Gönderen Konu: Hakan İlhan KURT  (Okunma sayısı 24213 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Hakan İlhan KURT
« : 28 Mart 2011, 21:52:22 »
Benim Hey Tarih Boyu Öz Irkımda Ses Benim

İlhan Egemen Darendelioğlu anısına

Benim hey gün aşanda kan döşeyen dağlara
Gök kurdun beklediği katar katar sis benim!
Bir mermi çekirdeği şavk verende çağlara
El yakan ayak tutan gövde basan his benim!
Benim hey tarih boyu öz ırkımda ses benim...

Kim büyür Tanrı bilir göze vakti görmeden
Meşkine yedi düvel alın ayaz sürmeden
Yalavaç huy edende gözyaşımda sürmeden
Yüreğe mum titreği iz bırakan is benim!
Benim hey tarih boyu öz ırkımda ses benim...

Odumdur balbalarda adım sanım derende
Ar boğar anlatmaya yer betiğler yerende
Harsımdan arta kalan sagum sözü serende
Çarkında baht eğirten kör feleğe küs benim!
Benim hey tarih boyu öz ırkımda ses benim...

Yangını yiğit dağlar gür sesimi duy benim
Beylerim bilgelerim öz varımdan huy benim
Bahtiyar uçmağ tamu şölen benim toy benim
On bin yıl ötelerden kopuz benim kös benim!
Benim hey tarih boyu öz ırkımda ses benim...

Tek Tanrım Gökçe Tanrım kor yüreğim sendedir.
Kurt özüm Bala tahtım söz ereğim sendedir.
Dik başım dik kalmaya tek gereğim sendedir.
Neslime öz atamdan gün düşleyen us benim!
Benim hey tarih boyu öz ırkımda ses benim...

27 Temmuz 2006 // T A R S U S

Hakan İlhan KURT
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #1 : 28 Mart 2011, 21:53:16 »
Her gelişin Züleyha'dır Ben'ki Yusuf değilim ...


Bana güldüm sana öldüm süründüğüm dün gece
Yıldız söndü mehtap döndü gece hükmü hal nice
Sevdiğimdin sevdiğimsin bende bensin sevgili
Süleyman'dan bir sır mıdır bu acaip bilmece
Bana güldüm sana öldüm süründüğüm dün gece

Aşk indinde heves oldum ak toprakla ovuldum
Kalû Bela andım oldu bin melekle övüldüm
Hesabına aklım ermez bulandığım yasağın
İblis tutsun matemini cennetinden kovuldum
Aşk indinde heves oldum ak toprakla ovuldum

Gitmelerden gelmelerden bahaneler darası
Yolum oldun çizgim oldun arş-ı âlâ arası
Sen ki benim aklım oldun Hâkk doldurdun içimi
Ben ki senin bedeninde onmaz Eyyub yarası
Gitmelerden gelmelerden bahaneler darası

Tül perdede kalbim iken volkan etti yakışın
Sonra ruhum serinliği yağmur gibi akışın
Ben yazımı uğurlarken şefkat dolu bağrına
Haran oğlu Lut'ta kaldım Sedum oldu bakışın
Tül perdede kalbim iken volkan etti yakışın

Narin eller kement attı değdirmedim desteme
Ağlamaklı nağmelerden söz katmadım besteme
Baş eğmedim eğilmedim ta ki aşkın tahtında
Lalelerim kan çağladı Zal'ın oğlu Rüstem'e
Narin eller kement attı değdirmedim desteme

İnce ince nazdan öte dağ eritir inadım
Lutfet ey yâr hasretinde yıllar yılı kanadım
Tutuşursun dokunamam uzatamam elimi
Ba'lebek'te Elyas kahrım ateştendir kanadım
İnce ince nazdan öte dağ eritir inadım

İki elim şakağımda sözler ağdı masaya
Odam sessiz ruhum sessiz bas yıldıza bas aya
Geniş göğsüm Yahuda'da riya oldu Kudûs'e
Ha ben sana ağlamışım ha Celile İsa'ya
İki elim şakağımda sözler ağdı masaya

Mısralarda anlam arar kah Sekendiz kah Zühal
Saçlarına dokunmaya değmez miydi bin nihal
Yalan mıyım gerçek miyim beni kimde unuttun
Şah Cihan'da ilham oldu kalbimdeki Taç Mahal
Mısralarda anlam arar kah Sekendiz kah Zühal

Çınar dibi boğum boğum söndürürken güneşi
Gölgesinde maşuk besler bulunmazdı bir eşi
Kutuplara uğrak verdi han bildiğim seyirler
Hicap duyar yetmiş körük Ergenekon Ateşi
Çınar dibi boğum boğum söndürürken güneşi

Aşk bağında Türkülerim şarkılarım her telden
Yalnız sana döner yüzüm nezaketim temelden
Aklım mı ne fikrim mi ne yetişmez mi Paris'e
Alem beni seyreylesin tırmanıp da Eyfel'den
Aşk bağında Türkülerim şarkılarım her telden

Gülen yüzler gülen gözler sarmaş dolaş anında
Suya yandı nice gönül kan kırmızı tanında
Anlamsız mı kaldı ruhun bir arkadaş kıymeti
Çatık kaşlı Yahya mıyım ey sevgili yanında
Gülen yüzler gülen gözler sarmaş dolaş anında

Kuytularda sızılardan bir akkora karıldım
Gam kasavet itin olsun bin kılıçla yarıldım
Kanım aktı canım aktı bir serkeşttim Babil'de
Harut idim Marut idim günahıma sarıldım
Kuytularda sızılardan bir akkora karıldım

Fuzuli'nin hecesinde aruz oldu bir bela
Pak bulağa ateş düştü güzellerde kör bela
Anlatmaya çölde kumdur susuzluğum çağ kadar
Bin Yezid'e bir başım var sensizliğim Kerbela
Fuzuli'nin hecesinde aruz oldu bir bela

Güzelliğin azatlığı kalbe sinmiş gözlerin
Dalga dalga aşıp gitti kucağımdan sözlerin
Kurban verdim kurban oldum Tanrı'nın o nuruna
Sibirya'ya merhem oldu bana zindan közlerin
Güzelliğin azatlığı kalbe sinmiş gözlerin

Kime kalsın ne eyleyim bu dünyanın nesini
Yere vurdum aşk külünü göğe çaldım isini
Kıyametim senin idi gövde yaktım uğrunda
Pence pençe koparmışım İsrafil'in sesini
Kime kalsın ne eyleyim bu dünyanın nesini

Ne bir öfke ne bir haset ne bir gayzdır meyilim
Huzurunda sere serpe uzanmışım çiğilim
Nil Nehri'nden taştı yaşım şahit olsun tüm Mısır
Her gelişin Züleyha'dır ben ki Yusuf değilim
Ne bir öfke ne bir haset ne bir gayzdır meyilim

Koşuklarım okunurken gül goncası yüzüne
Benden sana senden bana çağladığım gözüne
Kollarında yorgan döşek mayıştığım zamanlar
Titremekten hasım oldum Bilge Kağan sözüne
Koşuklarım okunurken gül goncası yüzüne

Serilsin de sarmaşıklar salkım saçak serilsin
Sarmaş dolaş bağbanlara şen bahçeler verilsin
Her Firavun Musası'nı sarayında büyütmüş
Vur ey aşkım parça parça Kızıldeniz gerilsin
Serilsin de sarmaşıklar salkım saçak serilsin

Ateş düşmüş alaz almış kime ne ki zahmeti
Zay olmuşum hiç olmuşum kim bilir ki rahmeti
Ben ki sende sen olmuşum kırk kapıdan vazgeçtim
Bir gülüşün unutturur Yesi nuru Ahmet'i
Ateş düşmüş alaz almış kime ne ki zahmeti

Hangi gövde hangi yürek kurt soluğu solurmuş
Hangi cehil yaratılış bilgeliği bulurmuş
Bez Kalesi kuşanmışım başım gökle uğraşta
Kalksın Babek görsün beni isyan nasıl olurmuş
Hangi gövde hangi yürek kurt soluğu solurmuş

Çekme mihrim ışığını üzerimden el çekme
Kırk bismillah günde ahım gecelerde birikme
Timurlenk'te asab oldu Firdevsi'nin mezarı
Zül sevdamın hoyratında savurduğum her tekme
Çekme mihrim ışığını üzerimden el çekme

Coğrafyası yasa vurmuş eyvah kimin ne haddi
Arzu halim atlas atlas gözyaşımda tüm ceddi
İlmin Çin'i alev alev aşkım akın tarihe
Hanedanlar bilse beni dikilmezdi Çin Seddi
Coğrafyası yasa vurmuş eyvah kimin ne haddi

Kime kalmış kimde kalmış hangi mert ki dengimdir
Bilemem ki bilemezsin hangi hazan rengimdir
Ezel ebed ruhun olmuş yosun tutmaz kaynağım
Kafkasya'yı yasa boğan aman vermez cengimdir
Kime kalmış kimde kalmış hangi mert ki dengimdir

Merhametin sırdaşımdı toz pembeler düşünde
Kırılmışım mahvolmuşum zağlı çarkın dişinde
Sende saklı her busemde tuzlar bastım yarama
Bin Hızır'ı yolcu ettim yalnız senin peşinde
Merhametin sırdaşımdı toz pembeler düşünde

Kim derdi ki kor ağıdım okyanuslar taşırsın
Kim derdi ki ılgıt ılgıt rüzgarları aşırsın
Yedi iklim med cezirdi suskunluğum hapsinde
Güzel dilim çağlasın da Tur-û Harun şaşırsın
Kim derdi ki kor ağıdım okyanuslar taşırsın

Süzülüşün salınışın benzer gölde kuğuya
Dağdan dağa taştan taşa can koyduğum ahuya
Neden niçin düşüneyim nerededir her seher
Maturidi akıl yorsun senden gelen buğuya
Süzülüşün salınışın benzer gölde kuğuya

Sıcağında kor tenimde çürümeyen ten oldun
Sırdaş oldun haldaş oldun her dem bende ben oldun
Yaban eller savdı garkım Kürt zulmünde Kerkük'üm
Ey sevgili hicran dolu Telafer'im sen oldun
Sıcağında kor tenimde çürümeyen ten oldun

Efkar sattım tesbihimde adımladım voltayı
Gezdim durdum viran oldum taşa vurdum baltayı
Uzandığım dizlerini Tanrıdağı kıskansın
Nice idim nice oldum sende buldum Altay'ı
Efkar sattım tesbihimde adımladım voltayı

Bozulur mu tüm tılsımlar yazım olmuş yazıla
Aşkın sarmış ak çehremi şafağıma kazıla
Sabahlarım hançer ağzı bayram meşki Moskof'tan
Kıyılmışım şimdi dönsün Kızıl Meydan kızıla
Bozulur mu tüm tılsımlar yazım olmuş yazıla

Uykularım bölük bölük meydan bulur kaçılır
Gözlerim ki yalnız sende humar humar açılır
Geçip giden dakikalar sensizliğin hışmında
Baba-oğul uğraşında ne Bedirler saçılır
Uykularım bölük bölük meydan bulur kaçılır

Merhalesi aşılmış da ödülü can pazarda
Beden beden satılmışım ruhum kalmış mezarda
Sulak yeşil toprağındım ordu saldın Asya'dan
Sen de ağla bulutlaşıp kabarmışım Hazar'da
Merhalesi aşılmış da ödülü can pazarda

Tavafında felek hasım çarkı durdu bahtından
Tövbe basmam sırra kadem levh-i mahfuz ahtından
Secdegahım Tanrım bilir gülzar ilmi gülünde
Ben dünyamı sana kurdum Amine'nin tahtından
Tavafında felek hasım çarkı durdu bahtından

Dağılmışım körpe fidan sorularda yanıtı
Heder olmuş söz cümbüşü kaderimdir kanıtı
Kızıl deyip öldürdüler yanmış derim suç oldu
Nefesim ki ayağında bir Özgürlük Anıtı
Dağılmışım körpe fidan sorularda yanıtı

Yalnız sende biter oldu artık bütün lisanlar
Sende yalnız varlığını Kaf Dağı'na asanlar
Mart zemheri tipisinde buza kesti tüm mevsim
Baharını doğurmaya seni arar Nisan'lar
Yalnız sende biter oldu artık bütün lisanlar

Cümle varlık bütün alem yalnız senin methinde
Bilirim ki karıncayım kainatın sathında
Dönülmez bir seferdeyim Doksandokuz Ad ile
Kurtbala'yım tek başıma yüreğinin fethinde
Cümle varlık bütün alem yalnız senin methinde

Hakan İlhan KURT
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #2 : 28 Mart 2011, 21:53:54 »
BİR MECZUB'UN İĞRETİ GÜLÜŞÜYDÜ GÖRÜNEN ..



Yıldırımdı pençesi miskin mahal sarınca
Gürz göğsünü gülistan elmas olup yarınca
Yerden göğe yükselen itidalde sürurlu
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Bir o kadar onurlu bir o kadar gururlu

Dik sırtında vaktiyle yücelttiği dirayet
Sinesinde asuman kında kılıç bir ayet
“Asra yemin olsun ki insan hüsran içinde”
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Serinliği umarsız geçmiş zaman göçünde

Gün yanığı alnında eriyordu ziyası
Eriyordu bembeyaz gül damlası rüyası
Velveleydi dillerde akıl almaz işleri
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Çam çırası iklimde sarımtırak dişleri

Kör feleğin çarkında siyah-beyaz cevrinde
Titretirken sıtması dar berduşluk devrinde
Arandığı adresler zağlı hançer burgusu
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Yüreğinde parmaklık neden niçin sorgusu

Giz yumağı hasrete ter içinde dolanıp
Dolanıp da ömrünce bulutlarla sulanıp
Dağlıyordu durmadan ağır aksak cefası
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Bir bardak su bir kelam yakasında sefası

Silueti sevimsiz çatık kaşlar gömülü
Nakış tutan hırsında nice taşlar gömülü
İnce eller emeği sabrı dehre eşitti
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Sakalları toprağın aşkı ile reşitti

Dulda mekân seyrinde bakir huylar zifafı
Coğrafyası adımlık iki hece tavafı
Nice cevad imandır nice cevval dokusu
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Göğü ağan tütsüde kır gölgeli kokusu

Meşalesi heyecan doksandokuz isimden
Her çizgide metanet kanatlanmış resimden
Çerçevesi çivisiz derme çatma yamalı
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Sığındığı makamda kâinatın hamalı

Bir yalnızlık nehriydi damarda kan boğumu
Çiçeklerin en narin olanıydı doğumu
Umulmadık anlarda süzülüp de gelişi
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Dokunuşu ansızın ve bağırlar delişi

Durulmayan bir şahin oynaşıydı şakağı
Ve bir çığlık yağmuru kaplıyordu sokağı
Kuşluk vakti telaştı ayaklardan bulduğu
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Kimdi kime kısmetti sararıp da solduğu

Ayıklanan pirincin yosunlaşmış taşının
İzahında mahrumdu nefes sağan yaşının
Gün sayımı güneşsiz aydan yıldan kaygılı
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Dert ettiği dertlerin busesinde saygılı

Dalgın aklın yükünü taşıyordu boynunda
Pabuçları kırmızı aslan payı koynunda
Bütün yüzler sefildi besmelesiz ve kirli
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Tekil şahıs artığı cümlelerde zamirli

Ben olmuştum ilhamın yalgın bir mey badesi
Ben olmuştum evhamın uyku hasmı vadesi
Avucunda yüzondört çağın ferah yolluğu
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Gülüşünde çağlayan bereketin bolluğu

Bir atımlık yumruktu suru tunçtan kaleler
Ak hırkası yırtılmış yeşillerde laleler
Tedirgindi bahardan çeperleri kalkandı
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Ve samimi bakışı ruh inleten volkandı

Belki de en duygusal hayallerin özünü
Belki de en hüzünlü emanetin közünü
Doluyordu beline çetin yollar öncesi
Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Yutkunduğu yalnızca bıraktığı güncesi

Bir meczubun iğreti gülüşüydü görünen
Çetin yollar öncesi…


4 Nisan 2007 // T A R S U S

Hakan İlhan KURT
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #3 : 28 Mart 2011, 21:58:18 »
destân-ı gülizâr

“simsiyah sayfada bembeyaz bir yazıyla;

şiir, gülizâr ile başlar…

… ve

destan-ı gülizâr ile biter.


şairlik sizin olsun...”




gülizâr gözün aydın günün aydın şen ola
duman duman geldiler bir köşede üç muştu
sonra yağdılar tek tek ağdılar sağa sola
alnımı tuttular da geride tadı kaldı
ey gülizâr atalet ellerimde buruştu
kerem’i ve mecnun’u dahi ferhat’ı kaldı


en güzel şiirimi ben sana yazacaktım
dağıt endamını bak segah ‘sürgün ülkemde’
ne resimler silindi neleri kaldı yarım
ey gülizâr sevin ki ruhum kanadı kaldı
fetvalar yırttı gönül en keskininden hem de
ne temaşası kaldı ne de biadı kaldı


haydi çarmıha gerin uğraşıyla bekir’i
mem bir sana mı kaldı yanıp yanıp tutuşmak
ey benim çakır hücrem ey sevdalar bakiri
geride açık mezar kürt’ün zılgıdı kaldı
gülizâr serim bağım avurtlarımda zambak
saçım sakalım ağdı zin’e ırgatı kaldı


nakşibendi tövbem dur etmedim farzet yemin
beynime dalan nurdan kaldırın o ricâli
doksandokuz zikirden ağlaşıyor tüm zemin
artık hiçbir cevvalin ne izahatı kaldı
ne de bir tamlaması dökülürken mecâli
yine allah demişim hayy tesbihatı kaldı


kaçak nebi ay nebi dövüştürelim gel de
âsapları bir hayk’ta ezip dağa kaçalım
aşkın neşriyatından uzunca bir tünelde
külleri göğü ağan volkan afatı kaldı
gülizâr sığınağım gözlerimde kıvılcım
vurgun yedi nefesim kalem anıtı kaldı


daha ağlama sakın her hücrende bir irfan
sana rüzgarda sergin upuzun saçlar gerek
bilirim biliyorum seyrek kelâmım zindan
namık kemal yüzünden dik kıraatı kaldı
ben değilim sultana kafa tutan efelek
ey gülizâr nurunun zor istibdâdı kaldı


postallar palet palet ezerken kerbelâ’yı
sana yandım gülizâr sensin zeynel’e ferah
dünyâ zalim bir saray savmadan kör belâyı
dizim çözüldü birden dehre hayratı kaldı
ey barut nazlım benim intiharım ki günah
ne basrası kerkükü ne de bağdatı kaldı


kılıç şakırtısında dindi ebû müslim’in
ruhların göçü sıra ruhundaki murakıp
bu yer kimin enkazı şu zerr-i semâ kimin
göğsünde gençliğimin saf cevherâtı kaldı
ey benim aşk iksirim gitme beni bırakıp
ruh-ı mecruhumun tek hûş belâgatı kaldı


şems’e doğmuşum ey yâr girmediğim gün mü var
yanına huzuruna o mahfuz dergahına
ravza-î hayâlinden sıtrederken sükutlar
âh o masum iklimin kır hissiyatı kaldı
yığınağım gülizâr medet aşkın şahına
pervânesi olmuşum gör saltanatı kaldı


dandanakan amadem gazneli’nin sırtına
selçuklu’dur serverim ne devletler kurarım
ne devletler yıkarım benzim cenkte fırtına
cenk kurudu gülizâr hâle sebâtı kaldı
salladı meyvesini bûseler çakım çakım
aşk meydan uğraşında bana isnadı kaldı


durulma hazzın ile zamanı dört köşeden
ardım sıra dostlara paye paye taht eyle
sakınmak elbet hata gizlice kör neşeden
o zeytin gözlerinin artık naatı kaldı
ey gülizâr durulma sabaha kadar böyle
satır satır destanın berk itaati kaldı


yedi nevruz eskittim yedi geliş ve gidiş
yedi nevruz yüzümü tanır kaldığın şehir
ey kuytumda tebessüm ey nabzımda direniş
sabrın ne meş’âlesi ne barikatı kaldı
ey gülizâr gül destem tutuştu cümle nehir
rahmetin ne diclesi ne de fıratı kaldı


maturidi’m hele gel yolunda sakla beni
aklımı yitirmişim darmaduman matemdir
eşari’den uzak tut mihrinle akla beni
turaç oldum kanadım gözüm karadı kaldı
saf tutmuşum safımdır hesaba münker-nekir
senin senden başkaca yâr tembihatı kaldı


şahidim ol gülizâr göğe baskın maviler
kapkara kesilmişim toprağa sığamadım
can havli haykırışım örtündüğüm her seher
dağları ağlattım da çehreme yâdı kaldı
gülizâr şahidim ol örslediğim her adım
bir şahin gagasında telaşa yadı kaldı


dadaloğlu otur da seyran edelim ardan
kimin nefsi yamandır saçılsın birer birer
göğercin nazeninden zeytinyağında nardan
kimin kimde yetimlik edebiyâtı kaldı
ey gülizâr ağlama çat o kaşlarını ger
sevdamdan parsel parsel bâki anlatı kaldı


çağırın o bâbek’i gelsin nirânda ruhum
isyan edelim göğe o yalçın yurdumuzla
içelim zemzemini içelim yudum yudum
âh o keyf-û seherin şimdi irâdı kaldı
o kızılca kıyamet yıldırım ordumuzla
bulutları sağarken hırsın miladı kaldı


hani gelip yanıma beni izleyecektin
hani uyanmadan ben gidecektin sessizce
ey gülizâr bilmezsin bu âlem öyle çetin
cümle hayalîn artık ıssız feryadı kaldı
diril yeniden diril çağımın ki hissizce
çalakalem yontulmuş bedi sanatı kaldı


dile gel karac’oğlan dile gel de muhabbet
elif alfabem oldu darağacında tahtım
dile gel kâlemimden çağlayan bu emanet
kırıldı bölük pörçük dik hurufâtı kaldı
ey huzur-u mahşere demirlediğim ahtım
yetmedi yedi nevruz tek arasat’ı kaldı


‘binbirinci gece’den kalan bütün masallar
fars’ın cengâmesinde dolunaylarda ateş
ey benim ibadetim ey gerdanlığı bahar
anam bacım kıymetim ilâhi şâdı kaldı
bitti artık masallar şehriyâr doğdu güneş
ne cennetten sarayı ne şehrazat’ı kaldı


boğazlandı yazımlar cevher taşıdı köşkün
‘isim ateş arası’ yaralandı baykuşlar
âh hasretin membaı âh o özleme sürgün
kulağımda salahın beş nasihati kaldı
eğildi gövde gövde kıblegâhım bahtiyar
ne kâlû belâ andı ne müşkülatı kaldı


vardığımda şehrine vaktiyle apak giyit
yedi nevruz toz toprak sancısı dirhem dirhem
kurul köşene titre titre ey şehr-î seyit
kasavet tutsağında hay’a vuslatı kaldı
ey gülizâr sevdiğim nergis çağımda ilkem
yalavaç kokusundan al salâvatı kaldı


işkilleri killenen ben mi kaldım yalnızca
en hırçın hüzünleri devşiriyor zemheri
söyleyin hatayî’ye coğrafyam ki arsızca
buz heykeller dikiyor nurdan abadı kaldı
delişmendi vadiler sıradağlar serseri
o müthiş kasırganın dingin ifşadı kaldı


kaldır başını kaldır gözyaşına kıyamam
kurbanı olduğum ki o vakur duruşundur
değil bin kez ölmüşüm çürümüşüm bu ahkâm
okyanus söndüremez dehrin sıratı kaldı
ey gülizâr şahidim şu ezan dil-i hûndur
dik tut başını kaldır azmim ıradı kaldı


afşın hey kara bahtım mutâssım’a ne oldu
Türk’ü Türk’e vurduran ilm-i hâlef mi neden
bâbek’e nasıl kıydın nice lalezâr soldu
nicesinden bugüne azgın fesadı kaldı
ey gülizâr kirpiğin inci çiçeği temren
her bağır delişinden ay serâzadı kaldı


yunus neyi buldun ki neyi bulup yerledin
yeryüzü baştan başa meyhaneler sokağı
hangi eri kızladın hangi kızı erledin
yalnız taptuk gönlünde salgın dilşadı kaldı
çayır çimen dilinde kuru buğday başağı
bir de anadolu’da kızgın efradı kaldı


doymadı mı dört kapı duymadı mı hiçliği
bu kadar zor mu idi kırk makamın kırkında
felek savurdu inan fermanında güçlüğü
soldu amenna solsun solgun suratı kaldı
hâce ahmet yesevi dergâhı’nın çarkında
pişmenin ne hadisi ne tefsirâtı kaldı


ey emir temur davran tarih Türk’le başlasın
vurdurduğun başlar az gayzım sarstı sivas’ı
haydi kalk ayağa da baskın yemişim baskın
kara dinli mahallin kında zekâtı kaldı
alnımdaki yazının ey ukbâ-i ferdası
zırhın ne sağlamlığı ne şatafatı kaldı


gelme istemem gayrı boylum boylum derine
batıp da çıkıyorum yağlı urgan hapsinden
kim çalsa penceremi sûretinin yerine
secdeler üşüşüyor dosttan saladı kaldı
o müthiş merhemiyle yaraların hepsinden
geriye şafakların bak hatıratı kaldı


atam ilteriş doğrul esâretim okunur
kurt yeleli tuğlarla hürriyeti tutalım
tutalım yakasından ahlata inerken nur
doğrul ilteriş artık çarkın hasadı kaldı
ey gülizâr onyedi civanımdandır yalım
koca koca dağlarda gür harabatı kaldı


sokak sokak savruldu derme çatma köselem
sabahın soğuğunda açılmadı perdeler
ey benim ahiretim çözülmeyen meselem
şehrin ne parkı barkı ne de sabadı kaldı
benim dediğim şehir birden yarıldı yer yer
en matrak matemiyle beyaz mabudu kaldı


haydi aç kuyuları devrilsin tüm kafalar
zerre aman dilersem utançtır gençliğimle
aksın şahdamarımdan oluk oluk kanım var
korksun kuyucu murat celâli bâdı kaldı
ne mutlu ey gülizâr hançer yemiş çiğimle
cinnettin püfür püfür yalgın imbatı kaldı


şeyh bedrettin duydun mu torlak’tan börklüce’den
obalar köyler yanmış benim adım verilmiş
göğermiş bu başım ki billâh buyruk yüceden
dinin ne tebligatı ne de cihadı kaldı
ey gülizâr gözlerle görülmez bu tükeniş
imanımın kurtlanmış gök cerahatı kaldı


kuşat beni gülizâr sevdânı kuşanmışım
yeni yetme erlerin velvelesinden miras
tüm kılcal damarlarım virânesiyle hışım
bir vakt-i selâmetin yılmış sedadı kaldı
delindi gözlerimde ceylan derisinden nas
şefkâtin merhametin yırtık kağıdı kaldı


setterhan ey setterhan silkin toprağımda hin
dudağımda bin yıllık kanlı bir istilâ var
ey yanağı memleket özgürlüğüme perçin
yılmışım bileğimin ne bir takati kaldı
ne bir direnmişliğim ne de uluğ iftihar
kor göğsümde imtina yârin tokadı kaldı


hızır paşa hayırdır nefsi emmâre niyet
pir’im sultan sazında tarihe mi döküldü
etmedim farzet seni sevgiliye şikayet
ey gülizâr ayn’ında şirkin necâtı kaldı
değersin ey değersin can sokakta söküldü
mezar mezar bozkırda yâr sadakati kaldı


albız alsın canını atsız atam bu ne hâl
sayfa sayfa taşardı yüklediğin itibar
şimdi cansız bir yığın diktiğin koca balbal
ne bir kurt başlı tuğu ne de pusatı kaldı
atam el çek üstümden ölsün artık bozkurtlar
ne akil ‘ruh adam’ı ne de kürşad’ı kaldı


sorun nesimi’ye de derlesin buram buram
aklın onmaz kahrına yürüdü buğz taunu
tutun meydanı tutun dağlansın gökçe yaram
bugüne dilden dile tunçtan imadı kaldı
vâveylâ ey gülizâr bent eyleme zebunu
dost hasmına varınca hallac’a kadı kaldı


topla gözyaşlarımı dudaklarınla avut
o eşsiz ihtişamın heyecanı biter mi
güne erişmez miydi kaf’a tutunmuş sübut
ey gülizâr anka’nın kırık kanadı kaldı
alnımın ortasında çağıldarken bir mermi
kıskanç öykülerimin yorgun kıratı kaldı


ey gülizâr aşkınla işledin petek petek
bağbanı bir tek sensin sinemdeki bahçemin
geç kalmış yığılmışım serildim yorgan döşek
korku sardı gülizâr hâl sekeratı kaldı
molozlara yaslandı çayır çimen lehçemin
ne bir nakkaşı kaldı ne bir hattatı kaldı


tarihim ki irabım hitabım mı düzelsin
sözün şarlatanını alnından çivilerim
bilmez misin kabımı taştığında bir esin
tohumlanır rengârenk şimdi iladı kaldı
anla beni gülizâr çatladı serim serim
afşarım demir kıran oğuz inadı kaldı


kopartın zincirini tebriz’in şehriyâr’da
sırılsıklam zulmeti alazlanır zındığın
vurun başını tezden ateşperest diyarda
yüzyıllardır haykıran imanın odu kaldı
seyreyle ey gülizâr haysiyetsiz sandığın
bu delirmiş peykanda senden miradı kaldı


ihtirâm eyledim ki görmedi gözüm mehli
hafız’ın divânı’ndan cemâlini aradım
beyitlerde kaybolan mecnûni kelam ehli
gömdü maziye derdi mevtin azadı kaldı
ey gülizâr duyma sen çığlıklar salkım salkım
koçak Türkülerime ömrün ağıdı kaldı


haydi sarıl geceye gizlediğin o camla
sarıl bütün gizemler sadece sende dursun
başka başka âlemden gezlediğin selâmla
zan tutuştu gülizâr aşkın beratı kaldı
yalnız sana susadı bozulan bütün efsun
mülemma huzurumun pür itiladı kaldı


atam dedim sarıldım mahtumkulu bu nedir
hani kapılar vardı allı yeşilli aklı
bana mı gücü yetti sarındığım medcezir
ya tut göğsümden beni namın cellâdı kaldı
ya da tamamen devir yolum keskin sapaklı
iblisler çepeçevre bahtın sıfatı kaldı


okşamadım zülfünü ne gam dilimde düğüm
ben uzattım saçımı gayrı sürsün vâyeyi
ey gülizâr korkun mu darmadağınık ölüm
hazana bir oyuncak ins’in irşadı kaldı
açılsın kara toprak alsın bu hikâyeyi
müstafi bir ikrârın gök sefahatı kaldı


dindir çehreni dindir firakın da şerefi
bir izzeti var elbet çehrende güller açsın
cümle güller adaktır isme vuku selefi
fuzuli’ye andolsun bülbülün adı kaldı
kaç buğuyu tutar ki bu kitabelik yazın
mısra mısra şiirin eyvah imdadı kaldı


bilensin kuzey güney doğu batı perdesiz
devranın pusulası yalnız seni gösterir
tutulunca semahı yüreğin gibi temiz
ne seyri sabaha dek ne semahatı kaldı
şaşkınlığında kumlar sahiller boyu cebir
ey gülizâr ne camı ne de saati kaldı


her gelişim umuttu her gidişim bir ölüm
gülizâr sere serpe aktığımda o şehre
ne sen beni gördün yâr ne de ben seni gördüm
o şehirde aşkımın ulvî maksadı kaldı
şimdi o âh û vâhlar basarken çepeçevre
bahçede çay deminin acı hoyratı kaldı


ben ettim sen eyleme âb-ı nisanın sihri
zây oldu dem arakı çiçek çiçek portakal
buğulandı aniden nâr-ı beyzalar cehri
gözyaşına karıştı vakte firkâti kaldı
anemon düşüm benim dillerimde infial
sarkıt pencerelerde âb-ı balâdı kaldı


ey gülizâr kokunda değil karanfil iklim
misk û amber deseler ciğerlerim ki lisan
ben değilim elbette daim cemre müdavim
sana çocukluğumun son serenadı kaldı
vakit geç değil daha düş takvimi ey nisan
mahşere dek mühürlü aşkın üstadı kaldı


yirmiaralıkikibinsekiz-tarsus

Hakan İlhan KURT
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #4 : 28 Mart 2011, 22:00:20 »
ben nefsimi yaktım da sana geldim gülizâr



ben nefsimi yaktım da sana geldim gülizâr
ne hâyâlar kuşandım çoluk çocuk düşünde
turaç misâli sersem sülün misâli humar
o ahlât cephelerde göğsüne düşen korum
ve bir izli mermiyim karanlığın döşünde
tek atımlık bûsemi alnına saklıyorum


tut yakamı gülizâr gözlerin bir saltanat
kelâm tahtı durulmaz vurduğunda başıma
en gözde malihulya uçarken kanat kanat
gem azıda sürdüğüm damarlarımdır koçak
ve bir yılkı atıyım kem yürümez aşıma
volkandır yelelerim rüzgârda salkım saçak


ben nefsimi yaktım da sana geldim gülizâr
cemâlinle avundum can havli pâre pâre
tunç kaleler devrilip ayağa düşerken ar
bir süvari nabzında kabarıp duran morum
ve bir kılıç kınıyım kuşağında avare
hoyrat şahlanışımı sinene saklıyorum


tut yakamı gülizâr bağları sis bürümüş
devrin çok gerisinde bir kuş kesmiş yolumu
ihsan bukağı altın ilham gagası gümüş
duvağın mahreminde telekleri bembeyaz
ben Türkmen çocuğuyum ellerim gün dolumu
taptaze bir çınardır enseme çarpan ayaz


ben nefsimi yaktım da sana geldim gülizâr
şefkâtine bulandım annemin ak sütünde
gök ceylanlar vurulup örselenirken bahar
dizlerine tutundu yüzümden sarkan nurum
ve bir efsûn nefesim sarı safran tütünde
en derin çekimimi kokuna saklıyorum


tut yakamı gülizâr yoksa gençliğim mübâh
bir değirmen sırtında akar durur oluğu
gün misâli doğarken sûretime her sabah
lügâtimde en yalın anlamlar bulur zaman
ben bir şiir dilliyim meşk toplarken soluğu
bir gök kurt edâsıyla bahtıma ulur zaman


ben nefsimi yaktım da sana geldim gülizâr
bahr-ı muhit dağladım arz bağrında visâle
kâmiller alev alev yüz dönerken hüzünkâr
mercan kesiklerimde sorgusuz akıl zorum
ve bir sırlı nağmeyim ibret-i nâr misâle
yalgın mısralarımı kalbine saklıyorum


tut yakamı gülizâr vakit çok da geç değil
çok da efkâr sayılmaz ardında ardım sıra
seherim misk û amber eserken efil efil
bin yıldır bilendiğim umutlarım bahtiyar
ve bir yusuf yüzlüyüm aşk bıraktım mısır’a
ben nefsimi yaktım da sana geldim gülizâr


ikiocakikibindokuz-tarsus

Hakan İlhan KURT
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #5 : 28 Mart 2011, 22:02:27 »
Hey anda anlamadın hiç anlamadın beni!


‘Hayâ îmandan bir şûbedir. Hayâsı olmayan kimsenin îmanı da yoktur.’


- Ben, gözlerimdeki hüznü perdeleyemedim!


hey anda anlamadın hiç anlamadın beni
en ücra köşelerde tutulurken gözlerim
tuhfe salkımlarında elif hakkı gülşeni
soluksuz sevinçlere taşıdım infazımı
ardı karlı isyanlar namlusunda sözlerim
gümâna süngüledi bıçkın alınyazımı


vurulurdu laçinler şehrin orta yerinde
arpa buğday incisi güvercinler ağlarken
bedir vaktine yakın al akma hançerinde
umarsız damlalardı kirleten elbisemi
ve yağmurun kuşları dizlerimi bağlarken
buzul dağlar okşadı sessizce gül bûsemi


anlamadın hey anda hiç anlamadın beni
ensemden yakalarken azat ettiğim tarsus
boğulan şehzâdeler özgürlüğünde yeni
yepyeni zindanlara bölündüm lime lime
dem üstü dillerime iliştiğinde kabûs
yastıkaltı düşlerim dokundu sûretime


hayâller budanırdı hâlsiz kör bir bıçakla
mûsikî menzillerde bilenirken mürekkep
hece efkâra ilhâk göz görümü merâkla
ham semaverler sağdı gök ekinler genzimde
ve kırışık vakti mi beklerdi depremler hep
his figâna sinerken nergis nergis benzimde


hey anda anlamadın hiç anlamadın beni
kadife rengim aşka ağarken şafak şafak
en duru emanetler tutusunda evreni
ruha çeşni eyledim mavi su çamçağında
bin yıllık özlemleri yıkarken kara toprak
üşüyen aynalara direndim gam çağında


zamansız seslenişler pençeledi tuğumu
hırçın saçaklarımda alazlanırken rüzgâr
âyinlerle kutsanan sancılı bir doğumu
dile düşürdüm dilsiz ilmeğinde nusreti
ve alnım siperinde dudağımda çığlıklar
hâki renkli göğsümde bâki nisan hasreti


seher vâkti nâşâdım düğümledi mahşeri
sormadın nedir diye gözlerindeki niyâz
beni hiç anlamadın kuşatırken zemheri
dinlemedin kalbimin mücrim zırh-ı cevşeni
kısalmış saçlarıma şerh düşülürken beyaz
anlamadın hey anda hiç anlamadın beni


yirmibirşubatikibindokuz-tarsus

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #6 : 28 Mart 2011, 22:03:32 »
Türkmenem


‘O, şiirle konuşan bir düşünürdür.’   Cengiz Aytmatov


bir kemâlat çizgisi tarih boyu varlığım
doksandokuz ad ile tan yerinde derk menem.
yalvaç huyu hakkına pak alnımda arlığım
tünde günde acunu aydınlatan görk menem;
Mahtumgulu selinden koşuk deren Türkmenem!


‘Dut şeherim bol oğıl!
Daş neherim bol oğıl!
Yâdla meni vagtıñda,
Goş säherim bol oğıl!’


aksakallar ad verir gürbüz erler dizinde
kara çadır aklayan gökçe kızlar tizinde
yol bilenip durmadan atam ötem izinde
boz topraklar hatrına öz yurdundan terk menem;
Mahtumgulu ilinden koşuk deren Türkmenem!


‘Gadrını bil od özüñ
Gül-pürçükli nur yüzüñ
Yagşı sözüñ hoş sözüñ
Gök güherim bol oğıl!’


her konardan fışkırır her baharda nevleşip
soluk verir yarına kilim kilim evleşip
beş vakitte iki bağ dede torun devleşip
Tanrı bilir gördüğüm uğraşlarda erk menem;
Mahtumgulu elinden koşuk deren Türkmenem!


‘Gice keçti batıştı
Seret şapak yatıştı
Canıñ cana gatıştı
Bar miherim bol oğıl!’


doru taylar tozundan kanatlanan canımla
harsım üzre çağlayan bilge başlar şanımla
asilliğim hikmeti damla damla kanımla
meydan hakkı çağlara bilek çatan berk menem;
Mahtumgulu telinden koşuk deren Türkmenem!


‘Manı çeyne gapdırıp
Yüreğimi dopdurıp
Türk vaspını çapdırıp
Pek deherim bol oğıl!’


Kurtbala der “kim demiş yazlak kışlak yorulur,
geçmişini zûl edip kor özünden vurulur? ”
nice hasret yangını kim demiş ki durulur,
ezel ebed tarihe takvim düşen Türk menem;
Mahtumgulu dilinden koşuk deren Türkmenem!


‘Boyçeçaglar tagtına
Yüpek asman bagtına
Ganıñ gızıp agtına
Dil möherim bol oğıl!..’


30 Haziran 2005 // T A R S U S

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #7 : 28 Mart 2011, 22:04:26 »
Türkmen Ağam



“Arkadaşlar!.. Gidip, Toroslar’a bakınız!.. Eğer orada bir tek Türkmen(Yörük) çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.” M. Kemal ATATÜRK



Türkmen Ağam yürek yakan selamın
Dağ yücesi kanat açsın kuş olsun...
Bilge deyiş demir pençe kelamın
Bilek çatak güreş tutak hış olsun;
Hele gel de bağır basak hoş olsun!..


Nice civan uşak oldu sündüzde
Nice gezgin yolun şaştı gündüzde
Türkmen Ağam kara kırda ön düzde
Süzme yoğurt döğme pilav tad olsun;
Gel de bunlu soframızda şad olsun!..


Ak pınarlar hasret oldu bulanık
Delik çarık ayaklarda dolanık
Türkmen Ağam yer buluta ulanık
Gel divanın gök desenden çul olsun;
Gam kasavet çay deminde pul olsun!..


Kopuzlarım Korkut’ta gürz vuruşu
Peş dolusu muska hakkı kuruşu
Türkmen Ağam deli bir kurt duruşu
Bas geceye düğün dernek tan olsun;
Ardın sıra bıraktığın şan olsun!..


Ayrık tuttu burçak yoldu pazımız
Zülfün telde maral boğdu nazımız
Türkmen Ağam ne yamandır yazımız
Hele bir gel fasıl olsun dem olsun;
Muhabbetin yaramıza em olsun!..


Al yeleden esrik yiğit naralı
Omuz tutan ak şahanlar yaralı
Türkmen Ağam bu ne talih karalı
Aş dağlardan piştiğimiz tav olsun;
Haset gönül kem ağızlar av olsun! ..


Yay kirişsiz oksuz kaldı sadaklar
Kan hakkına doyamadı adaklar
Türkmen Ağam seni ağlar dudaklar
Gel de dire vuslatımız sur olsun;
Gölgelere zûl hüznümüz nur olsun!..


Aygır boğa manda döşlü bendini
Şahbazlarım yıktı kendi kendini
Türkmen Ağam nedir söyle fendini
Maya tutsun ak sütümüz pek olsun;
Heybetimiz şol acunda tek olsun!..


Yedi iklim törem harsım cihanım
Başı gökte yazıt dilli nihanım
Türkmen Ağam öz dilimden sühanım
Gönüllerden gönüllere laf olsun;
Gel dirilsin muştu vakte saf olsun!..


Türkmen Ağam gün ışığın saçınca
Kös tokmağın saz mızrabın açınca
Hele bir de akıl baştan kaçınca
Kaytan buram Kurtbala’da bağ olsun;
Zürriyetim erim kızım sağ olsun!..


3 Haziran 2005 // T A R S U S

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #8 : 28 Mart 2011, 22:05:15 »
-diyar içinde-




anla beni gülizâr dudaklarımda deprem
humar bakışlarımda bir kasırga dillenir
her sûret ağyâr olur salınır sersem sersem
düşerim düştüm demem sâhi diyar içinde
gülizâr yanan benim yandığım ile seyir
ûmidim nûr içinde dâhi diyar içinde



tarla kuşları döner başımda kanat kanat
en yılgın gülüşlerim akşam çaylarımda nûn
gelip giden aklımın dar köşesine inat
soyunur sürgünlüğü mavi diyar içinde
gülizâr baygın düşüm iffetim çölde mecnûn
senden çok uzaklarda kâvi diyar içinde



anla beni gülizâr dudaklarımda deprem
ve çorak topraklarda bûselerim millenir
bahtiyar alfabemin ilk nefesinde erdem
hasretin kalır şevkle vâsi diyar içinde
gülizâr aşkım benim damarlarımda devir
adressiz kalan benim asi diyar içinde



lâleler göğe baskın seyranım bağrı yanık
ninniler büyütürüm al şalında simsiyâh
kolum kanadım kopar nârım darmadağınık
bulağından bir damla kâfi diyar içinde
gülizâr gülüm benim uğradığım her sabah
secdeler çarpar beni sâfi diyar içinde



anla beni gülizâr dudaklarımda deprem
incir ağaçlarında akıbetim çillenir
yalın yola koyulur imanım perçem perçem
rengim hâkiye döner hâki diyar içinde
gülizâr serim bağım karanlığımda bedir
aşkınla savrulurum tâ ki diyar içinde



gece çiçeği yürür kırlara beril beril
eflâtun yaralarım efkârında ibâdet
yüzüm döner yönüne kıblegâhım yemyeşil
avuttuğum gönlümün pây-i diyar içinde
gülizâr fecrim benim ihtişama şehâdet
nâr-ı hicrân içinde zâyi diyar içinde



anla beni gülizâr dudaklarımda deprem
benzim uçsuz bucaksız vâdilerde killenir
cehennem kuşanırım âh û feryâda merhem
kıskançlık alev alev hâli diyar içinde
gülizâr tahtım benim bulandığım göksafir
sesini aranırım lâl-i diyar içinde



kalbî bir zikir başlar huşû salında miraç
şahlanır lisân-ı gayb levh-i mahfuz’da görkem
bîhoş intihâr hükmü saflığım kadar kıraç
dizlerimden tutunur mâzi diyar içinde
gülizâr anla beni dudaklarımda deprem
ve hep ölüm ağlarım gâzi diyar içinde


birmayısikibindokuz-gaziantep

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...

Çevrimdışı AĞASAR

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 354
Ynt: Hakan İlhan KURT
« Yanıtla #9 : 28 Mart 2011, 22:06:36 »
bırakma ellerimi gül yanaklı gülizâr



“simsiyâh sayfada bembeyaz bir yazıyla,

...ellerimi bırakma! bir yanardağ yarılacak birazdan...
bırakma ellerimi! birazdan ortadan ikiye ayrılacağım;
bir yarım yollara düşecek, diğer yarım önüne...”



bırakma ellerimi gül yanaklı gülizâr
bir ikindi uyanır nazım duruşuyla lâl
dört buçuğa ayarlı uygun adım intihar
ıslanır gözyaşımla ecel yunaklarında
ve bağıl hüzünleri sağan nevrimle ahvâl
nâr-ı hicrâna durur şehrin sunaklarında



dokunaklı sezinler tutsağında dal-budak
od sırmalı kan olur avuçlarımda akit
sıvasız duvar gibi durağanlaşmış dudak
uykusuzluğu saklar firâkın ensesinde
ve hoyrat giyitlerle bezenen şehr-i seyit
kıyâmete doğrulur sabrımın nefesinde



bırakma ellerimi gül yanaklı gülizâr
burma yeşimlerini kıskandırır gidişim
güneşin batışına güdümlü keskin efkâr
bir yay misâli gerer yalgın dalaçlarımı
ve titreyen düşleri kucaklarken gelişim
kartal bezenişlerim yontar kulaçlarımı



infilâk düzeneği ve buruşuk bir niyaz
sonrası velveleler kuşanır dilimde his
sımsıkı demetiyle asûde ve bembeyaz
tembihler perde perde asılır inadıma
ve üşürken yıllara ağan sis ile nefis
kar bulutları çarpar kırılgan kanadıma



bırakma ellerimi gül yanaklı gülizâr
kızılcık baskınları ayak diretir saf saf
serabın kül rengine çöken kurşunî diyar
ırgalar vakte dâir kısa saçlı cismimi
ve yontma taş döşeli kaldırımlarda insâf
kıtlama çay deminde biriktirir ismimi



zembereği tutulu ve boğazı yutkun gam
şaşkın pusulalarla yön arar bitkin bitkin
defne yapraklarına sinen efsunî ahkâm
zılgıt savurur zımnen şubat sağdıçlarına
ve bir salık yağarken suvat kelâma yetkin
ürkek kurlar üşürür ev kırlangıçlarına



bırakma ellerimi gül yanaklı gülizâr
mâtem ayini olur akşam kahrı simsiyâh
yırtık gölgeleriyle alnımı tutan yollar
süreğen bir seyirle parçalar dizlerimi
ve kıyam sürgünlüğü güle meyilli günâh
sûretlere dağıtır en mahrem gizlerimi



bir kelepçe misâli kıvrak ve sürgülü mil
askılı kapılarda tutuklu kalır perçem
ökseli dimağımda yediveren karanfil
bakışlarınla yakma isyan kandillerimi
ey benim şiirlerle sarmaladığım serçem
gülizâr gül yanaklım bırakma ellerimi


onaltışubatikibindokuz-tarsus

Hakan İlhan Kurt
Dolunay buğusunda zifiri göklere yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...