Gönderen Konu: Hakan İlhan KURT  (Okunma sayısı 24214 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #20 : 02 Nisan 2011, 14:51:08 »
Malazgirt’e Söz Gerek


        Zaman;
        Bed yüzleri seğirten ve kem ağızları böğürten muratların terlediği,
        Ad adlanmış, adaklanmış ve sadaklanmış yiğitlerin gem azıda doludizgin gürlediği,
        Elleri nasırlı, dizleri hasırlı ve alınları sırlı anaların tomur kızlarını erlediği,
        Dede, torun, emmi, dayı, çağa-çocuk bir ağızdan Tanrı’yı birlediği zamandır!





1071 yılının sıcak bir Ağustos gecesinde, Büyük Selçuklu Hakanı Sultan Alparslan otağında çetin bir cengin ön hazırlıklarını tamamlamak üzereydi. Söz ehli ve kavga fenli kumandanları, beyleri ile dönemin en güçlü ordusuna sahip olan Bizans İmparatorluğu’nun zayıf yönlerini irdeliyorlardı.


Sultan Alparslan ve beyleri, birden dışarıdan gelen sese kulak verdiler;


    Nazlıca hey kara toprak kucak açmış nazlıca
    Can almaya can vermeye nice deli ser gelir
    Yurt bağrından Rûm eline bir ok gibi hızlıca

    Kalkan geren mızrak salan kılıç tutan er gelir
    At sırtında doludizgin “Allah Allah” der gelir


    Gök yıldırım yer velvele bir inilti derinden
    Öbek öbek kaba taşlar doğrulunca yerinden
    Delişmenler od üstünde aşın bin bir türünden

    Geyik boynu manda döşü deve budu yer gelir
    “Hamd sanadır şükür sana Sübhânellah” der gelir


    Başı duman koca dağlar duyduğunda çağrını
    Buz bulağlı vadilerin ter basınca bağrını
    Demir süslü Rûm erinin sızlayınca yağrını

    Türk ilinden dindirmeye pençe pençe şîr gelir
    “Rahim Allah Hâkim Allah Ya Bismillah” der gelir


    Çayır çimen baştanbaşa çiy börkleri çektirip
    Sık ormanlar dal budaktan tuğlarını diktirip
    Koç yiğitler boz atları şahlandırıp sektirip

    Vardığında yılgınların gözlerine fer gelir
    “Zürriyetim oğlum kızım ırkım billâh” der gelir


    Buğra beyler oluk oluk nefesleri sezince
    Rûm’a doğru ok çekip de temrenleri ezince
    Gürbüzleri kefenleyip tan vaktine dizince

    Kurt yürümüş em tutmayan yaralara pîr gelir
    “Yüz bin kılıç boynum vursa dönmem vallah” der gelir





Otağdakiler, az önce okunan şiiri sessizce dinlemişlerdi. Şiir biter bitmez oturduğu yerden ayağa kalkan Sultan Alparslan;


- İşte! Bizans ne kadar güçlü olursa olsun, bu ruh ve kemâlat; bizleri, onların karşısında dimdik ayakta tutacaktır! İşte! Bu ruh ve kemâlat…


Dedikten sonra sözlerini tamamlayamadı. Otağın girişinde duran nöbetçilerden biri hızla içeriye girdi. Sağ elini sol göğsüne koyup, yere diz vurdu. Başını öne doğru eğdi:


- Hakanım! Bizans Ordusu hakkında bilgi almak için Anadolu’ya gönderdiğiniz şahbazlarımız geldiler. Önem arz eden haberleri var!


Sultan Alparslan, nöbetçiye baktı. Nöbetçiye buyruk vereceği sırada, az önce dinledikleri şiiri okuyan ozanın sesi, yeniden otağın içlerine doğru süzüldü:


    Han duruşu yiğidim hey buğz körleten emirle
    Konar göçer Rûm sırtına nefes vurur ses vurur
    On bin yıllık pınarlardan su katılmış demirle

    Salkım saçak koşumuna perçem perçem süs vurur
    Doru taylar kişneyende kopuz titrer kös vurur


    Kocamışlar Aksakallar Hâkka niyâz eyleyip
    Sehere dek divan divan gökyüzünü meyleyip
    Er tükenmez Oğuzlar’ın dirliğini söyleyip

    Şahbazlara destur verir yürek oynar his vurur
    Doru taylar kişneyende kopuz titrer kös vurur


    Bozca kırdan toynaklara çalı çırpı ağınca
    Od mızraklar kırbaç oklar yağmur gibi yağınca
    Gerilerde cağ direğim yeni yetme çağınca

    Yanar durur döner durur duman duman is vurur
    Doru taylar kişneyende kopuz titrer kös vurur


    Dolun bulur ay gecede ışık ışık kurdundan
    Erenlerin ermişlerin kutsadığı yurdundan
    “Tanrı yolu! ” deyip cenge gidenlerin ardından

    Sanmayasın şol tarihe kara yüzlü yas vurur
    Doru taylar kişneyende kopuz titrer kös vurur





Sultan Alparslan, dışarıdan otağa ağan sesi dikkatle dinledikten sonra nöbetçiye seslendi:


- Daha ne durursunuz, otağa alın!


Nöbetçi, başı öne eğik bir şekilde diz çöktüğü yerden doğruldu ve geri adımlarla otağdan dışarıya çıktı. Ardından Anadolu’dan haber getiren şahbazlar kan-ter içerisinde otağa girdiler. Sultan Alparslan’ı Türk töresince yere diz vurup, selamladılar.


İki Türk çerisindeki endişe, otağda bulunan Sultan Alparslan dışındaki herkese aniden sirayet etti.


Sultan Alparslan’ın kumandanları, beyleri merakla Anadolu’dan gelen haberi bekliyordu.


Sultan Alparslan:


- Nedir bu hâl, yiğitlerim! Az soluklanın! Getirdiğiniz önemli haber nedir?


Haber getiren iki çerinin en kıdemlisi Salukbay söz aldı. Ciğerlerine derin bir nefes çektikten sonra konuştu:


- Hakanım! 260 bin kişilik Bizans Ordusu bize doğru hızla yaklaşıyor!


Salukbay’ın bu sözlerinin ardından; dışarıdaki sımsıcak Ağustos gecesine inat, Sultan Alparslan’ın otağı buz kesmişti. Zira Bizans Ordusu ile Malazgirt Ovası’nda karşılaşacak olan Büyük Selçuklu Ordusu yaklaşık 60 bin kadardı.


Dışarıdaki ozan haykırışı, yeniden otağı bürüdü:


    Hey Salukbay sana derim iyi belle sözünü
    Azgın dinli kara kâfir saldıranda öz gerek
    Rûm yağısı heybetiyle sararttıysa yüzünü

    Zağlı kılıç yarasından gün yanığı yüz gerek
    Kından çıkan her kılıca Rûm erinden yüz gerek


    Koç yiğit ki akın edip ırmak gibi akacak
    Koç yiğit ki volkan olup şol meydanı yakacak
    Nal çatlatıp gem azıda yıldırımlar çakacak

    Yağı üzre atılmaya yürek gerek köz gerek
    Kından çıkan her kılıca Rûm erinden yüz gerek


    Rûm elinin barındıkça cayır cayır yandığı
    Şahididir ol toprağın alca kana kandığı
    Oğuzlar’ın destan yazıp şölenlerle andığı

    Çetin olan kavgalara sakınmayan göz gerek
    Kından çıkan her kılıca Rûm erinden yüz gerek


    Salukbay hey sana derim usun nice dar mıdır?
    Yağı görüp benzi solup soluk almak ar mıdır?
    Issı Tanrı şol acunda bâki kalan var mıdır?

    Bir ağızdan Tanrı’ya ant Malazgirt’e söz gerek
    Kından çıkan her kılıca Rûm erinden yüz gerek






Ozan susunca Salukbay, haddini aştığını anladı. Hududunu yeniden belirleyeceği düşüncelere daldı.


Salukbay’ın getirdiği haberi duyan ve ardından sessizce ozanı dinleyen Sultan Alparslan, otağın içerisinde şöyle bir göz gezdirdi.


Sonra gülümseyerek;


- Biz de onlara, Salukbay! Biz de onlara yaklaşıyoruz!


    Uluyanda gök yeleli kurşun belli kurtlarım
    Benim rüzgâr gibi esip eşkin atlar çatlatan
    Gök tutanda bulutlaşıp konup göçen yurtlarım

    Benim yetme adımlara dolgun eşik atlatan
    Gür neslime volkan benim adım Sultan Alparslan


    Buğra beyler koç yiğitler ata baba yükünce
    Omuz verip kargı salıp yağı üzre çökünce
    Pirinç uçlu telek saçlı oklarını dökünce

    Benim çelik alınlarda parıldayan kızıl tan
    Gövdelere kalkan benim adım Sultan Alparslan


    Kılıç çekip kın sarkıtıp yeşil boğum kemerden
    Işıl ışıl pürce billur indiğinde kamerden
    Sağ tarafım Ali’dendir sol tarafım Ömer’den

    Benim görklü Muhammet’e han ırkımdan adak han
    Gürül gürül al kan benim adım Sultan Alparslan






29 Eylül 2008 // T A R S U S

Hakan İlhan Kurt

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #21 : 02 Nisan 2011, 14:53:41 »
yeter de artar bile


        ’Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.’ Bakara Sûresi, 46. Ayet




    namerde ferih fahur
    er kişiye er çile
    otuz güne bir sahur
    yeter de artar bile

    yanış yöneliş yakış
    el pençe nakış nakış
    güzele üryan bakış
    yeter de artar bile

    kâselense nûr kandil
    bilcümle sürûr kandil
    siyâha billûr kandil
    yeter de artar bile

    kâle bulunca sübut
    durur mu ateş barut
    aklıselime sükut
    yeter de artar bile

    kurtbala bala görküm
    dürülür büklüm büklüm
    ölüme bir tebessüm
    yeter de artar bile

    yirmidörtnisanikibinon
    /gaziantep

    hakan ilhan kurt

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #22 : 02 Nisan 2011, 14:57:49 »
Solgun bozkır havasına dökülen rüzgâr atlılar, beylerine varıp beyledi…


Bir Hun çerisinin inleyişi,
Beylerinin O’nu dinleyişidir;



Hâk urganmış Tunguz yine ne ister?
Darasına yağız çerim yetme mi?
Ol karganmış Tunguz yine ne ister?
Pala kılıç önüm gerim yetme mi?

Barkı varlık ocağı gün tüteye
Bodun tutmuş otağ kurmuş Mete’ye
Yalın uğraş uçmağ içre öteye
Hun göğüsler serim serim yetme mi?

Dağdan dağa bulut tutan toz muyum?
Kaya mıyım demir miyim buz muyum?
Vuruşlarda toy muyum ben uz muyum?
Ol Tunguz’a yaka kirim yetme mi?

Eğri kılınç üçüm beşim ne güne
Çadırımda balam eşim ne güne
Erli kızlı öz kardeşim ne güne
Gökçe kızım yalgın erim yetme mi?

Yerden göğe yükselirken boz Tunguz
Ol mertliğin göğsü üzre söz Tunguz
Bozkırımda kırılmaya yüz Tunguz
Yüzüne de ölüm dirim yetme mi?


Hakan İlhan Kurt
(At Evdeş Toprak Üçlemesi'nden bir bölüm)

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #23 : 02 Nisan 2011, 20:37:24 »
Türk edebiyatına sunduğun şaheser niteliğinde ki eserlerin ile tenkitsiz itimat ettiğim değerli KURTBALA; Varlığın bizlere güç ve şevk vermiştir...

Okuyucuların tarafından yapılan binlerce yorumda edindiğim bir intibâ var ki; Tanrısal bir ilhâmın gökten yeryüzüne ağdığı, bu eşsiz ilhâmın Asya'dan Anadolu'ya iştirak eden Ocak meşalesi olduğudur... Türkiye'de bu meşale Şahsına emanettir ve Şahsının ellerinde emanet edeceğin eller doğana kadar sönmeden alevlenecektir... Bu sözlerimin bir Kandaşlık ve Arkadaşlıktan doğan yorumlar ihtivâ etmediğini, hak edene hak ettiği kıymeti vermek olduğunu da izah edeyim...

Tanrı kalemine zevâl vermesin...

Hoşgeldin...
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı TÜRK-KAN

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2183
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #24 : 02 Nisan 2011, 21:35:24 »
 Hoşgeldin, Kurtbala Anda ! Esen olsun ! Bizi olağanüstü koşuklarından bir an bile mahrum bırakmamanı dilerim.

 TTK

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #25 : 03 Nisan 2011, 14:14:07 »
Bir Hun beyinin çerilerine sabrı sözleyişi, bileklerinin kılınç tutacağı günü özleyişi ve kaşlarını çatıp kıpkızıl ufku gözleyişidir:


Karaca huy Hun erleri dinleyin
Er kişide hınç meydana gizlenir.
Ok sesine yay göğsünde günleyin
Kaba taşlar bir çakınla düzlenir.

Uluğ buyruk göğün yedi oluğu
Şol yeryüzü Hun erlerin soluğu
Ol alnında kızıl kımız doluğu
Cümle sızı gök yarada közlenir.

Çayır çimen ağaç sarmış topraklar
Gem boğduran al yeleli kısraklar
Yerden göğe dokuz boğum mızraklar
Elbet bir gün Tunguz üzre gezlenir.

Han- Mete’den nice vâktin birinde
Kurt pençeler saldırmaya yerinde
Bozkır saçlı kadınında erinde
Tunguz döşü ok ucuyla yüzlenir.

Uzar gider ak akça gün upuzun
An kısalır toprağında kunduzun
Vurulmaya sarı başı Tunguz’un
Han-Mete’nin buyruğuna sözlenir.


Hakan İlhan Kurt
(At Evdeş Toprak Üçlemesi'nden bir bölüm)

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #26 : 05 Nisan 2011, 02:14:33 »
Bozkır kendine geldi…

Sırtlan suratlı Tunguz Elçisi, Han-Mete’nin sözlerini duyar duymaz atına binerek ardına bile bakmadan obadan uzaklaştı… Uzadı…


Han-Mete’nin buyruğu üzre
Kocamışlar peyledi,
Beyleri han, erleri bey eyledi,
Kurt-kuş seyre durdu,
Dinleyin, er kişi ne söyledi;



At al kında evdeş bunda uğrusu
Bilgeliğin görülmeyen yüzüdür!
Bağdaş üzre eğri dilin doğrusu
Bodun hakkı çorak toprak düzüdür!

-Pusatlanın Han-Mete’nin sözüdür!-


Omuz verdik bilek çattık çağında
Aş gezine oba tuttuk dağında
Bahar nârı yaprak yaprak bağında
Sararan yır ozanların güzüdür!

- Pusatlanın Han-Mete’nin sözüdür!-


Pekleşin hey er dağlasın karalar
Soluklarda emlensin tüm yaralar       
Uğraş vâkti yankılanan nârâlar
At üstünde bekleyenler tözüdür!

- Pusatlanın Han-Mete’nin sözüdür!-


Gök inmesi gözyaşıdır yunağı
Pusa keser yere çöker konağı
Zağlı gözü ar yangını yanağı
Tarih boyu ırkımızın özüdür!

- Pusatlanın Han-Mete’nin sözüdür!-


Alın tuttuk sıvazladık varışın
Damla damla pak toprağa karışın
Yakarımız uçmağ içre yarışın
Yuğlarımız doğmamışlar közüdür!

- Pusatlanın Han-Mete’nin sözüdür!-


Hakan İlhan Kurt
(At Evdeş Toprak Üçlemesi'nden bir bölüm)

Çevrimdışı Almıla

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 186
  • Gökbörü Asena Gençlik
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #27 : 21 Nisan 2011, 17:41:57 »
Hakan İlhan KURT'un şiirlerine daha önceden de çeşitli yerlerde rastlamıştım.
Kendisinin HunTürk otağına bizzat yazması beni ayrıca sevindirdi.
Sayın Hakan İlhan KURT'un şiirleri ve şiir aralarına serpiştirdiği açıklama yazıları insanı adeta bin yıl ötesine götürüyor.
Kendisini beğenerek okuduğumu ve okurken de betimlenen olayın içinde bizzat yaşıyormuşcasına bir ruh haline girdiğimi belirtmek isterim.
Tanrı kalemine ve gönlüne güç versin.

TTKvY
YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN GÜN, CİHAN SENİNDİR!

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #28 : 23 Nisan 2011, 20:27:05 »
Almıla, teşekkür ederim.

Çevrimdışı KURTBALA

  • Türkçü-Turancı
  • **
  • İleti: 16
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #29 : 23 Nisan 2011, 20:36:06 »
Hele Bir Bakın Hele Türkmâni Ne Söyledi


“Şâir Bahaeddin KARAKOÇ’un ‘Kısa Sordum Kısa Oldu Cevabı’ adlı şiiri ile söyleşidir.”

- Siz bir şiirle hiç konuştunuz mu? -


Alladı Samanyolu al yazma destesini,
Çapında şems û kamer, zamanı pul eyledi.
Dönence dergâhında bir Itrî Bestesi’ni
Her mevsim kapısında beliren kul eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;

 
“Adres sordum, bir de aşkın çapını;
‘Şems û kamer’ dedi, koydu noktayı.
‘Açma’ dedim her çalana kapını,
‘Bu bir kumar’ dedi, koydu noktayı.”
 

Kâküller lüle lüle, aldattı nurdan yüzü
Kanadı kırık kuşlar, dağladı nice düzü.
Gönüller mihrâbından heceye serip sözü,
Kavlince darmadağın sırrını çul eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;

 
“Kâkül halka halka yüze döküldü
Sandım ki tüm kuşlar düze döküldü
Kalpteki gizliler söze döküldü
‘Can tarûmar’ dedi, koydu noktayı.”


Bilendi kuytularda, mesâfe dağdan yüce
Kırılgan sorularda cevaplar boydan cüce.
Aslana mekânını dar edip boğan güce
Lâl olup, muhataba sükutu hâl eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;


“Karıştırdım sayısalla sözeli
Külçe altın sandım yaprak gazeli
Muhatabım güldü, ‘Sözün güzeli
Altın kemer’ dedi, koydu noktayı.”


Hakkınca incelikler çağlayan gözelerden
Kor közler avuçladı, alevden dizelerden.
Rahvanî serpintide ruhani mezelerden
Bir atım kalemini uğrunda zûl eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;
 

“Ulaştığım her menzilde sen varsın
Dilediğin bahtı açar kaparsın
Dedim: ‘Sevdiğine nice bakarsın? ’
'Humar humar’ dedi, koydu noktayı.


Kimsesiz umutlardan peydir pey ağıt yakar;
Câhiller telâşında, ârifler ruhta vakar...
Her seher misk û amber tahtına gamdır şikâr,
Uykusuz vediâlar koynunu dul eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;


“Bütün aşklar câhillerde velvele,
Âriflerde bir mânevî zelzele...
Dedim: ‘Senden esen nedir, de hele? ’
‘Misk û amber’ dedi, koydu noktayı.”


Bilsen ki ne cevherler yalanmış özde araz,
Çekilen perdelerde niyetler huyda garaz.
Bin fersâh ötedeki dostlarda onmaz maraz
Selâmet fasılası haberin yol eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;


“Bir bulut sıyırıp geçti üstümden
Kağıt uçtu, kalem düştü destimden
Haber sordum dağca kavi dostumdan
‘O da bimar’ dedi, koydu noktayı.”


Buzullar üstü vâdem yangına kana kana
Bezginlik ne kelime, çökelti dursun yana.
Hayâller kefesinde içtiğim nâğme câna
Nâzını beklemekten mizânı sal eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;


“Buz üstünde titreyerek gezdin mi?
Bekle... Bekle... en sonunda bezdin mi?
Dedim: ‘Bir kez olsun mektup yazdın mı? ’
‘Tomar tomar’ dedi, koydu noktayı.”


Râviler mermerlerdi, ayağım altı mezat
Yüzyıllar boyu yağan varlığım vâkte tezat.
Dedi ki, ‘Noktalara sığmayan aşkı çöz at! ’
Kurtbala Anzer tadı adını bal eyledi.
Hele bir bakın hele Türkmâni ne söyledi;


“Râviye bırakıp aşkın yâdını
Dedim: ‘Bala verdin kendi adını
Mermerlere nice yazdın adımı? ’
‘Damar damar’ dedi, koydu noktayı.”


12 Haziran 2005 // T A R S U S
'TÜRKMÂNİ, üstâd Bahaeddin Karakoç'un mahlasıdır.'
Hakan İlhan Kurt