Gönderen Konu: Tarikat ve Cemaat Gerçeği - Siyasal İslâmcılıkla Yüzleşme.  (Okunma sayısı 16779 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Bozkurt42

  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 815
Siyasi güç zaten hizmet satın alma yoluyla 2003 ten sonra devletin kademelerine giriş yaptı. Siyasi ayak kol bacak buna da ayrı bir güç lazım ortaya çıkarmak için.

Çağrıbey andamız ortaya net görüşleri yazmış. Takipteyiz, elinize sağlık.
'Ben ve milletim Tanrı'nın Kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir'

Başbuğ Attila

Çevrimiçi Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1980
    • https://www.hunturk.net

Lakin, konumuzda tarikat ve cemaatlerin verebileceği zararların bir de siyasi uzantısı mevcuttur.

Siyasetin verdiği zararı da dile getirmemiz icap edecektir.

Ayrıca, 15 Temmuz ihanetini de besleyen, büyüten, önümüze servis eden; yine ''siyaset!''



Dinin siyasallaştırılması ya da yaygın deyimle siyasal İslam kavramı, ilanihayetinde, iktidarı ve iktidarın gücüyle de devleti ele geçirmek amacına matuf bir organizasyonun genel adıdır. Bu hedefi gerçekleştirebilmenin bir çok aşama, strateji ve yöntemi olduğu gibi bu işi kotaracak çeşitli yapılanmaların da olması gerekmektedir ki, tarikat, cemaat, siyasi organizasyon ve bu amacı gerçekleştirmek üzere örgütlenmiş dernek, vakıf ve benzeri diğer sivil toplum kuruluşları, tam da bu işi görmektedir. Bunların bütünü siyasal İslamcılık adını verdiğimiz genel yapıyı oluşturan yapı taşları mesabesindedir. Siyasi organizasyon; cemaat, tarikat, dernek, vakıf ve benzeri kuruluşların ortak paydası olan siyasal İslamcılık fikrini devlete hakim kılmak için gereken vasıtadan ibarettir. Yani siyasetçiler siyasal İslamcı yapıyı değil siyasal İslamcı yapı siyaseti dizayn etmektedir. Bu manada yakın tarihimizde yaşadığımız 15 temmuz FETÖ'cü darbe girişiminin röntgenini çektiğimizde anlattığım şeylerin tahakkuk ettiğini görmekte zorlanmayacağız. Siyasi organizasyon daha çok göz önünde ve sorgulanır, izlenir olduğundan, yanlış bir kanıyla, her şeyi yapıp eden siyasal organizasyonlar sanılır.

Siyasi aktörlerin küçük bir kısmı yaptığı işin veya üslendiği rolün farkındadır, ancak epeyce bir kısım aktör ise neye hizmet ettiğinin, yaptıklarının nereye varacağının farkında bile değildir. 15 temmuz sonrası bazı siyasal figürlerin; afallamaları, inkara kalkışmaları, yapacak bir şeyi olmayanların ve içine düştükleri durumu anlatamayanların da "yanılmışız, Allah affetsin!" argümanına sığınmaları tam olarak bunu ifade etmektedir. Kalkışmanın şokuyla uyananların içine düştükleri durum, istihbarat literatüründe meşhur olan "en iyi ajan, ajan olduğunu bilmeyen ajandır" deyimiyle bire bir örtüşmektedir.

Siyasal İslamcı yapılanma gerçek manada dini bir hareket olmadığından, daha doğrusu ideolojilerin dinleştirildiği münafık ve müşrik yapılanmalar olduğundan kendi içlerinde de nüfuz ve otorite kavgası yapmaktadırlar. Yani siyasal İslamcılık; Türk Milletine ve Türklüğü var eden değerlere düşmanlık ortak paydasında birleşen bir şer yapının genel adıdır. Ortak düşman, yani Türklüğe ait değerler ve bunun müşahhas yapısı olan Türk devleti, ortadan kalktığında kendi aralarında anlaşmazlık kan ve namus davasından daha şedittir. Siyasal İslamcı zihniyet hedefe koşarken Türk düşmanlığı ortak paydasındaki benzer yapılanmalarla stratejik olarak işbirliği yani koalisyon yapmaktadırlar. Amaç tahakkuk ettiğinde, yani sonuca ulaşıldığında içlerinden en güçlüsü diğerlerini ya kendisine dönüştürmekte ya da çoğunlukla tasfiye etmektedir. Bunun başarıya ulaşmış örneği İran'da 1979 sonrası tesis edilen etno-dini faşist molla rejiminde yaşananlarda gözlemlenmektedir.

 FETÖ kalkışmasını da bu manada bir tasfiye veya ulaşılmak istenen sonuçta elde edileceklere tek başına sahip olma amacıyla yapılmış stratejik bir hata olarak okumak gerekir. Zira siyasal İslamcılar birbirine düşmeseydi karşılarına çıkacak bütün dinamikleri birer birer ya yok ettikleri, ya dönüştürdükleri, ya da etkisiz hale getirdikleri için başarıları kaçınılmazdı. Allah milletimizin yüzüne baktı ve Silahlı Kuvvetler içerisindeki, o inkar ve imha etmeye çalıştıkları Atatürkçü damar, bu oyuna gelmeyip, kalkışmacıların oyununu bozdukları için bu günleri yaşayabilmekteyiz.

Lafı çok uzattık. Bu konuda daha çok şeyler yazılabilir.

Gelişmelerden ibretler çıkarmak ve doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişilerle, doğru amaçlarda bir arada bulunmak gerekir.

Aksi halde şans eseri kurtulduğumuz bir akrepten daha beteriyle karşılaşırız.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!

TTK.
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2053
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu Cemaatler Nasıl Siyaset Projesine Dönüştü adlı makalesinde şöyle diyor:

Alıntı yapılan: Prof. Ali BARDAKOĞLU

Günümüzdeki dini cemaatleşmeler ve tarikat örgütlenmeleri geçmiş dönemlerdeki geleneksel sınırlarında kalarak insanların ahlaki gelişimine, deruni dindarlığına katkı sağlayıcı bir çizgide hizmet üretse, toplumda engin bir hoşgörünün yerleşmesine öncülük etse, toplumun sosyal bağını güçlendirici roller alsa hem meşruiyetlerini perçinlemiş, hem de dine ve topluma hizmet etmiş olurdu ama üzülerek görüyoruz ki öyle olmadı. Yani tarikat ve dini cemaatleşme günümüzde Müslümanların dindarlığını güzelleştirme çabasından ekonomik çıkar ilişkisine, siyaset projesine, sosyal örgütlenme modeline dönüştü. Kendilerinden menkul kutsal makam ve otoriteler ihdas edildi, nev-zuhur kutsallıklar ve onun üzerinden dünyevi projeler ortaya çıktı. Bu gelişme de, hem tasavvufa hem İslam'ın o güzel dindarlık modeline büyük zarar verdi.
Yani tarikat ve dinî cemaatleşme günümüzde Müslümanların dindarlığını güzelleştirme çabasından ekonomik çıkar ilişkisine, siyaset projesine, sosyal örgütlenme modeline dönüştü.



Kaynak: Cemaatler Nasıl Siyaset Projesine Dönüştü - Prof. Ali Bardakoğlu

Ne Mutlu Türk doğup Türk gibi yaşayana!
Saygılarımla...
Çağrıbey
.

Çevrimdışı Çağrıbey

  • [GÖKBÖRÜ ANKARA]
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 2053
  • Ne mutlu Türk doğup, Türk gibi yaşayana!
Süleyman kuş dilini bilirmiş derler ya öyleymiş!

Günlerden bir gün bir serçe Süleyman makamına çıkıp, bir dervişin kendisine taş atıp kanadını kırdığından şikayet etmiş.
Bunun üzerine Süleyman:
- Be hey kuş! Sen de neden kaçmadın?
Diye sormuş.
Serçe cevaben:
- Üzerinde derviş hırkası vardı, bana zarar vermez diye onadan aldandım.
Demiş.

Süleyman Peygamber dervişten kuşun hakkını almak ve adaleti sağlamak için dervişin kolunun kırılmasına hükmetmiş.

Serçe bu karara itiraz etmiş!

-Onun kolunu kırmayın!
Sırtından hırkayı çıkartın!
Çünkü o hırkayla kandırıyor!


Demiş...

Ne Mutlu Türk doğup Türk gibi yaşayana
Saygılarımla.
Çağrıbey

Çevrimiçi Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1980
    • https://www.hunturk.net
Hikaye bu ya, tilki yavrularını hayata hazırlarken, şunu yap, bunu yapma, şuradan uzak dur, buraya yaklaşma vb. öğüt ve tembihlerde bulunuyormuş.
Ana tilki özellikle bir üzüm bağını gösterip sakın olaki bu bağa girmeyin diye vurgulu olarak tembihte bulunmuş.
Yavru tilki merakla anneciğim bu üzüm bağının diğerlerinden farkı neki?
Diye sormuş.
Anne tilki
Bu üzüm bağı köyün hocasına aittir.
Yavru tilki
Olsun, ne olacak ki diye merakını devam ettirir mahiyette itiraz etmiş.
Anne tilki
Yavrum siz aklınızı mı yitirdiniz.
Müslümanlar tilki eti haram diye bizi sırf postumuz için avlarlar.
Hoca tilki eti helaldir diye bir fetva verirse soyumuzu kuruturlar!

Sonuç ya da alınacak ders!
Gücü insanların cehaleti üzerine kurulmuş toplumlara hiç bulaşma!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimiçi Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1980
    • https://www.hunturk.net

Sonuç ya da alınacak ders!
Gücü insanların cehaleti üzerine kurulmuş toplumlara hiç bulaşma!


Küfeli bir Hz. Ali destekçisi dişi devesi ile Şam'a gitmiş.
Devesini bir direğe bağlamış ve işlerini halletmek üzere oradan ayrılmış.
İşini hallettikten sonra döndüğünde Şamlı bir tüccarın devesine sahip çıktığını görmüş.
Küfeli devenin kendisine ait olduğunu ve derhal iade etmesini söylemiş, ama beyhude.
Şamlı;
–Bu deve benim erkek devem!
Diyormuş .
Senindi, benimdi diye tartışmışlar ama sonuç alamayınca durumu görevlilere bildirmişler.
Görevliler duruma el koymuşlar ve konuyu Şam Valisi Muaviye'ye götürmüşler.

Muaviye meydandaki ahaliye sormuş:
–Bu deve Şamlının mı Küfelinin mi?
Ahali, hep bir ağızdan, bağırmış:
–Şamlının!
Muaviye sormuş:
–Deve erkek mi, dişi mi?
Ahali deve dişi olduğu halde hep birlikte bağırmış:
–Erkek!

Muaviye, Küfeliyi yanına çağırıp şunu söylemiş:
–Git Ali'ye deki Şam'da bir Vali var.
Dişi deveye erkek deyince inanan binlerce taraftarı var! Ona göre ayağını denk alsın!

Sonuç ya da alınacak ders!
Gücünü insanların körü körüne itaatinden alan yöneticilerle, alışıldık yöntemlerle, başa çıkamazsın!

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimiçi Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1980
    • https://www.hunturk.net
Pakistan'ın kurucusu ve Hint Müslümanlarının önderi Muhammed Ali Cinnah, her vesileyle, Atatürk için İslam'ın en büyük evladı derdi.
Bunun gerekçesini de:

İki büyük Müslüman tanıdım. Biri bu dini vaz'eden Hz. Muhammed (SAV), diğeri ise bu mukaddes dini hurafelerden kurtaran kaid-i azam (büyük komutan) Mustafa Kemal Paşa'dır..!

Sözleriyle açıklardı.

Atatürk'ü sevmeyen ve alttan alta -şimdilerde aleniyetle yapıyorlar ya- karalamaya çalışanlar dinin gerçek müminleri değil, din adına uydurulmuş hurafeler üzerinden kendilerine; itibar, iktidar, servet, şöhret ve sahte saygınlıklar sağlayan, bizim; siyasal İslamcılar olarak adlandırdığımız, emevi gelenekçisi, münafıklardır.

Bunların bütün karın ağrıları; tekke, zaviye ve türbelerin kapatılıp bunlara ait vakıfların devlet denetimine bırakılmasıyla tevhid-tedrisat, yani eğitimin birleştirilmesi, yani milletin aklının, kafasının, siyasal İslamcılar tarafından, bulandırılmasına son verilmesidir.

Bunların on yıllardır, koro halinde, kıçı dağlanmış kedi gibi, ciyaklamalarının ve Atatürk'e düşmanlık etmelerinin asıl nedeni budur.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimiçi Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1980
    • https://www.hunturk.net
Ülkemizde; koynunda haç taşıyan, devşirmelerden devşirme, kanı ve vicdanı kirli mahlukatlar, daha ziyade, siyasal İslamcı karakterle, her daim işbaşındadır.

Bu kanı ve vicdanı kirli mahlukat, milletimizin kanı ve vicdanı temiz evlatlarını, din soslu yalanlarla kandırarak, önce vicdanlarını kirletti, şimdi ise kapalı tarikat ve cemaat yapısı içinde gerçekleştirilen evliliklerle kanlarını da kirletiyorlar.

Hep söyleyegeldiğimiz gibi genelde İslâm Âleminin, özelde de Türk Milletinin başına tasallut edilmiş en büyük belâ; bizzat İslâmı, Kur'an'ı ve Peygamber'i kirleten, siyasal İslamcılık denen, emevi melaneti, şimdilerde ise haçlı projesi olarak işletilen, o adi, alçak ve münafık zihniyettir.

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimiçi Üçoklu Börü Kam

  • Otağ Yöneticisi
  • Türkçü-Turancı
  • *****
  • İleti: 1980
    • https://www.hunturk.net
Herkesin inancına ve yaşayış biçimine saygı duymak anlayışı laikliğin esasını teşkil etmektedir. Yani laiklik bir barış antlaşmasıdır. Dinin olmadığı yerde laiklik anlamsız kalır.

Maalesef bir dönem laiklik dine saldırı gereci yapılmış, şimdilerde ise, geçmişin intikamını alırcasına ve üstünede dini motifli siyasal ideolojilerin cumhuriyet değerleriyle hesaplaşma emelleri de eklenerek kan davası haline getirilmiştir.

Yaşadığımız bütün sorun ve sıkıntıların esasını bu çatışma ve saldırılar oluşturmaktadır.

Toplum, zaman zaman, din adamlarından, dini referanslı ve vicdan süzgecinden geçmiş açıklama, öğüt veya uyarılar bekliyor.
Din adamlarının bazı hususlarda görüş beyan etmeleri konusuna gelince, bu görevi hakkıyla yapan ve Türk insanının dini gerçekleri öğrenmelerine vesile olan ve bu uğurda önemli mesafeler almamızı sağlayan din bilginlerimiz var.

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki müftü, imam, vaiz, müezzin vb. kadrolar, bir kaç istisna dışında, din adamından ziyade din işlerinin yürütülmesi için istihdam edilmiş görevlilerdir.
Bunlar için din adamı değil, din görevlisi demek daha doğru olacaktır.
Bu görevlilerden, duyarlı diplomat, parlementer ve emekli askerlerimiz gibi, uyarı ve öğüt niteliğinde ortak bir bildiri yayınlamalarını beklemek beyhudedir.

Gözlemlediğim kadarıyla Türkiye'de siyasal iktidarın siyasal İslamcı politikalarını en çok destekleyen ve toplum nezdinde kabul görmesini sağlayan, bir cumhuriyet kuruluşu olan, diyanet teşkilatıdır. Siyasi iktidarın arka bahçesi gibi hareket ediyor.
Başındaki kripto fetöcü zerzavatın her vesileyle kuruluş değerlerine ve Atatürk'e, hayasızca, nasıl saldırdığını hepimiz biliyoruz.

Diyanet bünyesinde görev yapanların birilerinin lehine veya aleyhine bir şey söylemlerine gerek yok. Kur'an-ı Kerim'in vaaz ettiği gerçek İslâmın öğretilerini uygulayıp, anlatsınlar, kim bundan zarar ve fayda görürse görsün hakkaniyetli bir sonuç ortaya çıkacaktır.

Biz gerçek İslâmın kantarında tartılmaya hazırız.
Ama o kantara çıkmaya cesareti olmayanlar bu gün en çok dinden, diyanetten bahsedenlerdir.

Sorun indirilmiş dinde, yani Kur'an'da, değil uydurulmuş, din haline getirilmiş, din soslu ideolojilerdedir.

Bizim insanımızın Kur'an'a da, Hz. Muhammed peygambere de içten bir sevgisi ve bağlılığı vardır.
Yeterki araya birileri girmesin.

Anadolu'da yaygın olarak kullanılan bir deyimle sözlerimi tamamlamış olayım.
Bizim inek eve gelecek, lakin öte mahallenin p..leri bırakmıyor...

Kök Teñğri Türk'e Kut ve Utku Versin!
Türk Soyunun Gizli Gücüne İNAN ve GÜVEN!

Çevrimdışı Kurtkaya

  • Otağ Sorumlusu
  • Türkçü-Turancı
  • ****
  • İleti: 388
Dini aklın önüne geçirmek, insanın ayaklarını yukarı, başını aşağı çevirmek gibi ucubeliklere kapı aralayan bir davranıştır.
Aklın olmadığı yerde din bir anlam ifade etmiyor.
Tanrı bildirimlerinde, kişi oğluna yüklediği sorumlulukları, akıl sahiplerine yöneltmektedir.
Sorumluluğun sınırı da aklın sınırları kadardır.
Yani Tanrı kişioğlunu aklettiği kadarıyla sorumlu tutmaktadır.
Türk devletinde aklın ihmal edilmesi Selçuklular döneminde nakilci Arap fakihi Gazali'nin Nizamiye Medreselerine başmüderris yapılmasıyla başlamış ve ilerleyen çağlarda bu çığır büyüye büyüye toplumun tamamını kuşatan bir anlayış haline gelmiştir.
Aklın terk ve ihmal edilmesi en çok dini siyasallaştıranların işine yaramış olup, bu gün her bir mahalle ve hatta sokak aralığında mantar gibi çoğalan tarikat ve cemaatlerin insan malzemesi bu iklimden karşılanmaktadır.

Tanrı, Yüce Türk'ünü Korusun!