Gönderen Konu: GERÇEK TURANCI KİMMİŞ, KİM TURANCI DEĞİLMİŞ?!(OKUYUVERİN)  (Okunma sayısı 84777 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Böri

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1084
Alıntı
Lakin Məhəmmədin (ona Tanrıdan əsən olsun!) də  Şumer olduğuna dair düşüncələr vardır.... 

_________________________________

Hz.Muhammed'in Sumerlerle ne ilgisi var? Hz.Muhammed Araptır.

Hz.Muhammed MS 632 yılında vefat etmiştir. Sumerler ise M.Ö.4000-2000 arasında yaşamıştır.

Hz.Muhammed, Hz.İbrahim'in soyundan geliyordu. Fakat Hz.İbrahim'in Sumerli olduğunu iddia etmek doğru değildir! (Ur kentinin, Sumerlerin Ur kenti olmaktan çok, "Urfa" ile denk olduğu yorumu vardır. / Hz.İbrahim zamanında Sumer kent devletleri yıkılmıştı.)

___________________________________

Bütün bu iddialar, Türk halkını tarih konusunda zır-cahil sanan Amerikalıların ortaya attıkları saçmalıklardır...
Türkiye'ye ihanet edenler cezalandırılmalıdır!

Çevrimdışı Aze Bozkır Savaşçısı

  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 222

Hz.Muhammed'in Sumerlerle ne ilgisi var? Hz.Muhammed Araptır.

Hz.Muhammed MS 632 yılında vefat etmiştir. Sumerler ise M.Ö.4000-2000 arasında yaşamıştır.

Hz.Muhammed, Hz.İbrahim'in soyundan geliyordu. Fakat Hz.İbrahim'in Sumerli olduğunu iddia etmek doğru değildir! (Ur kentinin, Sumerlerin Ur kenti olmaktan çok, "Urfa" ile denk olduğu yorumu vardır. / Hz.İbrahim zamanında Sumer kent devletleri yıkılmıştı.)

___________________________________

Bütün bu iddialar, Türk halkını tarih konusunda zır-cahil sanan Amerikalıların ortaya attıkları saçmalıklardır...

    Bilgiləndirici düşüncələriniz üçün təşəkkürlər...

    Onsuz da, fikir verdiniszə mən də bunun "gərçək" deyil, "iddia" olduğunu bəlirtdim. Zatən, Tanrının göndərdiyi elçi, milliyətindən, soyundan aslı olmayaraq mənim üçün hər bir zaman "elçidir"! Ən əsası da Məhəmməd (ona Tanrıdan əsən olsun!) və ondan öncə gələn elçilər  yalnız araba, Türkə, farsa deyil, bütün Dünyaya göndərilmişdir!

Deniz Güneş

  • Ziyaretçi
  Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla “milli bir sanatçıdır. Tıpkı, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi… Yunus Emre’nin şiirlerinde en fazla işlenmiş temalar;İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve fani

Değerli motun yabgu, düşüncelerne saygı duyuyorum. Benim için olan düşüncene de teşekkür ediyorum. Ben Yunus'u savunmuyorum. Türkçülük adına Yunus'u savunmam mümkün değil. Benim değindiğim yer şurası, yaşadığı dönem içerisinde arapça farsça yerine Türkçe'yi tercih etmiş olması. Atsız Atamız Yunus'u alabildiğine eleştirmiştir. Aşağıya alacağım makalesinde bunu açıkça görüyoruz. Yalnız eleştiriken temas ettiği iki nokta var ki oradan ben şahsen ne anlıyorum kısaca yazacağm.
.......................
Şimdi bu açıdan bakıp Yunus Emre’yi tarihin anatomi masasına koyarsak varacağımız sonuç şudur:
Yunus Emre, Türkçenin büyük bir sanatkârıdır. Türkçenin büyük bir şiir ve fikir dili olduğunu ortaya koyanlardan birisidir................Ben buradan şunu anlıyorum. Atsız Ata Yunus'u gerçek manada eleştirmiş ama dili açışından da çık bir övgü yapmamışsa da Türkçe'nin sanatkarı olduğunu belirtmiş.

.......................
Şimdi soralım: Atatürk Türkiye’si, Atatürk milliyetçiliği diye her gün leylek gibi laklak eden çeneler jübilesini yapmak için koskoca Türk tarihinde bula bula sapık düşünceli, hasta ruhlu Yunus Emre’yi mi buldular? Ya hele o ölüm yılını nasıl uydurdular? Yunus Emre için tören yapılacaksa onun milli hizmet tarafı olan “Türkçesi” dururken ne diye milli ihanet olan hümanizmasını aldılar? Yunus Emre gerçekten büyük bir hümaniste o ilmi bir etütle uzmanların incelemesine sunulur. Bütün millete değil…..............Bu bölümde ise eğer Yunus anılacaksa (anılsın demiyor) milli hizmet tarafı kabul ettiği Türkçesi için anılsın diyor. Bunlar benim şahsi düşüncemdir. Beni ilgilendiren tarafı bu.

Makalesi:

Milletleri Ruhlandırmak

Çalıştırılan bir makinenin durmaması için nasıl arada bir yağlanması gerekiyorsa, yaşayan milletlerin de manevi bakımdan çürümemesi için ruhlandırılmaya öylece ihtiyacı vardır. Ruhlandırılmayan, ruhlandırılması için sebep ve çare bulunamayan milletler kırılıp dökülme ye mahkûmdur. Örnek mi istiyorsunuz? Ufuklarında güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunun İkinci Dünya Savaşından sonraki zavallılığına, çatırdamasına, yıkılmasına bakınız.

Ruhlandırmak bir millete geçmişteki büyüklüklerini, büyüklerini hatırlatmak; hatta bozgunlarını, uğradığı ihanetleri andırarak ibret almasını sağlamak ve hepsinden mühimi de yarın için büyük milli hedefler göstermekle sağlanır.

Bir milleti ruhlandırmak tamamıyla milliyetçi bir davranıştır. Yabancıların büyüklerini ve başarılarını anmakla, uluslararası törenlerle ruhlanmak olmaz.

Malazgirt ve Alp Arslan’ı anmak bir milli ruhlanış davranışıdır. Bunun bir minnettarlık ve vefa borcu olması bir yana, verdiği örnekle Türk gençlerini öyle olmaya dürtmek gibi büyük bir faydası da vardır. İnsanlar, hele gençler ve çocuklar ne görürlerse onu kaparlar. Bugün sokakları dolduran ve insandan çok maymuna benzeyen saçlı, sakallı, bıyıklı yaratıklar analarından öyle doğmadılar; o örnekleri göre göre bu hale düştüler.
Alp Arslan ve Malazgirt için 26 Ağustos 1971′de Türkiye’nin her yerinde büyük törenler yapılmalıydı. Yapılmadı. Siyasi buhran, parti kavgaları, ihtiraslar ve kinler buna imkân vermedi. Fakat hiç olmazsa beş yıl önceden başlanıp ehliyetli kimseler görevlendirilseydi her şeye rağmen bu gösterişli törenler yapılır, gençliğin milli ruhla beslenmesi bakımından büyük bir başarı ve kazanç sağlanırdı.

Yurdumuzda bir takım törenleri, anma günlerinin yapıldığını görüyorsak da gülmek mi, ağlamak mı gerektiğini kestiremiyoruz.

4 Eylül 1971 Cumartesi akşamı İstanbul Radyosu “Ahı Evren” den bahsetti. Ahı Evren, Anadolu’da esnaf teşkilatını kurmuşmuş. Bu teşkilat Orta Asya’dan gelen bir Oğuz türesi imiş. Göçebe Oğuzlardaki esnaf teşkilatı… Aklımız Tanrı’ya emanet!… Hele koca Çalışma Bakanı’nın, bu masallara inandığı yetmiyormuş gibi bu adamın adını “Ahi Evran” diye okuması da ayrı bir festivaldi. “Ahı” ve eski şekliyle “akı” Türkçe bir kelime olup “cömert, yiğit, dost” anlamındadır. “Evren” ise hem “ejder”, hem de “kâinat” manasına gelip erkek adı olarak kullanılır. “Ahi” ise Farsça bir kelime olup “ahlı”, “ah çeken” demektir ve şairlerin mahlas diye kullandığı uydurma bir kelimedir. Hatta Yavuz Sultan Selim çağında Ahi mahlaslı bir şair yaşamıştır

5 Eylül 1971 akşamı ise yine İstanbul Radyosu’ndan başka bir masal dinledik. Ciddi mi, şaka mı olduğu pek anlaşılamayan bu masala göre Seyid Battal Gazi bundan 1200 yıl önce Anadolu’yu Türkleştirmeye başlamış.
Bu büyük tarihi gerçeği hangi tarih bilgininin keşfedip ortaya attığını bilmiyoruz. Bir “millet okulu” demek olan radyonun millete hitap ederken daha bilgili, ağırbaşlı ve ciddi olması gerekmez miydi?

Türk tarihinde “Battal Gazi” diye bir adam yoktur. Halk arasında okunan bir Battal Gazi Destanı vardır. Dili ve edası Türkçe olmakla beraber içindeki kahramanlar hep Arapça adlar taşır. Şimdilik, üzerinde son karara varılacak çalışmalar yapılmış değildir.

1200 yıl önce, yani 770 yıllarında daha Türkler ne Müslüman olmuş, ne de Anadolu’ya gelmişti. Aşağı yukarı 740 tarihlerinde Bizanslılarla yapılan savaşlarda ölen bir Arap kumandanının adı “Abdullah Battal”dır. Abbasiler’in paralı askerleri arasında Türkler’in bulunması ve bunların da Bizans’la çarpışması dolayısıyla Battal Gazi Destanı’nın bu Türkler arasında ortaya çıktığı bir faraziye olarak ileri sürülüyorsa da mesele henüz çözümlenmiş değildir. Bundan ötürü de Battal Gazi adında bir Türk’ün 1200 yıl önce Anadolu’yu Türkleştirmeye başladığı hakkındaki radyo yayını uydurmadan başka bir şey olamaz.

Anma törenlerinin en büyüğü Yunus Emre’nin 650. ölüm yılı dolayısıyla yapıldı ve buna başka milletlerin Türkologları da çağrıldı. Bu da ciddi bir iş değildi. Bir kere Yunus Emre’nin 650. ölüm yılını anmak onun 1971–650 = 1321′de ölmüş olduğunun ispatı gerekirdi. Oysaki Yunus Emre’nin doğum ve ölüm yılları şöyle dursun; bir kişi mi, yoksa ad benzerliği sebebiyle birbirine karışmış iki, hatta üç kişi mi olduğu bile belli değildir. Yunus Emre törenine katılanlardan işittiğimize göre baştan sona hep onun hümanizmasından bahsedilmiş. Bir millet her şeyden önce bütün veçheleriyle kendisinden olanları anıp kutlar. Hümanist demek Türk’ü başkalarıyla eşit tutan demektir. Türkiye’nin bugünkü ortamı da gösteriyor ki bize hümanistler değil, Türkçüler lazımdır.

Garip bir yönümüz var: Birisini andık mı, onu göklere çıkarıyoruz. Kör ölüyor, badem gözlü; kel ölüyor, sırma saçlı oluyor. Hâlbuki anma törenleri, tevilin ve yalanın değil, gerçeğin dile getirilmesi olmalı, genç nesiller eskileri hem erdemleri, hem de eksikleriyle öğrenmeye alışmalıdır.

Şimdi bu açıdan bakıp Yunus Emre’yi tarihin anatomi masasına koyarsak varacağımız sonuç şudur:
Yunus Emre, Türkçenin büyük bir sanatkârıdır. Türkçenin büyük bir şiir ve fikir dili olduğunu ortaya koyanlardan birisidir.

Fakat Yunus Emre’nin fikirleri Türk milletini zehirlemiş, onu uyuşturmuştur. Çünkü o da yaşadığı zamanın fikir ve duygu hastalıklarına kapılarak birbirini tutmaz sözleri “tasavvur’ diye ortaya atmış, savaşçı bir millet olan çevresinin düşmanlarla kaplı olmasından ötürü savaşçı olmaya mecbur bulunan Türk milletine bir dilencilik felsefesini telkin etmeye çalışmıştır. Onun:

Dövene elsiz gerek,
Sövene dilsiz gerek,
Derviş gönülsüz gerek.
Sen derviş olamazsın

demesi Türk ahlakına, yaratılışına uyan bir düşünce midir? Hatta Türk dervişleri böyle midir? Orhan Gazi ile birlikte savaşlara katılan dervişler derviş değil midir? Türkiye’nin ilk imparatoru olan Selçuklu Tuğrul Beğ’in kâtibi olan Arap İznü Hassul, Türkçeye de çevrilen eserinde Türkler’i böyle mi tarif etmiştir?

Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan Halka müderris olsa hakikatte asidir.

demekle Yunus Emre milliyet bakımından da, din bakımından da sapıklık içinde değil midir? “Millet” kelimesini Türkçedeki bugünkü anlamı ile “ulus” yerinde kullanıyorsa milliyetsiz, vatansız bir adamdır. Böyle değil de bunu Arapçadaki manası ile “din” yerinde kullanıyorsa o zaman da kâfirdir. Çünkü Müslümanlık öteki dinleri kendisiyle eşit saymaz. Zaten onun:

Oruç, namaz, zekât hac cürm ü cinayettürür;
Fakir bundan azaddır has-ı heves içinde

demesi de hiçbir tevil ve tefsire mahal bırakmayacak şekilde küfürden başka bir şey değildir. Bunları tasavvufla falan izaha çalışmak boşuna ve gülünç gayretlerdir. Halka evliya diye kabul ettirilen Yunus Emre’yi, tasavvufi herzelerinden dolayı büyük devlet adamı ve şeyhülislam Ebu suud tekfir etmiştir.
Şimdi soralım: Atatürk Türkiye’si, Atatürk milliyetçiliği diye her gün leylek gibi laklak eden çeneler jübilesini yapmak için koskoca Türk tarihinde bula bula sapık düşünceli, hasta ruhlu Yunus Emre’yi mi buldular? Ya hele o ölüm yılını nasıl uydurdular? Yunus Emre için tören yapılacaksa onun milli hizmet tarafı olan “Türkçesi” dururken ne diye milli ihanet olan hümanizmasını aldılar? Yunus Emre gerçekten büyük bir hümaniste o ilmi bir etütle uzmanların incelemesine sunulur. Bütün millete değil…

Milli bir gaflet içinde biz, kendi kendimizi yıkmaya çalışırken İran, kuruluşunun 2500 yıl dönümünü kutlamaya hazırlanıyor ve biz Malazgirt için üç beş milyon lira bulamazken onlar bir yıllık petrol gelirlerini, yani birkaç milyar lirayı bu işe ayırıyor.

Tarihi gerçeğe bakarsanız ortada 2500 yıllık bir devlet falan yok. Makedonyalı İskender tarafından yıkılmış Persler, yüzyıllar sonra Araplar tarafından yıkılmış Sasanlılar, yüzyıllar sonra da Selçuklular tarafından yıkılmış Büveyhliler var. Ondan sonraki İran ise 1925’lere kadar hep Türk hâkimiyetinde bir Türk devleti yahut Türk devletinin bir parçasıdır. Türk hâkimiyeti Farsçaya bile tesir etmiş, dil Türk dilinin yapısına uymuştur. Yani fiiller cümle sonuna gelmektedir.

İşte bu devletteki Farslar’a milli bir ruh vermek için bir 2500 yıl efsanesi uyduruluyor, on yıldan beri milyarlar harcanarak hazırlıklar yapılıyor, eserler yazılıyor, şehirler kuruluyor ve bütün dünya davet olunarak onlara 2500 yıllık bir devletin varlığı kabul ettirilmek isteniyor.

Buna bakarak diyoruz ki: Yeni kurulan Kültür Bakanlığı, milleti ruhlandırmak için bir yandan gerekli eserler yayınlarken bir yandan da jübilesi yapılacak Türk büyüklerini, anılacak günleri yahut milli kültüre hizmet etmiş Türkler’i arayıp bulmalıdır. Gazete haberleri doğru ise Bakanlık bu mühim adamı bulmuş: Ertuğrul Muhsin…
Ertuğrul Muhsin’in kimliği hakkında epey yazılar yazılıp iyi bir rejisör olduğu ileri sürüldü. Aslına bakarsanız iyi rejisörle iyi antrenör arasında fark yoktur. İkisi de insanların heyecanını tatmin edecek ekipler hazırlar:
Fakat öte yandan Türk kültürüne cidden hizmet eden insanlar var ki kimsenin aklına bile gelmiyor. Bir tanesini tanıtalım: Ankara’da yaşayan ve şimdi 82 yaşında bulunan Abdülkadir İnan bir Başkurt Türk’üdür. Bütün Türk lehçelerini ve Türk Folklorunu, milli Türk dini olan Şamanizm’i ondan daha iyi bilen değil, ondan başka bilen yoktur. Atatürk onun değerini bilerek profesörlük vermiştir. Meşhur Atatürkçülerden Hasan Ali Yücel, bakanlığı zamanında bu profesörlüğü geri aldı. Arapça ve Farsça, Almanca ve Rusçayı da bilen Abdülkadir İnan’la milli kültürün anıtlarından olan Manas destanı metin ve tercümesiyle yaptırılabilir. Radlof’un topladığı Altay Türk destanları tercüme ettirilebilir, kendi eseri olup Tarih Kurumu tarafından bastırılıp tükenen “Şamanizm” adlı kitap yeniden bastırılabilir.

Hepsinin üstünde de tarihin şeref günleri için büyük törenler yapılır ama ciddi olarak ele alınır da öyle yapılır.
Şu, İran’ın 2500 yılı masalından alınacak dersler var. Üstünden kaç silindir geçmiş olan İran, Farslık ruhunu ayakta tutmak için milli efsaneler uydurmaya çalışırken biz tek dayanağımız olan Türklük ruhunu unutarak yerine Tanrı’nın belası hümanizmayı koymak suretiyle bizi ayakta tutan tek gücü, milli şuurla milli ruhu silmeye çalışıyoruz.

Ey Türk milleti! Sen ne güçlü ve dayanıklı şeysin!

Bir türlü yıkılmıyorsun!

Nihâl ATSIZ

Ötüken, 1971, Sayı: 10

Deniz Güneş

  • Ziyaretçi
 Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla “milli bir sanatçıdır. Tıpkı, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi… Yunus Emre’nin şiirlerinde en fazla işlenmiş temalar;İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve fani

 
Kendi adima Yunus emrenin hic dogmamis olmasini tercih ederdim. Eger siir dilinin Türkceye hizmet oldugu ileri sürülerek hakkini teslim etmemiz düsünülecek olursa , Bilge Atsiz atamiz bunu gözden kacirmaz , beynelmilel  serseri diyerek üstünü cizmezdi . Bugün nerde ne kadar etnik Türk düsmani hain varsa Yunus Emreyi örnek insan olarak gösteriyorlar . Bana göre siz Yunus Emreden cok daha degerli bir sairsiniz sayin Osman Öcal .


Benim için olan düşüncene de teşekkür ediyorum. Ben Yunus'u savunmuyorum. Türkçülük adına Yunus'u savunmam mümkün değil. Benim değindiğim yer şurası, yaşadığı dönem içerisinde arapça farsça yerine Türkçe'yi tercih etmiş olması. Atsız Atamız Yunus'u alabildiğine eleştirmiştir. Aşağıya alacağım makalesinde bunu açıkça görüyoruz. Yalnız eleştiriken temas ettiği iki nokta var ki oradan ben şahsen ne anlıyorum kısaca yazacağm.
.......................
Şimdi bu açıdan bakıp Yunus Emre’yi tarihin anatomi masasına koyarsak varacağımız sonuç şudur:
Yunus Emre, Türkçenin büyük bir sanatkârıdır. Türkçenin büyük bir şiir ve fikir dili olduğunu ortaya koyanlardan birisidir................Ben buradan şunu anlıyorum. Atsız Ata Yunus'u gerçek manada eleştirmiş ama dili açışından da çık bir övgü yapmamışsa da Türkçe'nin sanatkarı olduğunu belirtmiş.


.......................
Şimdi burada cümle yapısı içinde Yunus'a bir eleştiri yok.
 "Şimdi soralım: Atatürk Türkiye’si, Atatürk milliyetçiliği diye her gün leylek gibi laklak eden çeneler jübilesini yapmak için koskoca Türk tarihinde bula bula sapık düşünceli, hasta ruhlu Yunus Emre’yi mi buldular? ( Hümanizmi propaganda ederken kullandıkları Yunus Emre'nin saptırılmış haline bir işarettir."Gerçekte Yunus bu değildir Yunus Bu mudur . Bu hale getirildi. " demekte ve çarpıtılmış haline işaret edilmektedir. )
 Ya hele o ölüm yılını nasıl uydurdular? Yunus Emre için tören yapılacaksa onun milli hizmet tarafı olan “Türkçesi” dururken ne diye milli ihanet olan hümanizmasını aldılar? Yunus Emre gerçekten büyük bir hümaniste o ilmi bir etütle uzmanların incelemesine sunulur. Bütün millete değil…"

Bir Hümanistlik çerçevesine oturtulmuş uydurma olarak yakıştırılmış, hedefinden saptırılmış bir Yunus Emre var. Yunus Emre'nin şahsına değil Yunus Emre'nin oturtulmuş olduğu sahte kalıba karşı bir söylem bu. Atsız Ata bir insanın kişiliğine hakaret edip diğer taraflarını ortaya sunmayacak kadar bilgedir. Burada anlaşılması gereken ilk konu budur. Zira O Yunus Emreyi araştırmıştır. Eserlerini incelemiştir. ONU HÜMANİSTLİĞE OTURTMUŞ KALIPLARA KARŞI BİR MEYDAN OKUMADIR BU. 

"Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir"
Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir
Söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil, halık avazından gelir

Ne elif okudum ne cim varlığındandır kelecim
Bilmeye yüzbin müneccim, taliim ne ıldızdan gelir
Şule bize aydan değil, Aşk eri bu soydan değil
Rızkımız bu evden değil, derya-yı ummandan gelir

Biz bir bahane arada, Ayruk de elden ne gele
Hak cun emir eyler, Cana bu keleci andan gelir
Yunus bir dert ile âh et, Kahr evinde neyler rahat
Bu derde derman keffaret, bir ah ile suzdan gelir


Kandan : Nereden
Halık : Yaratan, Allah
Elif, cim : Arap alfabesinden harfler
Keleci : Söz
Müneccim : Yıldız falcısı
Ildız : Yıldız
Şule : Işık
Rızk : Nimet
Ayruk : Başka
Kahr : Dert
Derman : İlaç, şifa
Keffaret : Karşılık
Süz : Yanıp tutuşma

kırmızı ile işaretlediğim yere bakın. İşte Atsız Ata'nın gizlediği ama açık ve net olarak da gözler önüne serdiği bilgi verici sözleri orada yatıyor.
Yunus Emre sanıldığının aksine Okuma yazmadan ziyade Arapça, Farsça ve Türkçeyi hasıl etmiştir. Atsız Ata öyle incelemiştir ki onun olmayan eserleri dikkate almış, o olmayan bir Yunus Emreyi eleştirmiştir. Atsız Atanın vasfı bilgiyi direk karşına oturtmak değil eleştirilerine ve eleştirilerindeki işaretlere dikkat gösterip bilgiyi kendi emeğinle elde etmek zahmeti gösterilmesini istemiştir. Anlatmamış açıklamıştır. Uygulamıştır. örnekler vermiştir. Bu sayede Aslına özüne dönmesi gereken bir millet için varlığı mukaddes olan bir Veli'nin özünü yansıtmak istemiştir." O BÖYLE DEĞİL ŞÖYLEDİR, ONUN ŞUNUNA DEĞİL BUNUNA DİKKAT EDİN, ONU KÖR CAHİL BİR EVRENDE DEĞİL KENDİ KÜLTÜRÜNDE DEĞERLENDİRİN " demiştir. bu yazıdaki hitabette her cümle sonu ve arasında örneklemeler her seferinde GERÇEK BİR YUNUS EMRE'NİN VASFINDA OLANLARI VE OLMAYANLARI İŞARET EDER.


O Gerçek Yunus Emreyi tanıyordu. Ne mümkün ki onun bu yüzünü bu tür yerlerde çıkarmak Yunus Emreyi tanıtmakta ters etki yapacaktı. Unutmayın neye sahip çıkarsanız onu elinizden almak için savaş veririrler. Bizim bir yönümüz de ATSIZ ATANIN DEDİĞİDİR:

Yurdumuzda bir takım törenleri, anma günlerinin yapıldığını görüyorsak da gülmek mi, ağlamak mı gerektiğini kestiremiyoruz.
Garip bir yönümüz var: Birisini andık mı, onu göklere çıkarıyoruz. Kör ölüyor, badem gözlü; kel ölüyor, sırma saçlı oluyor. Hâlbuki anma törenleri, tevilin ve yalanın değil, gerçeğin dile getirilmesi olmalı, genç nesiller eskileri hem erdemleri, hem de eksikleriyle öğrenmeye alışmalıdır.
ÇÜNKÜ GERÇEK OLANLAR GİZLENİYOR!!!

Bir kut ile güreştim, elsiz ayağım aldı
Güreşip basamadım göyündürdü özümü
Kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana
Öylelik yola düştü, bozayazdı yüzümü

Şimdi bu açıdan bakıp Yunus Emre’yi tarihin anatomi masasına koyarsak varacağımız sonuç şudur:Yunus Emre, Türkçenin büyük bir sanatkârıdır. Türkçenin büyük bir şiir ve fikir dili olduğunu ortaya koyanlardan birisidir.

YUNUS EMRE'NİN ESERLERİ
YUNUS EMRE DİVANLARI
1-Fatih Nüshası:
Yunus Emre’nin en çok bilinen eseri Divan’ıdır.Fakat bu eserin aslını veya en eski nüshasını  tespit etmek çok zordur. Yunus Emre divanı’nın  Türkiye, dünya veya şahıs kütüphanelerinde elliden fazla yazma nüshası bulunmaktadır. Bu eserler daha sonra şifahi olarak derlenmiş veya bir yazmadan istinsah edilmiş nüshalardır.
 Bugüne kadar yapılan araştırmalarda Yunus Emre’nin kendi kaleminden çıkmış bir nüshaya rastlanmamıştır. Eski ve yeni el yazması Yunus Emre divanları içinde 15. y.y.da istinsah edildiği anlaşılan  Süleymaniye Kütüphanesi- Fatih bölümünde bulunan el yazması nüshadır.
 Fatih nüshası istinsah tarihi belli olmamakla birlikte, yazı karakteri, imla ve kağıt özellikleri  yönüyle 15. y.y özelliklerdi arzetmektedir. Huruf-u Hece usulüne göre tertip edilen bu eser,  her yönüyle 15. y.y özelliklerdi arz etmektedir. Huruf-u Hece usulüne göre tertip edilen bu eser, bilinen Yunus Emre Divanlarının  en iyisidir, ancak istinsah edeni bilinmemektedir. Bu eser Süleymaniye Kütüphanesi- Fatih Kitapları bölümünde 3889 no’da kayıtlıdır. 210 yapraklı olan Divan nesih yazılı olup, içinde 203 adet şiir bulunmaktadır. ;

2-Nuruosmaniye Nüshası:
Nuruosmaniye Kütüphanesi 4904 no’da kayıtlıdır. 315 yapraktan müteşekkildir ve içerisinde 219 adet şiir  bulunmaktadır. İstinsah tarihi  H.940, M.1534 dür.

3-Yahya Efendi Nüshası:
Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Hahmud Efendi bölümünde 3480 no’da kayıtlıdır. 107 yapraktan oluşan  bu Divan’da 302 şiir yer almaktadır. 16.y.y.da istinsah edilmiştir.

4- Karaman Nüshası :
Karaman nüshası olarak bilinen  bu nüsha Merhum Baha Kayserilioğlu’nun elindeki nüshadır.

5-Balıkesir Nüshası:
Bu nüsha Balıkesir İl Halk Kütüphanesi  451 no’da kayıtlıdır.

6-Niyazı Mısri nüshası:
Topkapı Sarayı Müzesi, Hazine Kütüphanesinde 303 numarada kayıtlıdır. Şerh-i Gazel-i Yunus Emre adlı bu nüsha H.1127 tarihinde istinsah edilmiş olup, 16 yapraktan oluşmuş ve nesih yazı ile yazılmıştır.

7-Bursa Nüshası:
Bursa İl Halk Kütüphanesi Eski Eserler Bölümünde 882 numarada kayıtlıdır. Nesih Yazı ile yazılmış olan bu nüshada 120 şiir bulunmaktadır ve 53 yapraktan oluşmuştur.

RİSALET-ÜN NUSHİYYE (Ögütler Risalesi):
          Mesnevi biçiminde, aruz ölçüsü ile yazılmış bu şiir  573 beyittir.  Başta 13 beyitlik  bir başlangıçtan sonra, kısa bir düz yazı vardır. Arkasından destanlar gelir. Destanlarda  Ruh, Nefis, Kanaat, Gazap, Sabır, Haset, Cimrilik, Akıl konuları işlenir.   Öğretici ve öğüt verici bir eserdir. Risalenin sonunda yazıldığına göre “Söze tarih yedi yüz yediydi” mısraından  H.707 de M. 1307 veya 1308 da yazıldığı  anlaşılmaktadır.

Dört kitabın manisin okudum hasıl ettim
Aşka gelicek gördüm, bir uzun hece imiş
İki kişi söyleşir Yunus'u görsem diye
Biri eydur ben gördüm bir AŞIK koca imiş

Dört kitap okumak için o zamanlar tercümanlar da yoktu. Demekki bu büyük bir alim ve çok iyi dil biliyordu. Yukarıdaki eserlerini okuyanlar ve buna ATSIZ ATA DA DAHİL Yunus Emre yi gerçek anlamda tanıyor ve Yunus Emre gibi pek çok çarpıtılmış Halk ozanlarımızı tanımaya davet ediyordu.
Garip bir yönümüz var: Birisini andık mı, onu göklere çıkarıyoruz. Kör ölüyor, badem gözlü; kel ölüyor, sırma saçlı oluyor. Hâlbuki anma törenleri, tevilin ve yalanın değil, gerçeğin dile getirilmesi olmalı, genç nesiller eskileri hem erdemleri, hem de eksikleriyle öğrenmeye alışmalıdır.


İŞTE ATSIZ ATAMIZIN YUNUS EMRE'NİN GERÇEKTE KARŞIT AYNA OLARAK GÖSTERMEK İSTEDİĞİ:DERVİŞ NASIL  YUNUS EMRE DÖRTLÜĞÜ


O BİR HÜMANİST DEĞİLDİ O; BİR HALK AŞIK'I HALK OZANI İDİ

Dervişlik dedikleri hırka ile tac degil
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil
Durmuş marifet söyler, erene Yunus Emrem
Yol eriyle yoldadır, yolsuza yoldaş değil

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Aydan aydındır yüzleri
Şekerden tatlı gözleri
Cennette Huri kızları
Gezer Allah deyu deyu.


            Sayin Deniz Günes. Katilmamakla birlikte görüslerinize saygi duyuyorum . Emeginiz ve ilginiz icin tesekkürler . Yunus Emre´nin Türklük icin zehir oldugunu düsünmeye devam ediyorum . Yunus gitsin cennet hurileriyle hasbihal olsun. Biz Kür Sadin narasiyla Tanri daglarina cikmayi düsünüyoruz.
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.

Deniz Güneş

  • Ziyaretçi
 :-D

Buna sadece gülerim. Ama hem gülüp hem teşekkür ediyorum. Zira katılımınız ya da katılmamanız benim için önemli değil. Siz de Yunus Emreye verdiğiniz değer kadarsınız benim için. O yüzden önemli değil    8-)

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Yunus Emreye hak etmedigi degeri vermis olsaydim , seriatci ümmetci mümin kardeslerimle zikir cekiyor olurdum . Yunuscularin sahsima verecekleri degere ihtiyacim yok . Esenlikler.
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.

Deniz Güneş

  • Ziyaretçi
Size hak etmediğiniz değeri verenler ona da vermişler. Siz  ilmin kendisni kendisinde bulan bir Veli ye değer verseniz ne olur vermeseniz ne olur. hepsi de TIN.. HA VERSEYDİNİZ YÜCELİRDİNİZ :-D ONU TANIYIN OKUYUN İLMİ ÖĞRENİN BENİMLE ÖYLE MUHATAP OLUN. BEN SİZİN MUHATABINIZ DEĞİLİM 8-)


İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır
Okumaktan mani ne, kişi Hakkı bilmektir
Çün okudun bilemedin, ha bir kuru emektir
*** ***
Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme
Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir
Dört kitabın manisi, bellidir bir elif te
Sen elif dersin hoca, manisi ne demektir
*** ***
Yunus der ki Ey hoca
Gerekse var bin Hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir
*** ***
Taat : İbadet
Abes : Boş yere, boşuna
Yelmek : Ardından gitmek
Manisi : Anlamı

Çevrimdışı motun yabgu

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1566
Ben sizle durup duruken muhatap olmadim ,iletimden alinti yaptiniz muhatap olmak zorunda kaldim . Yunus Emreyi okumayi düsünmüyorum . Siz onu yüceltebilirsiniz . Ayni görüste olmak zorunda degiliz . Size iyi yunuslu paylasimlar .
ÜZE TENGRI TEMÜR CIDA OKLAR BIRLE BIR BULUT

  BASBUGUMUZ TANRIKUTTUR TANRIKUTTUR

                       TANRIKUT.

Çevrimdışı YALNIZKURTKARAGÜLLE

  • GÖKBÖRÜ SİNOP
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1345
  • TÜRK IRKI SAĞ OLSUN
Bazı kimseler hakkında olumlu veya olumsuz kanaatlerin belirtilmesi ve izahında;
Konuyu hiç bilmeyenlerin yanlış ve tek taraflı yönlendirileceği yani sabit fikirli olacağı, konu hakkında yarım yamalak bilgiye sahip olanlarında aynı şekilde sabit fikirli olacağı kaygısı ile gelecek nesil için geçmişin hatalarını ve doğrularını öğretici, eğitici tarzda eleştiri ve övgülerin daha sağlıklı olacağı kanaatindeyim.

Bu kapsamda; Bu açılmış konu başlığı ve diğer konularda kişilerin "benim bildiğim doğru" şeklinde diretmesi yerine, konuların sosyolojik, psikolojik, politik (hatta yöresel kanıksanmış görüşler de dahil) anlamlarda bir bütünlük içinde harmanlanıp toplumun genelinin kabul edebileceği (hatta kimsenin ideolojik düşünce uğruna sulandırma gibi bir boşluk bulamayacağı) görüşlerin toparlanıp tebliğ haline getirilmesi ile otağımızın bir kaynak olmasını sağlamamız gerekmektedir. Saygılarımla.


TTK. 
Dört yanım soru, Tanrı'm
Hepsi en zoru Tanrı'm
Soruların zorundan
Soyumu koru Tanrı'm

Sen Tanrı değil misin, adını yargılatma
Sana Tanrı deyince, dinimi sorgulatma
Ya adam et bunları, ya beraber yaşatma
Kanı bozuk olanlar "Türk'üm" diyemesinler
Ve Türk'ün dik başını yere eğemesinler.