Gönderen Konu: Anadolu'nun Türk Kimliği  (Okunma sayısı 3502 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Çağrı Bey

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 690
Anadolu'nun Türk Kimliği
« : 30 Mart 2011, 21:21:36 »
Kaynak : http://www.turania.net/genel-turk-tarihi/4308-anadolunun-turk-kimligi.html

Tonyukuk

Anadolu'nun Türk Kimliği
 
Yıllar boyunca bu ülkenin çocuklarına verilen tarih eğitimi, Anadolu’ya gelen Kayı boyundan birkaç yüz çadırlık Türk varlığının bu toprakları ele geçirip Türkleştirdiği yalanını anlattı. Azın çoğunluğa bilek gücüyle egemen olmasındaki kahramanlığın dayanılmaz çekiciliğine kapılan Türk evlâtları ardında yatan şeytani düşünceyi hesap etmeyerek ve iyi niyetle bu yalana dört elle sarıldılar. Evet Türk savaş tarihi sayıca az olanın kalabalığa galip geldiği yüzlerce hadiseyi kaydetmiştir, ancak bunlarda ki ölçü de mantık sınırları içinde kalmıştır aradaki fark zorluk çekmeye alışmış, bozkır yaşamının çelikleştirdiği Türk ataların cesareti, savaşçı kişilikleri ve hesaplanmış öngörüleri sayesinde kapatılmıştır.

Son Başbuğ Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün dediği gibi her siyasi yapı kendi gücü ile sınırlıdır. Belli bir süre gücünün üzerinde bir sahaya egemen olsa bile ilerleyen zamanda kendi içine doğru çekilir. Üzerinde güneş batmaz denilen imparatorluklar, İspanyol, Portekiz, Fransızlar’ın Okyanus aşan sömürge yayılmacılığı da bu şekilde değerlendirilebilir. Gerçi günümüzde emperyalist devletler bu özelliklerini çıkar alanı olarak gördükleri ülkeleri iktisadi yönden teslim alarak, kültür dokularını bozarak sürdürmektedirler. Öyle ki, satın alanlar, satanların dilini konuşur duruma gelmişlerdir.

Türk tarihine getirdiği yorumlar ve yazılarında yaşattığı ruh ile Türklüğün ölmezleri arasına karışan Atsız Beğ’in dediği gibi bu topraklardaki varlık hakkımız vesayete değil her zaman kılıcımızın gücüne dayanmıştır. Ancak bu kılıçları tutan eller öyle belletildiği gibi 300-500 çadır halkından ibaret değildir. Bu savın tersini savunanların asıl niyeti çürümüş, yok olmuş şehir devletçiklerinin kalıntılarını ve Türk'ün eteğine tutunarak hayatını sürdürmüş etnikleri Türkiye Cumhuriyeti’ne ortak çıkarmaktır.

Anadolu ve orta doğu sahalarında ilk Oğuz atlıları boy göstermeye başladığında bu yerlerde başlıca iki unsurun varlığından söz edilebilirdi. Bunlardan Bizans, neredeyse ordusunda Bizanslı kalmamış askeri gücünü paralı askerlik yapan çeşitli Türk ve gayri Türk olan yabancılardan alan köhne bir yapıydı. Arapların hali bundan daha beterdi, çünkü bu köhneleşmiş Bizans, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’daki Müslümanları sürerek çıkarmış, Kars’ın doğusundaki Ani’yi ele geçirmiş, Antakya, urfa ve Lazkiye’yi geri almış, her an Mısır ve Suriye’nin tamamını ele geçirecek durumda idi. Profesör Faruk Sümer bu durumu şöyle anlatır: ‘’Arap unsurunun kendisini toparlayıp Bizans’ın yeni saldırışlarını karşılayabilmesi, ancak ikinci bir peygamberin çıkması ile kabil olabilirdi.’’ İşte bugünlerde 3-4 bin kişilik bir Oğuz bölüğü bu sahalara inmiş tek başlarına Filistin ve Suriye’nin önemli bir bölümünü zorlanmadan ele geçirmişlerdi. Bu Göktürklerin Sasanileri yok edişinden beri Türklerin Arapları ikinci kurtarışlarının başlangıcıdır. Buna karşılık Arapların Türklere karşı günümüze kadar sürdürdükleri olumsuz tutumları şu veya bu nedenle Türklüğünden caymamış Türk soyluların değerlendirmesine bırakıyorum

Çevrimdışı Çağrı Bey

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 690
Ynt: Anadolu'nun Türk Kimliği
« Yanıtla #1 : 30 Mart 2011, 21:23:05 »
Tonyukuk

On birinci Yüzyıl ortalarında başlayan yoğun Türk göçleri öncesinde Anadolu’nun büyük bir bölümü özellikle de Orta ve Batı Anadolu bölgeleri nüfusu az, hareketsiz, tek kelime ile geri kalmış bir memleket manzarası gösteriyordu. Sasani-Bizans, Arap-Bizans savaşları Anadolu’daki insanların önemli bir bölümünün yok olmasına ve Çukurova gibi birçok bölgelerin de korkunç bir biçimde tahrip edilmesine yol açmıştı. Nüfusun azlığı, yoksulluğu ve teşkilâtsızlığı yüzünden yerli halk hiçbir varlık gösteremez duruma düşmüştü. Anadolu’da tek hâkim unsur olan Bizans’ın, Balkanlar üzerinden getirdiği Hıristiyanlaşmış Oğuz(Gagavuz), Peçenek, Kıpçak(Kuman) Türklerini doğudan gelen Selçuklu akınlarına karşı ileri önleyici kuvvetler olarak uç bölgelere yerleştirmesine rağmen anılan sebeplerden ötürü Oğuz Türkleri nispeten az bir kuvvetle, kısa sürede ve ciddi bir direniş görmeden Anadolu’yu Türk yerleşimine açabilmişlerdi. Yerli halkın nüfusça çok az olduğunu gösteren delillerden biri şudur ki, Türk sultan ve beğleri ele geçirdikleri yerlerin ahalisini kendi yurtlarına getirerek genellikle tarım faaliyetlerinde kullanıyorlardı. Çünkü asıl egemen oldukları yurtlarında ekilmemiş geniş topraklar vardı. Selçuklu hükümdarlarının Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ya devamlı bir fetih siyaseti gütmelerine karşılık, en uygun zamanlarda bile Batı Anadolu ve Marmara üzerine yürümekte isteksiz davranmaları ancak oraların nüfusça az ve iktisadi olarak geri kalmış olması ile izah edilebilir. Aynı şekilde Malazgirt fatihi Alparslan’ın takip ettiği siyasette bu durumu doğrular.

Nüfus bakımından bir örnek daha vermek gerekirse Anadolu’nun belli başlı bazı şehirleri beş-on bin yerli nüfusu geçemezken Anadolu’ya göçen onlarca Türk oymağından yalnızca Uluyörük ve Dulkadirliler’in toplam nüfusu 16. Yüzyıl kayıtlarında 300.000 dir.

1048 yılının 18 Eylülünde Pasin ovasında Tuğrul Beğ’in komutanlarından İbrahim Yınal ve Kutalmış idaresindeki Selçuklu ordusu sayıları elli bini bulan Bizans ordusunu perişan etti. Başlarındaki (Gürcü) komutan Liparit’e karşılık Bizans’ın yolladığı fidyeyi kabul etmeyen İbrahim Yınal, 9. Yüzyılda İstanbul’da inşa edilen bir caminin tamiri ve burada Tuğrul Beğ adına hutbe okunmasını talep etmiş ve buna karşılık Liparit salıverilmiştir. Sıkı durun bu cami tamir ve hutbe meselesine tek ve en büyük tepkiyi o zamanın B.O.P eş başkanı olduğu anlaşılan Arap Fatımi halifesinin İstanbul’daki elçisi göstermiştir.

Bu savaşa rağmen Anadolu içlerine ilerleyen Türkmenler tam olarak güvende sayılmazlardı. Nihayet 26 Ağustos 1071’de Alparslan Komutasındaki Selçuklu ordusunun kazandığı Malazgirt savaşı bütün Anadolu’yu boydan boya açmış Türklerin önündeki engelleri kaldırmıştır. Takip eden 8-10 yıllık sürede Trabzon yöresi hariç Boğazlara, Ege denizine kadar bütün Anadolu fethedilmiş bu sırada Türkistan, Horasan, Azerbaycan’dan gelen Oğuz boylarına mensup Türkmenler kalabalık kitleler halinde yurdu doldurmuş işte o zaman Anadolu tam olarak Türk yurdu olmuştur. 12. Yüzyılda yavaşlayan göç dalgası bütün bu çarpışmalarda kaybedilen nüfusu çoğaltacak durumda değildi. Ancak 13. Yüzyılda patlayan Moğol fırtınası, Türkleri önüne katarak büyük bir göç dalgası halinde Anadolu’ya doldurmuştur. Bundan sonra gerekli insan gücü tekrar kazanılmış ve nihayet 14. Yüzyılda Anadolu’nun Türkleşmesi tamamlanmıştır. Türk gençleri, merhumlardan Hüseyin Nihal Atsız, Faruk Sümer, Osman Turan, Cevdet Türkay, Mehmet Altan Köymen, Mükrimin Halil Yinanç, İbrahim Kafesoğlu, Fuat Köprülü, Cengiz Orhonlu, yaşayanlardan Yusuf Halaçoğlu gibi değerli bilim adamlarının Türk yerleşimleriyle ilgili eserlerini okuyarak donanımlarını tamamlamalı bu topraklara daha yüksek bir bilinç ve kararlılıkla sahip çıkmalıdır.

Çevrimdışı Çağrı Bey

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 690
Ynt: Anadolu'nun Türk Kimliği
« Yanıtla #2 : 30 Mart 2011, 21:26:03 »
Tonyukuk

Doğu ve Güney-doğu Anadolu Türklerin ilk yerleşim yerleridir. İptidai kürtlerin yaşam sahaları bugünkü Anadolu sahasının tamamen dışındadır. Zamanında Türkmen üçgeni olarak anılan İran-Irak- Doğu Anadolu bölgesi bu kimliğini Osmanlı-Safevi çekişmeleri sonucunda yitirmiştir. Kürtlerin dağınık bir biçimde yaşadığı Şehrizor, Hulvan, Kirmanşah, Dinever bile yoğun bir Türkmen yerleşimine sahne olmuştu. Bu yerlerden Hulvan, Melikşah zamanında ünlü Türkmen kumandanı Artuk Beğ’in dirliği idi. 1101’de Salurlardan Kara Belli Beğ, Annâz oğullarından bin Bedri bin Muhelhil’i yenerek Şehrizor ve Dakuka(Taûk) hariç bölgenin her yöresini ele geçirdi. Şehrizor’da 1130’da Arslantaş oğlu Emir Kıpçak’ın eline geçti. Daha önce Türk tarihi bölümümüzde ekrad kelimesinin bir milliyet ifadesi olmadığını bugünkü İran sahasına gelen Arapların (ashab-ı savaim) sürü sahibi göçerler anlamında bu tanıma uyan önlerine çıkan her topluluğa böyle seslendiğini Togan’dan alıntı yaparak belirtmiştim. Arap adını koymuş, Osmanlı sürdürmüş hülâsa bu melez topluluğa ad koymak bizim işimiz değil.

Özellikle Karadeniz özelinde Türkçüler arasında bile tartışılan meseleye gelince ki, bir Türkçü önce bilgi sahibi olup ondan sonra fikir sunmalıdır. Bilip bilmeden bu türden hassas konularda ahkâm kesmek Türk milletini zaafa uğratmaktan başka bir işe yaramaz. Anadolu’da gayri türklerin kitlesel olarak İslâmlaştığına-Türkleştiğine dair bir kayda, Türk, Bizans, ermeni, Gürcü, Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar rastlanmamıştır. En önemsiz olayların bile yazıldığı Osmanlı arşiv belgelerinde de bu türden bir kayıt yoktur. İspanya’daki Mozarap(Mûsta’rib)’lar gibi varlığını uzun süre devam ettiren bir dönme topluluğu da Anadolu’da yoktur. İslâm dininin ilk tebliğ edildiği Arapların aksine o zaman yaşayan Türkler başka dinlerden olanlara telkin ve teşvikte bulunmadılar, bu durumun bir diğer nedeni de devlet gelirlerinde önemli bir girdi olan Müslüman olmayanlardan alınan ‘’haraç ve cizye’’ gelirlerinden mahrum kalmamaktır. Aralarında yaşayan her gayri farsı bir şekilde Fars gösterme eğiliminde olan bugünün Fars milliyetçiliği gibi Türk olmayanı Türklüğe yamayacak değilim. Bu topraklarda gayri türkler de yaşamıştır, yaşamaktadır ancak bunların inadına gayri tabii yollardan çoğalmalarına, devlet erkine ortak çıkmalarına karşıyız. Bu vatan Türk yurdudur ki, eğer toplu halde dönmeler olsaydı biz bu insanları sonradan Müslüman olan Boşnaklar, Arnavutlar gibi kendi ana dillerini konuşurken görecektik. Örneğin bugün Rize’de Türkçe konuşuluyorsa bu o yöre halkının Türkleştirilmesinden değil, Türk yerleşiminin çokluğundan kaynaklanmaktadır.

Doğu ve Güney-doğu Anadolu’nun her yeri ayrı bir Türk hanedanının elinde bulunmaktaydı. Bunların birbirleri ile ilişkileri dostça olmuş ve aralarındaki hukuku gözetmişlerdir. Nitekim bu hanedanları içlerinden birileri değil, Selçuklular, Eyyûbiler gibi komşu büyük devletler ortadan kaldırmışlardır. Bu hanedanlardan başlıcaları şunlardır: Erzurum bölgesinde Saltuklular, Harput-Erzincan bölgesinde Mengücüklüler, Çubuk (Çapak) ve oğlu, Ahlat’ta Ahlat-Şahlar, Mardin-Hısn Keyfâ(Hasankeyf)-Meyyafârikin (Silvan)bölgesinde Artuklular, Diyarbakır’da İnal (Yınal)oğulları, Bitlis Erzen’de Toğan-Arslan oğulları, hüküm sürüyordu. Döğer boyuna dahil olan Artuklulardan İl Gazi ve Sökmen kardeşler ve yeğenleri Belek, Haçlı savaşlarının tanınmış kişilerindendir.

Çevrimdışı Çağrı Bey

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 690
Ynt: Anadolu'nun Türk Kimliği
« Yanıtla #3 : 30 Mart 2011, 21:28:59 »
Tonyukuk

Türkiye’nin asıl etnik yapısını ortaya çıkarmak için tahrir(vergi) defterleri ile bunun ayrıntılı tespiti yapılabilir. Prof. Faruk Sümer Oğuzlar kitabının 201-202 sayfalarında şöyle yazmış: ‘’Bu defterlere göre Türkiye’nin Adalar Denizi’den Fırat’a ve Trabzon’a kadar olan kısmında Türk nüfusu pek hakim olup azınlık olarak yalnız rum ve Ermeniler vardır. Hristiyan azınlığın en az bulunduğu bölgeler Batı-Anadolu, Marmara bölgesi ile Kuzey-Batı-Karadeniz bölgesidir. Anılan bölgelerde 1520-1530 yılları arasında 540.963 Türk ev nüfusuna karşılık, yalnızca 4.471 Hıristiyan ev nüfusunun yaşadığını biliyoruz. Konya, Niğde, Kayseri ve İç-İl vilâyetlerinde ise Türk ev nüfusu 143.254, Hıristiyan ev nüfusu ise 2.448 idi. Doğuya doğru gidildikçe nispetin azalmakta olduğu görülüyor. Meselâ Maraş, Yozgat, Kırşehir vilâyetlerinde 66.776 Türk ev nüfusuna karşılık 2.687 Hıristiyan ev nüfusu vardı. Aynı yıllarda Çukurova bölgesinde ezici Türk çoğunluğuna karşılık pek az bir ermeni nüfusu görülmektedir. ‘’ Doğudaki bu nispi azalmanın yukarıda belirttiğim Osmanlı-Safevi çekişmelerinin sonucunda olduğu açıktır.

Osmanlının dayandığı asli unsurun Türk olduğunu bir türlü anlamamasının acı sonuçları bugün hainler eliyle bu millete tattırılmaktadır. Bu durum 19. Yüzyılda İkinci Abdülhamit ve devlet adamlarından Cevdet ve Said Paşalar tarafından anlaşılmasına rağmen İmparatorluğun durumuna bakılınca pek çok şey için geç kalındığı anlaşılmaktadır. Rumlar ve Ermeniler tıpkı günümüzdeki kürt yayılması gibi Anadolu ve Marmara’da daha önce hiç bulunmadıkları yerlerdeki köy, kasaba ve şehirlerde ansızın ortaya çıkmışlardır. Örneğin Marmara’da ermeni varlığının ortaya çıkması 17. Yüzyılda başlar. 16. Yüzyıla ait tahrir defterleri ile 20. Yüzyıl başlarındaki genel kaynaklar arasındaki fark bu durumun korkunçluğunu ve yöneticilerin fasılasız süren gafletini ortaya koyar. Dikkat çeken bir durumda şehirlerde bulunan gayri türklere başka yerlerden gelen menşei belirsiz kavimdaşlarının katılmasıdır. 16. Yüzyıldan beri süren bu katılmalar şehirlerdeki azınlık nüfuslarının artışına neden olmuştur. Örneğin Maraş şehrinde 1650 sayımında 20 ermeni aile varken bu sayı 1914 yılında 8.000 e fırlamıştır. Günümüzde 80.000 in üzerinde ermeninin kaçak olarak Türkiye giriş yaptığı ve bunların bir bölümüne vatandaşlık verildiği/verilebileceği Türk varlığını yok etmeye and içmiş resmi bir zevat tarafından ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere Osmanlı dönemindeki gibi bu işleri gizli kapaklı yapmanın gereği kalmadı. Türk düşmanıysan yeter! geç arkasına sıraya gir!

Bugün Bakan Nimet Çubukçu’dan bir demeç dinledim. Tarihimizde ilk defa bir azınlık okulunda diploma dağıtan bu hazret diyor ki, en kısa zaman da ana dilde kitap bastırıp dağıtacağız. Şimdi buna ve içinden fırladığı AKP tayfasına hain, işbirlikçi vb. sıfatlarla hitap etsek Türk Ceza Kanunlarına göre suç işlemiş oluruz en iyi ihtimalle de bu yeri kapatırlar en iyisi biz demeyelim de, bunları devlet hizmetinde gerekmediği halde Müslüman sanarak oy veren kendi halinde mütedeyyin insanlarımıza Tanrı’dan akıl fikir dileyelim. Gerektiği hallerde bu yazıya devam edeceğim. Esenlikler.

Kaynaklar:
Prof. Dr.Faruk Sümer: Oğuzlar/Türkmenler Tarihleri-Boy Teşkilâtı-Destanları
Cengiz Orhonlu: Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskânı
Cevdet Türkay : Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar

Çevrimdışı Çağrı Bey

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 690
Ynt: Anadolu'nun Türk Kimliği
« Yanıtla #4 : 30 Mart 2011, 21:31:55 »
Börü Kam

Alıntı
Tonyukuk Alıntı
Bu Göktürklerin Sasanileri yok edişinden beri Türklerin Arapları ikinci kurtarışlarının başlangıcıdır. Buna karşılık Arapların Türklere karşı günümüze kadar sürdürdükleri olumsuz tutumları şu veya bu nedenle Türklüğünden caymamış Türk soyluların değerlendirmesine bırakıyorum.

Biz bu Arapları üçüncü, dördünce ve daha nice defalar yine kurtarırız, yine!
Dörtyüz milyonluk Arap nüfusu ve irili ufaklı onlarca Arap devletine rağmen, çil çil altınların cazibesiyle topraklarını satıp, elleriyle sivrilttikleri Yahudi kazığı bir yerlerine battıkça, ciyaklayan, ancak kardeşlerinden(!) vefa görmeyen, Arabın derdi, yine bizi gerdi.
Büyüklerimiz;
"Allah'ın istemediğini, peygamber çomakla kovalar"
Demektedir.
Ve yine büyüklerimiz:
"Kör Allah'a nasıl bakarsa, Allah'da köre öyle bakar"
Demişlerdir.
Bu mantık çerçevesinden bakıldığında bize düşen "çomakla kovalamak" ve "kör bakmak" olmasına rağmen biz, bırakın çomağı, kör bakmayı, kucağımız açıyor ve bununla da kalmayıp kendimizi; kadalarına, belâlarına siper ediyoruz.
Hem de, uğradığımız ihanetlerle, sinemizde açılmış yaralar hâlâ sızlarken.

Galiba, biz Türkler, çok unutkan bir milletiz?
İslâm alemine sistematik ırkçılığı, hemde "üstünlük takvadadır" diyen peygamberinin dinine hizmet iddiasıyla, devlet politikası yapan Arap-Emevi hanedanlığının Türklere yaptıklarını, hiç ama hiç hatırlamayız.
Yine bu Arap-Emevi hanedanlarının İslam Peygamberinin ağzından yalan hadisler uydurarak "Türklerin katlini, dini görev haline" getirdiklerini, bu uydurma hadislerin, meşhur hadis kitaplarında "Türklerin katledilmesi" adıyla müstakil bölüm olarak genişçe yer almasını hiç görmez, sorgulamaz ve es geçeriz.

Çünkü İslam'ı Arap ırkçılığının maskesi yapan ve Arap kültürünü din adıyla Arap olmayan (mevali-köle) müslümanlara şırınga eden Arabın bu gayreti meyvesini vermiş ve mevalilerin nezdinde Arap; kavm-i necip rütbesini almıştır.

TTK.

Not:
Konunun dışına çıktığımın farkındayım.
Başta, başlığı açan, Tonyukuk Beğ olmak üzere, bütün andalardan özür dilerim.
Ama bir söz var ya: "Aşk ağlatır, dert söyletir" diye.
Derdimizi iki çift lafla olsun söylemesek, çatlayıp öleceğiz.

Börü Kam

Çevrimdışı Çağrı Bey

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 690
Ynt: Anadolu'nun Türk Kimliği
« Yanıtla #5 : 30 Mart 2011, 21:33:20 »
Tonyukuk

Anadolu’daki bazı runik duvar yazılarının varlığından aşağıdaki köprüde söz etmiştik, bu başlıkta yer alan duvar yazılarının M.Ö 8 binlere giden bir geçmişi var.
http://www.turania.net/runik-turkce/...yazitlari.html

Yine Anadolu sahalarında boy göstermiş olan İskit/Saka, Kuman, Kıpçak, Ak Hun varlıklarına değinmiyorum bile. Çünkü (kıymetini bilmeyen yöneticiler olsa da)10 milyon Türk varlığına dayanarak üç kıtada toplam 12.744.000 km. kare toprağa egemen olan bir devletin asli unsurları olarak bugün yalnızca 780.000 km. karelik bir sahada yoğunlaşıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak varlığımızı sürdürüyoruz. Milyonlarca km. karelik toprağa hükmeden bir devletin, o sınırların yaklaşık 1/10 u kadar bir alanda yaşayan asli unsurları olarak devletimizi yönetenlerden Türk ekinine 10 kat daha fazla özen, Türk adına 10 kat daha fazla saygı, insanlarımızdan vatana, ay yıldızlı bayrağa 10 kat daha fazla bağlılık beklemek hakkımızdır.

Sayın Prof. Tuncer Baykara’nın, Türk Türklük ve Türkler kitabının 28. Sayfasında yazdıkları yukarıdaki yazılarımızın bir özeti gibidir:

a- Türkler geldiğinde bu diyarlarda kalabalık bir yerli nüfus söz konusu değildi. *(özellikle sonradan türeyen hain kırmaların adı sanı bilinmiyordu.)

b- Türkler sadece 1071 ve takip eden yıllarda değil, sonraki onyıl ve yüzyıllarda da akın akın gelmişlerdir. Gelenlerin sayısı iki yüz yıl zarfında üç milyondan az değildir.

c- Barış zamanlarında Türkler, otuz senede nüfuslarını bir misli arttırabildiler.

d- Türkler, 12 ve 15. Yüzyıllarda daha üstün bir kültüre sahip olduklarından, Türkler ve Türkçe kaybolmamış, aksine yerli halkın önemli bir bölümü Türkçe öğrenmiştir.

e- Sonuç olarak Türkiye Türklerinin çok önemli bir kesimi (%90) İç Asya’dan, Karadeniz kuzeyinden kopup gelen Türklerin çocuklarıdır.

f- Düşünceme göre Türkiye Türklerinin %60’ı Oğuz, %30’u Çiğil, Kıpçak, Tatar, (Kuman**),(*Yağma) vb. Türk boylarıdır…. Kısacası Türkiye’de İç Asya’dan gelmiş olan Türkler etkin ve hâkim unsurdur.

*(yazarın ifadesi değildir.)

**(Ünlü Macar besteci Bela Bartok 40’lı yıllarda Türkiye’ye gelerek Türkmen köy ve obalarında çalışmalar yapmış, yöresel Türküleri balmumu silindirlere kaydetmiştir. Bela Bartok Toros dağlarının tepesindeki bir Yörük çadırında İbrahim adlı 75 yaşındaki bir çobanın söylediği ezginin, Macaristan’daki Kumanlara ait bir Türkü ile aynı melodik alt yapıya sahip olduğunu hayretle belirtmiştir. Ne yazık ki bu çalışmalar İnönü hükümetinin soğuk duruşu ve araya giren İkinci Dünya Savaşı yüzünden bir sonuca ulaşmamıştır. Bu konuyu eski otağımız turania.com da yazmıştım ancak hem eski otağımızın veri tabanına hem de bu konuya ait kaynağa bugün sahip değilim.)