Gönderen Konu: NTV Tarih Konuşmaları - Osmanlı'da Savaş Makineleri ve Okçuluk  (Okunma sayısı 6109 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2183
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=eP_sTge-WF8" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=eP_sTge-WF8</a>

Tarih Konuşmaları - 04.12.2011

Konu: Osmanlı'nın Savaş Makineleri
Konuk(lar): NTV Tarih Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Tarihçi sayın Necdet Sakaoğlu, NTV Tarih Dergisi Yayın Koordinatörü Tarihçi Burak Çetintaş ve Geleneksel Okçuluk Yapan ve Okçuluk Araştırmacısı Doktor Murat Özveri

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçeriler ve belki bin yıllık geçmişe sahip olan Türk okçuluğu. Yeniçeriler 464 yıl boyunda Osmanlı devletinin vurucu gücünü oluştururlar. Roma lejyonerleri ile birlikte tarihin yazdığı en etkili piyade sınıfı olan yeniçeriler, savaştaki pervasız kahramanlıkları, barıştaki gündelik zorbalıkları ile bir anlamda Osmanlı imparatorluğunun  da kaderini çizdiler. Konu başlığımız yeniçeriler ve onun dışında hem ordunun hem de ordunun dışında da zaman zaman sivil hayatın çok merkezinde olan bir elit spor güçlü bir savaş makinesi okçular. NTV Tarih Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Tarihçi sayın Necdet Sakaoğlu, NTV Tarih Dergisi Yayın Koordinatörü Tarihçi Burak Çetintaş ve Geleneksel okçuluk yapan ev okçuluk araştırmacısı olarak tanımlayabileceğimiz bir alanda faaliyet gösteren dernekler kuran Doktor sayın Murat Özveri hoş geldiniz. Osmanlı beyliğinin imparatorluğa doğru yürüyüşünde bir anlamda ayakları olan yeniçeriler kimlerdi bu teşkilat nasıl kuruldu bir genel manzara çizebilir miyiz?

Necdet Sakaoğlu: Okullarda çocuklarımıza gençlerimize nasıl savaşa gidildi bunlar yolda ne yediler ne içtiler 3 aylık bir yol nasıl gidilir nasıl gelinir, yağmur yağınca ne yapılır, ırmaklardan nasıl geçtiler, bunların disiplini nasıl sağlandı, hiç yolda yıkandılar mı acaba tarih kitaplarımızdan hiç böyle şeyle yoktur. Gidildi ya kazanıldı ya da mağlup olundu dönüldü. Elimde bir akçe var yeniçeriler bu akçe sevdasına bu işi yapmışlardır. Çünkü onların yevmiyeleri vardır. Acaba bu güne kadar bir tarih öğretmenimiz sınıfa bir akçe götürüp çocuklar işte bu yeniçerilere verilen akçe budur dedi mi? 466 yıldan söz ettiniz bu o kadar uzun bir zaman ki insan hayatı içinde 466 yılı kavrayabilmemiz algılayabilmemizin imkanı yok. Orhan Gazi'den 2.Mahmut'a kadar 17-18 kuşaktır bunların arası bu kadar kuşak padişahın en büyük vurucu gücü yeniçeriler. Bunların yayalarının kışlaları İstanbul'da süvarileri sipahileri İstanbul dışında iskan ediyorlar ama bunlar sürekli İstanbul'da kalmışlar. Bir yandan devlet bunları sürekli sefere sevk edip İstanbul'un dışına çıkarmaya çalışmış. 10 kişilik sur içinde bir kuvvet düşünün silahlı güçlü kuvvetli çarşıya pazara mesela bir baklava alayında İstanbul'a dökülmeleri büyük bir felaket oluyor ama bu gelenek mutlaka yapılıyor. 17.yy'da bu iş bozulmaya başlıyor padişahların güçsüzlük sefere gitmeme gibi bir dönemleri başlıyor. Onunla birlikte bir bozulma yeniçerilere sirayet ediyor. Savaşta esir alınan daha süt emen bebekler bile alınıyor evvela bir Türk yanına veriliyor orada Türkçe öğreniyorlar Müslüman oluyorlar, sünnet ediliyorlar ondan sonra acemi ocağına veriliyor. Oradan seçilenleri Galatasaray mektebine gidiyor daha sonra yapılan İbrahim Paşa sarayı var onlar biraz daha mektep gibi bu iki saray bir da acemi ocağı orada tamamen asker eğitimi alıyorlar. Bu iki mektebe de acemi ocağında yetenekli olanlar ayrılıyor mahreç olmak üzere orada yetiştiriliyorlar. Bir dönemden sonra artık bu savaşlarda esir alma işi biraz zor olmaya başlayınca bu defa Osmanlı devleti kendi sınırları içine aldığı Balkan ülkelerindeki Hıristiyan köylerinden devşirme yöntemi ile bu defa köylere kaydırıyor sizden haraç yerine bunu alacağım diyor. Devşirme ağaları gidiyor seçiyorlar.

Ahmet Yeşiltepe:
Bazı savaşlarda son vurucu güç olarak da kullanılıyor galiba. Ama nihayetinde 16.yy'ın sonu 17.yy'ın başı iyice bir bozulma  başlıyor.

Necdet Sakaoğlu: Kapıkulu dediğimiz yeniçerilerin ve sipahilerin oluşturduğu kadro doğrudan doğruya padişahı savaşlarda seferlerde muhafaza eden korumaya alan ve işte son vurucu güç olarak asıl darbeyi karşı tarafa vuran ordu. Ama asıl büyük ordu yani sayı olarak 150 binle ifade ettiğimiz ordu Anadolu'dan gelen tımar askerleri. Onlar sadece sefer zamanı geliyorlar büyük orduyu oluşturuyorlar içinde de çekirdek yapı yeniçeriler oluyor.

Ahmet Yeşiltepe: Sipahiler var yeniçerilerin arasında ve onların arasında okçular var.

Murat Özveri: İki tür sipahiden bahsetmek lazım kapıkulu sipahileri enderunla yetiştirilen aslında küçük bir birlik ve bir de tımarlı sipahiler eyalet askerleri. Asıl orduyu sağlayan tımarlar. Bunlarda dediğiniz gibi çok yakın zamana kadar başıca silahları ok ve yay oluyor 17.yy ortalarına kadar. Çünkü ateşli silahlar 1448'lerde filan yeniçeride ama sipahi 17.yy ortasına kadar ok ve yay uzun menzilli silah olarak kullanılıyor.

Ahmet Yeşiltepe: Temel nedenlerden birisi ateşli silahların kullanmakta yaşanan güçlükler. Dakika da atım sayısı en fazla iki üç olabiliyor.

Murat Özveri: Fitilli tüfeklerde dakikada birdir çakmaklı tüfeklerde bir ila ikidir. 18.yy Prusya-Britanya savaşlarında bu dakika da 4 atışa çıkar ama teknolojiden taviz vermek pahasına çıkar. Tüfek namlu çapı ile kurşun çağı arasındaki fark artar ama bu balistik olarak bir dezavantajdır.

Ahmet Yeşiltepe: Hem hız açısından hem de hedefi tutturma açısında son derece kullanımlı.

Murat Özveri:
Fakat kinetik enerji açısından büyük avantajları dahi ki bunları ancak eğitimli askerler kullanabilir işi savaşmak olan sürekli idman yapan savaşçılar ancak bunların kullanabildiği savaş yayları ile bile o erken, doğru dürüst vuramayan ateşli silahların kinetik enerjilerine ulaşmak mümkün değildir. Merminin hedefe gelmiş olduğu zaman üzerindeki enerji yani tabi hedefte yaptığı tahribat. Bu silahların zor doldurulmaları uzun sürmeleri at üstünde esnek bir savaş tekniğini benimsemiş olan Türklerin üst üste çok ok atmaları gerekiyor bunu tüfekle yapmaları mümkün değil.

Ahmet Yeşiltepe: İyi bir okçu dakika da ne kadar atabilir?

Murat Özveri: Dakika da 20 atış yapabilir. Bu bizim coğrafyaya yakın Moskof ordusu gibi Polonya gibi Osmanlı'nın at üstünde savaş tekniklerini benimsemiş ordular için 6 ile 15 diye verilir bu rakam. Biraz daha erkene gidecek olursak Bizanslıların Selçuklu ordusu içi,n verdiği atış hızı dakika da 20'dir.

Necdet Sakaoğlu: Buna cıda yağdırmak deniyor. Ok atmanın aslında çok özel bir moral bozucu tarafı var binlerce asker mütemadiyen yayları ile ok atarak karşı düşman üzerine yağmur gibi bun cıda yağdırmak deniyor.

Ahmet Yeşiltepe:
İstanbul'da talimhaneler var Yeniçeri ocağı içinde okçularda var.

Burak Çetintaş:
1453'te İstanbul'un fethinin ardından askeri tesislerde şehirde kurulmaya başlanıyor. 196'ya çıkmıştır Kanuni döneminde yeniçeri ortalarının sayısı. Bunun işte 101 tanesi cemaat 61 tanesi bölük 34 tanesi de sekmanlara ait olan. Cemaatle bölük arasındaki fark görev dağılımı açısından bir fark değil tamamı da İstanbul'da bulunmuyor. İki büyük kışlaları var biri Şehzade Başı'ndaki Acemi oğlanı hamamının bitişiğinde ve Şehzade başı camiinin bugün bulunduğu yere bir kısmı terk edilmiş geri kalan kısmı da 1826'daki teşkilatın kaldırılması hadiseleri esnasında yıkılıyor. İkincisi daha sonraki bir dönemde yapılan bugün Aksaray-Vatan Caddesi civarını düşündüğünüz zaman oradan Sulukule'ye yani şehir surlarının bitimine kadarki geniş arazi talim yaptıkları alan dediğimizde askeri açından aklımıza gelen ilk bölge burası.

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçerilerin duası...

Necdet Sakaoğlu: Evet onu okuyayım; Allah Allah eyvallah, baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir hiç olmaz soran! Eyvallah! Eyvallah! Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan, kulluğumuz padişaha ayan. Üçler, yediler, kırklar, gülbankı Muhammedi, nuru nebi, keremi Ali
Pirimiz, Hünkârımız Hacı Bektaş Veli, demine devranına hu diyelim huuu! Bu bir gülbank taşına çıkıyor birisi cemaatten bir imam o okuyor hepsine bunu tekrar ediyor.

Ahmet Yeşiltepe:
Masamızın üstünde şu anda ok ve yay var. Osmanlıca ifadesi ile başka isimlerde kullanıyoruz örneğin tirkeş, kubur, kandil.

Murat Özveri: Onlar okluk için kullanılan tabir. Yayın konulduğu çanta sadaktır Moğolca bir sözcüktür. Sipahiler yanlarına çok fazla ok taşırmış. Yine Bizans kaynakları diyor ki bir Selçuklu tirkeşlerine, sadaklarına ve hatta çizmelerine sokulmuş vaziyette yaklaşık 90-100 ok taşımaktadırlar yanlarında diyor. Yayın defansif olarak kullanıldığı batıda bu kadar değildir mesela İngiliz okçusu 12 ok taşır savaş alanında. Türk yayları daha kısa ve kesinlikle balistik açıdan teknik özellikler açısından İngiliz uzun yayının da dünyadaki yapılmış diğer büyün yaylarında üzerindedir.

Ahmet Yeşiltepe: Ahşabın üzerine bir deri kaplama var ama içinde ne var?

Murat Özveri: Bu sentetik malzemeden yapılmış bir replikadır. Orijinalinde siz yayı çektiğiniz zaman hedefe bakan kısmı hayvan tendonu ile kaplıyor aşil tendonu. Arada bir ahşap iskelet vardır. Bu ahşap iskelete dışında sinir ile iç tarafında da boynuz laminalarla bu mandadan elde edilir kaplanır. Bunun sebebi yayı çektiğiniz zaman hedefe bakan taraf gerilme kuvvetine maruz kalır iç tarafta sıkışma kuvvetlerine maruz kalır. Mesela İngiliz uzun yayı gibi sadece ahşaptan müteşekkil yaylarda ahşap bu her iki kuvvete de mukabil olduğu için belli bir uzunlukta yaptığınız taktirde yayı normal bir insanın çekiş mesafesine uygun bir çekiş o yayla sağlarsınız. Fakat at üstünde kullanmak için manevra kabiliyeti sağlayan kısa bir yay yapmak ancak bu kompozit yay teknolojisi ile mümkün olmuştur. İlk kompozit yayın Asurlularda hatta MÖ 2200'lre kadar varmış olabileceği düşünülüyor. Teknoloji eskidir fakat Osmanlı en gelişmiş kompozit yayı yapmıştır. Diyelim ki elinizde 25 kilogram çekiş kuvvetinde bir yay olsun ve yine 25 kilogram çekiş kuvvetinde bir İngiliz uzun yayı olsun. Bunu 70 santime getirdiğinizde yayın depoladığı enerji aynı çekiş kuvvetindeki İngiliz yayının depoladığı enerjiden fazladır. Sırf bu dahi menzili uzatır. Ama bir avantajı da yapıldığı malzemeler gereği kirişi bıraktığınızda enerji kayıpları da daha azdır.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2183
Ahmet Yeşiltepe: Üstat veya duayen diyebileceğimiz bir okçu ne kadar mesafeye ok atar?

Murat Özveri: Bilinen en uzun mesafe Tozkoparan İskender'dir ki kendisi Yeniçeri'dir. Sipahi yapılmıştır çünkü sanıyorum İnebahtı seferi sırasında deniz savaşında Baş Tardayı koruyan seçkin tirendazlardan biri Tozkoparan. Bir düşman askeri sancağı kapıp denize atlıyor bu da okla vuruyor bunu gidip adamın kellesi ile birlikte sancağı geri getiriyor o zaman bu savaştaki başarı zaten timar verilmesi ya da sipahiye terfi edilmesi için bir şey bu kanun bu sebeple terfi ettiriliyor. Bilinen en uzun mesafe onundur 845 buçuk metredir. Bugün modern malzemeden yapılan yaylarla bu geçilmiş olmakla birlikte aynı sistem aynı malzeme ile de bir kategori var menzil atışları yapılıyor maalesef Türkiye'de değil bu mesafeye ulaşılamadı.

Necdet Sakaoğlu: Padişahlar arasında da okçuluk çok önemli bir spordur.

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçeriler içinde yetenekli okçular ya da baka alanlarda yeteneği olan askerler nasıl dağıtılıyordu bölüklerine ya da bir savaşta yararlılık gösteren birisine ayrıca bir paye veriliyor tekke de bir yer veriliyor anladığım kadarıyla.

Necdet Sakaoğlu: Sipahi yapılırlar işte. Acemi ocağından yeniçeri ocağına gelenler kapıdan içeri koşarak gidiyorlar. O koşuyu kim önde bitirirse o girenlerden kıdemlisi o oluyor.

Burak Çetintaş: Sabahları da her bölüğün hızlı koşanını öne sürüyorlar birinci olan etin iyisini en güzelini alıyor.

Ahmet Yeşiltepe: Acemi olan ocağından çıkarken seçme sırası geldiğinde görev verilmiş olan bir subay var.

Burak Çetintaş: Turnacı bu acemi oğlanlarının devşirilmesinde de tevziatında da yazıcı ekibin başında olan kişi.

Ahmet Yeşiltepe: Peki acemi olanlar ocağından çıktı Yeniçeri ocağına girdi bir bölüğü de belli ortası da belli bundan sonra yükselişi nasıl oluyor?

Burak Çetintaş: Orada gösterdikleri üstün hizmet gayret çevresinde odabaşı, İstanbul efendisi, İstanbul ağası hatta yeniçeri ağalığına kadar oradan sonrada Sadrazam olanlar var.

Murat Özveri: Bunun bir yolu var belli bir rütbedekinin nereye kadar yükseleceği belli bir rütbeye hangi yoldan gidileceği de yazılı kanunlarda. Ben okçulukla ilgili kısmını biliyorum mesela solaklar var padişahın yakın korumaları bunların hangi yol ile yükselecekleri solak olacakları belli. Genellikle yine avcılıkla ilgili ortalardan gelenler var okçuluktaki başarısı görülüp yine boylu poslu olanlar çünkü padişahın süsüdür bunlar ve düşmanı korkutmak içindir darp vurup ok atmak. Darp vurmak derken okun baristiği tüfekten farklı olduğu içim oku alıp hedefe atmakla hedefte iyi derine saplanan bir oku atmak teknik açıdan farklıdır. Doğu'da Asya'da ve Osmanlı'da yay krişi baş parmakla tutulup çekiliyor. Baş parmağa da böyle bir yüzük takılıyor. Bu batılı tarz çekiş ve atış tekniğinden farklıdır onlar üç parmakla tutar ve bırakırlar. Osmanlı başparmakla mandal denilen bir tutuşla bunu kilitler ve atar. Bu yüzük ve bu atış tekniği okun balistik hareketini değiştirir. Çünkü ok hızlı kamera çekimleri ile günümüzde tespit edilmeye başlamış tüfek mermisi gibi gitmiyor. Uç kısmı ağır olduğu için arkadan kiriş itmeye başladığı zaman bu bükülüyor ileriye doğru hareketine devam ederken bir daha bükülüyor ve siz bunu havada görüntülediğinizde yılan gibi çok garip gidiyor. Bu bükülmeyi siz ne kadar azaltırsanız bunun kirişten kurtulduktan sonra yaptığı o salınım o kadar azalır ve hedefin üzerinde o kadar derine iner. Ama böyle atış yapmak çok zordur bu nedenle profesyonel orduların silahlarıdır ve bu sebeple tüfeğe geçiş kolay olmuştur özellikle vatandaştan asker devşirmeye başlanana zamanda.

Ahmet Yeşiltepe: Okçuluk yeniçeri ocağının içinde de resmi olarak varlar değil mi?

Murat Özveri: Solaklar padişahın yakın korumaları 18.yy'ın ilk şeylerine kadar ok ve yay taşıyorlar.

Ahmet Yeşiltepe: Peki tüfek ve yay yan yana nasıl oluyor savaşlarda oluyor mu yani?

Murat Özveri: Oluyor bunu gösteren çok sayıda minyatür var. Aslında tüfekli piyade fetih için kale kuşatmaları için gerekli bir askeri unsur. Yoksa yayın etkinlik olarak çok altta kalmadığını söyleyebiliriz. Özellikle 16.yy'a doğru vücut zırhlarındaki gelişim belli bir noktaya gelene kadar yay ateşli silahların gerisinde değil. Bu daha çok orduda hangi unsurun nasıl bir strateji ile kullanılacağı ile alakalı olarak ateşli silah kullanan unsurlar ve yeniçeri ön plana çıkıyor aslında.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2183
Ahmet Yeşiltepe: Ya da bir mevki ele geçirmeye çalışıyorsunuz orada okçu mu kullanacaksınız ya da tüfekli bir bölük mü kullanacaksınız?

Murat Özveri: Her iki unsurda kullanılıyor minyatürlerde görülüyor atının üstüne binmiş oku yayı olan bir subay ve önlerinde tüfekli yeniçerileri aynı karede görebiliyorsunuz.

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçeriler aslında organizasyon olarak okçuları bünyesinde barındırdı fakat nihayetinde topçular ağır silahlar Osmanlı'nın da vazgeçilmezleri arasında.

Necdet Sakaoğlu: Topçu ocağı var bir de top arabacılar ocağı var. Birisi topları yapıyor galiba bu kapı kulu ocaklarında bir tek topçuların bir yeri kalmış Tophane'de top dökülen yerde şimdi Mimar Sinan Güzel sanatlar akademisinin galerisi orası şimdi galiba.

Ahmet Yeşiltepe: Ocaklar var daha doğrusu kuvvetler diyelim topçu kuvvetleri var, cebeciler var...

Necdet Sakaoğlu: Altı ocak var kapıkulu dediğimiz sistem yeniçeriler, sipahiler,  cebeciler, topçular, top arabacılar, humbaracılar diye altı gruba ayrılıyor.

Ahmet Yeşiltepe: 17-18.yy bozulma başlıyor ve ardında da tabi 2.Mahmut'un lağvetmesi ile yeniçeri ocağını bir başka süreç başlıyor. Biraz oraya girmek istiyorum program bitmeden çünkü Yeniçerilerden günümüze kalan isimler günlük konuşmada bazı deyimlerin dışında çokta fazla bir şey yok. Halbuki her ortanın bölüğün sembolü var. Nerede bulacağız var mı İstanbul'da veya Anadolu'da?

Burak Çetintaş: 15 Haziran'dan 17 Haziran 1826'ya kadar devam eden o yoğun bombardıman ve imha sırasında işte ilk gün 7 bin yeniçerinin ikinci gün 4-5 bin arasında yeniçerinin katledildiği geri kalanının kaçtığı, bütün bunların devam ettiği kahvehanelerin tahrip edildiği, kışlaların tamamen yerle bir edildiği kaynaklarda var. İstanbul dışındaki bölgeler biraz daha şanslı tabi onlarda da çok az iz var. İstanbul en zengin kent bu açıdan ama İstanbul'da bu tahribattan bütün yapılar nasibini almış. Cumhuriyet dönemine kadar Aksaray'daki binanın bazı kısımları bize intikal etmiş fakat o imar hareketleri Vatan caddesinin, Milliyet caddesinin yapılması sırasında o izlerde ortadan kalkıyor. Teşkilatın kaldırılmasından sonra büyük bir kısmı belgelerin yok ediliyor. Devletin elinde kalan bir kısım evrakta yine Başbakanlık arşivinde mevcut bir belgeye göre Ayasofya'da bir emir veriliyor ve Sultan Ahmet'teki Hürrem Sultan hamamının külhanında imha ediliyor.

Ahmet Yeşiltepe: Mustafa Kemal'in de büyük sevgisi var nihayetinde ordunun da çekirdeğini oluşturan bir geleneğin temsilcileri. Özellikle yükseliş dönemine baktığınızda heyecan verici he ordu disiplini açısından, hem savaş taktikleri açısından, hem gösterdikleri dirayet açısından, binlerce kilometre yürüyorlar çok güçlü bir piyade sınıfı.

Murat Özveri: Osmanlı o konuda hayranlık uyandıracak bir sistem sahip lojistik destek olarak. Mesela ocakçı köyleri yolda bazı şeyleri temin ediyorlar. Mesela biliyor ki adam bilmem ne menziline vardığı zaman Yeniçeri'nin yüzde 70'inin çarığı ya da yemenisi harap olmuş ocakçı köyü bunu yapıyor vergi muafiyeti karşılığında.

Ahmet Yeşiltepe: Yakın zamanda bir belgeselde Fransa'nın kuzeyinden bir haçlı seferine katılan bir şövalye canlandırıldı. Yaklaşık 3 ay süren bir dönem içinde atla Türkiye'de dahil olmak üzere geçip Kudüs'e varıldı. Bu sırada iki defa at değiştirildi çünkü iki defa at öldü.

Murat Özveri: Deneysel arkeoloji diye başlayan daha sonra deneysel tarih diye tarihe sıçrayan böyle bir araştırma disiplini var.

Ahmet Yeşiltepe: Bir taraftan gelenek sürüyor mesela solaklar uzun bir süre padişahın yanındalar bir süre sonra törensel bir ritüelin parçası haline mi geliyorlar okçular? Bu arada solaklar gerçekten solak mı?

Murat Özveri: Deniyor ki padişaha arkalarını dönmemek için sol elle atış yapıyorlardı. 400 kişiler toplam birde daha süslü püslü giyinen sadece törenlerde yer alan ve barış zamanı padişahın yanında duranlar var. 19.yy'ın ortasına kadar kuyruktan dolma geliştirilene kadar üst üste atış yapan silahların geliştirilmesine kadar iyi eğitilmiş bir okçunun elinde yay ve okla koruma görevini ifa edebileceğini söyleyebilirim. Sefer sırasındaki korumaların sadece göstermelik olmadığını düşünüyorum. Solak meselesi de sırtını dönmekten ziyade padişahın sağında yürüyenler bu tarafı koruyacağı için yayı sağ elinde tutarak solak atış yapacaktır, bu tarafta yürüyenlerde bu tarafı koruyacağı için sağ elle atış yapacaktır.

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçerilerin aslında lağvedilmesi ile birlikte bütün diğer bölüklerde mi ortadan kalkmış oluyor topçu ocağı başka bir şeye devşiriliyor.

Necdet Sakaoğlu: Tabi onlara yeni bir fonksiyon veriliyor topçuluklarını devam ettiriyorlar ama belki askerler değişiyor bu asakiri mansuriye kurulunca o sınıfa alınıyorlar.

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2183
Ahmet Yeşiltepe: bu kadar aşırı bozulmaya sebepleri bir sıralar mıyız?

Necdet Sakaoğlu: Bozulmanın asıl nedeni Haçova meydan muharebesinden sonra bizim artık yeniçerilerin gittikleri savaşlarda pekte başarı gösteremedikleri o hale geliyor ki 1790 Osmanlı Avusturya savaşında hem kapıkulları hem yerli kulu dediğimiz tımarlı askerler öyle abuk sabuk silahlarla geliyorlar ki düşmanın karşısına Avusturya ordusu o zaman Harbiyeleri var subayları okullardan yetişiyor askerleri son derece talimli. Avusturya ordusu subaylarına karşı isyan ediyorlar karşımızda harp eden asker yok bunlar saçma sapan kimi balta almış kimi nacak almış kimi ok atıyor kiminin elinde kılıç var biz bunlarla nasıl savaşacağız diyorlar. Edirne'den çıkılırken yolun iki tarafında pazarlar var oralarda yiyecek içecek her şey satılıyor. Askerlerde alabildikleri kadar alıyorlar hatta Anadolu'dan gelenler silahlarını oradan temin ediyor. Biri nacak beğeniyor öbürü bir tabanca buluyor filan.

Ahmet Yeşiltepe: Esamesi okunmasına da girelim sonra araya girelim.

Burak Çetintaş: Bu sofa teskereleri yeniçerinin kimliği ve esamesi. Ait olduğu bölük altında da onun gerçek ve onaylanmış bir asker olduğunu belli eden işte bağlı bulunduğu bölüğün cemaatin ustasının ve oda başısının mühürlerini taşıyor böyle diploma gibi bir nüfus şeyi.

Necdet Sakaoğlu: Saraya geliyorlar bunlar 3 ayda bir Divan meydanında başçavuş başı bunların amirlerinden birisi çıkıyor ortalarına adlarını okuyor ve esamesi okunanlara göre de ulufeler keselerle veriliyor onlar kendi odalarında paylaşıyorlar. Orada bazıları çalık oluyor defterden silinmiş oluyor onlara çalık deniyor. O zaman onların esamesi okunmuyor onlar firar etmiş gitmiş oluyorlar.

Burak Çetintaş: Birde Genç Osman'ın tahttan indirilmesi hadisesinde rol oynayan 65.bölük...

Necdet Sakaoğlu: Her sefer okunuyor o bölük bütün gelen yeniçeriler kahrolsun diyorlar beddua ediyorlar o bölük o hadiseden sonra hemen lağvedilmiş.

Ahmet Yeşiltepe: Tüfek icat oldu mertlik bozuldu üzerinden biraz konuşalım istiyorum. Türklerin bu becerilerinin artık gereksiz hale gelmesine karşı bir tepkisi yani okçuluk becerisine artık gerek kalmadı diyip mi söyledikleri bir söz olabilir bu?

Murat Özveri: Birileri niye buna bozuldu o dönem niye mertlikle özdeşleştirdiler veya mertlik bozulmasıyla onu araştırmak lazım. Tüfek bazı açılardan üstünlük sağlarken erken dönemde pek çok açıdan da yayın gerisindedir. 300-350 yıl filan ok kullanımda kalıyor Osmanlı'da tüfeğin icadından sonra.

Ahmet Yeşiltepe: Birde Osmanlı okçuluğunda hedef ve menzil atışı var. Menszil atışı herhalde daha da önemli.

Murat Özveri: Aslında değil çünkü bunun esası hedefi vurmaktır. Menzil atışı spor okçuluğu ön plana çıkmaya başladığı zaman aslında savaş değeri olan bir şey değil çünkü hafif oklar bu amaca uygun özelleşmiş yaylarla yapılıyor bu baya bir sportif aktivite. Kökeninde hedef atıcılığı da var. Menzil okçuluğunun ön plana çıkmasının ne büyük sebebi batının aslında bu Mahmut Efendi olsun, bir fizikçi vardır araştırma yapan onların çalışmaları olsun İngilizce literatüre kazandırdıkları için Osmanlı menzil okçuluğunu özellikle o yüzde menzil okçuluğu önde gibi görünüyor. Bir de 16.yy'dan önce askeri sır niteliğinde olduğu için çok fazla risale kaleme alınmış değildir.

Ahmet Yeşiltepe: Okçulukla birlikte ama tabi daha öncesinde 2.Mahmut'un emri ile yeniçeri ocağının lağvedilmesi, geriye kalan çok iz yok okçuluktan kalan izler var ama nispeten onları da tabi hem yapılaşma ile kaybetmiş gibiyiz.

Necdet Sakaoğlu: Bazı yapıların üzerinde ve mezar taşların izlerine rastlamak mümkün yeniçerilerin. Kitabi bilgi açısından kaynak olarak görebiliriz birde büyük binalarda medreselerde tesislerde çeşitli yerleri oralardan gelir elde ettiklerini simgeleyen kayıtları var. Duvara kendi ölüğünün sayısını ve remzini yapıyor ki burası bana ait buraya başkası ilişmesin sinyali veriyor.

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçeriler bir yandan Osmanlı'yı dünya çapında büyük bir imparatorluğa dönüştürdüler bir taraftan da aslında sonun başlangıcı oldular sanki. Ama hatıralarını yine buluyoruz herhalde değil mi? Ve aslında çokta zaman gündeme geliyorlar tabi modern ordularda böyle vurucu güçler var şimdi teknoloji ile birlikte ama asıl olan insandır yeniçerilerin çok iyi eğitilmesi disipline edilmesi ve gerçek savaşçılara dönüştürülmesi de Osmanlı'nın aslında başarısı.

Necdet Sakaoğlu: Tabi o devşirme sisteminin balkanlarda sürdürüldüğü dönelmece korunmuş o disiplin. Ama Balkanlardan devşirme imkanı kalmayıp Anadolu Hıristiyanlarından almaya başladıktan sonra asıl bozulma galiba o zaman oluyor. Onlar artık dil filan biliyorlar Türkçe biliyorlar onların Türk yanına verilmesi gibi bir şey olmuyor. Birde galiba okçuluğun sanat yönü var, estetik yönü var. İkincisi bir dini tarafı var Hazreti Muhammed'e kadar uzanır. Hattatlarımızın çoğu okçuluğa merak salmışlar en sonuncusu galiba Necmettin Okyay hem büyük bir hattattır.

Ahmet Yeşiltepe: Yeniçerileri ve okçuluğu konuştuk başka bir konu ve konularla yine karşınızda olacağız hoşçakalın efendim.

Çevrimdışı Böri

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1084
Alıntı
Ahmet Yeşiltepe: Tüfek icat oldu mertlik bozuldu üzerinden biraz konuşalım istiyorum. Türklerin bu becerilerinin artık gereksiz hale gelmesine karşı bir tepkisi yani okçuluk becerisine artık gerek kalmadı diyip mi söyledikleri bir söz olabilir bu?

________________________________________

Tüfek icat oldu mertlik bozuldu (Köroğlu)


sözünün anlamı çok derindir...


Bildiğimiz devirlerin sonunun geldiği anlamındadır bu söz...   :-(




"Mertlik"  :asker: bozulmuş, (en az ikibin yıllık) toplumsal yapı değişmek zorunda kalmıştır!
Türkiye'ye ihanet edenler cezalandırılmalıdır!