ya da daha değişik isimler altında ortaya atılan görüşlerin ne anlama geldiğinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.

Irkçılık Literatürüne Katkı Yapmakta Amerika, Avrupa’dan da İleridedir
Irkçılık söz konusu olduğunda yalnızca Nazilerin Yahudilere yaptıkları hatırlanır. Böylece ırkçılığın sanki birden bire Hitler ya da Mussoloni gibi faşistlerin kafasının ürünü olduğu ve onların yok olmasıyla da ırkçılığın önemini yitirdiği düşünülür.
Irkçılığın Hitler’e ilham veren Rosenberg ve Gobineau’nun görüşlerinin çok ötesinde derin kökleri ve yaygın uygulama biçimleri vardır.
Irkçılık ;haçlı anlayışıyla ,insanlığı kendilerine köle olarak gören bir belâdır.
Kökleri çok daha derindedir.
Sanıldığı gibi ideolojiyle, gelişmişlikle ya da teknolojiyle de ilgisi yoktur. İnsanlığı bir ve bütün olarak gören ve asıl olanın “ezen sınıflar ile ezilen sınıflar” olduğunu söyleyen “komünist” ideolojinin SSCB’deki uygulamaları tam anlamıyla Rus ırkçılığına dönüşmüştü.
SSCB’nin komünist liderleri dil, din, etnik, pedagojik uygulamalarıyla Panslavist Rus Çarlarından farksızdı.
Amerika’nın dün/bugün yaptıklarına, ortaya koyduklarına bakıldığında; din, dil ve ekonomik uygulamalarının bir çeşit ırkçı karakter taşıdığı görülebilir.
AB’nin Türkiye ile olan ilişkilerinde kim ne derse desin temel belirleyici olan “anti-Türk ve anti-İslâm” algısıdır. Yâni dil ve din ırkçılığıdır. “Genom” adlı, ırk köklerini, göçlerini ve dağılımını araştıran projeyi irdelemeden önce ırkçılık literatürünü üreten ilginç görüşleri hatırlamakta yarar vardır.

Aristo’nun Kölelerle İlgili Görüşü:
Ona göre, insanoğlunun amacı ya da ereği (telos) aklın egemenliği altında erdemli bir hayat sürmek ve mutluluğunu korumaktır.
Çünkü erdem akılla, mutluluk da erdemle olur.
Efendi, gücünü artırmak, geliştirebilmek için mala mülke ihtiyaç duyar ve köleyi “canlı bir alet” gibi elinde tutar.
Kölede akılca kendisinden üstün olan efendisinin buyruklarına uyarak pek mutlu bir hayat sürer.
İnsan yaratılışındaki fizyolojik ve psikolojik farklara uygun düştüğü için, kölelik doğal bir müessesedir.
Batı kültürünü besleyen ana damarlardan birisi olan Aristo’nun köleliğe doğal ve Tanrısal bir tercih olarak bakması, kendisinden sonrakileri uzun süre etkilemiştir.
Efendinin üstünlüğü fikri, ona çok benzer bir şekilde, kâh Aryan, Töton ırkının, kâh da beyaz ırkın üstünlüğü şeklinde belirecektir.
Yeri gelmişken belirtelim İngiliz İmparatorluğu’nda 1833 yılına kadar insanların köle yapılmasına hukuken izin verilmişti.
Birleşik Devletlerde kölelik 1863’e kadar; Rusya’da toprak köleliği biçimine bürünmüş kölelik 1861 yılına ve Brezilya’da ise 1888’e kadar sürmüştür.

Thomas Jefferson ise zencileri, “keskin ve dayanılmaz kokulu”, sevgi duyma yeteneğinden yoksun ve akıl yürütmekte Kafkasyalılardan çok aşağı bir ırk olarak nitelemişti.
 “Öklit teoremleri”ni izleyip kavrayabilecek, ya da “basit fıkralar üzerinde” bir düşünceyi dile getirebilecek yetenekte bir zencinin bulunabileceğinden kuşkuluydu.

Abraham Lincoln, başkanlığı sırasında köleliğe son vermiştir.
Ancak onun da ırkların yaratılış yönünden eşit olmadığı gibi bir görüşe sahip olduğu bilinmektedir.
O, kölelik kurbanlarının özgür bırakılıp Liberya’ya gönderilmesini bile düşünmüştü.
“Bunun çözüm olamayacağını hesaplayarak ardından da ‘onları özgür bırakıp siyasal ve toplumsal bakımdan kendimize eşit mi yapmalıyız?’ diye bir sorar. İçindeki en derin duyguları bu düşünceye başkaldırdı.
Doğanın, bu iki ırk arasına, belki de tam bir eşitlik içinde yaşamalarını sonsuza dek önleyecek bir uçurum koyduğunu ileri sürdü.”

Kaynak : Özcan Yeniçeri

Çevrimdışı İgdirhan

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #2 : 13 Haziran 2007, 19:10:02 »
İnsan Genomu Projesi
Organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom diyoruz. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur.
Resmi olarak Ekim 1990’da başlamış olan insan genom projesi (İGP), uluslararası niteliğe sahip olup insan kromozomlarının fiziksel haritasının çıkarılmasını, sayısı yaklaşık 100.000 adet olarak tahmin edilen insan genlerinin keşfedilmesini ve bu sayede bu genlerin daha ileri biyolojik çalışmalar için ulaşılır kılınmasını amaçlamaktadır. Günümüzde, tedavisi henüz olanaksız 3000’den fazla genetik hastalık milyonlarca insanın yaşamını etkilemektedir. Bu tip hastalıklardan sorumlu genlerin yapısının aydınlatılması ile “işlevi bozuk” genler için “düzeltmelerin” yapılabileceği, hastalıkların önceden teşhisi ve tedavisinin mümkün hale geleceği tartışmaları, bu projenin başlatılmasındaki en önemli etken olmuştur.

Genetik bilimi, 1860’larda, Gregor Mendel’in kendi yetiştirdiği bezelyeler üzerine yaptığı çalışmalarla başladı. Mendel bezelyelerin çeşitli karakterlerinin (renk, büyüklük, vb. tohum ve çiçek özellikleri) daha sonraları “gen” olarak isimlendirilecek ünitelerle belirlendiğini, bu ünitelerin kalıtım faktörleri olduğunu gösterdi. Bunu, genetik bilgilerin kromozom adı verilen yapılar üzerinde taşındığının bulunması izledi.

Watson ve Crick isimli iki araştırıcının deoksiribonükleik asitin (DNA’nın) yapısını keşfetmesi, insan genom projesinin geçtiğimiz günlerde popüler hale gelmesinden sadece yarım yüzyıl önce gerçekleşti ve bu dev buluş bugünkü gen teknolojilerine olanak veren bir dönüm noktası oluşturdu. 1970’lerde DNA üzerindeki belirli genlerin izole edilebildiği, bu genlerin kesilip biçildiği ve yeniden yapılandırıldığı “genetik mühendisliği” uygulamaları başladı.
Organizmayı oluşturmak için gerekli bilgilerin toplamına genom diyoruz. Bir diğer tarifle, bir hücredeki genetik materyalin tamamı o organizmanın genomunu oluşturur. Yine diğer bir tanımla genom, bir organizmanın DNA’sının tamamı olup o organizmanın yaşamı boyunca tüm yapı ve aktivitelerini belirleyecektir. Tüm bu tanımlar, genomun DNA materyalinden ibaret olduğunu, her iki terimin de genetik materyali ifade ettiğini göstermektedir. Bu materyal, sıkı bir yumak halinde biçimlenerek kromozom adını verdiğimiz silindirik yapıları oluşturur. Prokaryot adı verilen tek hücreli basit canlılarda (bakteriler) tek bir kromozom oluşturan bu materyal hücre içerisinde serbest iken, ökaryot adını verdiğimiz daha ileri canlılarda (algler, mantarlar, bitkiler, hayvanlar, insanlar) her hücrede birden fazla kromozom şeklinde bulunur ve bu kromozomlar özel bir kompartman olan hücre çekirdeği içinde yer alırlar. Serbestçe açılması halinde 2 metreye yaklaşan DNA molekülü, sıkı bir yumak oluşturması sayesinde mikroskobik büyüklükteki hücreye sığmaktadır.
İnsan genom projesinin temel hedefi, insan genomunun detaylı bir fiziksel haritasını elde etmektir. Baz çifti sayısı temelinde genlerin dizilimi ve aralarındaki mesafeyi gösterecek bu haritanın elde edilmesi, ancak DNA üzerindeki nükleotidlerin dizilim analizi (sekanslama) ile mümkündür. Elde edilen insan genomu referans dizisi, yeryüzünde yaşayan her bireyin genom dizisine birebir uymayacaktır Örnekler çok sayıda gönüllüden özel bir protokolla alınmış olup bu örneklerden çok azı projede kullanılmaktadır. Örnekleri veren kişilerin ismi saklıdır; dolayısı ile hem örneklerin sahipleri, hem de bilim adamları bu projede kullanılan DNA’ların kimlere ait olduğunu bilmemektedirler. Kadınlardan kan örnekleri, erkeklerden ise sperm örnekleri alınmıştır, kadınlarda Y kromozomu bulunmadığından sperm örnekleri özellikle önemlidir. İlk referans genom dizisinin oluşturulmasının 10-20 birey bazında olacağı tahmin edilmektedir.
Fiziksel haritanın elde edilmesi için öncelikle seçilen kromozomun çok küçük parçacıklara ayrılması, bu parçacıkların ayrı ayrı dizi analizlerinin yapılması ve elde edilen verilerin birleştirilmesi gerekir. Bu amaçla, restriksiyon enzimleri adı verilen ve DNA’ nın belirli dizilerini tanıyıp molekülü o dizilerden kesen enzimler kullanılır.Daha sonra, elde edilen parçacıkların daha ileriki çalışmalarda kullanılabilmesi için klonlanması (çok sayıda kopyasının elde edilmesi) işlemine geçilir. Farklı DNA parçacıklarında birbiri ile örtüşen diziler belirlenmek suretiyle kromozom boyunca uzun bir segmenti, hatta tüm kromozomu temsil eden sıralı bir klonlar kolleksiyonu (kontig) elde edilir. Bu yolla elde edilen harita “kontig harita” olarak isimlendirilir.

Günümüzde nükleotid dizilimi analizi için DNA çiplerinin kullanıldığı yeni yöntemler de mevcuttur, ancak en yaygın olarak kullanılan yöntemde temel adımlar şunlardır: Öncelikle her bir kromozom (50-250 milyon baz çifti) enzimlerle çok daha küçük parçacıklara (yaklaşık 500 baz çifti; Celera Genomics’te geliştirilen yeni ve hızlı yöntemde 2000-10.000 baz çiftlik parçalarla başlandığı bildirilmektedir) bölünür. Makinalarla yapılacak olan dizi analizi için herbir parçacığın milyarlarca kopyası gerekir. Bu nedenle parçacıklar bakteri hücrelerinde klonlanırlar ve çok hızlı çoğalan bakteriler kopya makinaları gibi bu parçacıkları çoğaltırlar. Bu şekilde çoğaltılan DNA materyali, özel boyalarla muamale edilerek her bir baz çeşitinin (A, T, G, ya da C) lazer ışık altında farklı bir renk vereceği biçimde boyanır, daha sonra parçacıkların elektroforezleri yapılarak büyüklüklerine göre ayrılırlar ve bu süreçte lazer ışını ve kamera bazların boyanma rengini kaydederek 4 renkli kromatogram oluşturulur. Tüm bu işlemler insan eliyle değil, otomatik dizi analiz cihazı kullanılarak yapılmaktadır. Bazlar “okunduktan” sonra bilgisayarlar aracılığıyla dizilim analiz edilir. Katrilyonlarca hesaplama sonucu parçacıkların dizilim bakımından birbirleri ile örtüşen uçları yanyana getirilmek suretiyle dizilim yeniden düzenlenir. Analiz hataları, gen bölgeleri (insan genomunda bilinen fonksiyonel proteinleri kodlayan genler, toplam genomun sadece yaklaşık %5’ini oluşturmaktadır, geriye kalan kısım ise gen aktivitesini kontrol eden ya da henüz fonksiyonu bilinmeyen bölgelerdir), daha önce bilinen genlere ne oranda benzerlik gösterdiği, vb. belirlenir.
Herbir DNA parçası 5 kez dizilim analizinden geçmişse, elde edilen bulgular “taslak” dizilimi oluşturur. Analiz 10 kez yapıldığında ise “final” dizilim (hata oranı 1/10.000) elde edilir. Bugünkü analiz sonuçları %90-95 doğrulukta bir müsvette analiz sonuçlarıdır.
Hatalar ve bazı boşluklar halen mevcuttur, yüksek kaliteli referans diziliminin 2003 yılında elde edileceği bildirilmektedir. Ancak, final dizilimin elde edilmesi projenin nihai amacı değildir; bulunan genlerin fonksiyonlarının ve birbirleriyle etkileşiminin anlaşılması çalışmaları sürecek, buna paralel olarak çeşitli hastalıkların tedavisi için geni ya da kodladığı proteini hedef alan yeni ve etkin ilaçların tasarım ve denenmesine devam edilecektir (sorumlu genin aydınlatılmış olduğu bir çok hastalık için halen bu yönde çalışmalar sürmektedir).
Proje bünyesinde robotiklerin ve bilişim teknolojisinin önemi özellikle not edilmelidir. Sadece insan gücü kullanılarak projenin gerçekleştirilebilmesi neredeyse olanaksızdır. Robot kolları olan yüzlerce makine, aynı anda, DNA parçacıklarını dizilim analizi için ince cam tüplere pompalamaktadır. Bunun yanısıra, veritabanı ve yazılım geliştirme alanlarındaki ilerlemeler de bu projeye hız kazandırmıştır. Teknoloji ilerledikçe ve dizilim bulguları çok büyük bir hacim tutacak şekilde biriktikçe, eldeki bilgilere sahip çıkmak, organize etmek ve bunları yorumlayabilmek için daha sofistike bilgi işlem kaynaklarına gereksinim olacaktır. Proje ile ilgili tüm araştırıcıların dünyanın her yerinden dizilim bulgularına ulaşıp onları kullanabilmeleri, projenin başarısının doğrudan ölçütüdür. Perkin Elmer, Celera Genomics için 1 milyar dolar harcamış, en hızlı analitik cihazları (300 adet) ve yüksek performanslı süper bilgisayar teknolojisini temin etmiştir. Özel bir yazılım ile 80 terabayttan fazla veri işlenebilmiştir. Bu nedenlerle, Celera Genomics’in gen dizilimi analizi yapan diğer tüm laboratuvarlara göre en az 3 kat daha hızlı çalışabildiği ifade edilmektedir. Bunun vurgulanması için, Celera laboratuvarlarının aylık elektrik faturasının 60.000 dolar olduğu belirtilmektedir. Şirket yöneticileri, 9 ay gibi kısa bir süre içinde etnik kökenleri farklı toplam 5 birey için (3 kadın, 2 erkek) 15 milyara yakın baz çiftinin diziliminin tamamlandığını açıklamaktadır.
Alıntıdır.


Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2183
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #3 : 13 Haziran 2007, 22:25:36 »
 Yanlış hatırlamıyorsam 2 yıl önce Çin'de yaklaşık 2 ay boyunca kargaşaya yol açan SARS virüsü de bu GENOM projesinin bir denemesiydi.


Çevrimdışı Dr.Bilge

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 27
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #4 : 14 Haziran 2007, 00:20:37 »
"Genetik seçiciliği olan biyolojik silah" konunun adı bu.
İnsan Genom Projesi çokmerkezli olarak 1990 yılında başlatıldı. (resmi bilgi)
Proje ilk kez 1940 yılında Nazi Almanyasında başlatıldı. (aktuel tarih bilgisi)
Ve henüz tamamlanamadı (resmi bilgi)
1994 yılında İsrail tarafından tamamlandı. (aktuel tarih bilgisi)
Amaç genetik yol ile şekillenen hastalıklara çare bulmaktı. (resmi bilgi)
Amaç ari ırk yaratmak ve diğer ırkları (ilk hedef araplar) genetik bir hastalık ile yok etmekti (ırk seçici biyolojik silah)

İlk çalışma: AİDS (sadece zenci ırkı yok etmek için tasarlandı. Ama çok seçici olmadı. Yine de başarılı idi. İnsana ve insandan insana bulaşması sağlandı.
Normalde sadece bir tür maymuna özel ve çok öldürücü olmayan bir virüstü)

Daha sonra sarı ırk için iki çalışma yapıldı: SARS ve Kuş Gribi.
Bunda da istenen etki henüz elde edilmedi.

Ama bizim için dikkat çekici bir bilgi "Kırım-Kongo Kanamalı Hastalığı" ????????????????,
Bir de komik bir bilgi : İsrailliler arapların genetik şifresini çözünce şununla karşılaştılar. : İsrail vatandaşlarının %40 kadarı aynı genetik yapıda çıktı.Geriye kalanların akraba oldukları ırklar ise daha da komik....Neyse!..Henüz literatüre girmediği için ahkam kesmek bana düşmez.

Ama siz yine de "Kırım-Kongo Kanamalı Ateşini" takip edin derim..
Saygılar

Çevrimdışı Dr.Bilge

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 27
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #5 : 14 Haziran 2007, 00:22:59 »
Deli dana hastalığı ise kelimenin tam anlamıyla geri tepen bir silahtır. Britanya adasındaki sığırlara acırım sadece. :)

Çevrimdışı İgdirhan

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 325
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #6 : 14 Haziran 2007, 09:47:58 »
Biyolojik çalışmaların sadece tıbbi alan,tohum ıslahı ,verimli hayvan ırkı oluşturmaktan ibaret olmadığı herkesce malum.
Biyolojinin bir silah olarak kullanılmasının geçmişi yüz yıl ötesine kadar varmaktadır.
Dünyayanın hemen bütün ordularında NBC (nükleer ,biyolojik ,kimyasal) silahlar ve bu sialhlara karşı korunma yöntemlerine ilişkin birlikler ve ciddi çalışmalarvardır.
Ülkemizde çıkartılan tohumculuk yasası bu noktada bir kez daha dikkatle incelenmelidir. Özellikle İsrail menşeili tohumların Türk Gen yapısını belli bir süreçte değiştirerek Türk Irkının temel karekteristiklerini yok edeceğine dair ,milliyetçi yazarların feryatları ,boyalı mütareke basını tarafından paranoya ve komplo teoriciliği olarak nitelendirildi.
Diğer yandan dünya üzerinde halen karabasan gibi devam eden bir takım biyolojik saldırıların korkusu gitgide artmaktadır.
Geçtiğimiz yıl ABD ve bazı Avrupa ülkelerine giriş yapan yolcuların ;diş macunlarına ,bebek mamalarına ,farfümlere kadar el konulması  AB ve ABD nin biyolojik saldırı sonuçlarının kendilerine neye mal olacağının ,bu konuyu anlamayanlara emsal olması nedeniyle ,çok çarpıcı bir örneğiydi.
AB ve ABD biyolojik saldırıları herkesten daha iyi biliyor. Zira bunları üreten ,planlayan ve adım adım uygulamaya koyan kendileri.
Delidana hastalığının uluslararası et rekabeti sebebiyle ortaya sürülmüş ama geri tepmiş bir silah olduğu herkesçe malum.
Çin mallarına karşı koyamayan AB ve ABD sermayesi bu ülkeyi SARS la engelemek istedi.
Kuş Gribi ülkemizde milyonlarca kanatlı hayvanın katledilmesini getirdi. Bunun maddi sonucundan çok ekolojik denge açısından nelere mal olduğu/olacağı yeni yeni anlaşılmaya başlanılmıştır.
Beslenme zincirinde kopan bir halkanın sonuçlarını sıradan bir belgeselden bile öğrenebiliyoruz.
Kanatlı hayvanlar bir takım böcek ve haşereleri yiyerek ,bu haşerelerin sıçramalı bir şekilde çoğalmasının da önünü almaktaydı.
Şimdi gazete ve tv haberlerinde yeni yeni haşerelerden ,daha önce hiç rastlanılmamış mahlukatlardan söz edilmeye başlanıldı.
Amerikan kaynaklı bir çok filimde karınca ,çekirge ve benzeri böceklerin tarım alanlarını nasıl yok ettiğini izlemiştik. Bir bilim kurgu olarak seyre sunulan bu filimler kendi projelerinin bir bakıma dünyaya aktarılmasıydı.
Ülkemizde ;özellikle iç anadolu bölgemizde cereyan eden kene ölümleri de bozulan ekolojik dengenin sonuçları olarak izah edilebilir.
Sonuç olarak ithal tohumlar ve kimyevi ilaçlar yoluyla biyolojik etkler çok rahatlıkla yapılabilmektedir.
Bu noktada milli şuur sahibi farmakoloğ ve biyoloğlarımıza ciddi görevler düşmektedir.
Türklüğü yok etmeye matuf savaş bütün cephelerde ,olabildiğince şiddetle devam etmektedir.
Şimdi Başbuğ Atatürk'ün kapalı ekonomi uygulaması daha iyi anlaşılabiliyor.
Türk Milleti Başbuğunu yeterince anlayabilmiş olsa ,her şeyin üstesinden gelmeye muktedir olacaktır.
TTK.

Çevrimdışı Dr.Bilge

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 27
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #7 : 14 Haziran 2007, 10:52:46 »
Rusya 15 gün önce .Kan ve kan ürünlerinin ülke dışına çıkışını yasakladı. (biyolojik silah geliştirildiği ile ilgili gizli servis raporlarına istinaden) Bu uygulamaya eski Sovyet Cumhuriyetlerinin de onay vermesini bekliyor.

Sorun, hep var olan virüslerin bulaşıcılık kabiliyetlerinde artma ve seçicilik özelliklerinin yönlendirilmesi. Dediğim gibi bu virüs ve virionlar lokal özellikleri ile dünya da zaten vardı. Yani yeni değil. Biyolojik silah haline getirilmeleri için ufak DNA değişiklikleri yeterli. Teorik olarak da uygulama oldukça basit. Yalnızca zor olan bulaşıcılık özelliğini muhafaza ederek seçicilik özelliğini netleştirmek.


berke tigin

  • Ziyaretçi
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #8 : 14 Haziran 2007, 13:01:38 »
                  Türkiyede  bu tip çalışmalar yapılıyormu? Ülkemiz bu tip çalışmaları yapabilecek teknolojiye sahipmi?       
Rusya 15 gün önce .Kan ve kan ürünlerinin ülke dışına çıkışını yasakladı. (biyolojik silah geliştirildiği ile ilgili gizli servis raporlarına istinaden) Bu uygulamaya eski Sovyet Cumhuriyetlerinin de onay vermesini bekliyor.

Sorun, hep var olan virüslerin bulaşıcılık kabiliyetlerinde artma ve seçicilik özelliklerinin yönlendirilmesi. Dediğim gibi bu virüs ve virionlar lokal özellikleri ile dünya da zaten vardı. Yani yeni değil. Biyolojik silah haline getirilmeleri için ufak DNA değişiklikleri yeterli. Teorik olarak da uygulama oldukça basit. Yalnızca zor olan bulaşıcılık özelliğini muhafaza ederek seçicilik özelliğini netleştirmek.

   

Çevrimdışı KORKUT07

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 69
Ynt: ABD'nin Ulusları yok etme silahı : GENOM
« Yanıtla #9 : 30 Haziran 2007, 17:29:38 »
BU PROJENİN TÜRKİYEYE UYGULANAN BİRKAÇ ÖRNEĞİNİ SİYASİ OLARAK EKLEMEK İSTERİM,

TAYYİP ERDOĞAN (AMERİKAN SÖZCÜSÜ)
ALT KİMLİK ÜST KİMLİK DOKTRİNİ,
KÜRT TÜRK KARDEŞTİR,
KÜRTLER VE TÜRKLER OKADAR İÇEÇE GİRMİŞTİRKİ BU İKİ TOPLUMU PARÇALAMAK SAÇMADIR,
DİĞER YANDAN DİNLER ARASI DİAOLOG,
MİLLİYETÇİLER RTE YE GÖRE KAFATASÇIDIR VE BUNA GEREK YOKTUR,

BUNLARIN YANINDA İSRAİLİNDE ÜRETTİĞİ SAV,
KÜRT IRKININ BİR KISMININ YAHUDİ SOYUNDAN GELMESİ VE KUTSAL TOPRAKLAR BABİLE ULAŞILMASI İÇİN BU HAKLARIN ASLINDA YAHUDİ OLDUĞUNU SAVUNMASI,

BU NEDENLE GAP BÖLGESİNDE ARAZİ SATINALINMASI,
DİYARBAKIRDA YAHUDİ KADINLARIN DOĞUM YAPMASI

ÖRNEK OLARAK VERİLEBİLİR,

TANRI TÜRKÜ KORUSUN
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
KORKUT