Gönderen Konu: Hakan İlhan KURT  (Okunma sayısı 24215 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #10 : 28 Mart 2011, 22:07:43 »
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim



simsiyâh sayfada bembeyaz bir yazıyla;

’havalar o kadar bozdu ki çok üşüyorum
her zaman her yerde ülkümle örtüşüyorum
ben senin yusufun olmuşum aşkla bilece
her yazıtta seni okuyorum hece hece
ey yiğit yüreğimin en mukâddes cevşeni
yılanlı kuyulardan artık çek çıkar beni!’......B. Karakoç

...vâveyla gülizâr!



duy ki şehr-i şeydânın sakladığı emanet
ve gönderilmişlerin göz kamaştıran şevki
iflâhımın kaynağı nurun değilse şâyet
yazdığım her şiire mısra mısra yağan kim
kimdendir necâtımın toprağı sarsan zevki
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


kuşluk vaktinde gelir en sâhih en makbûl düş
bana gelen hep sensin sabahın kanadında
bilsen ki bu düşünüş bu doğuş bu görünüş
gökkuşağı tarayan aşk harmanı bir resim
gülüşün ki rengârenk umut saklar yarında
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


kalemim nâif şimdi sükût demi anafor
bulandığım tufanlar ardı sıra hûş sesli
cemâlinden alnıma süzülürken o akkor
kutsanmış mâbedinde kıyâma durur iklim
coğrafyalar doğrulur çağlaşır hisli hisli
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


gür başaklar diriltir gün çatlatan bu mahâl
öğle lafzına inat yanağım güz durusu
yaprağına tutunur suyu çekilmiş her dal
dirilmişsin sinemde kalmam ki artık yetim
siner de sayfa sayfa tüter üç gül kurusu
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


börtü-böcek uyanır gözleri kırpık kırpık
tavafında merhamet çayır çimen güncesi
yakama yapışanlar hüzün değildir artık
en çocuksu haliyle sefâhat vakte hâkim
yüreğim avucunda nevbahar eğlencesi
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


ikindi haytalığı kuşanır dört bir taraf
göz hâkkı devr-i cihân endâmı sere serpe
od sarınmış buz gibi bakınır tuhaf tuhaf
beynime mıhladığın yerden semâya çekim
ayağımda zerredir çiy dudağımda körpe
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


dökülür perçemin de temâşaya doyulmaz
tomur tomur saadet alnının o ziyneti
şaha kalksa aniden deli dolu bir poyraz
şûledarım şefkâtin kelâmın akl-ı selim
dizlerimden bağırır kasavetin hicreti
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


akşam karanlığını aydınlatır her muhip
sensin kandilim benim gecemin iftihârı
koçak dilli gönlüme billûr şamdanlar serip
yine sensin başımı bağrına basan erim
susuşum suskunluğum imanımın ikrârı
vâveyla ey gülizâr böyle dingin değildim


yirmidokuzaralıkibinsekiz-tarsus

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #11 : 28 Mart 2011, 22:08:42 »
hey anda tut dilimi



"Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki başarıya erişesiniz." Sûre-î Enfâl, 45’inci Ayet



hey anda tut dilimi darmadağın bir umut
gezlediğim bahçenin yalnız feryâdı kaldı
kıskıvrak çatal dilli rüzgâr önünde bulut
bölük bölük savruldu mavi göğün nâmına
tut dilimi hey anda sevdâmın adı kaldı
bir çingene dansından hüznün ihtişâmına


çakıldığım duvarlar yıkıldı birer birer
birer birer devrildi kutsadığım hissiyât
gözlerim ufku tarar ayaklarımda mermer
parçalanır hırsından sızım yürür ziynete
andam devrân utansın utansın bu saltanat
koşar adım sefâlet yüklediği heybete


anda hey tut dilimi örtüsü kalktı artık
kartal bakışlarımın katran sokaklarımın
gün misâli aşikar sarıldığım yalnızlık
gecenin peşi sıra delişmen firârımda
hey anda tut dilimi çöpçüler dahi şaşkın
çürüdü semaverler ateş dudaklarımda


her dengede ıradı dengesizliğim her dem
menzilimde duruyor bıraktığın son bakış
şakağımda nazarlık diş bilediğim erdem
öğüttüğüm Türküler görsen nefes nefese
bahar işledim andam seninle nakış nakış
şimdi geceler boyu salıncağım vesvese


andam sende solardı en derin hıçkırıklar
en sessiz zamanlarım sende çığlık olurdu
ne oldu neler oldu buza mı kesti hisar
bozkır kokan ekmeğim sırılsıklam temâşa
tut dilimi hey anda mekânım ağyar yurdu
yorgun lokmam ırgatlar boğazında kargaşa


gazete kağıdında bereketlenen sofram
ve bir damlacık suyun taşırdığı muhabbet
parkamda ısınırdı parkın sırtında tafram
sevgili oyuncağı huzursuzluğum perde
hayâller tutuşurdu hey andam demet demet
tutuşurdu yıldızlar o muzip gecelerde


tut dilimi geç olur telâfisi sonradan
kabarır zandan zana fışkıran mesafeler
mızrak boyu dilimde dildiğim her şey ziyan
her şey suça dayanır kıskançlığım günâha
andam bıktı kalemim baskın yiyorum yer yer
düşersem doğrulamam doğrulamam bir daha


yaktı ışıklarını hey tut dilimi andam
kılıçlar kadar hırçın bu şehrin zincirleri
birazdan ayaklanır gölgeleriyle ecram
gün karışır birazdan sabahın ensesine
tut andam yıldı yine karanlığın çeperi
sevgiliden gam kaldı sevgilinin sesine


biraralıkikibinsekiz-tarsus

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #12 : 28 Mart 2011, 22:09:38 »
bir Türkmen sagusu’yum gülizâr çığlık çığlık




“simsiyah sayfada bembeyaz bir yazıyla;


-sevgilinin muhabbeti
nisan yağmurlarınca bereketli
ormanlarca gür olmalı
başında duman eksik olmayan bir dağ
ya da tufanı çağrıştıran seller misali
hür olmalı- Bahaettin Karakoç

...bil gülizâr!..”




bir Türkmen sagusu’yum gülizâr çığlık çığlık
kıpkırmızı tütsüler serperim bozkırlara
yamaçları seyrelmiş ve tepeleri basık
gürz yükseltiler tanır özgürlüğümü benim
ve coğrâfyam usulca gömülürken sırlara
aynalarla çevrilir şu günahkâr bedenim


kaldır beni yerimden sere serpe bir vebâl
üzerime çullanır acımaz mertliğime
bakşı soluklarında adressiz kalır mahâl
ve depreşir sızılar on bin yıl ötesinden
kaldır beni yerimden yüreğim lime lime
yüzüm ki katmerleşir sımsıcak nefesinden


bir Türkmen sagusu’yum gülizâr çığlık çığlık
ateş dilim kanatır masmavi gökyüzünü
kadife gecelere gizlenirken karanlık
güz hüznün sarısıdır ay ûmidinde bedir
ve damarlarım titrer uğurlarken yüzünü
antik mısralarımda bâkir düşler gezinir


kaldır beni yerimden sarıldığım bu sanat
sindirir hoyratların o sarsılmaz bendini
bir sinsin havasıdır yoz gidişlere inat
cam duvarlarda kalan o çetrefil bekleyiş
kaldır beni yerimden kaldır kendi kendini
ateşlere salmadan dinsin bu çığ sesleniş


bir Türkmen sagusu’yum gülizâr çığlık çığlık
efsûnlaşmış emlerim yırtar gür çimenleri
sarmaşık bir günlüğü tutan ağaçları sık
ormanlar kadar ıssız değildir göğsümde haz
ve avlağımda coşkun ayindir her zemheri
şahlanan renklerime temrenlerin dayanmaz


kaldır beni yerimden dolanır durur bin âh
şakayık lehçelerim bir yalıyar sürgünü
günbatımında mızrak kadar bağnaz bir günâh
kurumuş dudağıma bakınır tuhaf tuhaf
kaldır beni yerimden hayâllerin her günü
tekmil hesâba çeker akkor keser her taraf


bir Türkmen sagusu’yum gülizâr çığlık çığlık
asra takvim düşerim balbal gövdelerinde
atlasıma kök salan kopuzların o çalık
tınılarında saklar haykırışımı akıl
ve çağlar tarih boyu ediplerin ferinde
simsiyâh sayfaları işgâl eden bu fasıl


kaldır beni yerimden haydi elimden tutup
kavgadan yeni çıkmış savaşçı edâsıyla
yedi iklim dört mevsim dört yön ve iki kutup
muştu sarhoşluğunda sırılsıklam her salık
kaldır beni yerimden nevbahar sedâsıyla
bir Türkmen sagusu’yum gülizâr çığlık çığlık


üçocakikibindokuz-tarsus

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #13 : 28 Mart 2011, 22:10:31 »
böyle ağlarsan eğer çıldırırım gülizâr




“simsiyah sayfada bembeyaz bir yazıyla;

...zehir zemberek ilerliyor yaşım
um ki yudum yudum uğramamışım
um ki umuduna dokunmamışım...

...gülizâr
çocuksu ibâdetlerimde
adamlılığımı dağlıyor başım...”



böyle ağlarsan eğer çıldırırım gülizâr
yırtarım vakte dâir bıraktığın verdeyi
efil efil yüreğim ve kabarmış bir damar
zikrimle de ayılmaz cehl-i mecnûn sersefil
ey aklıma ziyanım kaldır şûha perdeyi
ve döşe sabaha dek geceme sabr-ı cemil



zühre bakışın titrer avâre kalır mahrem
sonu darağacında bir isyandır yoluğu
kör-kütük gerilmeler salıncağında çehrem
hangi yöne savrulsam sûretim parçalanır
ey çiçeğim sar beni ensemde kurt soluğu
kıvranır durur densiz genzimde patlar kahır



eğer böyle ağlarsan çıldırırım gülizâr
dağıtırım beyhûde salındığım medarı
velâdete ermeden kurur gönlümde bahar
ayağıma dolanır çiy sarınmış nezâket
ey benim kalemimin san’atımın mimarı
yalnızca gülüşündür cehennemime cennet



delile sayılmaz mı hâl sayfalarca memduh
ve kurşun gibi midir gam inmesi aynaya
gül yanaklar nedâmet kor dudaklar ki meşduh
sükûta mı döner hep yüzünü raks-ı şehnaz
ey benim yarı baygın uykumdaki loş rûya
tut o gözyaşlarını bahtım olsun mihr-i naz



ağlarsan böyle eğer çıldırırım gülizâr
gözlerim kömürleşir kül ağar ellerine
çöreklenir başıma fırsat düşkünü bir mar
ifrit eğlencesinde şahlanır bîhuş sühaf
ey kavî zırhım benim göğsüme dokun yine
vebâli bende kalsın bakınma tuhaf tuhaf



kıyâmet sonrasına sürülür fer-i dilbâz
ve firâra meyleder râyihanın faili
imbata boğuk sancı yitirilmiş bir infaz
dillendirir boynumu fetvaların ki farzdan
ey hırçın varlığımın en uysal şemaili
dindir damlalarını buz kesmiş vech-ûl arzdan



eğer ağlarsan böyle çıldırırım gülizâr
sızlatırım koynuma gerdirdiğin boşluğu
kanatları kırılmış bir bedîr olur efkâr
ve mahşere demirler ağ alnımdan tenâkus
ey secdemin âbâdı vur nefsinle kuşluğu
pespembe kıyâmımı bulandırırken kabûs



sakınır telaşımda dehri âlem-i esbab
hiddetimde sakınır cümle bay û gedâsı
ne hasım muhabbeti kalır ne de bir ahbab
pençeleri yüklenir içimdeki korkular
dinle beni duy beni aşkın ıtrî sedası
ağlayacaksan eğer çıldırırım gülizâr


otuzbirocakikibindokuz-tarsus

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #14 : 02 Nisan 2011, 12:47:53 »
bu bir Celâlî bağrıdır, kraliçem!




        ‘özgürlüğün düştüğü her yeri ben kaplarım;
        sen dağıl coğrâfyama, ben yüzümü toplarım.’





    güz, gizemli bir öykü; bir gülüş gül yarası.
    en keskin sabahını, bana saklar karakış.
    her bahar yumağında yerle göğün arası,
    bu istilâcı evham, bu deryadil haykırış;
    yalınkat beyânlarda bir Celâlî bağrıdır!
    ey benim mısralardan sakındığım öz lehçem,
    /k-ra-li-çem.



    sırlanır gün renginde sadağının mahremi,
    bir bana mı gerilir, aşkın süreğinde yay?
    ipek sağımlı yollar, bâca tutar çehremi;
    çayır çimen yağmuru, ala bulutlu buğday.
    sürdüğün, üryanlarda bir Celâlî bağrıdır!
    ey benim kuşluk vakti çelikleşen kelepçem,
    /k-ra-li-çem.



    ak soluk vadilere yaslanır da uzunca
    kıskanır o kokunu menekşe, sümbül, nergis.
    parıl parıl toynaklar yeminini bozunca
    en sâdık rüzgârlarla tepinip duran bu his,
    sersefil meyanlarda bir Celâlî bağrıdır!
    ey benim buğul yunak tövbelendiğim akçem
    /k-ra-li-çem.



    bakışların tuğrakeş â’rafın ensesinde,
    bir lâhza mülk ayini, bir dal ferman-ı berât.
    nefsime sızar gövdem nefesinin sesinde,
    sancılı duruşların gölgesinde bu mirat,
    kıpkızıl isyanlarda bir Celâlî bağrıdır!
    ey benim alaturka alınyazımda perçem,
    /k-ra-li-çem.



    en has şimşekler kişner, yele yıkar tülünü.
    peçelenen başımda, parmak uçların tespih.
    gerdanın dağ maralı, göğsün macar sülünü
    masmavi rüyalarda sakladığın her tembih,
    dinmez cereyanlarda bir Celâlî bağrıdır!
    ey benim aşk soframda bağdaş kuran dilekçem,
    /k-ra-li-çem.



    gök kılıç darbesiyle söner mi yürek koru,
    dehşetinden siner mi gün tohumu ay çiçek?
    ellerim sarı çiğdem, dizlerim zambak moru
    cümle ordunu sevk et, bütün bentlerini çek
    yağan, tunç tuğyanlarda bir Celâlî bağrıdır!
    ey benim haziremde ezber ettiğim bahçem,
    /k-ra-li-çem.



    8 aralık 2010 / gaziantep

    hakan ilhan kurt

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #15 : 02 Nisan 2011, 12:54:56 »
Kalırdım



    Sana geldim aksisedâ nârımla
    Bir kez bilsen murâdımı alırdım
    Nisyana dek düşe kalka zârımla
    “Bu ne evham kal” deseydin kalırdım


    Geldim hızla ırmak gibi akarak
    Siyahlaşmış bulutları yakarak
    Bir ihtimal gözlerime bakarak
    Sırılsıklam “kal” deseydin kalırdım


    Ruha ayan ruh yarımın kaderi
    Koy omzumda çıkın ettim kederi:
    “Yâr içinse sol elinin ederi
    Birkaç tutam kal”
deseydin kalırdım


    Yol yordama kaba taşlar katışmış
    Ayaklarım gökyüzüyle çatışmış
    “Geldin gördün fırtınalar yatışmış
    An muntazam kal”
deseydin kalırdım


    Sana geldim gecenin bir köründe
    Gençliğimin en günahkâr yerinde
    Ama öyle ama böyle birinde
    “Hâsıl tamam kal” deseydin kalırdım


    Dudağımda yedeminlik bir nefis
    Zevkiselim süreğinde nev-meclis:
    “Menekşe gül zambak sümbül ve nergis
    Buram buram kal”
deseydin kalırdım.


    “Nefesimin gün gündelik faslında
    Yer demirden gök bakırdan aslında
    Ki doyumun haddi olmaz vaslında
    Gel bu akşam kal”
deseydin kalırdım


    18 Şubat 2010 / Gaziantep

    Hakan İlhan Kurt


Çevrimdışı Atsız Gök-Börü

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 236
  • Tek Dağ Başı Mezar Oluncaya Kadar !
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #16 : 02 Nisan 2011, 13:16:43 »
    Bu güzel şiirler Türk Kültürü bölümünde üstte durmalı ki , yeni nesil Türkçülerin maharetleri okunup bilinmeli. Şiirlerin devamını da eklerseniz çok sevinirim. Konuyu sabitliyorum.

    KURTBALA Beğ , sizde Hakan İlhan Kurt Beğ'in önceden bir hikayesini yayınlamışsınız. O hikayede ki şiirler çok güzel. Bu başlık altında tekrar yayınlayın isterseniz..

                                                                                                                       
                                                                                                                                 
GAYRI RAHATTA BULDUM CANIMA "İLK HARAMI "!

Çevrimdışı Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1797
    • http://www.hunturk.net
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #17 : 02 Nisan 2011, 13:59:35 »
Hakan İlhan KURT kardeşimizin kendisini tanımasak da, öteden beri, Uluğ Bilge Atsız Beğ ve N. Y. Gençosmanoğlu tadında yazdığı şiirlerini severek ve beğenerek okuyor ve hatta ezberliyoruz.

Hakan İlhan KURT kardeşimizin kalemine ve yüreğine sağlık!

KURTBALA adlı kullanıcı, Hakan İlhan KURT kardeşimizin kendisiyse eğer, kendisini Otağımızda görmekten büyük bir mutluluk ve onur duyduğumuzu belirtmek isterim.

TTK.
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #18 : 02 Nisan 2011, 14:43:16 »
'Ağasar', 'Atsız Gök-Börü' ve 'Üçoklu Börü Kam' karındaşlarımı selâmlarım; kocamışlarımızın yakarıları üzerinize olsun...
Yazışmalığın ilk kurulduğu zamanlarda 'Kurtbala' kullanıcı adını almıştım.(2007) KURTBALA, Hakan İlhan Kurt'un hem şiirlerinde kullandığı mâhlası, hem de ata-babalarından kalan mirâsıdır.
Kurtbala, Türk Kültürcülüğü'nün aslî unsuru olan Türk Edebiyâtı uğraşında, yazışmalıkta bulunmaktan ve yeni seslenişlerini özkarındaşlıklarıyla paylaşmaktan mutlâk sûretle memnûniyet duyacaktır.
Tanrı, Türk'e yârdır; O'nu zamanın bütün kötülüklerinden koruyacaktır!

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #19 : 02 Nisan 2011, 14:48:56 »
İslâmoğlu Osman Batur




        - bütün ölümsüz Türkistan Savaşçıları’na...




    sesimin ulaştığı tüm cephede hür sözüm
    ve bıçkın göğüslerde uzun karlı akşamlar
    kayda geçirilirken Altay yanığı yüzüm
    semâyı omuzlayan her yaramdan gül damlar
    yürürüm şu sipersiz coğrafyam dar içimde
    ey Türkistan, yürürüm; bir seyir var içimde


    yağar burkutlarımın çelik temren pençesi
    sabır tasında obam ünler Rus’a Çinli’ye
    ve kuşluk vaktine dek bütün kuşların sesi
    bir ağız Tanrı birler solgun kara dinliye
    yurdumda zürriyetim köşe bucak ay Hüdây
    ne kaçak eyle beni ne de yüke say Hüdây



    elbette ki bağ boğum ırkıma dolanda toy
    şahlanır sayatlarım saylarda misil misil
    orta kuşak yuğlarda alazlanır cümle huy
    gözyaşlarımla büyür ala yunak bir nesil
    andolsun yedi göbek yedi düğüm o güne
    Böke Batur öğüdü öğüttüğüm o güne


    harsımla secdelerim anamın ak sütünü
    gürlerim Köktogay’da ümitler gülüştükçe
    asrı ekmekler cengim; kara örtüsü tünü
    kara saçımdan çekip toprakla bölüştükçe
    nice tohum çatlatır kıra yatık kaşlarım
    nice düşman eceli kara çatık kaşlarım


    pusularım puslanır avuç içim bembeyaz
    ölümler beğenirim bin yıllık betiklerden
    takvimsiz renklerimi şakırdatır da ayaz
    tutunurum sabrıma sabırsız tetiklerden
    düşen benim kalkan ben delik deşik gövdemle
    dağları kürür gölgem bala-beşik gövdemle


    ey Türkistan, yürürüm; damar damar nârına
    kanımla imzaladım ben kayıtsız kinleri
    yarına sere serpe bir tomurcuk kârına
    adak verdim adadım, kadın erkek binleri
    hürriyetim imânım, düşse sızım kaldırır
    imânım; düşsem bir gün, oğlum kızım kaldırır



    Gez Kurt’ta ekimlerim tutanaksız ve koçak
    evime evdeşime çekik gözlerim pusat
    göç yollarımı tutar kır soluyan her saçak
    ve kıpkırmızı tuğum baskınlarımdan hasat
    zeytin zeytin yeşerir meş’âleler yağıya
    rüzgâr yalayan atlar al yeleler yağıya


    avuçlarım uzanır aksungur tüneğine
    yaslanır çiçeklere koynumun sapakları
    yer yatağı düşlerden her taşın beneğine
    bir ok gibi saplanır yorgun dizkapakları
    bin yadıma bir adım yurdumu alır adım
    ey Türkistan, yurdumda isyancı kalır adım


    kurt ulumalarında başım esrik ve aylak
    günbatımını bekler ayağı yalın yamaç
    sallar ufku kökünden gözlerime basarak
    çifte büklüm yapraklar yeşil dallar gür ağaç
    kanat açarım vakte han-saraylar ardımda
    çoğul söylencesinde dolunaylar ardımda


    ala sayvan avlakta nimetim süreğime
    yıldırım gibi inip diz çöktürdüğüm belâ
    devrânı yazıt yazıt işlerken ereğime
    kolumu kulağımı doğrar sarı istilâ
    cihâna açan benim bende açan Kamambal
    boyun verdiğim hâlde benden kaçan Kamambal



    odlanır yüreğimde akar da billûr billûr
    tarih boyu eziyet bitmek bilmeyen kıyım
    bilmem hangi atlasın ortasına düşen nûr
    bilmem hangi böceğin taptazecik rızkıyım?

    Urumçi sokakları kokumdan tanır beni,
    ölmedim ben ölmedim öldü mü sanır beni?


    2 Eylül 2010 / Gaziantep

    Hakan İlhan Kurt